Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinde son günlerde özellikle Hollanda ve Almanya özelinde sıcak gelişmeler yaşanıyor. Kısa süre önce, Hollanda’dan bir yıldır maslahatgüzar seviyesinde seyreden Türkiye – Hollanda ilişkilerini etkileyecek bir açıklama geldi. Hollanda tarafından alınan karara göre; Ankara Büyükelçisi resmen geri çekildi. Hollanda hükümeti, Ankara'daki Hollanda Büyükelçisini geri çekme, Türkiye'nin Lahey'deki Büyükelçisi'ne de "izin vermeme" kararı aldı. Hollanda hükümetinin bu kararı resmen, Lahey'deki Türk Maslahatgüzarına da bildirdi. Öte yandan Almanya’daki koalisyon görüşmelerinde ise Türkiye konusu üzerinde konuşulan ana gündem maddelerinden birisi oldu. ‘Büyük koalisyon’ olarak tabir edilen hükümeti kurmak için görüşen Hristiyan Birlik (CDU/CSU) ile Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) oluşturduğu taslak metinde Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde şu an için yeni bir fasıl açılmasının öngörülmediği belirtildi.

 

Hollanda’nın Türkiye’de bulunmayan büyükelçisinin geri çekilme kararını ve Almanya’daki koalisyon görüşmelerindeki “Türkiye – AB” ilişkileri konusunu Doç. Dr. Can Ünver, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

“Yeni Bir Kriz Değil”

 

Türkiye ile Hollanda arasında geçen sene Türkiye’deki anayasa referandumu öncesi başlayan kriz son dönemde Afrin Operasyonu’na karşı Hollanda Dışişleri Bakanı Halbe Zijlstra’nın olumlu bir beyanat verilmesiyle sanki artık geride bırakılmış olarak düşünülüyordu. Geçen gün Hollanda Dışişleri Bakanlığı aslında bir yıldan beri Türkiye’de bulunmasına ve hatta Türkiye’ye gelinmesine müsaade edilmeyeceği daha önce Türk hükümeti tarafından belirtilmiş olan Hollanda’nın Ankara büyükelçisinin çekildiğini açıkladı. Bu, gayet tuhaf bir açıklamadır. Aslında anlaşılan şu ki, Hollanda bu büyükelçisinin artık Türkiye’de zaten görev yapamayacağını da anlamış, görev yapmasının yararlı olmayacağını düşünmüş olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla, bir prosedürü yerine getirmiş. Bunu bizim basınımız ve bazı televizyon kanallarımız anlamsız bir şekilde yeni bir kriz olarak lanse ettiler ama bu doğru değil.

 

“Hollanda’da Türk Düşmanlığı Varlığını Gittikçe Daha Da Fazla Hissettiriyor”

 

Hollanda ile 400 yılı aşkın bir ilişkimiz var. Aslında Hollanda, Türkiye’ye en çok yatırım yapan ülkelerden bir tanesi, doğrudan yatırım açısından önemlidir. Bu ülkenin içinde yaşayan 500 bini aşkın bir Türk nüfus var ve bu ülkedeki birçoğu da Türkiye vatandaşı olan bireyler, aynı zamanda da Hollanda siyasetinde de etkili olmaya başladılar. Hatta, bir parti kurdular ve o partinin milletvekilleri bugün mecliste; ancak bütün bu gelişmelere rağmen Hollanda’da Türk düşmanlığı varlığını gittikçe daha da fazla hissettiriyor. Özellikle Hollanda’daki aşırı sağcı partinin ve bir anlamda o aşırı sağcı partinin kuyruğuna takılmış olan ana akım siyaset kurumlarının bu konudaki tavırları malumdur.

 

“Ortadan Kalkmış Olduğunu Sandığımız Birtakım Uygulamaların Anlamsızlıkları”

 

Başlangıçta ifade ettiğim üzere, Hollanda’nın Zeytin Dalı Operasyonu ile ilgili tutumu aslında Türkiye-Hollanda ilişkileri açısından umut verici olmuştu. Şimdi bir gerileme mi oldu? Belki de öyle demek doğru değil. Hollanda hükümetinin Türkiye’nin de yeni bir Hollanda büyükelçisi atamasına müsaade etmeyeceğiz şeklinde bir açıklaması var. Ben meselenin aslında diplomatik kanallarla çözülebileceği kanısındayım. Belki biraz gecikmeli olacaktır; ama Türkiye ile Hollanda’nın bu şekilde suni bir tartışmanın içerisinde bulunması aslında her iki ülke açısından da anlamsızdır. Özellikle Hollanda’nın da çıkarlarına aykırıdır. Bunu yakın bir gelecekte izleyip göreceğiz; ama Batı ülkeleri zaman zaman kendilerine hâkim olamıyorlar. Bunu sadece Hollanda için söylemek doğru değil, bu durum hepsi için geçerli. Türk düşmanlığı ya da Türkiye düşmanlığından umdukları şeylere bağlı olarak birtakım görüşler, beyanatlar ortaya çıkıyor ve bu Hollanda-Türkiye meselesi modern uluslararası ilişkilerde olmaması gereken; aslında duygusallığın ve 19. yüzyıl artığı neredeyse ırkçılığa varan bir tavrın ne kadar daha anlamsız olduğunu bir defa daha gösterdi. Türkiye bu konuda aslında duruşunu hiç değiştirmedi. Geçen sene referandum öncesi bir Türk hükümet üyesinin Hollanda’dan sınır dışı edilmesi, apar topar polislerle bunun yapılması yakışık alacak bir şey değil. Aynı zamanda, Dışişleri Bakanımızın Hollanda’ya gitmesine müsaade edilmemesi, Hollanda’nın hava sahasının kapatılması gibi davranışlar dediğim gibi eski dönemin, 100 – 150 yıllık eski dış ilişki alışkanlıklarının, artık ortadan kalkmış olduğunu sandığımız birtakım uygulamaların anlamsızlıklarıdır diye düşünüyorum.

 

“Almanya’da Sağ ve Solu Birleştiren Madde: Türkiye Aleyhtarlığı”

 

Almanya ile olan ilişkilerimize bakıldığında son dönemde önce Alman Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye gelmesi özel bir ziyaret şeklinde yansıtıldı. Daha sonra Türkiye Dışişleri Bakanı’nın Almanya’nın Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’i Almanya’da ziyaret etmesi, hatta evinde ağırlaması, iki ülke arasındaki ilişkilerin artık anlamsız bir şekilde devam eden ve kimseye faydası olmayan düşmanca bir ortamın sona ermesinin habercileri gibi kabul edildi. Ancak aynı Hollanda’da olduğu gibi Almanya da rahat durmuyor. Almanya’da “büyük koalisyon” yani Hristiyan Birlik Partileri ile Sosyal Demokrat Parti’nin oluşturacağı mevcut koalisyonun benzeri olan bir koalisyonun önemli mutabakat maddelerinden bir tanesi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne hiçbir şekilde neredeyse üye olamayacağına ilişkin olan maddedir. Bu merkez sağ ve merkez sol partilerini birleştiren en önemli maddedir. Diğer bazı konularda anlaşamıyorlar; ama bu konuda anlaşıyorlar mutlaka… Türkiye konusunda, Türkiye aleyhtarlığı konusunda hiçbir tereddütleri yok, aynen devam ettiriyorlar. Bu aslında Türkiye söz konusu olduğu zaman Almanya’nın da bir nevi kriz içerisinde olduğunu ve siyaset aniden mantığı olmayan bir tutum içerisine girdiğini gösteriyor.

 

“Bundestag’da Terör Örgütünün Renkleriyle Poz Veren Milletvekilleri ve Onlara Karşı Suskun Kalanlar…”

 

Bu tutum, maalesef bundan sonra Türkiye’nin karşılaşacağı bir meseledir. Mart ayında Varna’da Türkiye-Avrupa Birliği zirvesi yapılacak. Bugün Türkiye Dışişleri Bakanlığı vizesiz seyahat için 72 kriterin Türkiye tarafından yerine getirildiğini açıkladı. Ben doğrusu çok merak ediyorum bu 72 kriterin arasında özellikle terörle mücadele meselesi vardı. O konuda özellikle başta Almanya olmak üzere ne diyeceklerdir? Türkiye’nin bütün ısrarlarına rağmen, dik duruşlarına rağmen ve Avrupa Birliği’nden vazgeçmediğini defalarca beyan etmesine rağmen Avrupa Birliği’nin içine sokmayız diye çeşitli bahaneler uydurmaya hazırlanıyorlar. Yapılan açıklamaya göre, İngiltere’nin 75 sandalyesi Avrupa Parlamentosu’ndan ayrılıyor. Bir yandan genişleme olmayacak, büyüme olmayacak derken yüzümüze karşı, öte yandan Avrupa Birliği’nin Batı Balkanlar’da ciddi bir genişleme hamlesine giriştiği görünüyor. Türkiye’nin oradaki ilişkilerinden, oradaki hamlelerinden rahatsız olduklarını gizlemiyorlar. Dolayısıyla Avrupa Birliği, kendi kafasında dizayn etmiş oldukları sınırlarını Türkiye’ye uzatmama konusunda fevkalade niyetli görünüyor; fakat aynı şekilde Türkiye de bu işten vazgeçmeyeceğiz şeklinde bir duruş sergiliyor. Almanya’nın, Fransa’nın, diğerlerinin bu konuda ikna edilmesinin güç olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, Almanya tutumunu değiştirirse belki diğerlerinin de o çizgide değişiklik yapabileceğini düşünmek lazım. Öyle bir durum da yakın gelecekte görülmüyor. Türkiye politikasında özellikle Zeytin Dalı Operasyonu konusunda önemli bir değişikliğe gitmeyeceği anlaşılmaktadır. Belki doğrudan değil ama Almanya kamuoyunu hükümet üzerinden yönlendirmeyi çok iyi bilir. Dolayısıyla, Türkiye aleyhtarlığı havanın daha da koyulaştığını görüyoruz. Mecliste terör örgütünün renkleriyle poz veren milletvekilleri ve onlara karşı suskun kalan merkez partiler bu görüntünün aslında en belirleyici özellikleri diye düşünüyorum.