TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, Hocalı’da Ermenistan eliyle devlet terörünün yaşandığı Hocalı’daki katliamın DAEŞ’in katliamlarından farksız olduğunu söyledi. TÜRKSAM Genel Sekreteri Gencehan Babiş, Hocalı’da yaşanan katliamın uluslararası platformda soykırım olarak tanınması gerektiğini söyledi. Dünyanın katliama sessiz kaldığını kaydeden Babiş, Hocalı katliamının unutulmaması unutturulmaması için herkese görev düştüğünü kaydetti.

 

Gencehan Babiş, İnternethaber.com için Hocalı Katliamı’nı değerlendirdi. İşte Babiş’in 25-26 Şubat 1992’de yaşanan Hocalı Katliamı’na ilişkin o sözleri..

 

Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında 25-26 Şubat 1992 tarihinde yaşananlara 27 yıl sonra yeniden bakıldığında maalesef kapanması mümkün olmayan acılar görüyoruz. Bölgede bulunan Sovyetler’in 366. Motorize Piyade Alayı’nın desteğini alan Ermeni silahlı kuvvetlerinin 106’sı kadın, 83’ü çocuk olmak üzere toplam 613 masum insanı katletmesi hala hüzünle hatırlanmaktadır. Bununla birlikte birçok kişi de esir düşmüş ya da kaybolmuştur. Hayatını kaybeden bütün kardeşlerimizi öncelikle rahmetle anıyorum, yakınlarına ve Azerbaycan halkına bir kez daha başsağlığı diliyorum.

 

“Hocalı’daki Katliam DAEŞ’in Eylemlerinden Farksız”

 

Uluslararası hukukta bir katliamın neye göre soykırım sayılıp sayılmadığını 1948’de imzalanan ve 1951 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler’in Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde yapılmıştır. Hocalı’da yaşanan vahşet, burada belirtilen “gruba mensup olanların öldürülmesi”, “grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi” gibi maddeler başta olmak üzere tamamıyla uymaktadır. Burada yaşananlardan sonraki doktor raporlarından ve görsel kayıtlardan anlaşıldığı üzere, masum insanların gözlerinin oyulduğu, kafa derilerinin soyulduğu, hamile kadınların karnının süngülendiği bir mezalimden bahsediyoruz. Dolayısıyla, burada Ermenistan eliyle bir devlet terörünün hayata geçirildiğini vurgulamak gerekir. Meydana gelen insanlık dramında yaşananlar, dünyanın yok edilmesi için seferber olduğu terör örgütü DAEŞ’in yaptığı insanların diri diri yakılması ve barbarca katledilmesi gibi eylemlerden farksızdır.

 

İki Ana Neden: Kin ve Gözdağı

 

Neden saldırıların soykırım boyutuna ulaştığını incelediğimizde; Ermenilerin tarihten gelen bir kinin üzerine bina ettiği Türk düşmanlığı ve savaş devam ederken Azerbaycan tarafına bir gözdağı verme niyeti yatmaktadır. Ermenistan’ın sabık Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın sözleri, bölgede savaşmış Markar Melkonyan’ın ifadeleri ve daha birçok belge ile bu durum defalarca gözler önüne serilmiştir. Hocalı’da planlı bir şekilde katledilen sivillerin tek suçu Türk ve Müslüman olmalarıdır. Beşikteki bebeklerin bile hunharca öldürülmesi, gözü dönmüşlüğün derecesini göstermesi bakımından acı verici tarihi kanıtlar olarak günümüze aktarılmıştır.

 

“Unutmadık, Unutturmayacağız”

 

Dünyadaki genel tavra baktığımızda her şeyiyle günümüzün bir gerçeği olarak karşımızda duran ve soykırım olarak kabul edilmesi gereken Hocalı için birçok uluslararası kurum ve devletin Hocalı’ya sessiz kaldığını görüyoruz. Son yıllarda, Hocalı’nın soykırım olarak tanıtılmasına ilişkin faaliyetler kayda değer şekilde arttı. Oysa, ne Hocalı’da akan kan kurumuş ne uluslararası basın kuruluşlarının olaylarla ilgili yazdıklarının mürekkebi kurumuştur. Dünyanın gözü önünde yaşanan bu dramı dünya gündemine getirmek ve uluslararası alanda sorumlarının yargılanması için girişimler başlatılmalı ve çağrılara devam edilmelidir. Yurtdışında iki kardeş ülke Türkiye ve Azerbaycan diasporalarının ortak çalışmalarının artacağı ve önümüzdeki günlerde bunun verimli sonuçlar üretebileceğine inanıyorum. Birkaç gün önce Avrupa’nın göbeği sayılan Brüksel’de düzenlenen Karabağ Mitingi’nde Türkiye ve Azerbaycan bayraklarının birlikte dalgalanması bunun tezahürüdür. Öte yandan, Hocalı’da yaşananların Türkiye’de de anlatılması önem arz ediyor. Bu noktada, özellikle son yıllarda sivil toplum kuruluşlarının yaptığı sergi, panel, konferans, sempozyum gibi etkinliklerin sayısındaki artış memnun edicidir. Bunların koordine edilerek önümüzdeki senelerde daha büyük etkinliklerin hayata geçirilmesi ise daha fazla ses getirecek. Bunlara ek olarak, üniversitelerimizde akademik çalışmaları da daha fazla teşvik etmeliyiz. Ayrıca popüler kültür bunun anlatılması için daha fazla kullanılabilir. Siyasi olarak bakıldığında ise TBMM’nin bu konuyla ilgili olarak Dışişleri Komisyonu vasıtasıyla yayınladığı bildiriler var, Türkiye – Azerbaycan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu tarafından yapılan basın açıklamaları bulunuyor ve geçtiğimiz senelerde gazi meclisimizin Hocalı için özel oturum yaptığına da şahit olduk. Bunların önemli gelişmeler olduğunun altını çizmek gerekir. Tabii ki, hepimize de görev düşüyor. Hiçbir şey yapamasak bile sosyal medyada Hocalı’da yaşananlarla ilgili bir şey paylaşarak, çevremize bunu hatırlatabilir ve yakınlarımızı bilgilendirebiliriz, farkındalığı artırabiliriz. Kısaca, unutmamalı ve unutturmamalıyız çünkü unutulan soykırımlar tekrarlanır!