Ticaret savaşlarının temelinde dijital ekonomi olduğunu yaklaşık bir yıldır yazıyorum. Kuralları henüz kimse net olarak göremediği için, bu dijital ticaret tansiyonunun ne kadar daha derinleşeceğini kestirmek kolay değil. Elektronik ticaretteki hızlı büyüme, bulut teknolojileri ve diğer dijital gelişmeler küresel ekonomiye ivme kazandırmaya devam ediyor. Dünyanın en yüksek gelirli şirketleri dijital servis sağlayıcıları. Ancak bu hızlı büyüme hala ne ülkeler tarafından ne de küresel bazda kapsamlı bir regülasyon ile desteklenmiyor. Kitap veya DVD alışverişi için açık kurallar söz konusu iken, bu ürünler dijital hale geldiklerinde (örneğin Netflix) geçerli olacak kurallar hala net değil. Araba veya televizyon alışverişi için de net kurallar söz konusu iken, bu ürünlerin toplayacakları verinin nerede ve nasıl saklanıp, kullanılacağı da bir başka muamma.

 

Çin, Endonezya, Nijerya, Hindistan gibi ülkeler veri akışları ve e-ticaret vergilendirmeleri gibi konulardaki belirsizliğin ortadan kalkması yönünde bazı regülasyonları kendi ülkelerinde ortaya koydu. Bu ülkeler olası tehlikelerin farkında.

 

Son Davos’ta dijital ticaret konusunda görüşmelerin başlaması için de karar alındı. Bu görüşmelerde iki güçlü taraf olacak. Bir tarafta ABD ve diğer dijital ekonomiler. Silikon Vadisi’nden çıkan teknoloji devlerinin desteği bu grubun arkasında olacak. Diğer tarafta ise gelişmekte olan ülkeler. Bu ülkeler var olan yaklaşımın kendilerine pek yarar getirmediğinin farkında. Mücadele etme niyetindeler. Türkiye ne yazık ki, ikinci grupta!

 

Teknoloji devleri özellikle veri akışı, vergilendirmeler ve yerel firmaların yazılımlarını açmaları ve paylaşmaları gibi konulara odaklanıyor. Bu şirketler küresel olarak operasyonlarını sorunsuzca yürütebilmek istiyorlar. İstedikleri gibi veri akışını ellerinde tutabilmek ve “küresel olarak geçerli vergilendirme” gibi argümanlarla iş yapışlarını kolaylaştırmak istiyorlar. Hindistan da bu gidişata dur demek isteyen en aktif ülkelerden biri. Hindistan diyor ki “zaten Internet ile ABD şirketleri şu anda dünyada var olan pazarların yüzde 95’ine ulaşabiliyor”. Dijital ticaret, ABD servis ihracatının yüzde 50’den fazlasını oluşturuyor. Hindistan kaynaklarına göre bu dijital ticaretin hacmi 86.5 milyar doları geçiyor. Hindistan kendi verilerine kolay ulaşımın önüne geçmek için bazı önlemler almaktaydı. Internet Association (IA) endüstri grubu ABD Ticaret Ofisi’ne başvurarak, “Hindistan’ın kendi pazarına ulaşımı yavaşlatıp, engellediği” ve “Hindistan’da iş yapmanın zorlaştığı” yönünde şikayette bulundu.

 

IA grubu Google, Amazon, eBay ve Facebook gibi şirketler tarafından kurulmuş bir endüstri grubu. IA Hindistan’ı veriyi yerelleştirmek ve yerel tutmak ile suçluyor. Bunun yerine verinin iki devlet arasında yapılacak bir çerçeve içinde bulutta tutulabileceğini söylüyor. Bu gelişmekte olan Hindistan’daki durum. Öte yandan gelişmiş bir ekonomi olan ancak Brexit sürecinden geçen İngiltere de aynı şirketlerden benzer şikayetler duymaya başladı.

 

Aynı IA grubu İngiliz bakanlarının vergilerde olası değişiklik sinyallerinin İngiltere’yi artık iş yapılabilir bir yer olmaktan çıkarabileceğini söyledi. İngiltere geçen yılın bütçesine Dijital Servisler Vergisi’ni ekleme planlarını eklemişti. Bu dijital servis vergileri çerçevesinde İngiltere’nin dijital platform iş modeliyle çalışan şirketlerin İngiltere pazarından elde ettiği gelirleri yüzde 2 seviyesinde vergilendirmesi önerildi. Bu yaklaşık 400 milyon pound’luk bir ekstra gelir bütçe için (yaklaşık 3 Milyar TL). IA bunu doğru bulmuyor. Diyorlar ki; bu sadece İngiltere’nin vereceği bir karar değildir. Küresel bir çerçeve çizilmelidir ve her ülke aynı vergilendirmeyi yapmalıdır.  Hatta bu yeni vergilendirmenin ABD ile İngiltere arasındaki serbest ticaret anlaşmasını riske edebileceği de belirtiliyor IA tarafından.

 

Resim net. Yapılması gerekenler ve alınması gereken önlemler açık. Her ülkenin kendi verilerine akıllıca sahip çıkması kritik. Ülkeler kendini kolayca bu teknoloji devlerine teslim etmemeliler. Dijital ekonomimizi kollamak ve ivme kazandırmak bizim elimizde.

 

(Bu analiz, 2 Nisan 2019 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)