1980 sonrasında Türkiye’deki siyasi süreç irdelendiğinde (mevcut partileri dışında) Türkiye’deki Kürt kökenli vatandaşların bütünüyle kendilerini ifade edebilecekleri bir siyasi oluşumun ortaya çıktığını söylemek zordur. Bunun en önemli sebeplerinden birisi ülkenin farklı bölgelerinde yaşayan Kürtlerin düşünsel olarak homojen bir nitelik taşımamasıdır. Pek çok siyasal oluşum bu homojenlik üzerinde odaklanmış olsa da bugün Yozgat’ta, Erzurum’da, Hakkari ya da Giresun’daki bir Kürt vatandaşının siyasal örgütlenme sürecine yüklediği anlam ve bu sürece yönelik istek ve beklentisinin birebir aynı olmadığını peş peşe gelen bir çok seçim sonucunda görebilmek mümkündür. Algısal bakımdan Türk ve Kürt kimliğinin Milli Devlet temelindeki ilişkisi; kapsayıcılık durumu ve ortaya çıkan farklılaşma ülkenin farklı bölgelerinde farklı neticelere zemin oluşturmaktadır. Bu çerçevede Kürtlerin mutlak siyasi temsilcisi olduğunu iddia edenlerin neden Kürtlerin ancak yarısına yakınının oyunu alabildiğini sorgulama zamanı gelmiştir. Aslında bu yüzleşme onlar için Türkiye merkezli ve kapsayıcı bir siyaset sürecinin de ilk adımı olabilir. Zira bilerek ve isteyerek terörle arasında mesafe koymaktan kaçınan bir siyasi oluşumun adına ne derseniz deyin “marjinal” bir imaj içerisinde faaliyet göstermesi kaçınılmazdır.

 

Bunun giderilmesi yolunda önemli bir aşama olacağı iddia edilen HDP ve BDP birleşmesinden bu yana neredeyse bir yıl geçti. Bu birleşmeden yola çıkılarak ortaya konulan en büyük beklenti “Türkiye partisi olunacağı” yönünde idi. Ama daha çok yapısal bir birleşmeden ibaret olan bu adım ne zihniyet ne de söylem bağlamında farklı bir duruş ortaya koyamadı. Aksine bu birleşme 6-8 Ekim olaylarında görüldüğü gibi düne göre terörle daha çok anılan bir siyasi sistem meydana getirdi. Hiç şüphesiz bu gelişme Kürtlerin en çok yöneldiği ikinci parti olan AKP’nin oy havzasında belirgin bir büyüme sağlamakta ve/veya yeni kaynaklar meydana getirmektedir.

 

Seçim Barajı Ne Getirir Ne Götürür?

 

Yüzde 10 seçim barajının kısa ve uzun vadede barajı aşma ihtimali algısal olarak düşük kabul edilen partiler üzerinde olumsuz etkileri olduğu görülmektedir. Bu çerçevede söz konusu oylar ikinci tercihlere yönlenmekte ve bunun üst üste birkaç seçim devam etmesi durumunda zaman içerisinde o partinin ayakta kalabilmesi güçleşmektedir.

 

2011 yılında TEPAV tarafından yapılan bir araştırmada katılımcıların ’luk baraj düşüncesi ve/veya endişesinden arındıktan sonra olası davranışlarının nasıl bir eğilim gösterdiği sonucuna ulaşılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda Saadet Partisi dışında tüm partilerde göreli bir düşüş gerçekleşirken, Bağımsız-BDP’nin mevcut oylarını (%,6.6) koruyacağı iddiası ortaya konulmuştur. Bu araştırmadan yola çıkarak baraj endişesi ortadan kalksa bile Barış ve Demokrasi Partisi’ne (BDP) oy veren ya da vermeyen seçmen tercihlerinin çok fazla etkilenmeyeceğini ifade etmek mümkündür. Bununla birlikte bu yaklaşımdan sapmalar yaşanabileceğini gösteren en önemli gelişme Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı oy oranıdır. Barajsız ve etkili söylemlerle yapılan propaganda süreci Demirtaş’a kalıplaşmış BDP-HDP oylarının çok ötesinde bir oy kazandırmıştır. Bunun benzer bir yöntemle önümüzdeki seçimlerde de göreli neticeler vermesi beklenebilir.

 

Ancak Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı seçimi süresince ortaya koyduğu tavır ve üslup şu anki durumu yansıtmamaktadır. HDP’nin mevcut söylemleri ve stratejisi dikkate alındığında terör örgütü ile arasına mesafe koyamayan, hatta teröre ve asayişsizliğe (6-8 Ekim’de görüldüğü gibi) zemin oluşturan görüntüsüyle Doğu ve Güneydoğu dışında kalan bölgelerde kitlesel oylar alması mümkün değildir. Kaldı ki sözde çözüm sürecinden dolayı gerçekleştiği iddia edilen “çatışmasızlığın” devamını isteyen geniş kitlelerin (özellikle Batı’da) bu süreci desteklemek adına yöneldikleri ilk partinin AKP olduğu ifade edilebilir. Buna göre HDP’nin etnik siyaset üzerinden geliştirdiği mevcut söylemler çözüm sürecinin oya dönüşmesi konusunda belirli düzeyde AKP’nin elini güçlendirmektedir. Demirtaş’ın son olarak “Dananın kuyruğu koparsa gövdesi bizde kalacak” demesi ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Emrullah Bingül’ün “Kobane zafer kazanacak. Recep Tayyip Erdoğan düşecektir” şeklindeki sözleri HDP’nin kısıtlı bir bölgede siyaset yapmasını pekiştirmekte ve aynı zamanda AKP-HDP karşıtlığını derinleştirerek kitlesel oylarını önemli ölçüde AKP’nin çevrim alanına bırakmaktadır.

 

Kürt Kökenli Seçmen Sayısı…

 

KONDA araştırma şirketinin sahibi Tarhan Erdem’e göre Türkiye’deki toplam seçmenin ’i (en yüksek tahminlerden birisi), yani yaklaşık 7 milyon seçmen kendisinin “Kürt” olduğunu ifade ediyor. Eğer bu oranın doğru olduğunu kabul edersek sandığa giderek oy kullanan seçmenin ’i yaklaşık 5.3 milyon seçmene karşılık geliyor. Yine Konda’nın 2008 yılındaki araştırmasına göre Türkiye’deki Kürt ve Zaza’ların toplam nüfus içindeki oranı % 15,7 olarak ve bu oranın %66’sının Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgesindeki illerde yaşadığı belirtiliyor. Aynı araştırmada yaklaşık %30’u Batı bölgelerinde yaşayan Kürtlerin en yoğun olduğu il özellikle “göç alan” yerlerin başında gelen İstanbul ve buradaki Kürt kökenli insanların oranı düzeyinde.

 

Psikolojik Eşik Nerede Duruyor?

 

Bugünkü HDP’nin temsil ettiği siyasi cephenin daha önce bağımsız adaylarla seçimlere girdiği dikkate alındığında aday çıkarılan yerlerle çıkarılmayan bölgelerdeki tahmini oyların toplamı büyük önem arz ediyor. Buna göre 2011 seçimlerinde bağımsızların (BDP) aldıkları oy 2.478.000 ve toplam oyların %5,74’üne karşılık geliyor. Buna karşın BDP-HDP 2014 seçimlerinde yaklaşık ’lik artışla 2.967.250’e ve oran olarak toplam oyların %6,64’üne ulaşmış görülüyor. Eğer 12 Haziran’da yapılacak seçimlerde HDP’nin yine bağımsız adaylarla seçime gireceği düşünülseydi bu oranın yüksek bir artışla %7,6’lık bir düzeye ulaşması mümkün olarak değerlendirilebilirdi. Ancak HDP’nin seçimlere parti olarak tüm Türkiye genelinde katılması durumunda daha önce bağımsız adaylarla elde edilen oylar ve aynı zamanda geleneksel oy sahasının dışında kalan bölgelerde ne kadar oy alabileceğinin sorgulanması gerekmektedir. 2014 seçimleri üzerinden gidilecek olursa il bazında oy oranı %5’ten fazla olan 22 ilde (Tablo 1) alınan oy sayısının 2.149.000 ve buna İstanbul ile İzmir’de alınan oylar eklendiğinde 2.670.791 oya ulaşmaktadır. Bu oy sayısı Türkiye genelinde sandığa gideceği düşünülen 5.3 milyonluk Kürt seçmenin neredeyse yarısına karşılık geliyor…

 

 

BDP/HDP 2014 İl Genel Seçimi (%)

 

BAĞIMSIZLAR 2011 Genel Seçimleri (%)

DTP 2009 İl Genel Meclisi (%)

2007 Genel Seçimleri

3 Seçimin Ortalamas

Şırnak

73  

 

137.020

72

60

52

68

Hakkari

69          

   

81.819

80

72

56

73

Diyarbakır

56         

       399.941

62

60

47

59

Van

54         

       235.232

49

49

33

51

Mardin

53         

         180.217

61

48

39

54

Batman

52         

          127.579

51

54

39

52

Muş

48         

          82.980

44

45

46

46

Siirt

47         

        63.922

42

38

40

42

Ağrı

43         

        96.655

43

38

24

42

Iğdır

43         

          39.458

31

44

41

39

Bitlis

37         

          54.764

40

28

22

35

Şanlıurfa

28        

        220.070

27

20

20

25

Tunceli

28        

       16.658

22

20

60

24

Kars

26        

        36.896

19

19

16

27

Bingöl

22        

         28.589

24

21

14

22

Ardahan

16         

          9.147

12

13

9.3

14

Mersin

11        

         111.516

9.7

10

6.6

10

Adana

8          

         100.048

8

4

5.9

7

Erzurum

7           

           30.456

8.1

6

3.1

7

Adıyaman

7           

            25.054

6.6

5

8

6

Gaziantep

6           

           52.247

5.4

5.1

5.1

5.5

Elazığ

5.7       

       18.614

4.6

3.1

5.2

İstanbul

5          

           422.813

5.3

4.4

5.9

5.2

İzmir

3.76     

 99.006

4.8

3.6

4

4

 

Peki diğer yarısı…

 

Onlar HDP parti olarak seçime girdiği taktirde HDP’yi mi yoksa AKP ya da diğer partilerimi tercih edecekler?

 

Seçim sonuçları daha detaylı irdelendiğinde Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki 9 ilde oyların %44’ü AKP’ye giderken %33’ü BDP’ye (HDP) gelmiş. Aynı bölgede daha önce yapılan seçimlerde özellikle AKP’ye verilen oy oranına bakıldığında bu bölgedeki AKP seçmeninde istikrarlı bir tutum göze çarpıyor. Bu sonuçlara göre AKP açısından 2009’da %39,2, 2011’de %49,62’lik bir oy oranı dikkat çekiyor. Bu bölgede AKP ve BDP dışındaki diğer partilerin 850 Bin civarında oy aldığı ve MHP’nin bu bölgede son üç seçimdeki oy oranı ortalamasının %4.3, CHP’nin ise %8,5 olduğu anlaşılıyor. Doğu Anadolu Bölgesine bakıldığında da benzer bir durum söz konusu. Bölgedeki 14 ilde İl Genel Meclisi oylarının dağılımı AKP için %45,4 BDP için %25.1 düzeyinde. Yine daha önceki seçimlerle karşılaştırıldığında AKP’nin 2009’da %42.80 ve 2011’de %53,40 düzeyinde bir orana ulaştığı görülüyor. Ayrıca bu bölgede diğer partilerin 720 Bin dolayında oy aldığı ve MHP’nin son üç seçimdeki oy oranı ortalamasının , CHP’nin ise %8 olduğu anlaşılıyor.

 

Belirtmek gerekir ki bu oy oranları AKP’nin Güney Doğu Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesinde %40’ın üzerinde bir oy bandında gezindiğini (diğer koşullar göz ardı edildiğinde) göstermesi bakımından önemlidir. Bu sebeple AKP en az bu oy oranına bile ulaşmış olsa, yani 2015 Milletvekili Seçimlerinde her iki bölgede en az %40 oy aldığında yaklaşık olarak kullanılan 5.756.000 (Güney Doğu Anadolu 3.5 milyon- Doğu Anadolu 2.256.000) civarında oyun 2.5 milyonunu alması anlamına geliyor.

 

Geriye kalan oyların yaklaşık 1.6 milyon kısmının AKP ve BDP (HDP) dışındaki diğer partilere ait olduğu ve yine hatırlanacak olursa CHP ve MHP’nin Güney Doğu Anadolu bölgesindeki 480 Bin ve Doğu Anadolu bölgesindeki 535 Bin dolayındaki oyunu durağan kabul ettiğimizde –bile– kalan oyların 600 Bin civarında olacağı ifade edilebilir. HDP her iki bölgedeki kalan oyların tümünü alsa bile bu oyun 2014 seçimlerinde kullanılan toplam oy sayısına göre 2.241.000 düzeyinde kalacağını işaret ediyor. BDP 2014 seçimlerinde İl Genel Meclisi oylarına göre 2.082.279 oy almıştı. Bu durumda Türkiye genelinde barajı aşmak için (ortalama 4 milyon) HDP’ye verilmesi gereken oy sayısı 1 Milyon 750 Bine yaklaşıyor.

 

Sonuç

 

Tüm bu rakamlar HDP’nin barajı aşmak için bu iki bölge dışındaki illerden alacağı oyların hayati önem taşıdığını gösteriyor. KONDA’nın araştırmasından yola çıkacak olursak Türkiye’deki Kürtlerin üçte birinin Doğu ve Güney Doğu Anadolu dışındaki illerde yaşadığı söylenebilir. Bunu kullanılan oy oranına uyarladığımızda 5.3 milyon Kürt kökenli oyun 1 Milyon 600 Bine tekabül ediyor. Yine bu kapsamda bakıldığında BDP-HDP Marmara Bölgesindeki 11 ilde bölge oylarının %3,6’sını (506.000), Ege Bölgesindeki 8 ilde %2.4 (156.000) ve Akdeniz Bölgesindeki 8 ilde %2.7 (153.000) oy almış.

 

Daha önceki seçimler ve muhtemel demografik dağılım üzerinden gidilecek olursa HDP’nin Türkiye barajını aşması hayli zor görülüyor. Ancak bunun tek bir istisnası olabilir. Ya HDP terörle arasına mesafe koyacak ve Türkiye’nin farklı bölgelerinden, farklı kesimlerden oy almayı başaracak ya da Türkiye’deki oy kullanan Kürtlerin %85’i sadece HDP’ye oy verecek. Gerçekten her iki ihtimalde yaşadığımız süreç için kısa vadede ulaşılabilir gözükmüyor.

 

Kaynaklar:

 

Ağırdır, B. (2008). Kürtler ve Kürt Sorunu, KONDA Raporu, S.4-5.

http://www.haberturk.com/secim/secim2014/yerel-secim/partiler?source=cha

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/tarhan_erdem/bdp_secime_parti_olarak_girerse_baraji_gecer-1043170

www.ysk.gov.tr