Türkiye, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen Büyükşehir Yasası ile illerin değişen sınırları ve getirilen değişikliklerle ilk defa bir seçime gidiyor. Özerklik açıklamaları, yolsuzluk operasyonu ve mahalli idareler ile ilgili yeni düzenlemeler yaklaşan seçimlerin önemini daha da artırdı. Seçimlere son derece kısa bir süre kala, TÜRKSAM, Milliyetçi Hareket Partisi Osmaniye Milletvekili ve İçişleri Komisyonu Üyesi Hasan Hüseyin TÜRKOĞLU ile 30 Mart Yerel Seçimleri hakkında bir söyleşi yaptı.

 

1)         Sizce 30 Mart Yerel Seçimleri, Türkiye için ne ifade etmektedir?

 

Çoğulcu demokrasiler iktidarın sivil toplum kuruluşları dâhil bütün oluşumlar tarafından eleştirilerek barışçıl gösteriler yapılarak ya da medya aracılığıyla farklı düşüncelerin dile getirilmesiyle iktidarın etkilendiği ya da el değiştirdiği sistemlerdir. Tabi bütün bu süreçler sandık ile tamamlanmakta ve yeni yönetim anlayışları sandıkla şekillenmektedir.

 

Türkiye de 30 Mart seçimleri öncesinde 2002 yılına kadar geriye gidildiğinde 2002 öncesinden farklı olarak karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır. 2002 seçimlerinde Türkiye de askeri vesayeti kaldırıp yerine halk inisiyatifi getireceğini iddia eden ve bu söylem üzerinden elde ettiği primle üç genel seçimde galip çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi söz konusudur. Ancak bu dönem içerisinde aynı zamanda ileri demokrasi kavramı Avrupa Birliği üyeliği ve sözde Kürt sorunun çözümü kavramlarını da çok fazla duymuş bulunmaktayız.

 

Dönemin doğru analizi yapılacak olur ise kamuya ait tüm ekonomik değerlerini ifade eden unsurların AKP’lileştirildiğini, özel sektördeki başat sermaye gruplarının baskı altına alındığını ve AKP’ye hizmet edecek şekilde posizyon almaya zorlandığını, tüm (spor kulüpleri dâhil)  sivil toplum kuruluşlarının AKP’li olmaya mecbur bırakıldığını, dış politikada 91 yıllık Türkiye Cumhuriyeti Devletinin birikim, deneyim ve esaslarının terk edilerek yerine AKP’li birkaç yöneticinin düşüncelerinin ikame edildiğini, medyanın her unsurunun halkı tarafsız bilgilendirme fonksiyonunu yerine getirmekten çok AKP Hükümetinin bülteni şekline dönüştürüldüğünü görmekteyiz.

 

Bütün bunları alt alta toplayacak olursak, ortaya çıkan sonuç “AKP = Devlet” denkleminin kurulma çabasıdır. Bu noktada 2002’ye kadar geriye gidildiğinde AKP kısmen başarılı olmuştur. Yasama, yani TBMM anayasal bir erk ve diğer erklerden bağımsız bir yapı olması gerekirken AKP’nin bir bürosu haline getirilmiştir. İstenilen yasa değişiklikleri Anayasa ve İç Tüzük hükümleri çok da kaale alınmadan hemencecik değiştirilmiştir. Nitekim son dönemde ortaya çıkan tapelerde Bilal Erdoğan’ın ve Efkan Ala’nın siyasi sıfatları olmamasına rağmen yasaları değiştirmekten bahsettikleri görülmektedir.

 

Bir anayasal erk olan ve bağımsızlığı, tarafsızlığı esas olarak tanzim edilmiş olan yargı alanındaki düzenlemeler hep AKP Hükümetinin yargıyı kontrol etme üzerinde tahakküm kurma çabası olarak ortada durmaktadır. AKP, bunda da kısmen başarılı olmuştur. Medyayı ve ekonomi dünyasını kendisine hoparlör ve vokalist yapan AKP hükümetleri bizzat ellerinde bulunan ve hesabı tutulamayan miktardaki kara paranın da verdiği güçle 30 Mart mahalli seçimlerine doğru gidilmektedir.

 

Böyle bir tabloda 17 Aralık 2013 tarihine kadar programlarını ve AKP hükümetlerine yönelik eleştirilerini kamuoyuna aktarmaya çalışan bir muhalefet bloğu söz konusudur. AKP’nin sahip olduğu devlet imkânlarından sıfır seviyesinden faydalanan medyanın %3-5’ini kullanabilen iş dünyasının başat aktörlerini resim çektirmekten bile çekindiği bir muhalefet bloğu, 17 Aralık’tan sonra ise Fetullah Gülen grubu, cemaat, hizmet grubu diye anılan medya imkânları kısmen muhalefete de açılmıştır.

 

Türkiye, 30 Mart mahalli seçimlerine iktidar ve muhalefetin sahip olduğu imkânlar açısından kabaca böyle bir tablo ile gitmektedir. Bütün bu geniş imkânlara sahip olan iktidar partisinin söylemlerindeki farklılıklar, çelişkiler sahip olduğu medya ile kapatılmaya çalışılmaktadır. AKP’nin başındaki zatın; bazen Ümmetçi, bazen bölücü Kürtçü, bazen Milliyetçi, bazen Çevreci, bazen Sünnici, bazen Alevici gibi ifadeler kullandığını görmekteyiz.   Dolayısıyla AKP her bir oy için her şeyi söyleyebilmekte, her şeyi istismar edebilmekte bu konuda sınır tanımamaktadır.

 

Bütün bunlara rağmen AKP’nin gerçek yüzünün Türk milleti tarafından görülmeye başlandığını ifade etmek doğru olacaktır. Gerçekleri görebilen ve fark edebilenler hükmünü netleştirmekle beraber hala tereddüdü ve kafasında soru işareti olan ciddi bir kitle söz konusudur.

 

İşte bunun farkında olan AKP sonun başlangıcında olduğunu görmekte ve 30 Mart mahalli seçimlerini, mahalli yöneticileri seçmekten çok, bir ölüm kalım mücadelesi olarak değerlendirmektedir. Nitekim kampanya döneminde seferber edilen imkanlar, kullanılan argüman ve enstrümanlar göz önüne alındığında AKP tam bir seferberlik hali içerisindedir.

 

AKP, için var olma yok olma anlamına gelen 30 Mart 2014 seçimleri AKP’nin ekonomi, dış politika, bölücü silahlı terör ve toplumsal barış alanlarındaki yanlışlarının son derece tehlikeli boyutlara ulaşmış olan yakın tehlikelerin ortadan kalkması ya da devam etmesi anlamına gelmektedir. Eğer 30 Mart 2014 seçimlerinde bu tehlikeli ve hatalı hatta haince politikalara “dur” mesajı içeren bir sonuç ortaya çıkmazsa Türkiye için vahim bir tablonun ortaya çıkacağını söylemek söz konusudur.

 

2)         Hangi siyasi partilerin oy oranlarını yükseltmesini bekliyorsunuz? Neden?

 

30 Mart 2014 seçimlerinde daha önceki mahalli seçimlerden farklı olarak yaklaşık 57 milyon insanın yaşadığı 30 büyükşehirde, il genel meclisi oyları söz konusu değildir. Dolayısıyla daha evvel il genel meclisi oyu üzerinden yapılan genel seçime dönük değerlendirme bu seçimde yapılamayacaktır. Ayrıca 2009 seçimlerinde 3000’e yakın olan belediye sayısının yaklaşık yarıya gerilediğini düşünürsek belediye sayısı üzerinden de bir kriter yakalama şansımız olmayacaktır. Belki karma bir sistem üzerinden hareketle büyükşehir belediye sınırlarında belediye meclisleri için veya başkan adayları için kullanılan oylarla büyükşehir olmayan diğer 51 ildeki il genel meclisi oyları toplanmak suretiyle partilerin oylarının tespiti mümkün olacaktır. Bunun da ne kadar sağlıklı olacağı tartışmalıdır.

 

Buna rağmen 30 Mart 2014 mahalli seçimlerinde ağırlıklı olarak milliyetçi-muhafazakar seçmenden oy alan AKP’nin 2009’daki yüzde 38.5 oranındaki oyu ile 2011’deki yüzde 49.8’lik oyunun gerisine düşeceğini, milliyetçi-muhafazakar seçmenin tercihini AKP dışında kullanacağını düşünmekteyim. Tabi bu konuda ilk adres Milliyetçi Hareket Partisi’dir. MHP’nin bu seçimlerde bir oy patlaması yapacağı hususundaki genel kanaate ben de katılmaktayım.

 

Oylarını arttırması söz konusu olan bir diğer partinin de BDP olduğunu düşünüyorum. PKK’nın siyasi uzantısı olduğu sabit olan BDP’nin özellikle açılım adı verilen ihanet sürecini PKK’yla birlikte çok iyi değerlendirdiğini söylemek mümkün. AKP Hükümetinin “açılım, barış süreci” adını verdiği uygulamalarında Askerin kışlaya, Polisinde karakola çekilmesi suretiyle ortaya çıkan boşluk PKK tarafından doldurulmuştur. Eli silahlı teröristlerin ülke topraklarını terk edecekleri yalanıyla avutulan kamuoyu hala medya karartması uygulanması suretiyle güneydoğuda PKK’nın etkinliğinden yeteri kadar haberdar değildir. PKK’nın dağlardaki silahlı unsurları bölgede insiyatifi ele geçirme noktasında devlet güçlerinin önüne geçmiştir. Köy köy, mahalle mahalle BDP’nin adaylarının seçimi kazanabilmesi için organize bir gayret içindedirler. Bölgede yaşayan herkes korucular dâhil PKK’nın tehdidi altındadır. Bu da tabi olarak bölgede BDP’nin oylarını arttıracağına işaret etmektedir.

 

3)         BDP’li yetkililerce defalarca kez dile getirilen yerel seçimlerden sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bazı illerimizi içerisinde alacak şekilde özerklik ilan edileceği yönündeki açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

PKK’nın siyasi uzantısı olarak değerlendirildiğinde BDP de bölücü Kürtçü bir partidir. PKK 1978 de kurulduğu günden bu yana bağımsız birleşik Kürdistan hayalinden vazgeçmemiştir. PKK zaman zaman demokratik özerklik, federatif yapı gibi söylemleriyle bağımsızlık kavramını yumuşatarak, gizleyerek söylemlerde bulunsa da bu hedef hiç değişmemiştir. 30 Mart Mahalli Seçimleri atmosferinde BDP kaynakları sıkça 30 Mart’tan sonra özerklik ilan edileceğinden bahsetmektedirler. Artık o bölgeyi Ankara’nın gönderdiği vali ve kaymakamların yerine PKK-KCK’nın atadığı vali ve kaymakamların yönetmesinden bahsetmektedirler. Dolayısıyla 30 Mart mahalli seçimleri aslında üniter yapımız milli birliğimiz ve toprak bütünlüğümüz açısından daha sıkıntılı bir atmosfere gireceğimizi işaret etmektedir.

 

4)         Son dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen Büyükşehir Belediye Yasasının ve demokratikleşme paketlerinin 30 Mart Yerel Seçimlerine etkisi ne olacaktır?

 

AKP iktidarı PKK-BDP çizgisinde ve onların talepleri doğrultusunda birçok yasal düzenlemeye imza atmışlardır. PKK propagandasının serbest bırakılması PKK’lı teröristlerin cezalarında indirim, anadilde savunma ve eğitim, eş genel başkanlık vb. Mahalli İdarelerle ilgili düzenlemelerde ise en önemli değişiklik Büyükşehir Yasasında yapılan değişiklikle il genel meclislerinin kaldırılması ve büyükşehir sınırlarının il sınırlarına çekilmesidir. Bu husustaki tartışmaların Oslo’da PKK’lılarla yapıldığını, müzakere edildiğini ve PKK’yla AKP’nin temsilcileri arasında bir mutabakata varıldığını görmekteyiz.

 

Dolayısıyla Büyükşehir yasasındaki değişiklik PKK’nın talepleri doğrultusunda olmuştur. PKK – BDP ve AKP üniter yapıyı ortadan kaldıracak bir sonuç doğuracak şekilde illerde tek meclis, seçimle gelen vali gibi düzenlemeleri hedeflemişlerdir. Özerklik ve federatif yapının ve nihayetinde bağımsız birleşik “Kürdistan’ın” önemli bir aşaması olan bu düzenleme ilde var olan tek meclisin alacağı bir siyasi kararın (örneğin özerklik, bağımsızlık gibi) o ilin tüm halkının iradesi gibi yansıtılması, kullanılması sonucunu doğuracaktır. İşte bu düzenlemeler yeni büyükşehir olan Mardin, Van, Şanlıurfa ile Diyarbakır’da muhtemelen BDP’nin kontrolündeki belediye meclislerinin alacakları kararlarla büyük kaosların arifesinde olduğumuza işaret etmektedir. Bu düzenlemeler PKK-BDP talepleri doğrultusunda gerçekleşmiş ve onların neredeyse tek başına propaganda yaptığı bir alanda başarılı olmalarına yönelik döşenmiş taşlardır.

 

5)         Türkiye’nin son dönemde içerisinde bulunduğu hareketli siyasi gündem, özellikle 17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu ve sonrasında internette yayınlanan tapeler dikkate alındığında 30 Mart Yerel Seçimlerine sizce nasıl bir ortam içerisinde girilmektedir? Yaşanan gelişmelerin sandığa etkisi ne şekilde olacaktır?

 

17 Aralık’tan bugüne ortaya çıkan gelişmeler AKP Hükümetinin toplumun tüm kesimlerini birbirine karşı kışkırtan, devletin kurumlarının birbirleriyle kavga ettiği, anayasanın fiilen askıya alındığı, toplumsal barış ve huzurun PKK’lılar hariç kalmadığı devletin sırlarının ve özel hayatın ortalığa döküldüğü bazı dini grupların bizzat Başbakan ağzıyla darbeci olarak ifade edildiği bir atmosferde seçime gidilmektedir. Şüphesiz ki, bu tablodan rahatsız olan toplumun kahır ekseriyeti sandıkta tercihlerini ona göre şekillendirecektir. Ama her halükarda devleti yönetemeyen çatışmacı bir üslupla gerilimi arttıran ve bu şekilde yaparak rüşvet yolsuzluk ve hırsızlığı unutturacağını düşünen Başbakan ve partisini tavsiye edecektir.

 

6)         Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Hükümeti tarafından başlatılan “demokratik açılım süreci” 30 Mart’tan sonra nasıl bir seyir izleyecektir?

 

30 Mart seçimlerinden sonra ortaya çıkacak olan tabloda AKP’nin artık Türkiye’yi yönetemeyeceği görülecektir. AKP, 30 Mart seçimlerinin en çok kaybedeni olacaktır. Dolayısıyla açılım süreci denilen ihanet projesi AKP ile birlikte gündemden düşecektir. Bu noktada bugüne kadar geç ya da yavaş da olsa AKP eli ile istediklerini elde eden PKK-BDP-KCK yapılanması daha evvel cesaret edemediği ya da başarılı olamadığı halkı devlete karşı kışkırtmak, devlet dairelerine saldırmak gibi bir strateji izleyecektir. 30 Mart seçimlerinden sonra pek iç açıcı bir tablonun ortaya çıkacağı söz konusu değildir.

 

7) 2014 Yerel Seçimleri beklentilerinizden yola çıkarak Türkiye’nin geleceği hakkındaki görüşleriniz ve öngörüleriniz nelerdir?

 

30 Mart seçimleri sonrasında AKP’siz bir Türkiye tasavvur edilmelidir. Bu çerçevede ekonomide, dış politikada, terörle mücadelede ve toplumsal huzur ve barış hususlarında ortaya çıkan tahribatın tamiri restorasyonu söz konusu olacaktır.  Bulunduğu bölgede kendi çıkarları dışındaki çıkarlara hizmet eden politikalardan vazgeçmiş diplomatik birikimlerine dayalı usul ve teknikleri kullanan böylece dış dünyada eski itibarını yeniden elde eden bir Türkiye’nin inşası söz konusu olacaktır.

 

Alt kimlik ve mezhepsel söylemleri bir ayrıştırma aracı olarak kullanan AKP’nin yerini, üst kimlik yani Türk kimliği çatısı altında tüm inançları kucaklayan alt kimliklere ait tüm değerleri sahiplenen yaşatan bir anlayış ortaya konmalıdır. Böylece 1000 yıl da karıldığı tarafımızdan ifade edilen kardeşlik hukukumuz yeniden Milli Mücadele yıllarındaki haline dönüştürülmelidir.

 

Teröristlerin muhataplarının Hükümetin ya da Başbakanın özel temsilcileri yerine kolluk güçleri hâkim ve savcıların olduğu, Kürt kökenli mütedeyyin insanlarımızın PKK’lıların insiyatifine bırakılmadığı, terör örgütünün ve teröristlerin tehdit olmaktan çıkarılarak etkisiz hale getirildikleri, Kürt kökenli insanlarımızın ise masum, demokratik ve meşru taleplerinin konuşulduğu tartışıldığı bir Türkiye düşünülmelidir.

 

2002 yılında dünyanın 17. büyük ekonomisi iken; 12 yıl sonra aynı noktada duran ancak bunu bile bir başarı propagandası olarak sunmaya çalışan anlayışın yerine, komşuları ve özellikle de Türk dünyası ile ticari, sosyal ve kültürel ilişkilerini üst seviyelere ulaştırmış bir Türkiye böylece ilk etapta dünyanın 10 büyük ekonomisi arasına girebilecek bir Türkiye hiç de hayal değildir.

 

Bütün bu hedeflerin gerçekleşmesi için şov yapmaktan uzak samimi duygularla milletine ve değerlerine sahip çıkan sel değil kum olan anlayış ve kadroları iktidara getirmek Türk milliyetinin şu anda mahkûmiyetidir.  30 Mart seçimlerinin böyle bir hayra vesile olacağına inanmaktayım. Çabamız ve gayretimiz bu yöndedir. Allah’ın izniyle de tahakkuk edecektir.