Türkiye'de Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesi ve buraya bir alışveriş merkezinin yapılmasına karşı tepki içeren ve sonrasında büyüyen protestolara benzer biçimde, Almanya’nın Hamburg kentinde bazı gruplar tarafından şehirde alternatif bir kültür merkezi olarak kullanılan Rote Plaza’nın tahliye edilmesi isteminin sonucunda şehirde büyük gösteriler meydana gelmiştir. Bu protestolar, çoklukla Türkiye’de “Almanya’nın Gezi’si” olarak değerlendirilmiştir; ama gösterilerin Türkiye’dekilerle benzer tarafları olduğu kadar farklı yanları da bulunmaktadır. Genel itibariyle bakıldığında, Almanya’daki olaylar, “Occupy Wall Street”in Hamburg ayağı olan “Occupy Hamburg” hareketinden esinlenmiş özellikler taşımaktadır ve çıkan olayların çekirdeğinde olan gruplara bakıldığında bir farklılık görülmemektedir. Almanya’da iktidarda olan Hıristiyan Demokrat Parti (SPD) ve Türkiye’deki iktidar Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) olayların birbirleriyle ilişkilendirilmemesi gerektiğini ifade etse de iki olay arasında farklılıklar olduğu kadar göstericilere karşı polisin sert, medyanın umursamaz ve iktidarın hoşgörüsüz tavrı benzer görünmektedir.

 

Hamburg’un “Gezi Parkı”: “Rote Plaza”

 

1989 yılında Rote Plaza’nın restorasyonunun pahalı olması sebebiyle şehirde farklı bir opera binası inşa edilmiş ve bu bina da sol gruplar tarafından işgal edilerek alternatif bir merkeze çevrilmiştir. Alman işadamı Klausmartin Kretschmer tarafından 2001 yılında 370 bin Mark’a alınan opera binası Rote Flora’nın 2013 yılında 30 milyon Euro’ya satılmak istenmesi siyasi rant konusunda büyük tepkiler toplamıştır. Kretschmer, binadan 25 bin Euro kira istemiş ve verilmemesine ilişkin buranın 20 Aralık tarihine kadar boşaltılmasına ilişkin talebi sonucu 21 Aralık 2013 tarihinde gösteriler başlamıştır. Göstericiler ve polis arasında çıkan çatışmalarda yüzlerce kişi yaralanmıştır.

 

Olayların üzerinden bir hafta geçtikten sonra Hamburg polisi yaklaşık 40 göstericinin Davidwache karakoluna saldırarak üç görevliyi ağır yaralaması üzerine, Altona, St Pauli ve Sternsache semtlerini ‘tehlike bölgesi’ ilan etmiştir. Polise bu bölgede neden göstermeden herkesi arama yetkisi verilmiştir.[1] Türkiye’deki Gezi Parkı’na benzer bir biçimde Rote Plaza da bu noktada pekala bir hoşnutsuzluk sembolü olarak görülebilir. Gösteriler, Rote Plaza’dan dolayı çıksa da Rote Plaza’nın satışının dışında birçok etmeni de içerisinde barındırmaktadır.

 

“#direntaksim” ve “#occupyhamburg”

 

Hamburg, futbol takımıyla dünyadaki sol çevrelerin büyük sempatisini kazanan St Pauli başta olmak üzere sol grupların etkin olduğu bir şehirdir. Libya’da yaşanan karışıklardan kaçarak İtalya’nın Lampedusa Adası’na buradan da Hamburg’a gelen mültecilerle dayanışma protestoları ve SPD’nin mülteci politikalarının onaylanmadığı yürüyüşler Almanya’da 2013 yılının ikinci yarısında birçok kez yaşanmıştır.

 

Hamburg olaylarında siyasi ranta, yabancı düşmanlığına karşı çıkış varken; Türkiye’de asıl kaygı otoriterlikten diktatörlüğe doğru kayan Başbakan Erdoğan’ın liderliğine karşı bir mesaj vermektir. Gezi Parkı eylemlerinde sistemsel bir değişiklikten ziyade tepki ön plandadır. Gezi Parkı eylemlerinin asıl nedeni Türkiye’de son 11 yıldır iktidarda olan AKP’nin hayata geçirmeye çalıştığı toplum projesine ve Başbakan Erdoğan’ın otoriterlikten diktatörlüğe doğru kayan üslubuna bugüne kadar birikmiş olan karşıtlığın dışavurumudur. Dolayısıyla üç ağacın kesilmesinden ziyade bunu 10 yılın birikimi olarak görmek gerekmektedir. Örneğin, insanlarda Erdoğan’ın beyaz ekmeğin yararlarıyla ve yenmesi gerektiği ile ilgili açıklaması ve bunu ifade ediş tarzı ne yiyeceklerine bile karışan bir başbakanın görevde olduğu algısını yaratmıştır. Türkiye’de yayınlanan diziler ile ilgili görüşlerini bile belirtmesi, bir yandan gündem değiştirme çabası olarak görülmüş diğer yandan halk, izlediklerine bile karışıldığı kuşkusuna kapılmıştır. Bunlara ek olarak, her ailenin üç çocuk sahibi olmasına ilişkin demeçleri, eğitim sisteminde sık sık yapılan değişiklikler, TC ibaresinin kaldırılma girişimleri, terörle müzakere sürecine ilişkin rahatsızlık, medyaya uygulanan sansür Gezi Parkı’na giden yolu açmıştır. AKP’nin neo-liberal ekonomi politikasının bir çıktısı olarak Türkiye’de son zamanlarda hızla çoğalan AVM’lere tepki burada sadece çevreye hassasiyet ile açıklanmamalıdır. Buradaki tepkinin altında yatan unsurlardan biri de küçük esnafa zarar veren AVM’lerin ortaya çıkarttığı ekonomik sonuçlardır. Türkiye’deki neo-liberal dönüşümün yarattığı adaletsizlik, benzer şekilde Almanya’nın bazı kentlerinde de derinden hissedilmektedir. Özellikle son yıllarda, Hamburg’da devletin bazı organlarının özelleştirilmesi halkın rahatsızlıklarına neden olmuştur.

 

Türkiye’deki eylemlerde ekonominin getirdiği sıkıntılar, nedenlerin arasında ilk sırada yer almamıştır. Türkiye’de 17 Aralık 2013 tarihinde gerçekleşen Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu’ndan sonra gerçekleşen “Hırsız Var!” eylemleri Gezi Parkı direnişi gibi geniş bir alana yayılmamıştır.

 

Hamburg’daki yaşananların bir değerlendirilmesi yapıldığında yerel motiflerle bezenmiş bir “Occupy” hareketi olduğu anlaşılacaktır. Dünyanın her yerinde benzer sebepler nedeniyle çıkan “Occupy” hareketine benzer bu gelişmeler Hmburg’un yerel dinamiklerinden kaynaklanmıştır. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin en büyük sorunlarından birisi olan mülteci sorunu, Avrupa Birliği’nin (AB) mali bakımından en sağlam ülkesi olan Almanya’nın iç siyasetini etkileyeceği bu şekilde anlaşılmıştır. Gezi olaylarına benzer şekilde Almanya’daki protestolarda da sosyal medya üzerinde organize olunmuş ve buradan göstericilerce destek sağlanmıştır.

 

Olaylar ve Türkler

 

Siyasetçilerin zaman zaman oy kaygısıyla göçmen karşıtı açıklamalarının, Almanya’da yaşayan Türklerden kaynaklanan bir sorunda hatanın Türklere yıkılması ve Türklerin başarılarının ise Almanya’nın disiplinli yaşam sistemine bahşedilmesi, Türklere karşı bir çeşit “Alman oryantalizminin” oluştuğunu göstermektedir. Bu düşünce, son derece sakıncalı olmasının yanı sıra Türklere karşı girişilen şiddet eylemlerinde de suçluların bulunması sürecinde yanlış uygulamalara neden olmuştur.[2] Bu bağlamda, sayısı 3 milyona yaklaşan Türklerin de Almanya içerisinde görülen yabancı düşmanlığından mağdur olduğu görülmektedir. Türklere ait evlerin yakılması, Türklere karşı girişilen cinayetler ve bunun arkasında devlet bağlantılarının çıkması ülkede bundan en fazla etkilenenler gruplardan birinin de Türkler olduğunu göstermektedir. Hamburg’da yaşanan olaylara bakıldığında ise Türklerin ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla şu ana kadar göstericilerin direk saldırısına maruz kalmadığı görülmektedir. Göstericiler, küreselleşme karşıtı bir duruş benimsedikleri için yerel ölçekte faaliyet gösteren Türklerin işletmeleri doğrudan hedef alınmamıştır.

 

Alman “Penguenler”

 

Alman basını da Hamburg’da yaşanan olayları tamamen tarafsız olarak yansıtma konusunda son derece yetersiz görünmektedir. Taksim başta olmak üzere Türkiye genelinde son derece büyük protestoların yaşandığı büyük bir televizyon kanalının penguen belgeseli yayınlaması ve ana akım görsel medyanın yaşananlara duyarsız kalması “penguen” imgesini yaşananların sembolü haline getirmiştir. Yedi gazetenin (Haber Türk, Türkiye, Sabah, Zaman, Yeni Şafak, Star, Bugün) 7 Haziran 2013 tarihindeki havaalanı konuşmasından sonra aynı torna tezgahından çıkmışçasına “Demokratik taleplere canımız feda” manşetiyle yayınlanması yazılı basının durumunu ortaya koymuştur.

 

Türkiye’de protestoları yansıtmayan medyanın Almanya’da yaşananlar hakkında büyük eleştiriler getirmekte ve böylece bir noktada da Türkiye’de Gezi Parkı’nın “faiz lobisinden” beslenen olaylar algısı pekiştirilmeye çalışılmaktadır. Star gazetesi “Alman medyası kendi 'Gezi'si için üç maymunu oynuyor”, Türkiye gazetesi “Gezi’ci Alman basını Hamburg'da sus pus!” başlıklarıyla verdiği haberler bunun birkaç örneğidir ne var ki, “Gezi’yi gören gözlerin, Hamburg’da kör olduğunu” ifade etmeleri son derece ironik bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. 

 

Polis, Biber Gazı ve Tazyikli Su

 

Almanya’daki gösterilerde de “biber gazı” ve “tazyikli su” değişmemiş, polis göstericilere olan tavrı nedeniyle sert eleştirilere maruz kalmıştır. Hamburg’daki protestolarda birçok kişinin yaralanması, muhalefet başta olmak üzere birçok kişi tarafından eleştirilmiştir. Altona’daki yabancıların polis tarafından fişlendiğine ve farklı etnik kökenlerden gelen insanlara önyargılı olarak bakıldığına ilişkin iddialar bulunmaktadır. Benzer bir durum, çeşitli alanlarda fişleme iddialarının arttığı Türkiye’deki Gezi Parkı olaylarında da görülmüştür. Emniyetin verilerine göre, Gezi olaylarına atılanların yüzde 78’inin Alevi olduğu iddia edilmiş ve Türkiye’de de mezhep üzerinden güvenlik birimlerinin fişleme yaptığı söylenmiştir. Almanya’da 2010 yılında Stuttgart kentinde Stuttgart 21 Projesi’ni istemeyen protestolarda polis tarafından güç kullanımı hatırlandığında Hamburg’un Merkel iktidarındaki polis şiddetiyle ilgili ilk tartışma olmadığı anlaşılacaktır.

 

Değerlendirme

 

Gezi Parkı ve Rote Plaza’dan dolayı çıkan olayların nedenleri farklı olsa da gösterilerin başlangıcından sonraki süreç iki ülkede de birbirine benzemektedir. Türkiye’de daha kapsamlı olan protestolar Almanya’da daha lokal kalmıştır. Bu vesileyle, Avrupa Birliği içerisinde mülteci sorunu bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır. Türkiye ile AB arasında yapılan Geri Kabul Anlaşması’na bu noktadan da bakılmalı, AB’nin mülteci sorununun çözümünde Türkiye’ye rol verileceği görülmeli, Türkiye’de de benzer olayların yaşanmaması için sorunların detaylı olarak çözülmesine çalışılmalıdır.

 

Almanya’da yaşayan Türkler, şu ana kadar Hamburg’daki olaylardan fazla zarar görmemiştir; fakat ilerleyen süreçte protestoların Almanya içerisindeki istikrarı ve huzuru bozduğu kanaatinde olan kesimler, özellikle SPD yanlıları tarafından Almanya içerisinde yaşayan yabancılara karşı bakış hasmane bir tutuma dönüşebilir. Dolayısıyla, bu durumda en fazla etkilenecek olan gruplardan birisi de Türkler olacaktır. Mültecilerin korunmasına ilişkin gösterilere karşı girişilecek hareketlerden korunmak için Türklerin son derece sağduyulu ve dikkatli davranmaları elzemdir.

 

Gezi olaylarının başlangıcında bu gösterilerin Batı’da yaşanan gösterilere benzediği Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve bazı AKP’li yetkililer tarafından ifade edilmiştir. Hamburg olayları ve Gezi olayları ise açıklamalara bakıldığında olaylar iki ülke iktidarına göre benzer değildir. Almanya’da sol fraksiyonların, yeşillerin ve mülteci derneklerinin şikayetleri Türkiye’de birçok kesimden insanların endişeleriyle bire bir aynı olmasa da Almanya’da iktidarda bulunan Hıristiyan demokratlarla Türkiye’de iktidarda bulunan İslami muhafazakar çevrelerin yaşananlara bakışı arasında bazı paralellikler görülmektedir. 

 


[1] Hamburg Kaynıyor, http://www.dw.de/hamburg-kayn%C4%B1yor/a-17344429, Erişim Tarihi: 11 Ocak 2013.

[2] A. Gencehan Babiş, Aşırı Uçtaki Irkçılık ve “Derin” Bağları: Almanya’daki Türk Cinayetleri, 21. Yüzyıl Dergisi, Sayı 38, Şubat 2012.