Gürcistan’ın yıldırım harekatıyla işgal ettiği ayrılıkçı Güney Osetya’nın Rusya’yı resmen yardıma çağırmasıyla birlikte bölgede “anayasal düzeni sağlama” savaşı resmen Gürcistan-Rusya savaşına dönüşmüş durumdadır. Her ne kadar bu makalenin yazıldığı saatlerde resmen karşılıklı bir savaş ilan edilmese de Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili ülke de “Savaş Hali” olduğunu belirtir bir belgeyi imzalayarak onay için parlamentoya gönderdi. Parlamento ise bu öneriyi kabul etti. Rusya Federasyonu Genelkurmay Başkanlığı ise ısrarla bir savaş hali olmadığından bahisle meselenin çatışma bölgesindeki vatandaşlarını kurtarmaktan ibaret olduğunu vurgulamaktadır. Gürcistan bir yandan “Savaş Hali” ilan ederken diğer yandan da ateşkes istediğini açıkladı.

 

TÜRKSAM olarak bölgedeki kaynaklarımızdan aldığımız bilgilere göre aslında çatışma bölgesinde basına yansıyanın çok daha ötesinde ağır kayıplar verilmektedir. Çatışmalar ise Güney Osetya’nın ötesine taşarak Gürcistan içlerine kadar yayılmıştır.

 

TÜRKSAM olarak savaşın ilk günü olan 8 Ağustos’ta birçok Tv kanalında yapmış olduğumuz değerlendirmelerde hep şunu vurgulamıştık. Gürcistan’ın Güney Osetya’yı işgal etmesi kolay, ama onu elinde tutması oldukça zordur. Zira bölgedeki diğer Kafkas halklarından gönüllü birlikler oluşturularak Güney Osetya’nın yanında savaşa girmişlerdir. Ondan da önemlisi Rusya artık resmen bu savaşın tarafı olmuştur ve Gürcistan’ın Rusya karşısında bölgede tutunma şansı yoktur. Nitekim öyle de olmuştur. Başkent Tsinvali Rus 58. ordusunun kontrolüne geçmiştir.

 

Rusya bir yandan Gürcistan’ı Güney Osetya’dan atmaya çalışırken diğer yandan da Gürcistan’ın Askeri ve sınai altyapısını tahrip etmeye çalışıyor. Rusya aynı zamanda Gürcistan’a ambargo uygulamaya başlarken, alınacak diğer tedbirler konusunda da çalışmaları sürdürmektedir.

Gürcistan’ın Rusya karşısında çok fazla dayanma şansı yoktu. Nitekim Rus birliklerinin Tsinvali’de kontrolü sağlaması ve Rus Hava Kuvvetlerinin Gürcistan’ın altyapısını ve askeri gücünü tahrip etmesinin ardından Saakaşvili’nin barış istemesi de Gürcistan’ın bu savaştan kaybeden olarak çıkacağını göstermektedir. Senaryo bu minvalde geliştiği takdirde Güney Osetya ve Abhazya tamamıyla Gürcistan’dan kopmuş olacaktır ve bu iki Cumhuriyetin barış yoluyla Gürcistan’s geri döndürülmesi yolu da tamamıyla kapanmış olacaktır.

 

Gürcistan’ın Güney Osetya harekatını Batıdan (ABD, NATO v.b.) habersiz yapmış olması pek mantıklı gözükmemektedir. Gürcistan’ın bu harekat sonrasında Rusya’nın bu işe müdahil olmayacağını hesaplayamamış olması yine ihtimal çerçevesinde değildir. Peki, o zaman Gürcistan sonunda Rusya ile savaşacağını bile bile neden böyle bir eyleme girişmiştir. 2003 yılından beri bu harekata hazırlanan Gürcistan’ın bütün bu gelişmeleri hesaplayamamış olması mantıklı değildir. O zaman geriye şu ihtimal kalmaktadır. Gürcistan bütün bu olacakları bile bile savaşa girdi ve Rusya’yı savaşta karşısına aldı. Bunu yaparken de ihtimaldir ki, Rusya’yı bölgede bir çatışmanın içine çekmek istedi.

 

Peki, Gürcistan bunu yaparken hangi stratejik amaçları hedeflemiş olabilir. Bu hususları şu başlıklar altında toplayabiliriz:

 

–         Rusya bölgede etnik temelli bir savaşın içerisine çekilerek uluslararası alanda “saldırgan ülke” imajına bürünecektir.

–         Gürcistan tek başına Rusya ile baş edemeyeceğini bildiğinden zor duruma düştüğünde ABD ve NATO’dan yardım almayı hedefleyecektir.

–         Gürcistan’ın NATO’ya girme süreci hızlandırılacaktır.

–         ABD’nin en büyük rakibi Çin’de yapılan olimpiyatlar “bu harekatla” gölgelenecektir.

–         ABD seçimlerinde dikkat başka yöne çekilerek Obama’nın önü kesilmeye çalışılacaktır.

–         Rusya’nın dikkatinin bölgesel çatışmalara çekildiği bir noktada belki de İsrail ile ABD İran’ı vuracaktır.

 

Bu ihtimal ve senaryolar çoğaltılabilir. Ama anlaşılamayan bir nokta ABD’nin ne kadar Gürcistan’ın yanında yer alabileceği sorusudur. Bu ana kadar ABD tarafından yapılan açıklamalarda ateşkesin sağlanması, Rusya’nın geri çekilmesi ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün sağlanması gibi konuların ötesine geçememiştir. ABD’nin bundan sonra tavrını sertleştirmesi bölgedeki senaryoların anlaşılması açısından önemli olacaktır. Diğer yandan Saakaşvili beklediği yardımın gelmediğini görünce ateşkes çağrıları yapmaya başlamıştır.

 

Rusya ile Gürcistan arasında devam eden sıcak çatışma bölgede bir ayrışmayı da beraberinde getiriyor. Bu ayrışma aslında uzun süreden beri vardı, ancak kesin çizgilerle ortaya çıkmamıştı. Şimdi ise bölge ülkeleri yaptıkları açıklamalarla bu savaşta kimin kimi desteklediğini ortaya koymaktadır.

 

Ermenistan bu savaşta Rusya’ya açıktan destek vermekte ve hatta sıcak çatışmanın tarafı dahi olmaktadır. Gürcistan’ın başkenti Tiflis yakınlarındaki Vaziani ve Marnauli bölgesindeki ABD ve NATO tarafından modernize edilen ve gayri resmi bir şekilde kullanılan askeri üsler Ermenistan’dan havalanan Rus askeri jetleri tarafından vurulmuştur. Bu alanen Ermenistan’ı bu savaşta Rusya’nın yanında yer aldığının açık kanıtıdır. Ayrıca Kazakistan’ın da Rusya tarafında yer alma eğiliminde olduğu görülmektedir.

 

Bölgenin diğer ülkelerinin genelinde Gürcistan yanlısı bir tutum görülmektedir. Dağlık Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgal edilmesi sebebiyle Gürcistan ile benzer kaderi paylaşan Azerbaycan Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden yana tavır sergilemiş ve bu yönde açıklamalar yapmıştır. Bölgede Ukrayna, Baltık ülkeleri, Polonya, AB, NATO ve ABD Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü savunan ve/veya bu yönde imada bulunan açıklamalarda bulunmuşlardır.

 

Burada en hassas konumda olan ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Türkiye Azerbaycan’ın de benzer sorunlar yüzünden muzdarip olması sebebiyle ayrılıkçı hareketlere sıcak bakmadığı ve ülkelerin toprak bütünlüğünden yana olduğu yönünde açıklamalar yapmaktadır. Ancak diğer taraftan Rusya ile de hassas olan ilişkilere halel getirecek girişimlerden de kaçınmaktadır. Gürcistan ordusunun modernize edilmesine Türkiye’nin önemli katkısı olduğu da hatırlanacak olursa konu daha da hassaslaşmaktadır. Zaten Rus basınında da Gürcistan’a askeri yardımda bulunan ülkelerin listesinde Türkiye’nin isminin en öne çıkarıldığı görülmektedir.

 

Türkiye’nin hassasiyetinin bir başka sebebi ise Gürcistan’ın Türkiye için bir geçiş ülkesi olmasıdır. Bu sebeple önemli boru hatları ve ulaşım koridorları bu ülkeden geçmektedir. Bakü-Tiflis-Ceyhan Hattı (BTC), Şahdeniz-Erzurum Gaz Kemeri, Kars-Tiflis-Bakü Demriyorlu Projesi gibi stratejik hatlar sebebiyle Türkiye’nin endişesi bir kat daha artmaktadır.

 

Peki bu hatların savaştan zarar görmesi tehlikesi var mıdır?   Enerji Bakanı Hilmi Güler’e göre yoktur. Zira yaptığı açıklamada bunu bu şekilde ifade etmiştir. Ancak Gürcistan içlerinde olan Poti Limanı, Vaziani askeri üssü, Azerilerin yoğun yaşadığı Marnauli bölgesindeki ABD askeri üssü gibi alanlar bombalanırken BTC’nin bombalanmayacağını söylemek herhalde kamuoyunu yatıştırmak amacı taşıyordur. Yoksa bunun başka bir açıklaması olamaz. Öte yandan bu hatların Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere yakın yerlerden geçtiğini ve bunu fırsat bilen bu çevrelerin de bu hatlara zarar verebileceğini unutmamak gerekir.

 

Gürcistan Güney Osetya'yı Büyük Oranda Kontrol altına Aldı. Ama Elinde Tutabilecek mi?

 

Sinan OĞAN (TÜRKSAM Başkanı), 8 Ağustos 2008

 

Uzun süredir beklenen savaş başladı. Dün akşamdan itibaren Gürcü birlikleri kendisinden ayrılan Güney Osetya’da “Anayasal düzeni yeniden sağlama” operasyonu başlattı. Operasyon giderek genişlerken, Rusya savaşa müdahil olmaya başladı. Bu durum Kafkasya’da çok daha geniş çatışmaları beraberinde getirebilir…

 

Aslında Gürcistan uzun süreden beri böyle bir hareketi başlatacağını söylüyordu. Bu savaş her an başlatılabilirdi. Gürcistan’da bu savaş için uluslararası ortamın en uygun olduğu bir tarihi belirledi. 08.08.2008 tarihi herhalde savaşı başlatmak için tesadüfen seçilmemiştir. Zira bu tarihte özellikle Rusya’da düğün “Bum”u yaşanmakta ve herkesin dikkati bu tür hadiselere çevrilmişti. Uluslararası arena ise bugün Pekin’de başlayan Olimpiyatlarla meşguldü. Başbakan Putin Pekin’deydi. İşte böylesi bir ortamda Güney Osetya’nın yeniden Gürcistan’a katılması harekatı başlatıldı.

 

Gürcistan’ın bu harekatının ABD, AB ve NATO’nun ve tabiî ki Türkiye’nin bilgisi dahilinde başlattığı düşünülmektedir. Bu konuda belki net bir tarih verilmemiştir ancak, Batı bu konuda mutlaka bilgilendirilmiştir. Son dönemde özellikle ABD’nin desteği ile Gürcistan çeşitli manevralar denemekte, tatbikatlar yapmaktaydı. Bu arada başta ABD Dışişleri Bakanı Conolozze Rice olmak üzere birçok ABD’li üst düzey siyasi ve askeri yetkili bu ülkeye ziyaretlerde bulunmuştu. Bu saldırıların özellikle ABD ile koordineli yapıldığı anlaşılmaktadır. ABD bir taşla birkaç kuş vurmuştur.

 

8.8.2008 tarihi özellikle seçilmiştir.

ABD’nin en büyük rakibi Çin’de yapılan olimpiyatlar “özellikle” gölgelenmiştir.

Rusya çatışmaların içine çekilmiştir.

ABD seçimlerinde dikkat başka yöne çekilerek oy toplanmaya çalışılmıştır.

 

Güney Osetya’nın Gürcistan tarafından işgali ve yeniden Gürcistan topraklarına katılması Rusya açısından ciddi bir politik yenilgi sayılacaktır. Zira Gürcistan’dan 1992’de ayrılan Güney Osetya ve Abhazya Rusya’nın adeta koruması altındaydı. Her iki Cumhuriyetin halkının büyük bir bölümü Rusya Federasyonu pasaportu taşımaktadır ve fiilen RF’nin koruması altındadır. Bu yüzden de Rusya ve Gürcistan arasında uzun yıllardır devam eden bir soğuk savaş sürmekteydi.

 

Güney Osetya’nın ve Abhazya’nın Gürcistan’dan ayrılması savaşında değişik Kafkas halklarından temsilciler katılmış, savaş adeta Kafkas halklarının dayanışması harekatına dönüşmüştü. Bu savaşların en ön plandaki isimlerinin başında ise Rusya tarafından geçtiğimiz yıl öldürülen Çeçen Komutan Şamil Basayev gelmekteydi. Gürcistan’ın Güney Osetya’ya girmesiyle şimdi benzer bir durumun ortaya çıkacağı düşünülmektedir. Belki Çeçen savaşçılar bu savaşa artık katılmayacaklardır, zira Çeçenler şimdi Gürcistan ile müttefikler ama diğer Kafkas halklarından gönüllülerin Gürcistan’a karşı savaşmak için Güney Osetya’ya toplanmaya başladığı ifade edilmektedir. Gürcistan ise genel seberberlik ilan etmiştir. Gürcistan bölgeye ağır silahlarla donatılmış ordu birliklerini gönderirken Bir Rus Askeri savaş uçağını düşürdüğünü açıklamıştır. Gürcistan bu işi bir yıldırım harekatıyla çözme niyetindedir. Bu yüzden savaşın uzaması Gürcistan’ın işine pek gelmeyecektir. Gürcistan bu savaşı şimdilik kazanmıştır. Ancak sonrasında burayı elinde tutması çok zor olabilir. Neticesinde ise Gürcistan buraları ilelebet kaybedebilir.

 

Güney Osetya aslında bölünmüş bir halk ve Cumhuriyet’tir. Güneyin bir de Kuzeyi bulunmaktadır ve bu Kuzey Rusya Federasyonu içerisindedir. Bu durum olayı daha kırılgan hale getirmektedir. Bölgede Rus barış gücü askerilerini olduğunu da düşündüğümüzde kanu daha da hassa bir hale gelmektedir. Kuzey Osetya’nın, dolayısıyla da Rusya’nın savaşa müdahil olması ise bölgede daha geniş çatışmaları getirebilir.

 

Güney Osetya Devlet Başkanı Eduart Kokayte ve halk Rusya Federasyonu’nu resmen yardıma çağırmıştır. Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin’in bu yardım çağrılarına yanıtı net olmuştur. Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Güney Osetya’ya giren Gürcistan’a sert tepki gösterek, karşılık verecekleri uyarısında bulundu. Devlet Başkanı Dimitri Medvedev de güvenlik konseyini acilen toplantıya çağırdı.

 

Gürcistan Başbakanı Lado Gurgenidze, yaptığı kısa açıklamada, bu eylemlerin, halkın halen tehlike altında olması nedeniyle sürekli bir barışa ulaşıncaya kadar devam edeceğini bildirdi.

 

Rusya’nın insiyatifi ile acil olarak toplanan BM Güvenlik Konseyi herhangi bir karar alamamıştır. Zaten alması da beklenmemektedir. BM’nin tavsiye niteliği taşıyan göstermelik bir karardan çok öteye geçemeyeceği düşünülmektedir. Bu da ancak Rusya’nın baskısıyla alınabilir.

 

Gürcü birliklerinin Başkent Tshinvali’ye girdiği bildirilmektedir. Gürcü Rustavi 2 kanalı Gürcü birliklerinin Güney Osetya şehirlerinden Groni, Eçevi, Znauri, Sarabuki, Hetegourova, Atotçsi, Kvemo, Okuna, Dmeisi, Bubuki ve Didumuha dahil toplam 11 şehri aldığını bildirmektedir. Diğer kaynaklar şehir merkezinde çatışmaların devam ettiğini bildirmektedirler.

 

Böyle bir saldırıyı bekleyen Güney Osetya halkı şehri boşaltmış durumda. Özellikle kadın, yaşlı ve çocuklar komşu Kuzey Osetya’ya geçirilmiş durumda.

 

Gürcistan'ın Güney Osetya'ya saldıracağı bekleniyordu. Hele ki bölgede Barı Gücü askeri bulunan ve çok iiy bir istihbarat ağına sahip olan Rusya'nın bunu bilmemesine imkan yok. ancak gelişmelerden Rusya'nın biraz hazırlıksız yakalandığı görüntüsü ortaya çıkıyor. Bu durumda akıllara şu soru gelebilir. Acaba Rusya ile ABD ve Gürcistan arasında bir örtülü anlaşma olabilir mi. Bu anlaşmada Abhazya Rusya'ya bırakılıp, karşılığında Güney Osetya'nın Gürcistan tarafından işgaline ses çıkarılmamış olabilir mi? Tabi bütün bunlar ihtimal ve versiyon…

 

Gürcistan’da 2003 yılında yapılan Gül devriminden sonra iktidara gelen Mihail Saakaşvili’nin Gürcistan halkına verdiği ilk söz toprak bütünlüğünü sağlayacağı yönündeydi. Gürcistan SSCB’den bağımsızlığını kazandığında 3 cumhuriyet özerk cumhuriyete sahipti. Bunlardan ikisi Abhazya ve Güney Osetya savaşarak bağımsızlığını kazandı. Bir tek Acaristan savaşmadı. Burada Türkiye’nin etkisi büyük oldu. Türkiye’nin aslında Acaristan üzerinde Garantörlük hakkı da vardı. Ama Türkiye hiçbir zaman bunu gündeme getirmedi. Saakaşvili ilk olarak en zayıf halka olan Acaristan’dan başladı. Acaristan Devlet Başkanı Aslan Abaşidze’yi Moskovaya kovduktan sonra bu özerk bölgenin özerklik statüsünü ortadan kaldırdı. Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ve misakı-ı milli sınırları içinde olan Acaristan halkı toplu olarak kısık kısım Hıristiyanlığa geçirilmeye başlandı ve Acaristan bayrağına haç işareti ilave edildi.

 

Şimdi halkanın işinci zayıf noktası Güney Osetya işgal edilmiş durumdadır. Eğer bu işlem de başarıyla sonuçlanırsa sıra Abhazya’ya gelecektir. Abhazya’da kapatılmış ama faaliyet gösteren Rus Gudauta Askeri Üssü olduğunu da hatırlarsak bu ülkenin daha zor bir lokma olduğunu söyleye biliriz. Ama Gürcistan’ın Güney Osetya’yı yıldırım baskınla işgal etmesi kolay ama elinde tutması zor gözükmektedir.

 

Hadiseye Türkiye açısından baktığımızda durumun son derece hassas olduğunu görmekteyiz. Zira bu hadisenin üç tarafı bulunmaktadır. Konuya sadece Gürcistan-Güney Osetya savaşı olarak bakamayız. Rusya Federasyonu yukarıda sayılan sebeplerden dolayı olayın tom ortasındadır. Türkiye’nin Gürcistan ile olan stratejik ilişkileri (BTC, Şahdeniz-Erzurum Gaz Kemeri, Kars-Tiflis-Bakü Demriyorlu Projesi) Türkiye’yi doğal olarak Gürcistan’ın yanına çekmektedir. Türkiye’nin Gürcistan’ın askeri birliklerini donattığı, teknik destek verdiği ve hatta bir askeri havaalanını onardığı bilinmektedir. Türkiye genel olarak Gürcistan’a askeri destek vermektedir. Ayrıca Türkiye prensip olarak Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden yanadır. Zira Azerbaycan’ın Karabağ bölgesi benzer durumdadır. Diğer taraftan Kuzey Kafkasya halkları Güney Osetya’yı desteklemektedir. Türkiye’de ciddi bir Kafkas Diasporası mevcuttur. Ayrıca Rusya Rederasyonu ile ilişkilerimiz derinleştirilmiş stratejik ortaklık düzeyindedir. Bu durumda Türkiye’nin taraflardan herhangi birinin tarafını tutması beklenemez.

 

Türkiye burada Orta Doğu’da olduğu gibi arabulucu rol üstelenebilir. Ancak bunun da hemen olacağı mümkün gözükmüyor. Çünkü Gürcistan öncelikle Güney Osetya’yı tamamıyla kontrol altına almayı düşünmektedir. Ancak Güney Osetya’yı almak yetmiyor orayı elde tutmak da önemlidir. Zira Rusya’nın olaya müdahil olmaya başlaması ve Kusey Kafkas halklarından gönüllülerin Güney Osetya’ya yardıma gelmesi Gürcistan’ın işini zora sokmaktadır. Bu noktada Gürcistan orada “işini bitirdikten sonra” Türkiye’nin barış görüşmelerinde arabulucu rolünü isteyebilir. Türkiye bu noktada ne yapmalıdır. Türkiye için bu konu son derece hassastır. Dolayısıyla Türkiye konuyu BM çerçevesinde ele almalı onun dışında sadece barış görüşmeleri için arabulucu rol üstlenmelidir. Onun ötesinde herhangi bir girişimde bulunmamalıdır.

 

Gürcistan’dan stratejik boru hatları ve ulaşım hatlarının geçmesi savaşın bu hatlara zarar verip vermeyeceği konusunu gündeme getirebilir. Bu hatlar savaş bölgesi dışında olduğu için doğrudan müdahale mümkün gözükmüyor. Ancak küçük Oset grupların Gürcistan içlerine girerek bir takım sabotajlara girişmesi durumunda BTC, Şahdeniz-Erzurum Gaz Kemeri, Kars-Tiflis-Bakü Demriyorlu Projesi gibi çalışmalar bu işten nasbini alabilir. Ama en önemlisi BTC’dir. Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı Batı için sembolik bir anlam taşımaktadır. Bu sebeple hedef olabilir. Veya bu fırsatı bahane eden Cevahati Ermenileri de bu hatta saldırı düzenleyebilir.

 

Güney Osetya Hakkında Bilgi

 

Osetya, coğrafi olarak Kafkas sıradağları tarafından ve siyasi olarak da bu bölgeyi ele geçiren Rus çarlarının, ülkenin güneyini Gürcistan'ın yönetimine sokmalarından beri bölünmüş bir ülke. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Kuzey Osetya, Rusya Federasyonu'nu oluşturan cumhuriyetlerden biri olurken, Güney Osetya, Gürcistan'ın bir parçası olarak kaldı.

 

Ancak Güney Osetya Tiflis'den daha fazla Moskova'ya meylediyordu. Gürcistan'dan ayrılarak (Kuzey Osetya'yla tekrar birleşmek suretiyle) Rusya Federasyonu'na katılma talepleri, Gürcistan tarafından toprak bütünlüğüne ve kendi egemenliğine tehdit olarak algılandı ve bu anlaşmazlık savaşa götürdü.

 

Eylül 1990'da Güney Osetya Demokratik Sovyet Cumhuriyeti ilan edildi. 20 Kasım 1990'da kendi bağımsızlığını ilan eden Gürcistan Parlamentosu, Aralık 1990'da Güney Osetya Cumhuriyeti'nin özerkliğini kaldırdı ve bölgeyi doğrudan Tiflis'in yönetimi altına soktu. Bu kararı, o zamanki Sovyet Devlet Başkanı Gorbaçov bir kararnameyle yürürlükten kaldırdı. Güney Osetya'da silahlı çatışmalar başladı.

 

1989'da Güney Osetya'nın yaklaşık 80 bin nüfusu vardı; bunlardan 60 bini Oset, 20 bini Gürcüydü. Kasım 1991'de, Gürcülerin çoğu Güney Osetya'nın başkenti Tshinvali'den ve çevresindeki köylerden kaçtılar. Aynı ayın 23'ünde, o zamanki Gürcistan Devlet Başkanı Zviad Gamsahurdiya, "silah taşıyabilen bütün Gürcüleri" Güney Osetya'nın gerçekten Gürcistan'dan ayrılmasını önlemek için, Tshinvali üzerine yürümeye çağırdı. Güney Osetya Parlamentosu bunun üzerine cumhuriyetin bağımsızlığını yeniden onayladı, olağanüstü durum ilan etti ve 1 Aralık 1991'de kendi Ulusal Muhafız Birliği'nin kurulması kararını aldı.

 

Ocak 1992'de Gamsahurdiya devrildiği için Gürcü birliklerinin saldırısı gerçekleşmedi. Ondan sonra iktidara gelen Edvard Şevardnadze, görüşmelerde bulunmak istediğini bildirdi ve hemen Güney Osetya'daki Gürcü Ulusal Muhafız birliklerinin kontrol altında olmadığını iddia etti. Birçok görüşme girişimi boşa çıktı.

 

Rusya, Güney Osetya'nın 1991'de kurulan Rusya Federasyonu'na katılmak için defalarca yaptığı başvuruları reddetmesine rağmen, birliklerini Kuzey Osetya sınırına yığdı ve 18 Haziran 1992'de bu birlikler, savaş helikopterleri ve tanklarla birlikte Gürcü Ulusal Muhafız birliklerine karşı Tshinvali civarında savaşa girdiler. Devlet Başkanı Şevardnadze, bunu Moskova'nın Güney Osetya'yı zorla ilhak etmek için emperyalist bir girişimi olarak nitelendirdi. Gürcü Ulusal Muhafız birlikleri Güney Osetya'ya ağır bir bombardıman saldırısına başladılar.

 

22 Haziran 1992'de, Rusya'nın 1991 yazından beri görevde bulunan devlet başkanı Boris Yeltsin, tarafları görüşmeler için Ukrayna'nın Dagomıs kentine davet etti. Burada Rusya, Gürcistan, Kuzey ve Güney Osetya'dan birliklerin katılımıyla oluşturulacak bir barış gücünün gözetiminde ateşkes anlaşmasına varıldı. Gürcistan-Güney Osetya sınırında ve Tshinvali çevresinde güvenlik koridoru kuruldu ve 4 Temmuz 1992'den itibaren burayı gözetim altında bulunduracak barış gücü konuşlandırıldı.

 

Güney Osetya ve Gürcistan arasındaki anlaşmazlık, kaynaklara göre 1.000 ila 2.000 kişinin yaşamına mal oldu. 1.000 civarında kişinin yaralanmasına ve en başta Osetlerden, ayrıca Gürcülerden de on binlerce kişinin sığınmacı duruma düşmesine neden oldu. Anlaşmazlık kesin olarak sona ermedi, çünkü Güney Osetya'nın statü sorunu çözüme kavuşturulmadı.

 

Şu anda Güney Osetya'da hüküm süren yokluk ve yoksulluk yüzünden sertlik yanlılarının sesi kesildi. Ancak Rusya Federasyonu'na katılma arzusu önceki gibi devam ediyor. Mayıs 1996'da Moskova'da, Gürcistan, Kuzey-Güney Osetya ve Rusya, Güney Osetya ve Gürcistan arasında en azından ekonomik ilişkilerin yeniden kurulması ve her iki tarafın anlaşmazlığın çözümünde barışçı metotlara başvurmakla yükümlü olmasını öngören bir memorandum imzalandı.

 

Güney Osetya Gürcüstan’ın kuzey kesiminde, özerk bir bölge iken Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra 1992’de savaşarak Gürcistan’dan bağımsızlığını kazanmıştır. Güney Osetya’nın özerk statüsü bağımsızlık sonrası Gürcü hükümeti tarafından kaldırılmıştır. Ayrılıkçı yönetimin merkezi ve Başkenti Tshinvali’dir. Ayrıca Gürcistan merkezi hükümeti tarafından Kutra merkezli bir yönetim atanmıştır.

 

Güney Osetya’nın merkezi bölgeleri Tshinvali yönetimi tarafından kontrol edilirken, geri kalan çevre bölgeler Gürcistan’ın kontrolündedir.

 

Nüfusu yaklaşık 80 bin olan Güney Osetya Gürcistan'ın bağımsızlığını elde ettiği 1991'den bu yana Tiflis'in otoritesini tanımıyor. (ek bilgi kaynağı Kafkasvakfi, Wikipedia)