ABD'nin, Gürcistan krizi konusunda geçen hafta NATO'ya yaptığı "olağanüstü toplantı" çağrısı üzerine bugün (19 Ağustos 2008 tarihinde) NATO üyesi ülkelerin Dışişleri Bakanları Gürcistan krizini görüşmek üzere olağanüstü bir toplantı yapması beklenmektedir. Brüksel’de yapılacak toplantıya ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'nin da katılması beklenmektedir. Toplantıda genel olarak kriz ve NATO’nun Gürcistan ile ilgili bazı kararlar alması beklenmektedir. Özellikle bu toplantıda Gürcistan’ın, 2008 Aralık ayında yapılacak NATO Konseyi toplantısında Üyelik Eylem Planı’na dâhil edilmesi sözkonusu olabilecektir. Hatırlanacak olursa Nisan ayında Budapeşte’de yapılan NATO toplantısında ABD’nin çok istemesine rağmen Almanya ve Fransa’nın Rusya’yı incitmemek ve karşısına almamak için Gürcistan ve Ukrayna’nın isteklerine sırt çevrilmişti. Oysa şimdi Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Gürcistan NATO üyesi olacak sözleriyle toplantının önemi daha da artmıştır.

 

AB ve ABD ile beraber NATO’da bu savaşla beraber Rusya karşısında oldukça kötü bir sınav vermiş ve mevzi kaybetmişlerdir. Bu mevzi sadece Kafkasya’dan ibaret değildir. Rusya ile karşı karşıya geldikleri her alanda Rusya’nın psikolojik üstünlüğünü hissedeceklerdir.

 

Gürcistan NATO üyesi değildir. Uzun bir süredir NATO’ya girmek isteyen Gürcistan’a son Nisan ayındaki Budapeşte zirvesinde NATO kapısı biraz aralanmış ama üyelik için fazla da cesaret verilmemişti. Gürcistan’ın NATO üyeliği ABD tarafından desteklenirken Almanya ve Fransa tarafından bu konuya ihtiyatlı yaklaşılmıştır. Biz yıllardır yaptığımız değerlendirmelerde bu hususun altını çizmekteydik. NATO sınır sorunları olan hiçbir ülkeyi içine almaz. Hele bu sorunlar Rusya ile ilgiliyse durum daha da zorlaşır. NATO hiçbir zaman Gürcistan’ı koruma sözü vermemiştir. Hatta üyelik perspekitifini de tam olarak sağlamamıştır. Ancak kamuoyuna öyle bir hava verilmişti ki, sanki Gürcistan NATO koruması altındadır gibi bir hava estirilmiştir. Şimdi tüm bunların savaş esnasında sadece “havadan” ibaret olduğu anlaşılmıştır. Ancak savaştan sonra bu tutumun değişmiş olduğuna tanıklık etmekteyiz. Özellikle Almanya Başbakanı Angela Merkel’in tavır değişikliği önemlidir. Zira Merkel 17 Ağustos’ta Tiflis’e yaptığı ziyaret esnasında bir açıklama yaparak Gürcistan’ın bir an önce NATO üyesi olması gerektiği ifade edilmiş ve Almanya’nın bu konuda Gürcistan’a yardımcı olacağını açıklamıştır.

 

Türkiye’nin NATO üyeliği Kore Savaşı gibi büyük bir bedelden sonra olmuştur. Gürcistan da şimdi aslında bölgede NATO’nun örtülü asıl hedeflerinden birisi olan Rusya ile doğrudan savaşarak bölgede Batı değerleri için ne kadar önemli bir ülke olduğunu ve bu değerler uğruna gerekirse savaşı dahi göze alabileceğini göstermiştir. Gürcistan ayrıca Batının Irak operasyonlarında aktif rol almaktadır. Gürcü askerleri ABD ve İngiltere’den sonra 2000 askerle üçüncü büyük güçtür.

 

Bölgede Kafkas İstikrar Paktı görüşmeleri devam ederken, ABD, AB ve NATO’nun Gürcistan’a karşı yeni bir yoğun ilgisi başlamışken bu girişimleirn kısa sürede sonuç vermesi güç gözükmektedir. Ancak kısa ve orta vadede Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Kafkasya’da daha etkin olması beklenebilir.

 

Bu savaşın en büyük küresel etkilerinden birisi AB’nin bölgesel ve küresel sorunlara karşı tutumundaki değişiklik olmuştur. Üyelerinin çokluğu ve farklı çıkarları AB’nin ortak bir dış politika belirlemesinde sorunlar ortaya çıkarmakta ve bu durum AB’nin “ortak dış politika” oluşturma ve uygulamada hantal bir yapıda olmasına sebep olmaktaydı. Ancak bu sorunda AB ilk defa ortak bir tutum belirlemiş ve AB Dönem Başkanı sıfatıyla Nicolas Sarkozy’nin de aktif tutumuyla AB savaşan taraflar arasında aktif ir arabuluculuk rolüne soyunmuştur.

 

AB’nin bu krizde aktif tutum sergilemesinde Kremlin yönetiminin çabası önemli olmuştur. Zira ABD’nin küresel kriz noktalarına müdahalesinden ve müdahale şeklinden rahatsız olduğu bilinen Rusya yönetimi bu krizle beraber AB’yi ön plana çıkarmaya çalışmıştır. Bundan sonraki süreçte de küresel kriz noktalarında AB’nin benzer bir tutum içerisinde olması beklenebilir.

 

Gürcistan kendisini AB’nin doğal bir parçası olarak görmekte ve AB’ye girmeyi hadeflemektedir. Aslında AB içerisinde de bu tür düşüncelerin tartışıldığı bir gerçektir. Ancak AB’nin şimdiye kadar bir bütün olarak hareket etme kabiliyeti olmadığı için Gürcistan-AB ilişkileri her zaman Rusya’nın gölgesinde kalmaya mahkum olmuştur. AB bir yandan Gürcistan’a demokrasi, insan hakları v.s. gibi “ulvi AB değerlerini” örnek alması gerektiğini tavsiye ederek Gürcistan’ı Rusya karşısında destekler gözükürken, diğer yandan Rusya’dan gelecek enerjiye muhtaç olan AB ülkeleri Gürcistan için Rusya ile ilişkilerini riske atmak istememektedirler. Bu savaş sırasında da kendisini göstermiştir.

 

Bu savaş sırasında AB her ne kadar daha önce hiç olmadığı kadar hızlı hareket ederek insiyatif almış olsa da yine de krize yaklaşım açısından AB üyelerinin farklı görüşler taşıdığı görülmüştür. Başta Baltık ülkeleri, Polonya, Danimarka ve Hollanda gibi ülkeler (Saakaşvili’nin eşi Hollandalıdır) Rusya’ya karşı daha sert yaptırımlar uygulanması gerektiğini savunmuşlardır. Buna karşın Dönem Başkanı Fransa ve Almanya başta kalmak üzere AB ülkelerinin geneli Rusya’yı karşısına almak istememiştir. Özellikle enerji (doğalgaz) açısından Rusya’ya önemli oranda bağımlı olan bu ülkelerin Rusya ile ciddi oranda ekonomik ve ticari işbirliği de sözkonusudur. Bu sebeple AB bu krizde küresel bir aktör olma isteğini ortaya koymuş ama ABD gibi bir bütün olarak Rusya karşıtı tutum takınmaktan kaçınmıştır.

 

AB diğer taraftan Gürcistan’a insani ve diplomatik desteğini de esirgememiştir. AB dönem başkanı sıfatıyla Sarkozy’den sonra Almanya Başbakanı Angela Merkel’de hem Rusya’yı ve hem de Gürcistan’ı ziyaret etmiştir. Doksanlı yıllarda Gürcistan’a karşı her türlü desteği gözteren ve Avrupa’da Gürcistan’ın en önemli müttefiki olan Almanya bu krizde net bir tavır sergileyememiştir. Ancak daha birkaç ay önce Gürcistan’ın NATO üyeliğine karşı çıkan Almanya bu savaştan sonra Gürcistan’ın NATO üyeliğini desteklediğini bildirmiştir.

 

Bu savaşta Rusya’ya karşı en büyük tepkilerden birisini gösteren Polonya savaş öncesi ABD’nin füze kalkanı projesi konusunda “ayak direrken” savaşla beraber apar topar bu anlaşmayı imzalama gereği hissetmiştir. Aslında dikkatli bakıldığında AB içerinde Rusya karşıtı blok olarak niteleyebileceğimiz yukarıda sayılan ülkelerin çoğu zamanında “Rusya’dan çok çekmiş” ülkeler. Bu ülkeler hala Rusya’nın nefesini enselerinde hissetmektedirler.

 

Rusya’nın Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya yerleştirilen füze kalkanı projesine büyük tepki göstereceği ve bunun karşılığını mutlaka vereceği veya vermeye çalışacağı bilinmektedir. Rusya bunu bölgede en büyük kozu olan enerjiyle ve/veya Beyaz Rusya ve kendisine ait Avrupa’nın içerisinde bir adacık gibi duran Kaliningrad bölgesine benzer sistemler yerleştirerek verebilir. Ayrıca Rusya’nın bu bölgedeki askeri varlığını nükleer başlıklarla donatabileceği de Batı için yeterince korkutucu bir gelişme olacaktır.