Avrupa Birliği’nin aktif çabaları sonucu Rusya ve Gürcistan devlet başkanları tarafından 6 maddelik ateşkes anlaşmasının imzalanmasıyla beraber bölgede nispi bir ateşkes süreci başlamıştır. Rusya Federasyonu’nun bölgedeki 58. Ordusu’nun Güney Osetya’yı Gürcü askerlerinden temizlemesinin ardından Rus birliklerinin Gürcistan’ın içlerine doğru ilerlemesi ve hatta Başkent Tiflis’e 30 km kadar yaklaşmaları uluslararası camiayı ciddi bir endişeye sevketmişti. Fakat Başkan Dmitri Medvedev’in “Rus ordusu 18 Ağustos’tan itibaren çekilecek” açıklamasıyla dünya rahat bir nefes almıştır.

 

Rusya bölgeden yavaş yavaş çekilmeye başlayacak olsa da bu onun tam çekileceği anlamına gelmemelidir. Bölgenin her türlü provakasyona açık olması pamuk ipliğine bağlı ateşkesi her an bozabilir. Bölgede Rus askerlerine karşı yapılacak herhangi bir silahlı eylem Rus tanklarını yeniden Tiflis’e doğru çevirebilir. Böyle bir provakasyonu bölgede yapabilecek bir çok unsur bulunmaktadır. Saakaşvili’nin siyasi rakiplerinden, Ermenilere, Rusların kendisinden Rusya ile savaşan Çeçen milislere kadar herkesin yapabileceği bu provakasyon ile söndü denen Kafkasya ateşi yeniden başlayabilir. Ama bu ateşi bu defa söndürmek bu defa kolay olmayabilir.

 

Rusya’nın Gürcistan lideri Mihail Saakaşvili’ye olan nefreti bilinmektedir. Aslında bu nefretin aynısı ve belki de daha fazlası Saakaşvili’de de bulunmaktadır. Bu durumda bu iki nefretin taraflarının yönetimde bulunduğu müddetçe imzalanacak herhangi bir barış anlaşmasının ömrünün uzun olması beklenemez. Rusya zaten açıklamalarında Saakaşvili’yi muhatap almadıklarını bildirmektedir. Bu durum Saakaşvili iktidarının bundan sonra baskı altında olacağını göstermeye yeterli bir delildir. Saakaşvili iktidarının Gürcistan’ı eskisi gibi rahat yönetemeyeceği açıktır. Ancak burada asıl soru Gürcü liderin koltuğuna karşı gelebilecek asıl tehlike nerededir. Rusya’da mı, yoksa içeride muhalefet cephesinde mi? Belki de her ikisi cevabı burada daha doğru olurdu.

 

Ancak Saakaşvili iktidarı şunun farkındadır. Rusya’dan gelen tehdit daha önce de vardı. Ama şimdi bu tehdit sadece siyasi değildir, aynı zamanda fiili askeri bir tehdit halindedirde.Diğer taraftan Gürcistan içerisinde Rusya yanlısı olup da geniş halk desteğini arkasına alabilecek herhangi bir siyasi güçten bahsetmek mümkün değildir. Zira geleneksel olarak Gürcü halkı Ruslara karşı pek de iyi duygular beslemez. Ama buna rağmen iç muhalefet savaşın sıcaklığı geçtikten sonra sesini yavaş yavaş yükseltmeye başlamıştır. Gürcü muhalefeti “Saakaşvili gibi ülkesini maceraya atan bir lidere artık ihtiyacı yok, Erken seçim istiyoruz " demeye başlamıştır.

 

Ana muhalefet partisi lideri Levan Geçeçiladze, Gürcistan’da erken Başkanlık seçim tarihini Ekim ayı olabileceğini söylerken, Muhafazakar Parti lideri Kaha Kukava erken seçimin bir an önce yapılmasını istemiştir. Kukava, "Saakaşvili savaşın başlamasından şahsen sorumludur. Üstelik Gürcistan yenilgisiyle sonuçlanan bu savaş sonrasında onun ülke yönetimi başında kalması artık imkansız" demiştir. Benzer açıklamalar Sakaşvili tarafından devrilen eski Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze’den de gelmiştir. Şevardnadze aslında Saakaşvili’nin devrilmesi durumunda iktidara daha doğrusu geçici yönetime gelebilecek en şanslı adaylar arasındadır. Bir diğer şanslı aday Kaxa Bendukadze isimli mevcut sanayi bakanı ve aynı zamanda eski Rus oligarkı’dır.

 

Rusya şimdi bir yandan Sakaşvili üzerinde baskılarını sürdürürken diğer yandan da iki ülke arasında enformasyon savaşı sürmektedir. Sıcak savaşı Rusya kazanmış olabilir, ama enformasyon savaşında ilk saldıran Gürcistan olmasına rağmen Saakaşvili’nin kozları daha büyüktür. Sakaşvili başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin önemli bir kısmından destek almaktadır. Dolayısıyla Sakaşvili’ye aktif destek veren ülkeler enformasyon savaşında Sakaşvili’nin doğal müttefiki durumundadırlar.

 

Burada akla şu soru gelmektedir.Saakaşvili bu kadar deli olabilir mi? yoksa başka hesapları var mıydı? Aslında Rusya uzun süreden beri Saakaşvili’ye bir ders vermek istiyordu ve bunun için bir fırsat kolluyordu. Güney Osetya aslında oltanın ucundaki yemdi ve balık (Saakaşvili) bu oltaya balıklama atlamıştı. Ama bir de hadiseye başka bir pencereden bakmak lazımdır. Burada şöyle bir senaryonun olabilirliği savaşın heyecanının ardından daha sakin kafayla düşünüldüğünde daha fazla kuvvet kazanmaktadır. Saakaşvili Abhazya ve Güney Osetya’nın alınamayacağını biliyordu. NATO’ya girmek için bu cumhuriyetler ile sorunlarını çözmesi gerekiyordu. Halkına ben bu cumhuriyetlerden vazgeçtim diyemezdi. Halkın gözünde son bir şansını denemeliydi. Öyle de yaptı. Saakaşvili Güney Osetya’ya saldırdıktan sonra bu konu iki ülke arasındaki sorun olmaktan çıkıp büyük güçlerin sorunu olacağını biliyordu. Bir tek hesaplayamadığı Rusya’nın tepkisinin bu kadar sert olabileceği idi. Saakaşvili’nin bu girişimlerinden sonra şimdi rahatlıkla “ne yapalım denedim olmadı. Biz aslında savaşı kazandık ama Ruslar bizi yendiler.” gibi bir bahaneye sarılabilir. Bu Saakaşvili’nin Batıya entegrasyon sürecini hızlandırır.

 

Ancak bu savaş Kafkasya ile sınırlı kalmayacaktır. Bu savaşın en büyük yansıması Karadeniz’de olacaktır. Özellikle de Kırım önümüzdeki süreçte bağımsızlık yolunda ilerlemek isteyebilecektir. Dikkatleri Rusya-Ukrayna ilişkilerine yöneltmek gerekecektir.