Konu asayiş, diplomasi, uluslararası ilişkiler başlıklarıyla başta PKK olmak üzere özellikle sınırlarımızın güneyini kapsamaktadır. Eldeki açık kaynak bilgilerinden yola çıkarak önümüzdeki baharda yaşanması olası gelişmelerin neler olabileceğiyle ilgili bir değerlendirme olacaktır.

 

Her hangi bir Batı ülkesinde yüzyıldan fazla zaman alacak toplumsal ve siyasi değişimler bölgemizdeki ülkelerde neredeyse her on yılda bir gerçekleşmektedir. Üstelik bu değişimler kendiliğinden değil dışarıdan müdahale eden güçlerin zorlamasıyla olmaktadır. Ne yazık ki, onca değişikliğe rağmen değişmeyen tek bir şey vardır; o da ülkemizin güvenliği ile devletimizin bekasına yönelik tehdidin gücünden hiç kaybetmeden devam etmesidir. Bu anlamda:

 

– Bölgede yaşanacak karmaşa her ne olursa olsun PKK’nın kazancına hizmet edecektir.

 

– BARZANİ, İran gibi bölgesel liderler ve ülkeler PKK’yı bitirecek gelişmeleri hep engelleyecekler, onun varlığını sürdürmesi için çaba göstereceklerdir. PKK, Türkiye ile olan ilişkilerinde mutlak surette kullanılmak üzere bir kenarda tutulacaktır.

 

– Petrol dünyada stratejik bir enerji kaynağı olmaya devam ettiği sürece ABD ve AB’nin önde gelen ülkeleri Ortadoğu politikalarında PKK’ya kesinlikle yer vereceklerdir.

 

– Rusya iç politikasında kullandığı Kürtleri Ortadoğu’daki akrabalarıyla ilişkilendirmeye devam edecektir. Aynı zamanda özerklik iddiasındaki Türk asıllı ve Müslüman halklara ve Kafkasların güvenliği için Türkiye’nin hareket alanını daraltmada PKK kartını elinde tutmaya devam edecektir.

 

Silah Durumu ve Eylem Gücü

 

Kolayca temin edilebilinen malzemelerden, aynı kolaylıkla hazırlanan ve tahrip gücü yüksek olan patlayıcılar IED (improvised explosive device) olarak tanımlanır. Bir noktaya yerleştirilmesinden intihar eylemcisi tarafından eylem yerine taşınmasına kadar çeşitli patlatılma usulleri bulunur. Afganistan, Irak, Sri Lanka, Pakistan ve Hindistan’da çok sayıda can kaybına neden olmuştur.

 

PKK da özellikle 2010 yılından itibaren sürekli artış grafiği içinde eylemlerinde IED kullanmaya başladı. Güvenlik güçlerinin hareket kabiliyetleri üzerinde olumsuz etkiler yarattı. Bu yılın ilk dokuz ayında 300 kg C-4 ve A-4 plastik patlayıcı ile yaklaşık 3 ton el yapımı patlayıcı ile çoğu Rus ve Alman yapımı olan 800 adet el bombasının ele geçirildiği bildirilmektedir. Sadece bu miktar bile PKK’nın dünyanın eylem gücü en yüksek birkaç örgütünün arasında sayılması için yeterlidir.

 

Rus yapımı SA-7 (karadan havaya füze) silahına uzun bir süreden beri sahip olduğu biliniyor. Hava operasyonlarında ciddiye alınmak zorundaki bu tehdide yenilerinin eklendiğine ilişkin haberlerin sayısında artış gözlenmektedir. Verdiği haberlerin teyit edilmiş bilgilerden oluşmasına özen gösteren Small Arms Survey, bulunduğu İsviçre/Cenevre’den silahlar ve örgütler konusunda yaptığı araştırma sonuçlarını yayınlamaktadır. Bu kuruluş, 2008 yılından sonra PKK’nın güdümlü hafif silahlara sahip olduğunu bildirmektedir. Verdiği bilgilerde terör örgütünün elinde stinger füzesi ile anti-tank güdümlü silahı (ATGW) bulunduğunu öne sürmektedir. Stinger, Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgal edildiği yıllarda Amerika’nın verdiği Afganlı mücahitler tarafından Rus helikopterlerine karşı etkili bir şekilde kullanılmasıyla tanınmaktadır.

 

Gizli servisler ve organize suçlara ait piyasadan silah sağlamasından ayrıca PKK, bazı silahlar üzerinde değişiklikler yapma becerisine de sahiptir. Ele geçen örgüt üyelerinin k. Irak’taki kamplarda silahları zırhlı araçlara ve hava hedeflerine karşı kullanılır hale getirenlerin varlığından söz etmelerine sıkça rastlanır olmuştur. Tunceli’de çatışma sonrasında ele geçirilen silahlar arasında aynı özelliğe sahip olanların bulunması, örgüt üyelerinin ifadelerini doğrulamaktadır. Bir silahta istenilen değişikliği yapabilme ustalığı Afganistan’da da görülmektedir. PKK’nın Taliban’la yarışır bir şekilde IED ve geliştirilmiş silah yapma yeteneğinin hasım gizli servislerin karanlık koridorlarında ona kazandırılmış bir beceri olması doğaldır.

 

Hava ve yer hedeflerine karşı kullanacağı nispeten modern teknolojiye sahip silah arayışında olan PKK, buna arzusu için her zamankinden büyük para kaynakları bulmak zorundadır. Bu zorunluluk örgütün narko-terör kimliğini öne çıkarmakta ve uyuşturucu piyasasına her zamankinden çok ciddiyetle el atmasına neden olmaktadır. Amanoslar’da ve Lice’de ortaya çıkarılan ve imha edilen hintkeneviri tarlalarının büyüklüğü bunun kanıtlanması için fazlasıyla yeterlidir.

 

Ünlü ceviz ağacı altı sohbetlerinden birisinde Murat KARAYILAN “içki yok sigarayı da bırakıyoruz. Yaşam ilkelerimiz var. Her türlü uyuşturucu, içki anlamına gelen her şeyi ret ederiz. Bir tek sigara kalmış, artık onu da bırakıyoruz.” demişti. Silah ve narkotik ile organize suçun PKK terörü için sahip olduğu önem, gerçekleri gizleyebileceğini sananların bu türlü sahte ifadeleriyle kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

 

2012 yazında terör örgütünün gerçekleştirdiği eylemler, PKK’nın gücünün ulaştığı nokta konusunda fikir vermektedir. Özellikle Hakkâri üçgeninde alan üslenmesini başarmış durumdadır. Günün her hangi bir saatinde güvenlik güçlerine pusu, baskın ve cephe yoluyla saldırmıştır. Yerleşim birimlerindeki milis örgütlenmesini istediği anda harekete geçirme gücüne erişmiştir. Bir başka ülkeninkilerle karşılaştırılamayacak ölçüde başarılı olan güvenlik güçlerine rağmen çok uzaklardaki şehir hedeflerine bombalı eylemler düzenleyebilmiştir.

 

Kış Üslenmesi ve Hazırlıklar

 

 Hakkâri, Şırnak, Van gibi bölge şehirlerinin yanı sıra Adana, Mersin, İzmir ve İstanbul gibi büyük şehirlerde silah ve patlayıcı depolamaktadır.

 

Güvenlik güçlerince bulunan barınak-sığınakların büyüklüğü ile malzemeler sözde eyaletlerde bulunan teröristlerin ana üslenme alanlarını işaret etmektedir. Bu değerlendirmeye göre:

 

– Tunceli/Ovacık/Yeni Konak köyü kırsalı,

 

– Bingöl/Ilıcalar Beldesi kırsal bölgesi, buraya yakın mesafedeki Ortaçanak Köyü kırsalı, Genç/ Dikpınar ve Gerçekli köyleri arasındaki bölge

 

– Eruh Şeyhömer Dağı, Kılıçkaya köyü kırsalı lojistik deposu

 

– Diyarbakır/Kulp/Çukurca Köyü kırsal alanı

 

– Tunceli/Pülümür kırsalı Rabat Deresi, Tunceli Merkez Ahpanos Vadisi

 

– Diyarbakır/Dicle KURŞUNLU Dağı ile Elazığ sınırındaki GÖRDES Dağı arasındaki BAZIRGİRT Tepe bölgesi

 

– Şırnak Cudi Dağı, Bestler Dereler bölgesi

 

– Hakkâri/Uludere Çoban Dağı (Kato), Çukurca Şine Dağı

 

– Siirt/Eruh/Kuşdalı ve Yankıses Köyleri kırsal alanları

 

– Bingöl/Adaklı Şeytan Dağları ile Maltepe bölgesi

 

– Hakkâri/Beytüşşebap arasındaki Faraşin Yaylası güneyi, Karanlık Dağ, Kavaklı ve Yoncalı bölgeleri

 

– Hakkâri-Şırnak arasında Altın Dağları

 

– Hakkâri/Şemdinli Karadağ Dağı Karıbitmeyen mevkii, lojistik deposu

 

Alan Hakimiyeti İçin Önemli Bölgeler ve Noktalar

 

– Osmaniye Zorkun Yaylası

 

– Çukurca-Şırnak-Hakkâri Karayolu ile Şırnak ve Hakkâri il merkezleriyle ilçeleri, Çukurca ağır silahlarla yapılacak eylemlerin hedefi olmaya aday

 

– Siirt/Baykan ile Bitlis/Hizan arasındaki bölge

 

– Şırnak-Siirt arasındaki karayolu

 

– Diyarbakır/Kulp/Lice/Dicle ilçeleri

 

– Şırnak/Cizre ve İdil ile Mardin/Nusaybin ilçeleri

 

– Şemdinli/Ortaklar köyü mezrası ve Derecik Beldesi-Aktütün arasındaki Habeştiyayla bölgesi

 

– Bingöl/Genç ilçesi Dikpınar köyü ve Gayt Deresi ile Yayladere ilçesi Dalbasan köyü kırsal alanı

 

– Ağrı Dağı Korhan Yaylası

 

– Bitlis-Tatvan Karayolu

 

– Iğdır-Doğubayazıt-Ağrı-Van Karayolu güzergâhı

 

– Hakkâri/Şemdinli/Zorgeçit, Bağlar, Tütünlü ve Rüzgarlı köyleri kırsalı

 

– Erzincan-Kemah kara ve demiryolu

 

Suriye’deki Gelişmeler

 

Aradan yaklaşık olarak bir asır geçmiş olmasına rağmen isyanlardan sonra kaçtıkları Suriye’den Türkiye husumetini hâlâ canlı tutan ve PYD çatısı altında toplananların dışında kalan Suriye Kürtleri gelecekleri konusunda endişeliler. İki oğlunu PYD’nin saldırısında kaybeden, kendisi ise yaralı olarak kurtulan Kürt lideri Abdullah BEDRO’nun; “bölge PYD’ye kalırsa Esed zulmü devam eder” sözleri bu endişenin göstergesidir. (1)

 

PYD’nin militan kanadı olan YPG, kuruluşunun üzerinden üç ay geçmiş olmasına rağmen birincisinden sonra ikincisi Kamışlı’da olmak üzere üç “tugay” kurduğunu duyurdu. ÖCALAN’ın 15 bin silahlı bulundurmaları talimatına uygun seyreden bu gelişme, yeterli sayıda militan bulmak, onları eğitip silahlandırmak bakımlarından geniş imkânlara sahip olmayı gerektiren bir öneme sahiptir. PKK/PYD’nin böyle bir gelişmeyi gerçekleştirmiş olmasının arkasında, Kandil’den ayrıca Şam’ın da desteğinin bulunduğu şeklinde değerlendirilmelidir. Söz konusu YPG silahlı birimlerinin Kobani, Kamışlı, Amudiye, Derik, Afrin, Tırbe Spi ile Serkani yerleşim birimlerindeki sözde güvenlikten sorumlu olacakları öne sürülüyor.

 

PYD ile BARZANİ’ye bağlı Kürtlerin toplandığı KNC (Kurdish National Council) arasında geçen rekabette PYD’nin silahlı militanlarından aldığı güçle belirgin bir üstünlüğü bulunmakla birlikte aralarındaki güç mücadelesi halen devam etmektedir. PYD’yi diğer Kürt partileriyle bir araya getirmeye çalışan BARZANİ’nin gayretiyle oluşturulan Kürt Yüksek Konseyi bir türlü işlerlik kazanamamaktadır. Söz konusu konseyde yer almayı kabul eden PYD alınan kararlara uymayı reddetmektedir.

 

 PYD, Kamışlı’daki üstün durumuna karşılık Derbesiye, Sere Kaniye, Kobani, Tirbesipi, Çil Axa, Derik, Afrin ilçeleriyle Halep ve Şam şehirlerinde KNC ile üstünlük mücadelesi içerisinde. PYD’nin militan sayısındaki üstünlüğüne karşılık BARZANİ’nin politik manevraları karşı bir Kürt gücü yaratmada başarılı olmaktadır. Örneğin, Kasım 2012 ayında Yekiti, Azadi ve El Parti Kürt şehirlerinde bir komitenin çatısı altında ortak hareket etmekte anlaştılar. PYD aynı zamanda ÖSO ile de sıcak çatışmalara girmektedir. Nitekim Halep’in Eşrefiye mahallesinde Ekim 2012 ayında meydana gelen çatışmanın etkileri büyük olmuştur.

 

Kasım 2012 ayında ÖSO’na bağlı Ghuraba al Sham birliği Sere Kaniye’deki (Ras al Ain) Suriye kuvvetlerine saldırarak ilçeyi ele geçirdi. Kendisine ait olarak gördüğü bu ilçedeki dengenin Araplar lehine değiştiği korkusuna kapılan PYD, şehirden “yabancı” güçlerin çekilmesini ihtar etti. Birkaç gün sonra Suriye Hava Kuvvetleri şehri bombaladı. Ardından da PYD, ÖSO’nun aldığı yerleri tekrar ele geçirdi. Yerel kaynaklar Suriye’nin sınır bölgesindeki kontrolü PYD’ye devrettiğini bildiriyor. Petrol bölgesi olan Haseki vilayetine çıkan ve aynı zamanda Halep ile şehrin bağlantısını sağlayan yol üzerinde bulunan Sere Kaniye’de gözle görülür bir şekilde ortaya çıkan bu PYD-Şam dayanışması önemlidir. Sınırımızın hemen ötesinde olması nedeniyle de bizim için olan önemi ayrıca büyüktür.

 

Kalabalık sayısından ve silahlı birimlerinden aldığı güçle PYD, rakip Kürt ileri gelenlerini kaçırarak, öldürerek sindirmeye, böylelikle karşısında blok halinde bir Kürt gücü oluşmasına engel olmaya çalışmaktadır.

 

Irak’taki Gelişmeler

 

Taraf olan tüm ülkelerin ve güçlerin buzdolabına koydukları Kerkük, Ekim 2012 ayında ısınmaya başladı. Zamanı gelince bakarız denilen sorun petrol gelirlerinin paylaşımından doğan dalaşma nedeniyle Bağdat ile Erbil arasında alevlendi. Amerikan Exxon Mobil’in en başta bulunduğu dünya devlerinin K. Irak’la yeni petrol arama ve çıkarma anlaşmaları yapmaları Barzani yönetimini cesaretlendirdi. Bağdat ve Erbil güçlerini Kerkük civarına yığdılar. Öyle ki basın 75 bin peşmergenin bölgede toplandığını bildirdi. Kürtlere karşılık Bağdat ise Tuz Hurmatu şehri yakınlarında tuttuğu birliklerini yüz kadar zırhlı araçla takviye etti.

 

Şehrin Kürt asıllı valisi Necmettin KERİM, Geçici Irak Anayasası’nın 140. maddesinin geçerli olduğunu aksine tutumun anayasayı ihlal suçu olacağını tekrarladı. Bu sözler Kerkük’ü Irak yönetimine bırakmayacağız, altında dünyanın en kaliteli petrolü yatan bu şehir bizimdir, 140. maddeyi Kürtler lehine işletiriz, şeklinde değerlendirilmelidir.

 

Petrol geliri sayesinde her gün biraz daha zenginleşen Kürt Bölgesel Yönetimi, bölgedeki Arap ve Türkmenleri silmeye çalışmaktadır. Kerkük başta olmak üzere nüfus yapısı Kürtler aleyhine olan şehirlere göndererek yerleştirdiği Kürt ailelerin düzenli ödemelerle buralarda kalmalarını sağladığı sır olmaktan çıkmıştır. BARZANİ, dikkatli bir şekilde Kürtleştirme politikası uygulamaktadır. Sürece engel olunmadığı takdirde 140. maddenin BARZANİ’nin çıkarına dönüşeceği kaçınılmaz bir hal alacaktır.

 

Olası Gelişmeler

 

KNK’nın önde gelen simalarından olan ve adı Oslo görüşmelerinde geçen Adem UZUN, Ekim 2012 ayında, ağır silah alımı için temaslarda bulunduğu bir sırada Fransa’da gözaltına alındı. Bu da göstermektedir ki terör örgütü, önümüzdeki bahar aylarından itibaren alışılmışın dışında bir güçle saldırılarda bulunacaktır.

 

Haftanin, Behdinan ve Hakurk bölgelerinde bulundurduğu terörist sayısı önümüzdeki bahardaki hareketliliğin Hakkâri-Şırnak arasında çok daha fazla olacağının emaresi halindedir. Bu bölgenin PKK’nın saldırılarının merkez hedefi olacağı düşünülmelidir.

 

PKK, Arap ülkelerindeki başkaldırı eylemlerinde basın-yayın ve sanal-sosyal medyanın öneminin bilinciyle hareket etmektedir. Bu nedenle sayıları artık birden fazla olan televizyon yayınları ve sanal-sosyal medya ile basılı yayınlar yoluyla terör kimliğinin üzerini örtecek, buna karşılık “Kürt halk mücadelesi” yalanını kanıtlama çabalarına hiç hız kesmeden devam edecektir. Bu türlü yayınların merkezi konumundaki Batı Avrupa ise neo-Nazilerden ve kendi etnik gruplarından esirgediği hoşgörüyü PKK için sonuna kadar kullanacaktır.

 

PKK’nın sözde silah bırakması görüşmeleri konusunda hükümet ile örgüt arasındaki tartışmalara, Kandil noktayı koymuş bulunuyor. Kandil hiçbir çekinceye yer bırakmayacak bir şekilde siyasi uzantısının bu konuda yetkisinin bulunmadığını, tek muhatabın İmralı olduğunu açıkladı. 2012’nin bu son günlerinde bu doğrultuda görüşme yapıldığının emareleri bulunmaktadır. Gelecek yıl seçim planlarının daha önem kazanacağından hareketle İmralı-hükümet görüşmelerinin bulunduğu aşama daha açık bir şekilde ortaya çıkacaktır. Görüşmelerin seyrine göre terör örgütü eylemlerinin sayısını ve şiddetini arttırarak görüşme masasında belirleyici rol etmeye çalışacaktır. Silahlı eylemlerinden ayrıca artık kitle eylemlilikleriyle bilinen yerleşim birimlerinde “serhıldan” denemelerinde bulunacaktır.

 

İngiltere, Fransa ve Almanya’nın başını çektiği batı, PKK’ya ait olduklarını çok iyi bildiği Kürtçü tabela kuruluşlarıyla ilişkilerini, eskisinin aynısı bir tutumla sürdüreceklerdir. Türkiye’nin tepkisini boşa çıkarmak için bu ilişkiyi kültür ve siyaset temelinde yürüttükleri iddialarını tekrarlayacaklardır.

 

Yeni sınırların ortaya çıkacağı konusunda neredeyse tüm dünyanın hem fikir olduğu “Ortadoğu ve Kürtler” konusu sürekli olarak gündemde tutulacaktır. Batı artık gizlemeye gerek görmediği “Kürtler Ortadoğu’nun yükselen yeni oyuncusu” hükmü doğrultusunda Türkiye’deki etnik bölücü hareketleri fiili duruma geçirecek girişimlerde bulunacaklardır. Bu çerçevede KNK (Kürdistan Ulusal Kongresi), PKK’nın özerk yönetimini sağlama hedefi doğrultusundaki uygulamalarıyla bağlantılı çeşitli etkinlikler gerçekleştirilecektir. Etnik-bölücü terör örgütünün yılın son günlerinde batı destekli gerçekleştirdiği etkinlikler bu durumu ortaya koymaktadır. Avrupa Konseyi’nde dokuzuncusu düzenlenen Kürt konferansında açıklanan görüşlerin PKK’nın öne sürdükleriyle aynı olduğu görülmüştür. Yine Almanya’nın Mainheim kentindeki açık hava gösterisinde PKK’lı militanların polisle çatışmasından sonra YEK-KOM, Alman Federal Meclisi Dilekçe Komisyonu’nda “Kürt Kimliği tanınsın” konulu konuşma yapmıştır. Bu olayın ortaya koyduğu gibi polisleri çatışsa bile batı ülkeleri PKK ile bağlarını koparmamaya, dengelerdeki yerini korumasını sağlamaya büyük özen göstereceklerdir.

 

Batılı kuruluşlarıyla, PKK’nın çeşitli birimleriyle ortak bir söylem halinde dile getirilen hedeflerin başında ise Kürt kimliği ile dilinin anayasada yer almasını sağlamak yer almaktadır. Bunun içinse Batı ülkelerinde ve yurt içinde baskı gruplarının harekete geçirilmesine çaba gösterilmesi öncelikli hedef olacaktır.

Suriye’de ise PYD, silahı kullanarak Türkiye ile K. Irak arasında elinde bulunduracağı toprak bütünlüğü bulunan bölgede tek hakim güç olmaya çalışacaktır. Diğer bir ifadeyle “Kürdistan”ın üç parçasında tek güç olmakta amacından vazgeçmeyecektir. Örgütün bu hedefi terörü meşru bir tabana oturtmasını sağlayacağı için Türkiye’ye yönelik büyük bir tehdittir. PKK’nın terör faaliyetini geniş bir alana yaymasını sağlayacağı için de ayrıca son derece önemlidir. PYD/PKK gelecekteki bu hedeflerine ulaşmak amacıyla şimdiden yönetim kurumlarını oluşturmaya başlamış bulunuyor. ESAD’ın devrettiği alt yapı sayesinde de hızla aşama kaydediyor.

 

PYD, PKK’nın desteği olmaksızın hiçbir varlık gösteremeyeceği ve PKK’nın da desteğini Bağdat’ın izni olmadan Suriye’ye ulaştıramayacağı gerçeğinden hareketle PKK ve Bağdat yakınlaşmasından söz etmek mümkündür. Bu değerlendirme doğrultusunda, Cemil BAYIK’ın Bağdat’ta Iraklı yetkililerle ve İran Büyükelçiliği görevlileriyle bu konuda görüşmelerde bulunduğu basında yer aldı.

 

PKK’nın faaliyeti genişlediği ölçüde yeni dış ilişkiler ve ihtiyaçları da beraberinde getirecektir. Bu anlamda bölge ülkeleriyle ve yerel güçleriyle daha sıkı ve çeşitliliği olan ilişkiler kuracaktır. Öteden beri taşeron olma karakteri nedeniyle ilişkilerinde Türkiye’ye karşı kullanılması kaçınılmaz olacaktır. Irak ve İran, ülkemizin Suriye’de ayaklanmacılara verdiği desteğe PKK ile karşılık verecektir.

 

Irak etnik çatışmaya her gün biraz daha yaklaşmaktadır. Merkezi hükûmet ile K. Irak yönetimi arasında ülkenin vilayet sınırlarının yeniden belirlenmesi isteklerinden kaynaklanan gerginlikler hiç bitmemektedir. Irak’ın petrol zenginliklerinin paylaşılması ve başbakan Nuri el MALİKİ’nin iktidar hırsı her seferinde yeni anlaşmazlıklara neden olmaktadır. Kürt Bölgesel Yönetimi’nin güçlenmesi ve uluslararası kabul görmesi Irak’ı parçalanmaya götüren başlıca neden olmaktadır. Güç dengelerini lehine çevirme gayretleri neticesinde Kerkük, Kerbela, Anbar, Tikrit ve Samarra vilayetlerinde Araplar aleyhine sınır değişikliği girişimleri sıcak çatışmaya ortam hazırlamaktadır. Kerkük’ün ele geçirilmesi mücadelesinin sıcak bir çatışmaya dönüşmesinin ihtimali bile bizim ve bölgemiz için son derece ürkütücüdür. Anında alev topuna dönüşme karakterindedir.

 

Bölgesel Kürt Yönetimi, Nuri El MALİKİ’nin iktidar hırsıyla hızlandırdığı kopuşu olabildiğince lehine çevirmeye çalışmaktadır. ABD diplomasi yoluyla Bağdat ve Erbil’in sert ilişkilerini yumuşatmaya, olası bir sıcak çatışmayı uzaklaştırmaya çalışırken, dünyanın petrol devleri K. Irak’a yanaşarak onu Bağdat karşısında cesaretlendirmektedirler. Exxon Mobil’in önünü açtığı doğrudan Erbil ilişkilerine Irak’ın güneyindeki anlaşmalarını feshederek kuzeye yönelen diğer devler katılmaktadır. Uluslararası diplomaside yerini her geçen gün sağlamlaştıran BARZANİ, diplomatik gücünü silahlı güçle takviye etmeye çalışmaktadır. Önümüzdeki dönemde peşmergeyi modern bir ordunun silah ve teçhizatıyla donatması halinde bölgesel bir güç haline gelmesinin önünde hiçbir engel kalmayacaktır.

 

Bölgesel dengelerin gözetilmesinin esas alındığı politikalar Irak’taki Türkmenleri göz ardı ve tarihin bize emanet ettiği mirası yok edenleri cesaretlendirmektedir. SADDAM’ın kıyıma uğratmasının ve Türkmen varlığını Araplaştırmasının üzerinden çok geçmeden işgal sonrasında gerçekleştirilen peşmerge barbarlığı öldürücü darbe etkisi yarattı. ABD’nin en ince ayrıntısına kadar planladığı işgalin ilk günlerinde peşmerge, Türkmen varlığını aklınca yok etmek üzere Musul ve Kerkük’teki tapu kayıtlarını ve müzelerdeki tarihi imha etti. O günden bu güne SADDAM’ın Araplaştırma politikasının yerine BARZANİ’nin Kürtleştirmesi geçti. Kerkük, Musul ve Erbil’den sonra Türkmen varlığının yok edileceği şehirler Altun Köprü ile Tuz Hurmatu gibi son Türkmen kaleleridir. Böylesine ciddi sorunlara rağmen Türkiye’nin, Kürt Bölgesel Yönetimi ve BARZANİ’nin, yok ederek, ele geçirerek ilerlediği yolda destek olması ileride ülkemiz için büyük sorunlara açacaktır.

 

Türkiye bugün K. Irak’ta ve Suriye’de PKK’ya yönelik mücadelesinde BARZANİ ile işbirliği yapıyor. Geçmişte bunun örneğini görüp hüsran yaşadığımızı unutmadık. O zamanlar BARZANİ ve TALABANİ’ye hiçbir ülkenin yapmadığını yaptık ve kırmızı pasaport verip dünyayı adım adım gezip dertlerini anlatmalarını sağladık. Bugün artık bizim pasaportlarımıza ihtiyaçları yok ama onun karşılığında petrolünü K. Irak’tan çıkarmasını, ticaretini canlı tutmasını sağlayarak çok daha büyük önemi olan desteği veriyoruz. Bir dönem PKK ile çatıştıktan sonra dönüp bize “Kürdün verilecek bir kedisi bile yok” çıkışını hatırlayalım. Yarın ise içeride ve bölgedeki sorunlarını çözdükten sonra benzeri bir çıkışı göstermeleri olağan bir sonuç olacaktır.

 

İran, Nuri el MALİKİ’nin iktidarına rakip olması nedeniyle çıkarlarının çatıştığı BARZANİ’ye olan husumetini doğrudan yansıtmaktan kaçınmaktadır. Bunun yerine dolaylı diplomasiyle hareket alanını daraltmaya ve gücünü kırmaya çalışıyor. Dolaylı diplomasiyi uygularken BARZANİ’ye muhalif Kürt partilerini bir araya getirip, ortak hareket etmelerini sağlamaya yönelik adımlar atıyor. GORAN Hareketi’ni daima Tahran ve Bağdat’a yakın tutuyor. İran ile iyi ilişkilere her zaman muhtaç olan BARZANİ ise Bağdat’la ve iç muhalefetle ilişkilerinde İran ile açık bir sürtüşmeye girmekten kaçınıyor.

 

İran, PKK’nın dış bağlantılarını sağlaması açısından aynı önemli konuma sahiptir. Örgütün topraklarında üslenmesine, çeşitli tesisler kurmasına izin vermesinden başka, uyuşturucu kaçakçılığı ile Kafkaslarla ilişkilerinde kilit ülke konumundadır. PKK’nın SSCB’nin silahlarını K. Irak’a ulaştırmasında, sınırın İran tarafında kontrol noktaları vasıtasıyla eroin kaçakçılığını kontrol etmesi örneklerden birkaçıdır. Bu çerçevede PKK’nın son dönemde yeni bir derinlikle geliştirdiği Ermenistan kanalının işlemesinde İran’ın önemi büyüktür. Rusya’nın Orta Asya ve Kafkaslar’daki Kürt politikası ile Rus organize suç örgütleri PKK’nın daima muhtaç olduğu unsurlardır. Bu nedenle Rusya ve Kafkas güzergâhı üzerindeki Iğdır, Gürbulak Hudutkapısı, Ağrı ve Van örgütün vazgeçemeyeceği alanlardır. İran’da yaşanacak bir tıkanıklık PKK’nın büyük ölçüde siyaset, para ve lojistik kaybı anlamına gelecektir. PKK’nın gizli kalmasına özen gösterdiği bu bölgede önümüzdeki baharda yeni gelişmelere tanık olmamız beklenmelidir.

 

Dipnotlar

 

(1) Zaman 27 Tem. 2012 Abdullah Bedro’nun Açıklaması