Türkçenin kısa-öz anlatımıyla halkımızın, çevrelerinde bulunanların sahip olduklarından kendilerine de pay düşmesi beklentilerini; “komşuda pişer bize de düşer” atasözüyle anlattığını hepimiz biliyoruz. Bu sözle, Sudan’dan dağılan toplumsal dalganın Irak’a nasıl ulaştığını güzel bir şekilde ifade edebiliriz. Şöyle ki küçük bir değişiklikle “Sudan’ın Güneyi’nde pişer, Irak’ın Kuzeyi’ne düşer” diyerek durumu özetleyebiliriz.

 

Hatta açımızı biraz daha genişletirsek Güney Sudan’da pişenin yalnızca K. Irak’a düşmediğini görebiliriz. Aynı şekilde kendi kaderini tayin hakkının Tibet’ten, Filistin’e kadar geniş bir alanda beklentiye yol açtığı ortaya çıkacaktır.  Böyle bir beklentiye giren pek çok toplumun kendilerince ders çıkardıkları ve günü geldiğinde yararlanmak üzere bu emsali bir kenara kaydettikleri gözden kaçmamaktadır.

 

G. Sudan’a benzer emsaller yeni değildir.  Dünyada bugüne kadar benzeri toplumsal ayrışmalar ve bunların sonucunda yeni devletlerin doğması geçmişte de görülen olaylardandır. Ancak, o zamanki iletişimin böylesine hızlı olmaması, büyük güçlerin çıkarlarıyla bağdaşmaması gibi nedenlerle etkileri sınırlı kalmıştır. Örneğin; 1982’de Lübnan’ın, 1992-93’de Somali’nin, 1994-95’de Haiti’nin, 1999’da Doğu Timor’un doğuşunun küresel çapta dalgalanmaları Sudan’daki kadar etkili olmamıştır.

 

 Sudan’ın yaşadıkları bağımsızlık peşinde olan toplumlar tarafından adeta imrenilerek izlenmektedir. Pek çok toplum için emsaldir. Bu örneklemeden de en çok K. Irak ve Kürt halkı etkilenmektedir. Doğal olarak bugün G. Sudan’daki olaylar neden yarın K. Irak’ta olmasın beklentisini yaratmaktadır. Devletleşme sürecinde içerideki ve dışarıdaki yapının neredeyse tıpatıp benzerlikte olması güçlü bir aynı hakka sahip oldukları inancını doğurmaktadır.

 

İçeride zaman zaman çatışmayla ortaya çıkan Kürt- Arap etnik ve Şii-Sünni mezhep ayrışması, özerk bir Kürdistan Bölgesel Yönetimi, paylaşılamayan petrol geliri, Kerkük’ün bölgesel yönetimin sınırları içine alınması girişimlerinden doğan kavgalar ve diğer benzerlikler bulunmaktadır. Dışarıda ise, batılıların başını çektiği birçok ülkenin bölgesel yönetimde diplomatik temsilcilik açma yarışını, kimisi mal satmaya, kimisi de petrolden pay kapmaya uğraşan batılı devleri, sayıları ve harcadıkları paranın miktarının tam olarak bilinemediği Hükümet Dışı Örgütleri (HDÖ) sıralamak mümkündür. Bunların tümü G. Sudan’ın geçtiği yolda gördüklerinden çok farklı oluşumlar değildir. En önemlisini bir kez daha tekrarlamakta yarar bulunmaktadır: Küresel güçlerin diplomatik, siyasi, her türlü desteği K. Irak’ın arkasındadır. Bağımsızlığın önündeki tek engel henüz zamanın erken olmasıdır. Hiç kuşkusuz bu zamanı belirleyecek olanlar küresel karar vericileridir.

 

Gerçeğin böyle olduğu konusunda Ürdün Prensi Hasan’ın sözleri sağlam bir kanıttır. " Bugünlerde kim tarihi okuyor ki… Ben her gece ailemin geçmişe ait notlarını okumaya çalışıyorum, 19. yüzyıl sonları, 20. yüzyıl başlarıyla şimdinin arasındaki benzerlikler beni şaşkınlığa uğratıyor. Winston Churchill, K.Irak'ta Kürt konusunda tartışıyor… Churchill ve Gertrude Bell gibi diğer sömürge görevlileri harita üzerinde yeni devletler yarattıkları gibi, bugün petrol şirketi görevlileri de yeni petrol boru hattı çizmekteler. Batı Orta Doğu'yu hala strateji ve enerji kaynakları bakımından değerlendiriyor." demektedir. [1]

 

İşte tam bu anlamda K. Irak halkı ve diğerleri değerlendirilme sırasının Sudan’dan sonra kendilerine geldiğine inanmaya başlamışlardır.

 

Associated Press (AP) ajansının Kahire büro yöneticisi Hamza Hendawi, konuyla ilgili yorumunda; “Daha şimdiden Irak ve Yemen gibi bazı Arap ülkelerinde ayrılıkçı duygular, özerklik için artan çağrılar ve ayrıcalıklı yerler bulunmaktadır. Lübnan ve Mısır gibi ülkelerde etnik ve dini gruplar arasındaki açıklık artmakta ve sadakat zedelenmektedir. Sudan oylaması, 1950 ve 1960’larda sömürgeden bağımsızlığa geçişten itibaren etnik ve dini topluluklarla uğraşan ağırlıklı olarak bölgenin Sünni ve Arap uluslarında örnek arayış çabalarını ateşledi. ABD öncülüğünde işgalden beri yedi yıldır K. Irak’ta ülkenin geri kalanından tümüyle bağımsız Kürt özerk bölgesinin kendi geleceğine karar verme hakkı için artan çağrıları görmekteyiz. ” belirlemesinde bulunmaktadır. [2]

 

Kürt özerk yönetiminin kendi geleceğine karar verme arzusundaki bu artış belirli bir güvenin sonucudur. İçeride tamamıyla kendi başına kararlar alabilen özerk yönetime dışarıdan da büyük destek ve yardım ulaşmaktadır. Geçmişte baba Barzani’nin ABD ile yaşadığı yarı yolda bırakılmışlık deneyiminin aksine oğlunun döneminde aralarında kanıtlanmış bir güven ilişkisi oluşmuştur. K. Irak Kürtleri artık Washington’u vazgeçilmez bir dost olarak görmektedirler. ABD ise karşılığında onları radikal Şiilerin karşısında güvenilir ortak olarak kabul etmektedir. Dahası K. Irak’ı, bölgenin tamamına dağılacak bir üs konumunda, yatırım yapılacak en güvenli bölge olarak görmektedir. Gelişen ilişkiler sayesinde enfal soykırım lobisinin başarılı çalışmaları sonucunda Atlantik’in ötesinde ve batının genelinde Yahudi soykırımıyla özdeşleşen bir Kürt sempatisi yaratılmaktadır.

 

K. Irak’ın Amerika’nın nazarında kazandığı değer konusunda Evangelik kurumlarının baskın rollerini görmemezlikten gelemeyiz. Bu konuda ayrıntılı bir araştırması bulunan Michael Renolds’un bilgileri son derece önemlidir. [3] Oldukça ayrıntılı olan bu bilgilerden K. Irak’ın orta vadede hemen yanı başımızda yükselen bir bölgesel güç olma rotasına yerleştirilmesinin hazırlıklarının yapıldığı öngörüsünde bulunabiliriz.

 

M. Renolds’un bilgilerine çok özet bir şekilde değinelim… Saddam’ın devrilmesinden hemen sonra 350 Evangelik rahip Kerkük’te toplanmış ve aldıkları kararla kendilerine ait bir kurum olan Servant Group International aracılığıyla, Hıristiyan okullar zinciri oluşturmuşlardır. Adı geçen Servant Group Int., Evangelizm’de militan yönüyle öne çıkmaktadır. Üyeleri eğitimlerine ve mesleklerine göre çeşitli işlerde çalışmakta ve kiliseden yardım almadan, yani İngilizcedeki adıyla “Tent Making” yöntemiyle misyonerlik yapmaktadırlar. Tent Making misyonerleri, bir ülkenin komşularından, ülkenin tümüne kadar dağılan geniş bir alanda, demografik, tarih ve coğrafya konularında istihbarat yapmaktadırlar. DOD's Joint Contracting Command Iraq/Afghanistan tarafından Med (Kürtlerin atası oldukları iddia edilmektedir.) okullarının tamiri için bir Kürt şirketi olan Daban Group’a en az 465 bin dolar verilmiştir. Servant Group, 2002-2006 yılları arasında Kürt-Evangelist operasyonları için 2 milyon dolar harcamıştır. [4] ABD’nin uluslar arası yardım kuruluşu olan USAID (U.S. Agency for International Development) ve Regional Reconstruction Teams, sivil toplum ve yeniden inşa planı çerçevesinde HDÖ’ler (STÖ) için 53 milyar dolar kullanmıştır. [5]

 

 Gelişmelerin bir de İsrail tarafı bulunmaktadır. K. Irak’ın Yahudi soykırımına verdiği desteğin yarattığı sempati ve oldukça eskiye dayanan işbirliğinin birleşmesi sonucunda, işlevi olan köklü bir Kürt-İsrail dostluğu doğmaktadır. 2000’in ikinci yarısından itibaren Washington Post gazetesi, New Yorker dergisinden Seymour Hersh, Weekly Standard’dan Michael Rubin gibi dünyanın başlıca haber kaynakları K. Irak ile İsrail arasındaki dostluk temelinde ulaşılan üst düzey ilişkiler konusunda çeşitli haberler yapmışlardır. Küçük bir araştırma sonucunda, K. Irak’a yapılan yatırımlarda, BM Gıda İçin Petrol Programından Kürtlerin paylarına düşen 1,4 milyar doları almalarında İsrailli görevlilerin oynadıkları rollere ilişkin pek çok bilgiye ulaşılacaktır. Hatta İsrail “güvenlik görevlilerinin” adına “Kamp Z” denilen gizli bir yerde karşı-terörizm eğitimi verildiği, bu konuda, Kerim Sincari’nin (Karim Sinjari- PKK’nın Dağlıca’dan kaçırdığı sekiz askerimiz ile ilgili gelişmeden tanımaktayız.) önemli rol oynadığı şeklinde bilgilere rastlanılacaktır.

 

Avrupa’ya gelince; Büyük ülkelerinin Kürt özerk yönetimiyle ilişkileri benzeri bir kapsamla giderek gelişmektedir. Ülkelerindeki Kürt düşünürlerini, kanaat önderlerini öne çıkararak, batının hemen yanı başında hep yer alacak bir Kürt toplumu yaratmanın uğraşı içindedirler. Bir yandan insan unsurunu bu doğrultuda ele alırlarken, diğer yandan da kamu kurumlarının temel yapısını kendilerininkine benzer bir şekilde inşa etmektedirler.

 

Bütün bu gelişmelerin sonucunda Kürtlerle, Iraklı diğer toplulukların arası açılmakta, Kürtler Irak’ın kalanından hızla uzaklaşırlarken aynı hızla batıya yaklaşmaktadırlar. Sudan’da kendi kaderini tayin hakkının yarattığı etkilerle ilgili yapılan yorumda, “birkaç hafta önce Kürt lider Mesut Barzani kendi kaderini tayin hakkı için tahrik edici bir konuşma yaptı. Bu, hükümetin kurulması esnasında gerçekleştirilmiş bir siyasi manevra olabilir, ancak Barzani hala izleyicilerden alkış almaktadır. Arap dünyası Irak’ın siyasi değişiminden bu yana zaten dengesini kaybetmişti. Onun bölünmesi çok yıkıcı olacaktır.” denilmektedir. Devamında; Kürtlerin, Sudan’dakine benzer bir şekilde yönlendirildiklerinin düşünüldüğü belirtilmektedir. [6]

 

Sudan’ı emsal olarak alan Kürt bölgesinin eski başbakanı Neçirvan Barzani, Kürtlerle ilgili sorunların ve özellikle de petrol zengini bölgelerin-ki Kerkük- karşılıklı görüşmelerle 2012 yılına kadar barış içinde çözümlenmesi uyarısında bulunmuştur. Tehdit anlamında, Irak’ın sonunun Sudan gibi olacağı vurgusunda bulunmuştur. [7]

 

Gelişmeler G. Sudan’dan başlayarak bağımsızlığa açılan yolun taşlarının K. Irak yönünde döşendiğinin kanıtlarını taşımaktadır. Günümüzde K. Irak’ın bağımsızlığı pek olası görülmese bile 2005 anlaşmasından önce aynı kanaatin Sudan için de var olduğunu unutmamak gereklidir.

 

Dipnotlar

 

[1] EASTWARD to TARTARY Travels in The Balkans, The Middle East And The Caucasus First Vintage Departures Edition November 2001 Robert D. KAPLAN s. 182 

[2] Analysis: South Sudan secession a risky precedent – http://news.yahoo.com/s/ap/20110124/ap_on_an/ml_arabs_fractured_world_analysis

[3] M. Reynolds, Ruters Ajansının eski Miami/Karayip bürosu çalışanıdır. Southern Poverty Law Center Intelligence Project’in önde gelen analistidir. Terörizm, suç, siyaset ve din konularında birçok kitap yazmıştır.

[4] How American right-wing Christians are waging 'Spiritual Warfare' in Iraqi Kurdistan http://www.ekurd.net/mismas/articles/misc2010/7/state4037.htm

[5] Iraq’s Dwindling NGO Sector http://www.ekurd.net/mismas/articles/misc2010/9/govt1724.htm

[6] Arab fears about Sudan's split have roots closer to home http://www.thenational.ae/thenationalconversation/news-comment/arab-fears-about-sudans-split-have-roots-closer-to-home

[7] Nechirvan Barzani: Iraq Will End Up Like Sudan, If Kurds' Rights Not Respected

http://www.kurdishglobe.net/display-article.html?id=DED59F83F66EA8BBA4A1C14A157AD9D5