28 Ağustos 2008 tarihinde Tacikistan’ın Başkenti Duşane’de toplanacak olan Şanghay İşbirliği Örgütü’nün nasıl bir tepki vereceği ve ürgütün bu konuları gündeme alıp almayacağı merak konusudur. Rusya’nın Güney Osetya ve Abhazya’yı bu platformdaki diğer üyelerin de tanıması için kulis yapacağı açıktır. Ancak unutmamak gerekir ki, bu ana kadar (27.08.2008) Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ve Şanghay İşbirliği Örgütü üyelerinden hiçbirisi Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanımamıştır. Hatta Rusya’nın yakın müttefiki olarak görülen Beyaz Rusya, Ermenistan ve Kazakistan’dan da bu hadiseye ilişkine herhangi bir yorum gelmemiştir.

 

Rusya Federasyonu Şanghay İşbirliği Örgütü’nün önemli bir üyesi olmakla beraber bu örgütün bir diğer önemli üyesi Çin’dir. Çin’in yakın 20 yıllık sure içerisinde kalkınmasını tamamlayıncaya kadar ABD başta olmak üzere Batı ile ilişkilerini bozmak istemediğini biliyoruz. Bu sebeple Çin’in şimdiye kadar renk vermediği Gürcistan-Rusya savaşında ve Rusya-Batı rekabetinde nasıl bir tutum takınacağı son derece önemlidir.

 

Çin’in benzer statülerde bulunan ve Çin’den ayrılmak isteyen Uyguristan, Tibet, Tayvan ve İç Moğolistan gibi bölgeler sebebiyle Çin bu tür ayrılıkçı haraketlere sıcak bakmamaktadır. Bu sebeple Kosova’nın statüsünü tanımamış ve hatta karşı da çıkmıştı. Çin’in etkili olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü gündemine Çin’i doğrudan etkileyecek bu tür ayrılıkçı güçlerin sorunları ve/veya tanınması konularının gelmesi güç gözükmektedir.

Rusya Abhazya ve Güney Osetya’nın Bağımsızlıklarını Tanıdı: Bu Karar Nelere Malolabilir?

Büyük ülkeler arasındaki rekabet ve çatışmaların ateşini genelde küçük halklar ve ülkeler yakmıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndaki Sırp milliyetçinin rolü hala hatırlardadır. Hatırlanacağı üzere Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip Avusturya-Macaristan veliahdı Franz Ferdinand'ı öldürerek Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasına sebep olmuştu. Elbette büyük devletlerin sorunlarının çözümünde yaşanan tıkanıklık diplomasi yerine sıcak savaşı çözüm olarak ön plana çıkarmaktadır. Küçük ülkeler buna sadece bahane sayılmaktadır. Bu gün yaşananlarda aslında yukarıda gösterilen sebep-sonuç ilişkisinden çok farklı değildir.

 

Gürcistan savaşı da Batı ile Rusya arasında biriken bir çok sorunu su yüzünew çıkarmıştır. Bu savaş NATO’nun doğuya doğru genişlemesi süreci, Polonya ve Çek Cumhuriyetlerine yerleştirilmek istenen füze savunma ve radar sistemleri, Rusya’ya karşı oluşturulan GUAM ve Demokratik Devletler Topluluğu, Turuncu Devrimler, İran’ın nükleer krizi, Irak sorunu, Kosova sorunu ve enerji nakil hatları ve genel olarak bölgede Rusya ve Batı (ABD) arasında süre giden nüfuz mücadelesinin diplomatik metotlarla çözülememesi sebebiyle oluşan tansiyonun bir şiddet boşalması olarak da değerlendirilebilir. Birinci Dünya Savaşı’nda Sırpların oynadığı rolü bugün Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili oynamıştır.

 

8 Ağustos 2008 tarihinde Gürcistan ordularının bir yıldırım harekatıyla kendisinden ayrılan Güney Osetya’ya girmesiyle başlayan ve Rusya Federasyonu’nun bölgedeki 58. Ordusu’nun Güney Osetya’ya girerek bu bölgeyi Gürcü askerlerinden temizlemesi ve ardından da Rus birliklerinin Gürcistan’ın içlerine doğru ilerlemesi ile bir anda Gürcistan-Güney Osetya savaşından Gürcistan-Rusya savaşına dönen bu çatışma Rusya’nın Güney Osetya ve Abhazya’yı tanımasıyla yeni bir safhaya girmiştir. Rusya Federasyonu Parlamentosu’nun alt kanadı Duma ve üst kanadı Federasyon Konseyi’nin 25 Ağustos 2008 tarihinde toplanarak Abhazya ve Güney Osetya’yı bağımsız bir devlet olarak tanıması ve Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’e de bu tanımayı Kabul etmeye çağırması üzerine Medvedev bu karardan bir gün sonra 26 Ağustos’ta Güney Osetya ve Abhazya’yı Rusya’nın resmen tanıdığını açıklamıştır.

 

Kosova’nın Batılı bir çok ülke tarafından tanınmasıyla Rusya Federasyonu o zamanki Devlet Başkanı (şimdi Başbakan) Vladimir Putin aslında bugünkü olacakları bir şekilde ifade etmişti. Putin bu sürecin Güney Osetya ve abhazya’ya da yansıyacağını açıkça söylemişti. Özellikle Gürcistan savaşı sonrasında Rusya’nın böyle bir kararı alacağı bekleniyordu. Beklenmeyen husus Rusya’nın bu kadar hızlı davranacağı idi. Medvedev’in hiç vakit kaybetmeden bu cumhuriyetlerin bağımsızlığını tanıması Rusya’nın Batı ile ilişkilerinde her şeye hazırlıklı olduğunu ve her türlü riski göze aldığını göstermektedir. Bunu Rus devlet yetkililerinin açıklamalarından da görebiliriz.

 

Rusya aslında bu savaş sonrasında Kafkasya’da önemli kazanımlar elde etmişti. Ancak Rus dış politikasında SSCB’den kalma pazu gösterme alışkanlığı ve “uçak gemisi” gibi manevra kabiliyetinin kısıtlı olması orta ve uzun vadede Rusya’nın bu tanımadan zararlı çıkacağını göstermektedir. Zira Rusya bu kararla Batıyı kendi karşısında birleştirmiştir. Burada elbette Çin’in nasıl bir tavır takınacağı önemlidir. Rusya ile beraber Ermenistan ve Beyaz Rusya ve hatta Kazaksitan, Suriye gibi ülkeler de Abhazya ve Güney Ozetya’yı tanıyabilirler. Ama bu tanıma son derece sınırlı kalır. Bu tanıma kararı ile artık BM’nin “ülkelerin toprak bütünlüğü ilkesinin” bir anlamı kalmamıştır. Bu tanımanın yansımaları bölgede Dağlık Karabağ, Kırım ve Dnyester Yanı bölgelerinde olacaktır. Hatta Irak’da da bunun yansımalarını görebiliriz.

 

Bu karar ile Rusya aslında tehlikeli bir oyun oynamaktadır. Rusya bu kararını başta 1975 yılında 35 ülkenin Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından imzalanan Helsinki Nihai Senedi olmak üzere BM’nin ilgili kararlarına bağlamaktadır. Bu kararlarda ifade edilen “ülkelerin kendi kaderini tayin hakkı” maddesi başta Rusya’nın kendisi olmak üzere bir çok bir çok ülke için bölünme anlamına gelmektedir. Rusya’nın çok etnikli bir yapıya sahip olduğunu, bu etnik kesimlerin bazılarının içinden bağımsızlık geçtiğini, hatta Çeçenler gibi bu konuda savaşı dahi göze alabilecekler olabilecveğini ve bu cumhuriyetlerin Rusya’nın zayıf anını beklediklerini unutmamak gerekir. Dolayısıyla Kosova’da Batının yaktığı küçük halklara özgürlük ateşi dünyada ve özellikle de bizim bölgemizde yeni bir süreci ortaya çıkarmıştır.

 

Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev Abhazya ve Güney Ozetya’yı tanımaya mecbur kaldıklarını ama BM’nin “ülkelerin toprak bütünlüğü ilkesini” kesinlikle desteklediklerini de bildirmiştir. Ancak Batının Kosova’da başlattığı ve Rusya’nın da Abhazya ve Güney Ozetya’da devam ettirdiği ülkelerin toprak bütünlüğünü hiçe sayan bu kararları sonrasında küçük etnik gruplara ve özerk bölgelere bağımsızlık verme yarışı dünyada hiç kimsenin tahmin bile edemeyeceği büyük bir etnik yangına sebep olabilir.

 

ABD, NATO ve Batı ile İlişkileri

 

Rusya Batı ve ABD’yi karşısına alırken bütün hesaplarını ABD’de 4 kasım 2008 tarihinde yapılacak seçimleri Demokratların kazanması üzerine yapmaktadır. Kremlin bu seçimleri Barack Obama’nın kazanacağı ve Rusya ile ABD ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılacağını ummakta ve bu sebeple de ilişkilerin bu gün için ciddi hasar görmesini önemsememektedir. Ancak unutulmaması gereken husus şudur ki, o da Amerikan halkını Sovet-rus korkusu Kremli’in tahminlerinin ötesindedir. Amerikan halkı üzerinde yapılacak kamuoyu mühendisliği ile Rus korkusu işlenebilir ve bud a Cumhuriyetçilerin zaferi ile sonuçlanabilir. Zaten Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırmasının cumhuriyetçi aday Jhon McCain ile doğrudan alakalı olduğu düşünülmektedir. Biz bu analizimizi daha savaşın ilk günü 8 Ağustos’ta yazmış ve çeşitli kanallarda ifade etmiştik. Bugün yaşanan gelişmeler bu analizimizin doğru olduğunu ortaya koymaktadır.

 

KKTC’nin Durumu Yeniden Ele Alınmalıdır

 

Bu savaş bölgede bütün dengeleri alt-üst ederek Batı-Rusya dengesinde ağırlığın Rusya’ya doğru kaymasına sebep olurken Gürcistan’ın toprak bütünlüğü hayalinin de suya düştüğü görülmüştür. Hatta mesele sadece Gürcistan ile sınırlı kalmayacaktır. Bu hadise Gürcistan’ın çok daha ötesine taşacak ve BM’nin toprak bütünlüğü ilkesi bu savaştan sonra yeniden tanımlanır duruma gelecektir. Kosova’nın bağımsızlığından sonra bu konu aslında biraz aralanmıştı. Hatta ABD’nin Irak ve Afganistan’ı işgali de bu konudaki kötü örneklerdendir. Gelinen noktada güçlü ülkeler istedikleri ülkelere bağımsızlık verirken, istediklerini işgal etmekten çekinmemektedirler.

 

Rusya’nın Anhazya ve Güney Osetya’yı tanıması uluslararası arenada yeni bir durumu ortaya çıkarmıştır. Bu yeni durumda KKTC’nin Kıbrıs Rum Kesimi ile görüşmelerini yeniden ele alması gerekmektedir. Bu tanımadan sonra KKTC’nin uluslararası pozisyonu güçlenmiştir. Dolayısıyla da KKTC’nin Rum kesimi ile görüşmelerini yeniden gözden geçirmesi gerekir. Bu tanıma sonrası Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu’nun pozisyonu da zayıflamıştır. Zira artık Gürcistan ile Rusya’yı aynı çatı altında tatmak artık mümkün değildir.

 

Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu

 

Bu tanıma sonrası Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu’nun pozisyonu da zayıflamıştır. Zira artık Gürcistan ile Rusya’yı aynı çatı altında tatmak artık mümkün değildir. Bu sebeple de Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu için artık “ölü doğmuştur” diyebiliriz. Zaten Başbakan bu öneriyi ortaya koyduktan sonra Rusya, Azerabaycan ve Gürcistan’daki uzman kişilerle yaptığımız görüşmelerde bu önerinin “nereden çıktığını “anlayamadıklarını ifade etmişlerdi. Yine bu uzman kişiler aynı zamanda Türkiye’nin bu öneriyle ne yapmak istediğinin de anlaşılamadığını ifade etmişlerdir. Zira hayata geçmesinin mümkün olmadığını bile bile bu öneriyi Türkiye’nin hayata geçirmeye çalışması pek anlaşılamamıştır. Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu girişiminin de gösterdiği gibi dış politikada hesabı-kitabı tam olarak yapılmayan önerilerin Türkiye’nin bölgedeki inandırıcılığına zarar verebilmekte ve “dostlar alışverişte görsün” zihniyeti ile yapılan bu tür önerilerin Türkiye’ye zarar verebileceği görülmektedir. Bu girişimin artık Gürcistan krizine bir çözüm olmayacağının anlaşılmasıyla geriye bir tek Ermenistan ile ilişkilerin düzeltilmesi platformu olarak kullanılması kalmaktadır ki, bu da “kaş yapayım derken göz çıkaramak” olarak adlandırabileceğimiz bir durumu ortaya çıkarmakta ve Azerbaycan’ın kaybedilmesi sonucunu getirebilmektedir.

 

Türkiye’nin Pozisyonu

 

Türkiye’nin pozisyonu bu tanımayla oldukça hassaslanmıştır. Zira, Montrö’ye uygun olarak geçen ABD ve NATO savaş gemileri ile Rus savaş gemileri arasında kazara bile olsa çıkacak bir kıvılcım büyük bir yangına sebep olabilir. Ayrıca Nicolas Sarkozy’nin 6 maddelik ateşkes planının da artık bir anlamı kalmamıştır. Bu sebeple de Gürcistan Batıyı da arkasına almışken bu karardan sonra tekrar saldırıya geçebilir. Bu savaşla beraber Gürcistan ile Rusya arasında arabulucu olmaya çalışan Türkiye bundan sonra Rusya ile Batı arasında arabulucu olma rolüne soyunacaktır. Bu amaçla Türkiye’nin Rusya ile rekabeti istemeyen Fransa ve Almanya ile daha yakın mesai sürdürmesi gerekmektedir.

 

Türkiye’nin rolü ve tutumu bu krizde belirleyici olacaktır. Türkiye bu krizde kimin yanında olacaksa o taraf bir adım öne geçecektir. Ama Türkiye’^nin yapması gereken şey savaşın I,lk gününden beri sürdürdüğü tarafsızlık tutumunu sürdürmektir. Türkiye’nin bu tutumu özellikle Rusya’ya avantaj sağlamaktadır. Ama Rusya’nın da bunu iyi görmesi ve okuması gerekir. Karadeniz’de bütün kıyıdaş ülkeler Bulgaristani Romanya, Ukrayna ve Gürcistan Amerikan yanlısıdır. Bir tek Türkiye tarafsızdır. Hal böyle iken Rusya’nın sınırlarında beklettiği Türk tırları gibi konularda tgürkiye’nin sabrını ölçmemesi gerekir.

 

Rusya ile ABD ve bir bütün olarak Batı arasında devam eden bu rekabetin ABD başkanlık seçimleri ile doğrudan alakası vardır. Be gerginlik Neo-Conlara ve Cumhuriyetçilere yarayacağı açıktır. Bilindiği gibi Rusya demokratları desteklemektedir. Bu rekabet ABD seçimlerine kadar yğükselerek devam edeceğine gore iyi bir kriz yönetimi sergilemek ve krizin çatışmaya dönüşmesini önlemek gerekmektedir. Burada en büyük yük Türkiye’nin sırtına binmektedir.

 

Bu savaş ve gerginiliğin Gürcistan ana hattından geçen mevcut enerji hatlarının konumunu zayıflatacağını ve yatırımcı arayan Nobucco projesinin de yapımını geciktiriceğini söyleyebiliriz. Ama her kriz gibi bu kriz de içerisinde fırsatlar barındırmaktadır. Bu fırsatları Türk dış politika yapıcılarının iyi takip etmesi gerekir. Bu kriz Kafkasya ve Karadeniz bölgesinin Türkiye ve dünya işin ne kadar öenmli olabileceğini de ortaya koymuştur.