Türkiye’den orta Asya bölgesine yapılan üst düzey resmi ziyaretler Türkiye’de söz konusu coğrafyaya ilgi duyan akademisyenler ve araştırmacılar açısından genel bir değerlendirme yapma fırsatı olarak sevinç ve telaşla karşılanır. Zira Orta Asya coğrafyası Türk Dış politikasında çok dillendirilen ancak pratikte kritik niteliğe sahip dış politika konularının gerisine düşmeye mahkûm edilmiş bir alanı ifade eder. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Kırgızistan ve Tacikistan duraklarını kapsayan Orta Asya gezisi ise bu değerlendirmenin yazarını da kapsayan grup açısından aynı kapsamda değerlendirilmektedir.

 

Özelde Cumhurbaşkanı Gül’ün Orta Asya bölgesinin yüzölçümü ve doğal zenginlikler açısından fakir, ekonomik sorunlarla mücadele eden, genellikle jeopolitik konumlarını pazarlayarak dış politikalarını yürüten Kırgızistan ve Tacikistan’a yaptığı ziyaretler iki amaca hizmet etmektedir. Bu amaçların başında Türkiye’nin Orta Asya bölgesine verdiği önemin devletin en yüksek kademesinden iletilmesidir. İkinci önemli husus ise karşılıklı ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ve bölgedeki Türk işadamları için yeni alanların yaratılmasıdır. Örneğin Kırgızistan’da Gül’ün ziyaretinin yapıldığı 26 Mayıs 2009 tarihinde MÜSİAD Bişkek’te bir temsilcilik açacaktır. Bu ziyaretleri Türkiye’nin Orta Asya politikasının bir parçası olarak değerlendirdiğimizde stratejik önemi daha net anlaşılmaktadır.

 

Orta Asya coğrafyasında sivil devrim deneyimi yaşayan tek ülke olan Kırgızistan, Ağustos ayında devlet başkanlığı seçimlerine hazırlanmaktadır. Washington, Moskova ve Pekin arasında yakın döneme kadar ince bir denge çizgisinde hareket eden Bişkek yönetimi son dönemde ibreyi Moskova- Pekin hattına çevirmiş görünmektedir. Rusya’nın ekonomik desteğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu görülen ve bu talebi karşılıksız kalmayan Pekin, Şanghay İşbirliği Örgütü şemsiyesi altındaki Moskova- Pekin ittifakın açık destek vermektedir. Sivil devrimcilerin iktidar olduğu ancak yeni siyasi çalkantılara gebe olma ihtimali çokça dile getirilen Kırgızistan’a Gül’ün söz konusu ziyaretinin Ankara’nın değerlendirilmesi gereken bir aktör olduğunu hatırlatabilir.

 

Tacikistan ise Türkiye’ye diğer Orta Asya Cumhuriyetlerine oranla daha mesafeli ancak karşılıklı işbirliği fırsatlarının mevcut olduğu bir cumhuriyet olarak değerlendirilebilir. Son dönemde artan İran- Tacikistan işbirliği bu mesafeyi derinleştirmektedir. Tahran- Duşanbe ilişkileri, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın “iki bedende tek ruh” tanımlamasına uygun bir seyirde ilerlemektedir. İran özellikle dil birliğine vurgu yaparak kültürel ortaklığı ilişkilerin gelişmesinde etkin bir zemin haline getirmiştir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Tacikistan ziyareti Türkiye’nin Orta Asya politikasında bütüncül yaklaşımını sürdürdüğü ve etnik ortaklık temelinde değil karşılıklı çıkar mantığına sahip olduğunun örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.

 

Cumhurbaşkanı Gül’ün Orta Asya ziyaretleri vesilesiyle genel bir değerlendirme yapmak gerekirse şu tespitleri yapmak mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin Orta Asya Cumhuriyetleri ile ilişkileri, Türk dış politikasının hareket kabiliyetini genişletebilecek, etkileri yalnızca bölgeyle sınırlı kalmayarak diğer dış politika açılımlarını da olumlu etkileyebilecek niteliktedir. Bu özelliği itibariyle Türkiye’nin son dönemde başlattığı Orta Asya atağının “derinliğe” sahip olması kritik öneme sahiptir. Bu derinliğe ulaşabilmenin önkoşulu, atılan her adımın bir sonraki adımın hazırlayıcısı olmasını sağlayabilmektir. Mevcut durum ve koşullar göz önünde tutulduğunda Türkiye’nin bölgede etkisini istenilen seviyeye çekebilmesi için kısa, orta ve uzun vadeli Orta Asya gündemini revize etme ihtiyacı olduğu açıktır. Bu kapsamda Türkiye’nin dönemsel hedeflerini belirleyerek, bu hedeflere ulaşmaya yönelik stratejilerini gözden geçirmeye ihtiyacı olduğu düşünülmektedir.

 

Türkiye’nin Orta Asya bölgesine yönelik kısa vadeli hedefi, söz konusu cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını kazandıkları tarihten bugüne kadar atılmış olan, etkili sonuçlar doğurma potansiyeli taşımasına rağmen pratikte yaşanan sorunlar ve ihmaller nedeniyle arzulanan etkiyi doğuramamış hamlelerini gözden geçirmek ve tamir etmek olmalıdır.

 

Orta vadede, tespit edilen muhtemel işbirliği alanlarında pratik, sonuca odaklı hamleler yaparak karşılıklı bağımlılığı artırmak hedeflenmelidir. Uzun vadede Orta Asya bölgesinde yaşanan gelişmeleri tek başına ya da içinde bulunduğu ittifaklarla etkileyebilecek, yönlendirebilecek ya da engelleyebilecek nitelikte bir aktör olarak din, dil, ırk faktörlerinin pekiştirdiği pragmatist temellere dayanan rasyonel bir ilişki modeli oluşturmak Türkiye’nin amacı olmalıdır.

 

Türkiye’nin Orta Asya politikasına hareketlilik getirebilecek, Türkiye’ye Orta Asya’da her anlamda yeni fırsatlar yaratabilecek kurumların başında Cumhurbaşkanlığı makamı gelmektedir. Bu durum, makamın Orta Asya Cumhuriyetleri için önemi ile açıklanabilir. Bugün Orta Asya’da yapılan her türlü reform çalışmasına rağmen halen devlet başkanının iradesi dışında hiçbir adımın atılamadı göz önünde bulundurulmalıdır. Aksi şekilde devlet başkanını neredeyse tek karar mercii olması münasebetiyle devletlerarası ilişkilerde kilit konuma sahiptir. Devlet Başkanları ile kurulan kişisel ilişki, Türkiye’nin Orta Asya’da yapmak istediği atılım için önemli bir zemin oluşturacaktır. Bundan önce de Türkiye devlet başkanları ile kişisel sevide ilişki kurmuş ancak bu temas ilişkilerin diğer bir koldan kurumsallaşması gerektiği gerçeğinin ihmal edilmesine yol açmıştır.

 

Bir diğer önemli unsur karşılıklı ekonomik ilişkilerle alakalıdır. Orta Asya Cumhuriyetleri bağımsızlık sonrasında özellikle ekonomik anlamda ciddi mesafe kaydetmiş cumhuriyetlerdir. Petrol ve doğalgaz gelirlerinin de etkisi ile özellikle Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan hızla zenginleşmektedir. Bir başka ifade ile Orta Asya Cumhuriyetleri yalnızca yatırım arayan ülkeler pozisyonundan yavaş yavaş sıyrılmakta ve yatırım yapan ülkeler konumuna yükselmektedir. Türkiye'nin bu cumhuriyetler için uygun bir yatırım ortamı oluşturması karşılıklı bağımlılık yaratılması mümkün olabilecektir. Orta Asya Cumhuriyetleri için bu anlamda ikili ya da çok taraflı anlaşmalarla teşvik edici bazı uygulamalara gidilebilir. Bu hususun projelendirilmesi, Orta Asyalı yatırımcıların ilgi duyduğu/takip ettiği alanların tespit edilmesi ve yatırımı kolaylaştırıcı bazı değişikliklere gidilmesi mümkün olabilir.

 

Türkiye’nin Orta Asya politikası, sadece Orta Asya Cumhuriyetleri ile değil, bölgede etkin olma amacı taşıyan diğer bölge aktörleri ile işbirliği fırsatlarını değerlendirmeye açık olan bir yapıya sahip olmalıdır. Türkiye’nin Orta Asya Cumhuriyetleri ile ilişkilerinin bölgede mevcut oyuncuları dışlayıcı bir tutumla sürdürülmesi mümkün görünmemektedir. Örneğin bölge ile tarihi, kültürel ve siyasi ilişkileri dikkate alındığında Rusya’yı dışlayan bir yaklaşımın başarı şansının düşük olduğu görülmektedir. Diğer taraftan Çin Halk Cumhuriyeti ve ABD’nin bölgede etkin konumda olduğu görülmektedir. Türkiye’nin tek başına atabileceği adımlara ek olarak bu aktörlerle birlikte atabileceği adımları da çeşitlendirmesi zorunluluktur. Bu kapsamda özellikle Şanghay İşbirliği Örgütü Türkiye’nin dikkatle takip etmesi gereken bir oluşum olarak karşımıza çıkmaktadır. Şanghay zemini kısa ve orta vadede söz konusu devler açısından etkin bir işbirliği alanı olarak kullanılmaktadır. Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne ilgi göstermesi bölgeye yönelik seçeneklerin artırılması kapsamında önemli bir hamle olarak görülebilir. Türkiye bölgede mevcut çok taraflı işbirliği imkânlarına yeteri alakayı göstermeyerek, kendi adına fırsat penceresini daraltmaktadır.

 

Elbette Türkiye’nin Orta Asya politikasına ilişkin daha pek çok tespit yapılabilir, politika önerisinde bulunulabilir. Ancak tüm bu unsurların ana dayanağı bölgede etkili olmaya yönelik siyasi iradenin ortaya konulması ve kurumsal ilişkilerin tesis edilmesi olmalıdır.

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyaretinden bir gün önce Kırgızistan ile Özbekistan arasındaki sınırların kapatıldığını, Özbekistan gümrük noktalarına, gizli servis ve polis binalarına bazı silahlı grupların saldırıda bulunduğunu ve 2005 yılında yaşanan Andican olaylarının tekrar edilmesi tehlikesinin de her an yaşanabileceği bu hassas bölgede gelişmeleri yakından takip etmek durumundayız.

 

Not: Kurmanbek Bakiyev 2005 yılından beri Kırgızistan Cumhurbaşkanıdır. Abdullah Gül 2007 yılından beri Türkiye Cumhurbaşkanıdır. Bu makaleyi TÜRKSAM'ın web sitesine koyarken Cumhurbaşkanlığı resmi sitesinde ve arama motorlarından her iki liderin birlikte olduğu bir resim bulabilirmiyiz diye epey bir tarama yaptık. Ancak böyle bir resim bulamadık. Bulamadığımız bu resim bile aslında içinde bulunduğumuz resmi net bir şekilde fazla söze gerek bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.