Bazen hayat öyle sürprizler çıkarır ki karşınıza, bir anda neye uğradığınızı şaşırır, sağa sola yalpalamaya başlarsınız. Karşınıza çıkan bu beklenmedik durum tüm gücünüzü bir anda yok ediverir. Milattan sonra (MS) 161 yılından itibaren 19 yıl Roma imparatoru olan Marcus Aurelius der ki “Güç zihninizdedir, dışarıda bir yerlerde değil. Bunu anladığınızda dayanıklılık gücünüzü de bulacaksınız.”

 

Erdem sahibi olmak, o kötü sürpriz anlarında bile kişinin veya kişilerin kendi güçlerinin farkında olabilmesidir. Bugünlerde ülke olarak finansal bir kâbus yaşıyoruz. Cebimizdeki para sürekli değer kaybediyor. Artık kendi içimizde “mahallelere” ayrılmak yerine, hepimizin aynı gemide olduğunu düşünerek geleceği iyileştirecek ortak çözümler geliştirme zamanı. Kriz anları aslında beraberlerinde büyük fırsatlar getirirler. Akıllı toplumlar ve insanlar, kriz yerine oluşan bu fırsatlara odaklanarak, daha iyi bir gelecek için çalışırlar.

 

Çin, Kore ve Biz

 

Bu köşede Çin’in içinde bulunduğu krizlerden teknolojiye odaklanarak nasıl çıktığını yazdık. Bugünlerin bilişim yıldızları olan bazı Doğu Avrupa ülkeleri de bunu başardı.  Zor günler güçlü insanlar ve güçlü toplumlar yaratır.

 

Kore mucizesi:

1960’larde Güney Kore dünyanın en fakir ülkelerinden biriydi…

1960’lı yılların başında, Güney Kore’nin kişi başına geliri 80 dolar düzeyindeydi.

Aynı dönemde Gana’nın kişi başına geliri 180 dolardı.

Türkiye’nin kişi başına milli geliri ise 1960’ta 380 dolar civarındaydı.

2016 yılında Kore’de kişi başına düşen gelir 27 bin dolar

Gana’da 341 dolar.

Türkiye’de ise 10 bin dolar (2016 rakamı)

 

Cambridge Üniversitesi Ekonomi Fakültesi öğretim üyesi Ha-Joon Chan “Sanayileşmenin Gizli Tarihi” isimli kitabında Kore’nin attığı bu büyük adımın toplumda bir saplantı olarak başladığını belirtiyor.

 

“Ülkenin ekonomik kalkınma saplantısı, eğitimimizde de yansımasını tam olarak gösterdi. Yabancı sigara içenleri açığa çıkarmanın bile vatanseverlik görevimiz olduğunu öğrendik. Ülke, ihracattan kazandığı her kuruş dövizi daha iyi endüstrilerin geliştirilmesi için makine ve diğer girdilerin ithalatında kullanma ihtiyacı duyuyordu. Değerli yabancı paralar, ülkenin fabrikalarındaki ihracat savaşında çarpışan sanayi askerlerimizin gerçek kanı ve teriydi. Değersiz şeylere bunları israf edenler vatan hainiydiler…”

 

Türk milleti tarihinde defalarca zor durumlardan daha da güçlenerek çıkmayı başarabilmiş bir millettir. Türk halkının bağışlarıyla 1975’de kurulan Aselsan bugün dünya savunma devleri listesinde 55. sırada. Defense News dergisi tarafından her yıl bir önceki yılın savunma satışları baz alınarak yayımlanan ve dünyanın en prestijli savunma sanayisi listesi kabul edilen “Defense News Top 100” dün açıklandı. Listede ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN ile Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ (STM) olmak üzere 4 Türk firması yer aldı. Listede ASELSAN 55, TUSAŞ 64, ROKETSAN 96. ve STM 97. sırada yer aldı. STM ilk kez listeye girerken ASELSAN ve ROKETSAN ikişer sıra yükseldi.

 

Peki Aselsan Nasıl Doğdu?

 

Kıbrıs Barış Harekâtı ülkeyi çok zora sokmuştu.  ABD ambargo koymuştu. Ondan önceki dönemde NATO’ya sırtımızı dayadığımız için Türk savunma sektörü diye bir şey de yoktu. Her şeyi dışarıdan alıyordu Türkiye. Bir telsiz bile yapılmıyordu. Haberleşme sisteminin milli olması son derecede önem taşır. Özellikle askeri operasyonlarda. Kıbrıs harekâtında o dışardan alınan telsizlerden istenilen randıman alınamadı.

 

Haberleşme zaafının etkisi fark edildi. Bunun üzerine ASELSAN, 1975’te bir “telsiz ve haberleşme” firması olarak kuruldu. Uzun süre de öyle kaldı. İlerleyen yıllarda elektro optik (gece görüş) ve radar gibi teknolojilerde de üretim başladı. Bu teknolojilerin geliştirilmesi için Savunma Sanayii İcra Komitesi, ASELSAN’a teknoloji merkezi olma görevi verdi. Bugün Aselsan yegâne bir Türk teknoloji başarısıdır!  İşte Türkiye tam buradan yola çıkarak daha güçlü bir gelecek için bir ivme yaratabilir.

 

Bugün Ne Yapmamız Gerekiyor?

 

Şimdi Türkiye kendi başarı modelini oluşturmalıdır. Bu herhangi bir proje değil, adeta bir saplantı olarak toplumun her bireyi tarafından sahiplenilmelidir. 2018 yılında ülkelerin gelişmesini sağlayacak her model bilim ve teknoloji kaynaklıdır. Türkiye’nin geleceğini inşa edecek bu yeni başarı modeli, bilim ve teknoloji ile desteklenmiş güçlü bir inovasyon sistemidir. Bu inovasyonu devlet, iş dünyası, akademi ve yatırımcılarla buluşturmak olmalıdır bu sistemin yegâne amacı! Türkiye en yakın zamanda Çin’in, Kore’nin başardığı gibi kendi inovasyon politikalarıyla bir saplantı halinde tüm sektörlerde yüksek teknoloji ve katma değer üretmelidir.

 

Kendimizi içinde bulduğumuz bu zayıf finansal durumdan kurtarmanın tek yolu: bilim ve teknoloji merkezli inovasyon sistemi ve politikalarını toplumun her bireyinin birer inovasyon savaşçısına dönüşerek sahiplenmesidir! Bu kriz bize daha büyük fırsatlar sunabilir!

 

Kapsayıcı milli yol haritası ile, bilgi ve iletişim devriminden büyük kazanımlarla çıkıp, 2023, 2053 ve 2071’de kişi başına milli geliri kat be kat artmış, müreffeh ve erdemli bir Türkiye için akıllı çalışmalıyız. Türkiye’nin yeni başarı modelinin temelinde yatacak inovasyon politikaları sadece sadakati değil liyakati de esas almalıdır. Türkiye liyakati esas aldığı her dönemde çok büyük başarılara imza attı, değil mi? Pazar günü sosyal medya hesabımda  paylaştığım videodaki o sörfçü gibi dev dalgaların karşısında durabilmek için cesaret gerekir. Bu güç zihninizdedir!

 

(Bu yazı 14 Ağustos 2018 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)