Yunanistan ve Rum Yönetimi tarih boyunca bazı devletlerden aldıkları örtülü desteklere güvenerek gerek Ege’de gerekse Doğu Akdeniz’de uzlaşmacı olmak yerine uluslararası hukuku hiçe sayarak Bizans oyunları oynamayı tercih etmişlerdir.

 

Acaba Yunanistan ve Rum Yönetimi tarih boyunca uzlaşmaz tavırlar takınmak yerine akılcı bir şekilde hareket edebilmiş olsalardı bugüne kadar neler yaşanabilirdi?

 

Yunanistan 1960’lı yıllarda Türkiye’nin tüm iyi niyetli uyarılarını göz ardı ederek Ege’de Türk karasularını ihlal edecek şekilde petrol arama faaliyetlerine başlamış. Türkiye’de yaşanan olumsuz gelişmelerin artarak devam etmesi üzerine 1976’da Sismik I adlı araştırma gemisi ile Ege’de araştırma yapmaya başlamıştı.

 

Yunanistan Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ile Lahey Adalet Divanı’na başvuruda bulunarak Türkiye’nin arama yapmasını durdurmak istemiş. Lahey Adalet Divanı ise Yunanistan’ın, Türkiye’nin petrol arama işinin durdurulması yönündeki isteğini reddetmişti. Yunanistan yaşanan bu gelişme üzerine Türkiye ile uzlaşma yoluna gitmek durumunda kalmıştı.

 

Türkiye ile Yunanistan İsviçre’de Bern Deklarasyonu’na imza atarak Ege’de kıta sahanlığı ile ilgili olarak hiçbir faaliyette bulunmamayı bu anlaşma ile kabul etmişlerdi. Ancak anlaşılan o ki, Yunanistan içerisinde bulunduğumuz süreçte yeniden Ege’de kıta sahanlığı sorunu yaratmaya yönelik girişimler peşinde.

 

Geçtiğimiz günlerde Yunanistan’ın Ege ve Girit çevresinde karasularını 12 mile çıkarmaya hazırlandığı açıklandı. Yunanistan Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Aleksis Çipras konuyla ilgili olarak ülkesinin bazı bölgelerinde karasularının 6 milden 12 mile çıkarmasına ilişkin hazırlanan cumhurbaşkanlığı kararnamelerini durdurarak, yasa tasarısı olarak meclise getirilmesini kararlaştırdığını bildirildi. Yunanistan’da yaşanan bu girişimin barışçı ve uzlaşmadan yana olduğunu kim iddia edebilir? Yunanistan Ege’de ne yapmak istiyor?

 

Unutulmamalıdır ki, Kurtuluş Savaşı’nın ardından Anadolu’yu işgal eden Yunan hükümetlerinin sorumluları “vatana ihanet” suçundan idama mahkûm edilmişlerdi. Suçlu bulunanlar, Yunan mahkemesinin 28 Kasım 1922 tarihli kararından 2 saat sonra kurşuna dizilerek infaz edilmişlerdi.

 

Yunanistan, Ege ve Doğu Akdeniz yanında Doğu Fırat ve Menbiç’ten Hürmüz Boğazı’na kadar uzanan alanda çatışma alanın tam ortasında ateşle oynadığının farkında mı? Yunanistan bir karar vermek zorundadır. Ya tam gaz savaşın içerisine girerek kendisini ateşe atacak ya da bu ateş çemberinden çıkarak Türkiye ile barış ve uzlaşma ile sorunlarını çözüme kavuşturma yolunu tercih edecektir. Yunanistan artık Bizans oyunları oynamaktan vazgeçerek barışçı ve uzlaşmadan yana hareket ederek gerçeklerle yüzleşmelidir. Yoksa yarın Yunanistan için çok geç olabilir.

 

Rum Yönetimi Bir Karar Vermeli

 

Aynı şekilde Rum Yönetimi de gerek Kıbrıs konusunun çözümü gerekse Doğu Akdeniz’de Bizans oyunları oynamayı bir kenara bırakarak artık bir an önce gerçeklerle yüzleşmeye başlamalıdır. Rum Yönetimi bugüne kadar ne yazık ki federal çözümü 1963’te gasp ederek Rum üniter devleti haline dönüştürdükleri yapı içerisine Kıbrıs Türklerinin azınlık haklarını kabul etmesi olarak görerek bu hayal peşinde koştu durdu.

 

Rum Yönetimi bu çerçevede BM’nin hazırladığı planları bugüne kadar kabul etmediği gibi Annan Planı’nı da reddederek Avrupa Birliği içerisine girerek Kıbrıs sorununu bu şekilde kendi lehlerine çözmek istedi.

 

Rum Yönetimi bu bağlamda Annan Planı’nın gündeme geldiği süreçte Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Türk ve Rumlarına eşit oranda ait olan münhasır ekonomik bölgeleri tek yanlı gayrı meşru şekilde gasp ederek parselleme girişimlerine başladı!

 

Öyle ki, Rum Yönetimi 13 parsele böldükleri gayri meşru sözde münhasır ekonomik bölgelerinin çeşitli parsellerini Fransız Total, İtalyan ENI, ABD’li Nobel ve ExxonMobil, İngiliz BG ve Güney Koreli Kogas şirketleri ile sözde anlaşmalar yaptılar.

 

Gerek Doğu Akdeniz gerekse Orta Doğu merkezli enerji kaynaklarının Avrupa ülkelerine en güvenli ve en ekonomik şekilde taşınabilmesi ancak Türkiye üzerinden TANAP boru hattı ile olabilir.

 

Yunanistan, Rum Yönetimi ve İsrail’in gündeme getirdikleri EastMed boru projesinin gerçekleşmesi ekonomik ve güvenlik açısından fazlasıyla maliyetlidir. Gerek fiziki gerek güzergâh ve gerekse bölgedeki sınırlı rezerv miktarı göz önünde bulundurulduğunda ciddi riskler içermesi nedeniyle de EastMed projesi uzmanlar tarafından da rasyonel olarak görülmemektedir.

 

Bilindiği üzere Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ise ilk günden itibaren yürütülmekte olan müzakere süreçlerine zarar vermemek adına aktif olarak bir girişimde bulunmasalar da uluslararası hukuk bağlamında ne yapılması gerekiyorsa gereğini yaparak gerekli tedbirleri müştereken almışlardır.

 

Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda taraflar arasında 1968’de başlayan diplomasi trafiği bugüne kadar Rumların çözüme yanaşmayan katı ve uzlaşmaz tavırları nedeniyle her defasında sonuçsuz kalmıştır.

 

Yakın müzakere tarihini kısaca hatırlayacak olursak;

1986’da BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar’ın “Taslak Çerçeve Anlaşması”

1992’de BM Genel Sekreteri Butros Ghali’nin “Fikirler Dizisi”

2004’de BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın “Annan Planı”

En son olarak da BM Genel Sekreteri Antonio Guterres döneminde Crans Montana’da gerçekleştirilen “Kıbrıs Konferansı” her defasında Kıbrıs Türk tarafınca kabul edilmiş buna karış Rum tarafınca tümü de reddedilmiştir.

 

Guterres’in, en son olarak BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporunda ‘’Kıbrıs’ta var olan statükonun artık sürdürülebilir olmadığını, kalıcı çözüm umudunun hala hayatta olduğunu, Kıbrıs ve etrafındaki doğalgazın iki topluma da ortak fayda sağlaması gerektiğini, sonuç getirmeyen ve sonu gelmeyen görüşmelerin artık geride kaldığını, artık sonuç odaklı ve stratejik bir yaklaşım anlayışına ihtiyaç bulunduğunu’’ açıkça ifade etmiştir.

 

Bu saatten sonra Kıbrıs’ta ancak son kez karşılıklı bir uzlaşıya bağlı olarak tespit edilecek müzakere yöntemi çerçevesinde başı sonu belli bir takvime dayalı müzakere süreci gündeme gelebilir. Belirlenecek müzakere sürecinin olumsuz sonuçlanması halinde ise Kıbrıs Türklerinin durumunun ne olacağı müzakere yönteminde açıkça belirtilecektir.

 

Bu durum Rum Yönetimi ve Yunanistan’ı bugüne kadar oynadıkları Bizans oyunları çerçevesinde ciddi anlamda rahatsız etmişe benziyor. Bugüne kadar oynanan oyunlar bitmiş gerçeklerle yüzleşme zamanı gelmiştir.

 

Rum lideri Nikos Anastasiadis’in son bir yıldır Federasyon dışındaki seçenekleri Güney Kıbrıs kamuoyunda tartışmaya açtığını duymayan ve bilmeyen kalmamıştır. Anastasadis’in son olarak gündeme getirmeye çalıştığı “Gevşek Federasyon” önerisini de bu çerçevede ele almak gerekir.

 

Rum Yönetimi bu saatten sonra Kıbrıs konusunda bulunacak bir çözüm modelinde avantajlı çıkabilmek istiyor. Bu bağlamda da güvenlik ve garantilerin sadece Kıbrıs Türklerini kapsamasını, Ada etrafındaki enerji kaynaklarının büyük bir kısmının da bu çerçevede kendilerine bırakılmasını istiyor.

 

Rum Yönetimi ve Yunanistan bir an önce Bizans oyunlarından vazgeçip, gerçeklerle yüzleşerek akılcı, barıştan ve uzlaşmadan yana hareket etmeye başlamalıdır. Gün karar verme günüdür. Rum Yönetimi ve Yunanistan artık bundan sonraki süreçte ciddi bir yol ayımı ile karşı karşıyadır! Ya Bizans oyunlarına devam edecekler ya da gerçeklerle yüzleşerek barıştan yana akılcı ve uzlaşma yolunu tercih edeceklerdir. Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın hangi yolu tercih edeceklerini ilerleyen süreçte yaşayarak hep birlikte göreceğiz…