Arap baharının Mısır üzerindeki rejim değişikliğinin Filistin sorununa yansıması iki önemli noktada olmuştur.

 

Birincisi Hamas ile El Fetih arasındaki husumeti gidermeye yönelik anlaşmanın gerçekleştirilmesidir. 2007 seçimleri ile birlikte, bütün Dünya tarafından terörist bir organizasyon olarak kabul edilen Hamas’ın seçimlerden galip çıkmasıyla ortaya çıkan çatışma ortamında El Fetih ile Hamas arasındaki gerilim son noktaya gelmiştir. Hamas Gazze’nin yönetimini ele geçirirken, Batı Şeria’da ise, Mahmut Abbas yönetimindeki El Fetih etkinliği ele almıştır. Uluslar arası kamuoyunda Filistin yönetimi olarak El Fetih’i meşru sayılırken, Hamas’ın Gazze’deki hâkimiyetinin ortadan kaldırılması için gerekli her türlü yolun denenmesi yoluna gidilmiştir. Gazze’ye İsrail ve Mısır işbirliği içinde uygulanan her türlü ambargo karadan ve denizden uygulanarak, halkın yeter diyerek ayağa kalkarak Hamas’ı başından atması amaçlanmıştır. Hamas aşırı uçta bir örgüt olarak, İsrail’in devlet olarak varlığını tanımadığını ve işgal edilmiş Filistin topraklarından silinene kadar mücadelenin nihai hedefleri olduğunu her vesile ifade etmekteydi. Mubarek yönetimindeki Mısır açısından ise, Hamas’ın Mısır’daki aşırı dinci olarak nitelendirilen Müslüman Kardeşler ile ilişkileri gerekçesi ile bu ilişkinin engellenmesi İsrail ile işbirliğinde öne sürülen önemli bir nedendi.

 

Filistin halkından oluşan her iki örgütün husumetleri bir yana bırakarak anlaşması Filistin Devleti’nin geleceğini belirlemede güç birliğinin sağlanması ve İsrail’in karşımızda muhatap yok mazeretine karşı somut bir cevap teşkil etmesi açısından son derece olumlu olmuştur. İlerideki bir tarihte seçim yapılması konusunda mutabakat sağlanması ve terörist faaliyetlere son verileceğinin ifade edilerek, İsrail ile görüşmelerde El Fetih Lideri Mahmut Abbas’ın sözcü olarak tayin edilmesi İsrail için artık görüşmelerde muhtelif bahanelerle kaçması olasılığını oldukça sınırlamaktadır.

 

Bir diğer önemli husus ise, Mısır Gazze sınırındaki Refah kapısının açılmasıdır. Fiilen dün açıldığı ilan edilen bu kapı şimdilik yalnız insanların geçişi için müsait gibi görünmektedir. Ancak, ileride gelişmelere bağlı olarak insani yardım malzemelerinin de geçirilebileceği değerlendirilmektedir. Cuma ve resmi tatiller hariç her gün 12 saat açık olacak kapıdan 18-40 yaşları arasındaki Filistinliler vize ile diğerleri vizesiz olarak geçebileceklerdir. Günde 400 kişinin geçebileceği değerlendirilmektedir. Bu kapının açılması iki farklı açıdan değerlendirilebilir.

 

Birincisi İsrail açısından ele alınırsa, Mavi Marmara hadisesi sonunda uluslar arası kamuoyunun infialini çeken Gazze ambargosu sonucu gayri insani şartlar altında yaşayan Gazze halkına karşı İsrail bir takım yumuşama faaliyetleri içine girmesi beklenmiştir. ABD ve BM bu konuda baskıcı olacak çeşitli görüşler belirtmişlerdir. Ambargonun yumuşatılmasında İsrail’in direkt müdahil olmayacağı, ancak ABD’nin yeni Mısır yönetimindeki Mısır Yüksek Askeri Konseyi vasıtasıyla gerçekleştirebileceği Refah kapısının sınırlı bir şekilde açılmasının sağlamasının gerekli etkiyi yaratabileceği İsrail ve ABD tarafından hesaplanmış olabilir. Bu suretle İsrail Dünya’ya artık ambargo için  yumuşama Refah kapısı vasıtasıyla sağlandı diyebilir. Bu söylemin ikinci ayağı ise, Mavi Marmara insani yardım konvoyu benzeri yapılacak müteakip girişimlerin önlenmesi için gerekçe olarak gösterilebilir. Haziran ayında Mavi Marmara yardım girişiminin devamı olarak yola çıkacak uluslar arası yardım konvoyunun Gazze’ye doğru yapacağı harekete karşı, Refah kapısı açıldı buradan her türlü yardım malzemesi sağlanmaktadır. Dolayısıyla böyle bir girişime lüzum yoktur şeklindeki İsrail çıkışına mesnet teşkil edebilir. Bu bakımdan bu kapının Mavi Marmara hadisesinin yıldönümüne gelen zamanda açılması manidar olarak değerlendirilmektedir.

 

Konuyu Filistinlilerin gözünden incelediğimizde açılan kapının Filistinliler açısından olumlu olduğu ve büyük bir ferahlık sağlayacağı ifade edilmektedir. Kapana sıkışmış gibi hiçbir çıkış alanı bırakılmayarak, insanlık dışı bir yaşama zorlanan halkın artık belirli standartlara erişmek için olması gereken şartlara bir nebze kavuştuğu söylenebilir. Mısır’da yeni oluşan yönetimin artık İsrail yanlısı tutumdan farklı bir yaklaşımla Filistin halkına destek vermeye başladığı söylenebilir. Bunun bir diğer örneği de; Hamas- El Fetih anlaşmasında önayak olmasıdır denilebilir. Ancak, kapının genişletilerek yardım malzemelerinin kara araçları ile Gazze’ye ulaştırılmasına imkan sağlayacak hale getirilmesi elzemdir.

 

Mavi Marmara’nın Devamı Özgürlük Filosu

 

Madrid'de biraraya gelen Avrupa, ABD, Kanada ve Uzak Doğu ülkelerinden sivil toplum kuruluşlarının İsrail'in Mavi Marmara gemisine saldırısının yıldönümünde Gazze'ye yeni bir yardım konvoyu gönderme kararı almışlardır. Konvoya "Free Gaza", "Ship To Gaza", "Avrupa Kampanyası" gibi girişimlerin çatısı altında Yunanistan, İsveç, Fransa, Hollanda, İngiltere, Belçika, Almanya, Norveç, İrlanda, İtalya, İspanya, ABD, Kanada ve Malezya gibi ülkelerdeki aktivistlerin yanı sıra Avrupa parlamentosundan daha çok parlamenter ve yine farklı dinlerden daha fazla din adamının katılacağı belirtilmiştir. Bu kez 15 kadar yardım gemisinin batı ülkelerinin limanlarından yola çıkacak, İsrail'in Gazze'ye uyguladığı ambargonun sürdürülemeyeceğinin vurgulanacağı ifade edilmektedir.

 

Gazze’ye hareket edecek ikinci ‘‘Özgürlük Filosu’’ ile birlikte 1000 tonluk bir yardım gemisi Gazze’ye gönderilecektir. Gemi’de gıda, inşaat malzemesi, tekstil ürünleri ve ilaç bulunacaktır. İkinci Özgürlük Filosu ile beraber Gazze'ye gitmek üzere yola çıkacak olan 1000 tonluk yardım gemisi Mısır’ın Ariş limanına yanaşacak ve buradan yardım malzemeleri buradan kamyon ve tırlarla, Mısır’da yaşanan halk devriminin ardından açılan Refah sınır kapısından Gazze’ye sokulacaktır. İHH tarafından Gazze’ye gönderilen yeni yardım gemisindeki inşaat malzemelerinin öncelikli olarak hasarlı binaların onarımı için kullanılacağı açıklanmıştır.

 

Haziran ayının ortalarına doğru yola çıkacağı belirtilen bu filonun hareketinin engellenmesi için, İsrail katılımı sağlayacak bütün devlet yetkililerini arayarak, çaba sarf etmiş ve etmektedir. Türkiye’de ise, hükümet yetkililerine gerek ABD Dışişleri yetkilileri ve gerekse ABD Kongre üyeleri engellenmesi konusunda muhtelif mektuplar göndermişlerdir. İsrail ise, engellenmesi konusunda uluslararasında muhtelif açıklamalar yapmış ve gerektiğinde müdahale etmekten geri durmayacağı tehdidini sürdürmektedir. Anlaşılmayan husus tamamen uluslar arası hukuka aykırı olarak ve tek taraflı irade ile uygulamaya konulan bu hukuk dışı uygulama- ambargonun İsrail tarafından kaldırılması konusunda ABD ve batının somut bir tavır ve girişim ortaya koymadığıdır. Aynı tavrı diyelim ki İran uygulamış olsaydı! vay gele başına. Bütün dünya ayağa kalkar ve tepelemek için ellerinden geleni yaparlardı. Muhtemelen bu konuda bazı Müslüman ülkelerde başı çekerlerdi.

 

Özgürlük Konvoyu için yapılacak işin aşağıda belirtildiği şekilde olmasının konvoydakilerin selameti ve Dünya’ya verilecek İsrail ambargosu karşıtı mesaj için uygun olabileceği değerlendirilmektedir.

 

Öncelikle, taşınan malzemelerin içinde İsrail’in iddia ettiği gibi kaçak silah ve mühimmat olmadığının gemiler sefere çıkmadan önce teyit edilmesi gerekmektedir. Bunun için İnsani Yardım Vakfı Başkanı teşkil edilecek ve İsrail’in de kabul edeceği uluslar arası bir heyetin denetlemesine açık olduklarını ifade etmektedir. İsrail böyle bir heyetin denetimini kabul etmesi, zımmi olarak konvoyun Gazze’ye gidişine rıza göstermesi anlamına geleceği için bu tür bir girişime soğuk kalağı muhakkaktır. Buna rağmen, böyle bir heyetin bir şekilde teşkil edilerek uluslar arası kamuoyuna denetim sonucunu resmen ilan etmesinin sağlanması yardımların amacının İsrail tarafından saptırılmasına karşı önemli bir argüman olacağı düşünülmektedir. Bu suretle İsrail’in müdahale gerekçelerinden biri meşruiyetini kaybedecektir.

 

Konvoyun ambargoyu delme çabası ve yardımların yerine ulaştırılması işlemleri iki farklı hedef içermekte ve bunları gerçekleştirmeye yönelik bir planlamanın esas alınması gerekmektedir. Bu bakımdan, Ambargonun delinmesine yönelik hedefe doğru, konvoy hareket ettikten sonra sembolik olarak İsrail ambargosunu delmeye yönelik bir hareket icra edilmesi ve ilk tepkilerin planlanmış angajman kurallarına göre alınmasından sonra ciddi bir çatışmaya girmekten kaçınılarak, karşılaşılan tepkinin Dünya kamuoyuna gerekli mesajların verilmesi açısından yansıtılmasının sağlanması için iyi bir planlama yapılarak uygulanması esas olmalıdır. Sonu ölümle bitecek ısrardan kaçınılmalıdır. Bu işlem zaten Mavi Marmara hadisesi ile arzu edilmeyen bir şekilde sonuçlanmıştır.

 

Artık yapılacak girişimin sembolik değeri ve verilecek mesajlar önemlidir. Bu nedenle, Özgürlük Konvoyu İsrail ambargosuna karşı NATO tabiriyle “bayrak göstermeyi” müteakip rotasını Mısır’ın Ariş limanına çevirmesi ve buradan yardım malzemelerini kamyon ve tırlarla, Refah sınır kapısından Gazze’ye sokulmasının sağlanması yoluna gidilmelidir. Bu şekilde bir planlama ise yardım malzemelerinin arzu edildiği şekilde ihtiyacı olanlara iletilmesini sağlamaya yönelik hedefi gerçekleştirebilecektir. Bu suretle hem ambargo delinerek arzu edilen yardım malzemeleri Gazze’ye ulaştırılmış olacak, hem de uluslararasına İsrail’in tavrı, Filistin’in sorunları konusunda mesaj verilebilecektir. Bu girişimle birlikte Gazze kapısının daha da genişletilmesi gerçekleştirilebilecektir.