NATO’nun Yeni Stratejik Konsepti kapsamında öngörülen Füze Savunma Kalkanı projesinde ortada somut bir uygulama durumu mevcut değilken veya halen Kasım ayında onaya sunulmadan evvel Türkiye’nin takınacağı tavrın neden ABD tarafından bugünlerde gündeme getirildiği sorusu kafaları karıştırmaktadır.

 

Bilindiği gibi balistik füzeler taşıdıkları harp başlıkları açısından; konvansiyonel olduğu kadar nükleer harp başlığı da taşıma özelliklerinden dolayı, sahip olan ülkeler için politika yoluyla elde edemedikleri emellerine ulaşmak için, diğer ülkeler üzerinde stratejik bir baskı unsuru olarak kullanılma özelliğine sahip stratejik öneme sahip silahlardır. Aslında, Dünya üzerinde balistik füze yeteneğine sahip ülkelerin kimler olduğu düşünüldüğünde BM Güvenlik Konseyi’nin Daimi Beş Üyesi olan; ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin’in yanı sıra, Kuzey Kore, Hindistan, Pakistan, İsrail, gibi nükleer silaha sahip ülkelerle birlikte, Suriye ve bugünlerde ilk aklımıza gelen ülke İran olmaktadır. İran her ne kadar bu günkü ortamda Türkiye ile ilişkileri açısından bir tehdit gibi gözükmüyorsa da, uzun vadede gelişmelerin ne getireceği belli değildir. Aynı şey Rusya için de geçerlidir. Sözün kısası, ülkeler arasında ebedi dostluklar yoktur. Ebedi menfaatler vardır. Bu gün dost görünen bir ülkenin, yarın menfaati gereği, elindeki en gelişmiş silah ve teçhizatı bir koz ve yaptırım vasıtası olarak, kendi iradesini kabul ettirmek için kullanabileceğini gözlerden uzak tutmamak gerekmektedir. Dünya tarihi bunun örnekleri ile doludur. Bu nedenle ülke silahlı kuvvetleri uzun vadeli stratejik tehdit değerlendirmeleri yaparak, muhtemel tehditlere karşı ne gibi silah sistem ve teçhizatına sahip olunması gerektiğini ortaya koyar ve bunu uzun vadeli bir tedarik planı kapsamında temin ve idame ettirmeye çalışır. İşte bu füze savunma sistemleri de uzun vadeli stratejik silah sistemleri tedarik programı kapsamında olarak, TSK envanterinde bulunması elzem olarak belirlenen gereksinimlerden olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, “şimdi buna ne gerek var” sorusunun, Türkiye’ye her an Rusya ve İran üzerinden bu füzelerin gerektiğinde kullanılacağı tehdidi ile tarafımızdan uygun karşılanmayan bir takım taleplerin gelebileceği durumunda savunma için ne kadar hazır olabileceğimizin düşünülerek cevap aranması gerektiği değerlendirilmektedir.

 

Türkiye’nin ilk kez 2007 Nisan ayında açtığı ve ForeignMilitarySales (FMS; Yabancı Askeri Satışlar) kredi sistemi ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın yürütmekte olduğu LORAMIDS (LongRangeAirandMissileDefenseSystem; Uzun Menzil Hava ve Füze Savunma Sistemi) kısa ismiyle anılan alım için Rus ve Çin teklif vermeyince Türkiye teklif verme süresini 1 Aralık 2008 tarihinden 15 Ocak 2009 tarihine uzatmıştır. Her iki ülkenin teklif vermemesinin nedeninin, tedariğin ihale yoluyla satın alınmasından ziyade, hükümetler arası (statetostate) müzakereler yoluyla tek kaynak olarak tedarik edilmesini istemelerinden kaynaklandığı belirtilmiştir. Uzun Menzilli Savunma Sistemi`ne Türk firmalarından Roketsan, Aselsan, Havelsan, Ayesas, FNSS, Gate ve MilSoft gibi firmaların ortak üretim konusunda ilgi gösterdiği ifade edilmektedir. Türk firmalarının da katılımıyla oluşturulacak bir konsorsiyumla ihaleye katılması öngörülmektedir. Bu suretle, bazı füze parçalarının teknoloji transferi ile Aselsan, Havelsan, Roketsan gibi yerli firmalar tarafından yapılması şartı ihalede yer almaktadır.

 

Rusya Ocak 2006’da S-300 füzelerini müşterek üretim konusunda Türkiye’ye teklif sunmuştur. Bunun üzerine Türkiye’den bir teknik heyet Rusya’ya giderek, fabrikada incelemede bulunmuştur. Rusya'nın görüşmelerde, S-300'lere ek olarak yeni nesil S-400 füze savunma sistemini de teklif olarak masaya getirdiği belirtilmiştir[iii] Görülen o ki, başlangıçta Rusya müşterek üretim konusuna sıcak bakarken, daha sonra Çin’de bu konuda istekli davranması üzerine ABD’de esneklik göstermek zorunda kalmıştır. Bu nedenle, Rusya ABD karşı ciddi bir rakip olarak gösterilirken araya Çin’in girmesi ile ihale tıkanma noktasına gelmiş ve ihaleye Rusya ve Çin’in teklif vermemesi üzerine bu güne kadar sonuçlanamamasına neden olmuştur. Zaten Çin’in 2002’den beri Türk mühendisleri ile füze geliştirme konusunda müşterek çalıştıkları, Yıldırım ve Jaguar füzelerini geliştirdikleri bilinmektedir. 2010 Şubat ayı içinde medyada çıkan haberlerde ABD yönetiminin Türkiye’ye 7.8 milyar dolar değerinde bir Patriot PAC 3 füze savunma sistemi satmayı planladığı öğrenilmiştir. ABD’nin bu çıkışı muhtemelen Rusya ve Çin’e karşı ön alma çabasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir.

 

Ülkelerin Katılmak İstedikleri Sistemlerle İlgili Bilgiler Aşağıdaki Gibidir

 

ABD- PATRİOT PAC-3: ABD’nin en son geliştirmiş olduğu orta ve uzun menzilli güdümlü hava savunma sistemidir. Körfez Savaşı’nda kullanılan Patriotların ve PAC-2 nin gelişmiş şeklidir. Düşman balistik füzesini uçuş paternininin orta kısmında veya inişe geçmişken vurmayı hedefleyen bir sistemdir. PAC-3 sistemi 73 kg.lık parça tesirli ve infilaklı harp başlığıyla hasım füzeye çarpmak suretiyle imha edecek şekilde dizayn edilmiştir. Patriot sistemi Hawk füze sistemi ve AWACS uçakları ile entegre kullanılabilir.

Ana unsurları

 

Arama Radarı; Uzayın belirli bölgelerine her birkaç saniyede elektronik arama yaparak, hareket eden her cismi tespit eder. Karıştırılması son derece güçtür.

Angajman Kontrol İstasyonu; Bilgisayar ve operatörlerin bulunduğu istasyondur. Bilgisayar yardımı ile her türlü önleme ve atış hesaplarının yapıldığı yerdir.

Füze Lançerleri; Füzeler fabrikasyon olarak lançerlere yüklü vaziyettedir. Lançerler ana istasyondan 1 km kadar uzakta konuşlandırılabilirler. Gerekli komutayı mikrodalga bilgi hattından alırlar. 1999 planlamasına göre, bir batarya beş radar ve 16 füze ihtiva etmektedir.

Patriot Füzeleri; Lançeri terk eden füze yaklaşık 100 m. İçinde süpersonik hıza ulaşır. Menzili 100 km. üzerindedir. Her türlü hareketi bilgisayarlar tarafından kontrol edilir ve insanlı uçaklara ve füzelere karşı kullanılabilir ve azami etkili irtifası 15 km. dir ( altitute).

 

İSRAİL- ARROW: 1999 yılında Türkiye Arrow sistemine talip olmuştur. Ancak, İsrail sistemin geliştirilmesinde ABD desteği olduğu gerekçesi ile bu konuya sıcak bakmamıştır. 2001 Mayıs ayında İsrail’in ABD’den gerekli müsadeyi alabileceği ifade edilerek, İsrail-Türkiye arasında bir mutabakat bildirgesi hazırlanarak, Türkiye’nin bu konudaki ihtiyacının ortaya konulması üzerinde anlaşmaya varılmıştır. Ancak, Türkiye’nin PAC-3 Patriot füzeleri ile ilgilendiğini belirtmesi üzerine ABD, Kasım 2000’de İsrail ve Türkiye’nin katıldığı bir toplantıda konuyu ele almıştır. Türkiye burada füze savunma sistemi tesisini uzun vadeli ve yüksek öncelikli bir proje olarak ele aldığını ifade etmiştir

 

Arrow 3 füzeleri İsrail tarafından geliştirilmiş olup menzili 100 km.nin üstünde yaklaşık saniyede 2,5 km hızla uçmaktadır. Orta menzilli balistik füzelere etkili olduğu ifade edilmektedir. 2003 Şubat ayında İsrail Havacılık Endüstrisi ABD Boeing firması ile Arrow füzesinin ortak üretimi için anlaşma imzalamıştır. 2008 yılında ise, gelişmiş Arrow 3 füzelerinin testlerini başarı ile yapmıştır. Bir Arrow bataryası mobil her biri altı atma tübü bulunan atışa hazır, 4-8 lançer yüklü trailer, bir mobil atış kontrol merkezi, bir mobil irtibat ve haberleşme merkezi ve mobil radar sistemlerinden oluşmaktadır.

 

RUSYA- SA- 400 (SA-20) Triumf: S-400 füzeleri S-300PMU (SA-10) ailesinin en gelişmiş şeklidir. Bu sistemin amacı herhangi bir füzeyi 400 km ileriden teşhis ederek imha edilmesini sağlamaktır ki; bu mesafe S-300MPU’nun yeteneğinden 2-2,5 defa daha uzundur. Düşük iz bırakan hedeflerin dahi teşhis edilmesi hedeflenmiştir. Saniyede 4,8 km gibi çok yüksek hızla balistik füzeyi önlemesi planlanmıştır. İki farklı füze tipi tasarlanmıştır. Birincisi 400 km. menzilli Büyük füze (big misille). Diğeri ise 120 km. mesafe içinde uçak ve uçaktan atılan füzelere karşı etkili olan 9M96tipi füzedir. S-300 füzelerinin ise menzili azami 200 km. olup azami etkili irtifası (altitude) 30 km.dir.

 

ÇİN-FD2000[vii]: Çin 1991 yılında Rusya’dan 6 S-300MPU bataryası (48-72 füze) satın almıştır. 1994 yılında 124 füze daha almıştır. Bu arada İsrail 1994 yılında İsrail’in Çin’e Patriot füzesi ve teknolojisi verdiği iddia edilse dahi İsrail bunu yalanlamaktadır. Çin füze teknolojisinin motor, güdüm ve arama ile ilgili kısımları Rus S-300MPU, güdüm teknolojisinin ise Patriot füzesinden alındığı ifade edilmektedir. Azami menzili 100km. ve azami etkili irtifası (altitude) 20 km. olarak belirlenmiştir. Çin yetkilileri 2001 yılından itibaren dış satışa açılabileceğini ifade etmişlerdir.

 

FRANSIZ-İTALYAN Ortaklığı- Eurosam[viii]: Fransız İtalyan ortak yapımı olan orta menzilli karadan havaya atılan füze sistemi uçaklara karşı 100 km, balistik füzelere karşı 25 km. menzili kapsayacak şekilde tasarlanmıştır. Sistem, çok fonksiyonlu radar, 30 füzeli dikey lançerler ve Mara bilgisayar ve magic operatör konsolunu içeren angajman modülünü içermektedir. Erken ikaz sistemini içeren muharebe yönetim sistemine entegre olarak, scud balistik füzeleri gibi taktik balistik füzelere karşı savunma gerçekleştirebilmektedir.

 Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates, Şubat 2008’de Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında, füze sistemleri tedarik aşamasında, alınacak füzelerin NATO ile entegre olması özelliğine dikkat edilmesi gereğini ileri sürerek, örtülü olarak, ABD ve en iyi ihtimalle İsrail füzelerini adres olarak göstermiştir. Türkiye bu seçeneklere bir de Fransız-İtalyan ortak yapımı füzeleri dahil etmekle, NATO envanteri içindeki seçeneklerde pazarlık payını arttırma çabası içine girmiştir.

 

Görüldüğü gibi Türkiye önümüzdeki on yıllarda kendisine olabilecek tehdit değerlendirmesini yaparak bir sonuca ulaşmış ve ülke çapında füze savunma sistemi kurulması konusunda bir karara varmıştır. Ancak, bunun maliyeti katlanılabilir düzeyde olmadığı için münferit bir davranış içine girilmesi konusu askıya alınmış gibi görülmektedir. Bu durumda ikinci seçenek, NATO yapısı içinde bu sisteme entegre olmak suretiyle düşen maliyete katlanmak olarak gelmektedir.

 

Bilindiği gibi Lizbon’da 12 akil adam tarafından esasları konulan NATO’nun Yeni Stratejik Konsepti onaylanacaktır. Balistik füze savunması gereksinimi bu konsept içinde ortaya konulan İran balistik füze tehdidi nedeniyle elzem olarak görülmektedir. İran bu yeteneğini İran Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Hüseyin Salami’nin Ağustos ayı içinde İran milli haber ajansı Fars’a yapmış olduğu bir mülakatta dünyaya ilan etmiştir. Balistik füze üretimi ile ilgili olarak, üretimin pürüzsüz bir şekilde sürdürüldüğünü ve yeterli füze üretecek kapasiteye sahip olduklarını ifade etmiştir. Bu durumda nükleer programını sürdürmekte olan İran’ın balistik füze tehdidi yarattığı bir realite olarak ortadadır. Ancak, bu tehdit şu anda 2009-2010 arasında İran’la takas anlaşması ile birlikte son derece olumlu olarak pekişen Türkiye-İran ilişkileri nedeniyle NATO üyesi olmasına rağmen Türkiye için geçerli olmayabilir. Gelecekte ilişkilerin ne şekilde gelişeceğini tahmin etmek son derece güçtür.

 

Asıl sorun NATO bünyesi içinde Türkiye’nin takınacağı tutumun ne olacağını belirlemede olduğu görülmektedir. Türkiye Ortadoğu’da geliştirmiş olduğu ilişkiler nedeniyle kısa vadede bakıldığı zaman tehdit teşkil eden bir ülke algılaması olmayabilir. Ancak, asıl mesele orta ve uzun vadede balistik füze yeteneğine sahip ülkelerin değişen ilişkiler nedeniyle, ileride tehdit kapsamı içine girip girmeyeceği konusundadır. Böyle bir durumda Türkiye ne kadar hazırlıklı olabilecektir?

 

Füze savunma sistemine NATO üyesi olan örneğin; Lüksemburg veya Belçika itiraz etmesi durumunda,  muhtemelen NATO ve ABD tarafından bu kadar ilgi çekmeyeceği söylenebilir. Gerçekte, bu tür bir sistemin kurulmasına geçtiğimiz yıllarda öncelikle Fransa ve Almanya tarafından itiraz edilmekteydi. Çünkü bu tür sistemlerden Rusya’nın kendisinin hedef alındığını değerlendirerek rahatsız olacağı düşünülmekteydi. Avrupa’ya enerji sağlayan asıl kaynak olarak, Rusya’nın rahatsız edilmesi en son göze alınacak bir şey olarak algılanmaktadır. Nitekim bir zamanlar Romanya ve Bulgaristan füze kalkanı için katkıda bulunmaya hazır olduklarını geçtiğimiz aylarda ABD’e deklere etmiştir. Hemen arkasından Rusya bu yapılanmadan rahatsız olarak, Bulgaristan’a bunun sonuçlarına katlanması gerekeceğini söyleyince, Bulgaristan yetkilileri hemen ağız değiştirerek, Bulgar topraklarının bu tür sistemlere uygun olmadığını söylemiş ve girişim akim kalmıştır. Ancak yeni stratejik konsepte asıl tehdidin İran’dan geleceği ifade edilmektedir. Bu konuda Rusya işbirliği yapılması gereken bir ülke olarak kabul edilmektedir. Rusya’da bu konuda olumlu bir tavır içinde görülmektedir. Belki bu yapı içinde Bulgaristan ve Romanya veya en azından Karadeniz yer alacaktır. Bu durumda Türkiye ne yapmalıdır.

 

Türkiye Ne Yapmalı?

 

Evet. Neden Türkiye diğer NATO ülkeleri gündeme gelmeden evvel öne çıkarılan füze savunma sistemi ile ilgili gündeme getirilmiştir konusuna gelince, bu konuda ABD’nin maksatlı bir program uyguladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Halen Türkiye’nin Ortadoğu’da ABD’nin rahatsızlık duyduğu ülkelerle iyi ilişkileri vardır. Ancak, bunlar NATO ve ABD için tehdit olarak görülmektedir. Dolayısıyla bir NATO üyesi olan Türkiye’nin pozisyonu bu ikilemde nerede olacaktır.

 

Bu konuya NATO ve İran açısından ayrı ayrı bakmakta fayda olduğunu değerlendirmekteyiz.

 

NATO Açısından Türkiye’nin Durumu:

 

Türkiye bir NATO ülkesidir. Onun prensipleri ve 5 nci maddeye göre “birine karşı olan tecavüzün (tehdidin) NATO üyesi herkese olduğunun kabul edildiği” bir doğrultusunda hareket etmesi gerçeğini kabul etmiştir. Yeni Konseptin Kabulünde füze savunması bir tedbir olarak kabul edilirse (içeriğinde veya ifadelerinde bir takım değişiklikler olabilir) Türkiye’de bu konuda üzerine düşeni yapmak zorunluluğunu hissedecektir. Zaten yukarıda anlatılmaya çalışılan ertelediği bir yapılanma isteği mevcuttur. Olumlu davranırsa ABD ve batı tarafından eksen kayması ile suçlanmayacak ve arkasından gizli yaptırım uygulamaları gündeme getirilmeyecektir. Bunun aksi bir davranışla, Türkiye sistemi kendi topraklarında istemezse, Obama’nın ortaya koymuş olduğu kademeli uygulanabilir yapılanma politikası sekteye uğrayacak ve uygulama Türkiye’den daha batıya veya daha az uygun yerlere kaydırılmak zorunda kalacaktır. Bu durumda teknik olarak örneğin; İran’dan atılan bir balistik füzenin, hemen ateşlenmesi safhası içinde (boostphase) vurulması olasılığı düşecek ve sistemde zafiyet meydana gelecektir. Çünkü sistemin NATO ülkeleri içinde ve Rusya’yı rahatsız etmeyecek bir şekilde tesisi gerekmektedir. Bu yılın Temmuz ayında Start anlaşması devamı anlaşma imzalanması sırasında Rusya Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya karşı konulması planlanan sistemlerin kendisine karşı olduğunu söyleyerek itiraz etmiş ve Türkiye ile Azerbaycan’ın bu konuda kabul edilebileceğini ifade etmiştir. Türkiye’nin bu itirazı arkasından ABD ve batının ve bütün NATO’nun kendisine karşı tavır almasına, bir şekilde dışlanmasına neden olacaktır. ABD’nin hazırladığı ve NATO’ya entegre olan uygulanacak plana bağlı olarak, 2011 yılından itibaren ilk olarak tehdide en yakın ülkelerden başlamak suretiyle füze kalkanı tesis edilecektir. Bu 10 yıl içinde gittikçe batıya doğru kaydırılmak suretiyle en son ABD’de (zaten ABD bu tür sistemlere sahiptir) sonuçlandırılacaktır. Diğer bir değişle, Lizbon’da onaylanan konseptin uygulanması 2011’de başlayacağı için o zamanda şiddetle gündeme gelecektir.

 

Tehdit Olarak Nitelendirilen İran Açısından Türkiye’nin Durumu

 

İran Türkiye’nin bir NATO üyesi olduğunu bilmektedir. Zaten kendi içinde muhalif kesimden “Türkiye’nin yüzü batıya dönüktür. Bu nedenle ilişkimiz nereye kadar gidebilecektir. Bir noktada Türkiye batı ile birlikte hareket etmek zorunda kalacak ve çatışma kaçınılmaz olacaktır” sesleri yükselmektedir. Yani İran Türkiye’ye mesafeli bir güven duyulmaktadır. Türkiye NATO ile birlikte hareket etmesi halinde İran’ın reaksiyon göstermesi kaçınılmaz olacaktır.  Hemen doğal gaz musluklarının kesilmesi yoluna gidileceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır. Nitekim bugünlerde gündeme gelen füze kalkanı konusuna istinaden İran hemen reaktif davranmış ve Türkiye’ye ulaşımı sağlayan doğal gaz tesislerini bakıma aldığını açıklamıştır. Görülen o ki Türk İran ilişkileri çoğunlukla Türkiye’nin tavizlerini içeren pamuk ipliğine bağlı bir konumdadır. Bunun tersi bir harekette ise İran ile iyi ilişkilerin getirisi Türkiye’nin İran güdümüne girmesine neden olacaktır. Bu durumda Türkiye davul, İran tokmak konumunda olabilecektir.

 

Sonuç

 

Lizbon’da onaylanacak konseptle birlikte Türkiye’nin baş aktörlerden biri olacağı füze kalkanı sisteminin başımızı ciddi bir şekilde ağrıtacağı düşünülmektedir. Özellikle tehdit konumunda İran’ın açık bir şekilde belirtilmesinin NATO nezdinde Türkiye’nin ciddi bir karşı koyması ile karşılanacağı ve tehdidin daha genel ifadelerle açıklanmaya çalışılacağı değerlendirilmektedir. Tehdidin tarifinin genelleştirilmesi ile konumu rahatlayan Türkiye’nin “iki cami arasında bi namaz” kalma durumundan kurtulabileceği düşünülebilir.