ABD’nin Doğu Avrupa’da yerleştirmeyi düşündüğü balistik füze savunma sistemine ait tesislerden vazgeçtiğini açıklaması aslında bir sürpriz değildi. ABD Başkanı ve Savunma Bakanı Gates tarafından yapılan açıklamada, ABD’nin İran balistik füze tehdidi üzerinde son olarak yapılan istihbarat değerlendirmelerinde İran’ın yakın zamanda bir tehdit oluşturmayacağı sonucuna vardıkları ve buna istinaden Polonya ve Çek Cumhuriyetine konuşlandırmayı düşündükleri sistemlerden vazgeçtikleri belirtilmektedir.

 

Alınan karar özellikle Almanya ve Avrupa’daki diğer NATO üyeleri tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. bu kararı memnuniyetle karşılayan ülkelerden biri olan Rusya, ABD ile olan ilişkilerin pozitif yönde ivme kazanmasından memnun olduklarını da dile getirmiştir.

 

ABD yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda, vazgeçişin nedeni olarak stratejik ve askeri nedenlere işaret edilmiş, siyasi ve uluslararası politika boyutundan bahsedilmekten kaçınılmıştır. Ama ABD’nin Doğu Avrupa’daki sistemlerden vazgeçmesinde iki önemli unsur etkili olmuştur. Bunlar; 

 

– Siyasi ve uluslararası politika boyutu.

– Stratejik ve askeri boyuttur.

 

Siyasi ve uluslararası boyut faktörü ele alındığında aklımıza hemen ABD’nin Rusya ile olan ilişkilerinde gerçekleştirmeye çalıştığı iyileşme ve işbirliği çalışmalarının etkisi gelmektedir. ABD-Rusya ilişkilerinde, Obama’nın ABD başkanlığa gelişinden önceki dönemde neredeyse Soğuk Savaş öncesine benzer sürtüşmelerin oluştuğu bir ortam vardı. ABD ilişkilerin kötüleşmesini önleyerek, işbirliği ortamını yeniden tesis ihtiyacını duymuştur. Obama, seçim konuşmalarında ve sonrasında Rusya ile olan ilişkilerde karşılıklı mutabakat ile işbirliği ortamının tesis edilmesine çalışacağını açık bir şekilde belirtmiştir. Bunun ilk tezahürü de, Londra’da Rusya Devlet Başkanı Medvedev ile bir araya gelmeleri ve ortak deklerasyon ile karşılıklı işbirliği anlayışı içinde olduklarını ilan etmeleridir. Bu kapsamda ilk adım olarak, 2009 Aralık ayında sona erecek olan START’ın  (Stratejik Silahların İndirimi Anlaşması) devamı müzakerelerinin başlatılması konusunda hem fikir olduklarını açıklamışlardır. START devamı görüşmeleri başlamış ve Ağustos ayında Başkan OBAMA Moskova’yı START ana çerçevesinin belirlenmesi gündemi ile ziyaret etmiştir. Her iki başkan da memnuniyet mesajları verseler de, bir konu üzerinde anlaşamadıkları ve bu konunun gelişmelerde “olmaz ise olmaz” konu olduğu dünya kamuoyunun dikkatinden kaçmamıştır. Anılan konu Rusya’nın itirazından kaynaklanmaktaydı. Rusya, ABD’nin İran’ın balistik füze çalışmalarını sebep göstererek Doğu Avrupa’da Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde konuşlandırmayı planladığı füze savunma tesislerine karşı çıkmaktaydı. Bu sistemlerin İran’dan ziyade Rusya’nın tehdit olarak algılanarak planlandığını ve kendisinin tehdit olarak algılanmasından dolayı rahatsız olduğunu açıklamıştır. Gerçekten de dünyanın yuvarlaklığı dikkate alınarak yapılan balistik füze uçuş yolu değerlendirmelerinde Rusya’dan atılan füzelerin anılan ülkeler üzerinden geçtiği uzmanlarca belirlenmiştir. Bu nedenle Medvedev Rusya’nın Polonya ve Çek’e sistem kurulmasına karşı olduğunu Moskova toplantısında da gündeme getirmiştir. START anlaşmasının sağlıklı olarak devam etmesi için ABD’nin bu sevdasından vazgeçmesinin şart olduğunu belirtmiştir. Moskova bu konuda Rusya’nın işbirliği içinde olmak istediğini, Rusya’nın Güneyi, Azerbaycan ve Türkiye’de bu sistemlerin kurulmasına sıcak baktıklarını ifade etmiştir. Polonya’ya konulacak sistemlerin 2012’den evvel tesis edilmesi mümkün olmadığından ABD konuyu değerlendireceğini ifade etmiş ve Rusya’yı rahatlatmıştır.

 

Bilindiği gibi ABD Başkanı Obama, Rusya ile ilişkileri geliştirme ve işbirliğini sağlama yoluyla, Rusya’yı rakip konumundan çıkartarak, uluslararası platformda kontrol edilebilen bir konuma getirme politikası uygulamaktadır. Rusya, Başkan Putin döneminde olduğu gibi dış politika prensiplerini bağımsız olarak uygulamaya başlarsa, yine gerek ABD ile ve gerekse NATO ile çatışan ve kontrol edilmekte güçlük çekilen bir Rusya ortaya çıkacaktır. Bu nedenle işbirliğinde en önemli pürüz olarak beliren bu siyasi problem, Polonya ve Çek Cumhuriyetleri’ne konuşlandırılacak sistemlerden vazgeçilmek suretiyle tatlıya bağlanmış olmaktadır. ABD Başkanı Obama, START devamı görüşmelerin füze savunma sisteminden bağımsız olduğunu, füze kalkanı ile ilgili sorunların ayrıca görüşülmesi gerektiğini ısrarla belirtse de, bu kararın, Rusya’da bir zafer olarak ele alınarak, Rusya’nın uluslararası arenada ve ABD gözünde eski gücüne kavuşmasının bir göstergesi olarak kabul edileceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır. Rusya, tek kutuplu bir dünya düzeninin kabul edilmeyeceğini ilan etmesinin ardından, bu kararın dayatmaları sonucu alındığını belirterek “ben de varım” kavgasını zımni olarak kabul ettirdiği kıvancını yaşayacaktır.

 

Buna paralel olarak, ABD Başkanı Obama’nın da iç politikada Rusya ile ilişkilerin belirli bir raya oturtulmasının rahatlığını yaşayacağı bir gerçektir.

 

Stratejik ve askeri açıdan bakıldığında, ABD yetkilileri yapılan stratejik istihbarat değerlendirmelerinde, İran balistik füzelerinin yakın zamanda ABD ve müttefikleri üzerinde bir tehdit oluşturmadığının belirlendiği ifade edilmiştir. NATO üzerinde daha sonra oluşturması muhtemel tehdide karşı daha sonra müttefiklerle müşterek olarak bir planlama yapılabileceği açıklanmıştır. Hâlihazırda İran’dan gelebilecek, kısa menzilli füze tehdidine karşı yakın füze kalkanı tesisi için Türkiye’de tesis edilebilecek ve bunu tamamlayıcı olarak, Akdeniz ve Kızıldeniz’de veya Karadeniz’de deniz platformlarına konuşlandırılmış sistemlerle donatılmış bir füze savunma sisteminin kurulmasının değerlendirildiği açıklanmıştır. Bu suretle Rusya’nın teklif ettiği hal tarzına sıcak bakıldığı değerlendirilebilir. Hatırlanacağı üzere İran Mayıs 2009’da 2000 km. menzilli bir orta menzilli balistik füze denemesi yapmıştır.

 

Balistik füze savunma kalkanı konusundaki bu yeni gelişmeler, Türkiye’ye verilmesi planlanan Patriot PAC-3 füze savunma sistemlerinin neden gündeme getirildiği konusuna da açıklık kazandırmaktadır. Bilindiği gibi füze savunma sistemi çok katmanlı olarak üç kademede tesis edilebilmektedir. Birinci, katman, füzenin ateşlenerek fırlatılma safhasıdır. Bu safhada füze tam hızını kazanamamış ve kütle olarak büyük, menzil ve mesafe olarak düşük durumdadır. 1 ila 5 dakika arasında 300 km menzile çıkmadan önce füze imha edilmelidir. Zaten savunma sistemindeki asıl amaç da füzeyi bu safhada imha etmektir. Bu suretle imha edilen füzenin harp başlığı serpintileri de atılan ülkeye dağılarak kendisine zarar verir. Patriot savunma sistemi ile İran’dan atılan potansiyel füzelerin daha fırlatma safhasında (Boost phase) iken imha edilmesinin sağlanması ile geniş kademeli planlamanın ilk safhası gerçekleştirilmiş olacaktır. Diğer, kademe ise, füzenin atmosferden uzay boşluğuna giriş safhasından sonraki uçuşu sırasında imhasıdır. Füze 300 km menzili aşınca atmosferden uzay boşluğuna girerek bir rota takip eder. Bu yaklaşık 20-25 dakika kadar sürer. Savunma sisteminin bu kademesinde füze uzaya konuşlanmış radar takip ve önleme sistemleri ile yakalanarak veya Polonya ve Çek Cumhuriyeti gibi menzil altındaki ülkelere uzun menzilli füze savunma sistemleri kurularak karşılanabilir. Polonya’ya kurulan önleyici füzelerin, tehdit oluşturan balistik füze yaklaşık 2000 km menzilde ve 1000 km yükseklikte uçarken tespit edilerek 3-4 dakika içinde müdahale edilecek bir kompleksi oluşturması öngörülmektedir. Kademenin son halkasını ise terminal safhası denilen füzenin tekrar atmosfere girerek hedef ülkeye düşüşe geçtiği süre teşkil etmektedir. 1-2 dakika süren bu safhada yine hedef ülke üzerine tesis edilmiş Patriot dahil gittikçe uzun ve kısa menzilli önleyici füzeler ve sistemler kullanılarak imha edilmesi esas olmaktadır.

 

İşte tehdit olan bu füzenin orta uçuş rotası üzerinde iken imhasını sağlayan Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde kurulmasından vazgeçilen bu tesislerin 2015’den sonra ele alınması, NATO üyesi ülkelerle işbirliği ve muhtemelen Rusya ile koordine edilerek planlanacaktır. Bu suretle Avrupa’da sorun teşkil eden bir yapılanma en azından şimdilik gündemden kaldırılmış ve NATO ülkeleri tarafından dayatma kaldırıldığı için memnuniyetle karşılanmıştır.

 

Türkiye Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, yine NATO’nun tehdide yakın en uç noktasındaki ülke olarak potansiyel tehdidi ilk karşılayan ülke konumunda olmayı kabul edecek mi? Bunun İran ile olan ilişkilerin bozulmasındaki maliyetlerine katlanabilecek midir? Bu hesapların çok iyi yapılması gerekmektedir. Askeri mülahazalar, hiçbir zaman ülkeler arası iyi giden siyasi ilişkileri durup dururken kötüleştirmeye yarayan bir enstrüman olarak kullanılmamalıdır. Çok iyi bilindiği gibi, askeri güç kullanımı siyasetin silahlı kuvvetler tarafından devamını destekleyen bir unsurdur.