Bu günkü basında yoğun bir şekilde yer alan bilgilere göre, ABD Savunma Bakanlığı'nın Avrupa ve NATO politikasından sorumlu üst düzey yetkilisi Jim Townsend, "Balistik füze tehditlerinin nereden gelebileceğine baktığımızda, bize göre Türkiye en ön cephelerde yer alıyor. Dolayısıyla coğrafi açıdan, Türkiye, füze savunma sisteminin bazı bölümlerine ev sahipliği yapmada iyi bir yer olabilir" şeklinde bir açıklaması olmuştur. ABD'deki düşünce kuruluşlarından Atlantik Konseyi'nde düzenlenen toplantıda da bir soru üzerine Townsend, Türkiye'nin, sistemin bazı unsurlarına ev sahipliği yapma konusunda isteksiz ya da kararsız olduğunu düşünmediğini açıklamıştır.

 

ABD’nin Füze Kalkanı stratejisinin yine gündeme geldiğini görmekteyiz. Başkan Bush zamanında geliştirilen bu konsepte göre; füzelere karşı Dünya çapında savunma sistemi tesis edilmek suretiyle, ABD ana kıtası ve Avrupa (NATO) ülkeleri Dünya’nın neresinden gelirse, gelsin füze tehdidinin zamanında önlenmesini öngören bir savunma ağı oluşturulacaktır. Bu kapsamda sistem ile ilgili ilk girişimler Çek Cumhuriyeti ve Polonya’da konuşlandırılmak istenilen radar ve önleyici füze sistemleri ile başlatılmıştır. START anlaşmasının devamı anlaşmanın Rusya ve ABD arasında imzalanması aşamasında Rusya, ABD’nin bu ülkelere konuşlandırmak istediği sistemlerin kendisini tehdit olarak algılayarak, planlandığının değerlendirildiğini ileri sürerek, itiraz etmiş ve bu projeden vazgeçilmediği takdirde START’ın devamı olan anlaşmayı imzalamayacağını açıklamıştır. Bunun üzerine Başkan Barack Obama Moskova ziyareti sırasında bu uygulamayı askıya almış ve bundan sonra anlaşma imzalanabilmiştir.

 

Bu arada Başkan Obama stratejinin uygulamasında değişikliğe gitmiştir. Başkan Bush zamanında tamamen belirli ülkelerde kara platformlarına konuşlandırılmış radar ve füze sistemlerinden oluşan yapıya bir elastikiyet getirilerek, füze sistemleri Aegis sınıfı su üstü platformlarına konuşlandırılmakla daha hareketli bir hale getirilmiştir. ABD 2015 yılına kadar balistik füze platformu olarak, 38 Aegis gemisine sahip olmayı planlamaktadır. Bunun birinci nedeninin tehdide yakın ülkelere konuşlandırılmak istenilen sistemler konusunda ev sahibi ülkelerde oluşan rahatsızlığı önlemek, ikinci nedeninin ise, özellikle SM-3 füze sistemlerinin hareketli platformlara konuşlandırılmak suretiyle, gerginliğe göre tehdit bölgesine yakın denizlere kaydırılması marifetiyle, hem caydırıcılık sağlamak, hem de tehdide karşı zamanında tedbir almayı kolaylaştırmak olarak değerlendirilebilir.

 

Bu konsept ışığında yapılan yeni planlamaya göre, Bulgaristan ve Türkiye’ye konuşlandırılması düşünülen x bandı radarlarla tehdit olarak algılandığı değerlendirilen İran’dan atılabilecek ABD ve Avrupa kıtasını hedef alan balistik füzeler ateşleme anında tespit edilecek ve Doğu Akdeniz, Karadeniz’de yüzer durumda bulunan gemiler üstündeki SM-3 füzelerinin ateşlenmesi vasıtasıyla füze daha yükselme safhasında iken imha edilebilecektir. Füzenin bu safhada imhası başarılamaz ise, devreye ikinci kademe yapılanması olan Avrupa’daki NATO ülkelerinin sistemlerine entegre füze sistemlerinin devreye girmesi ve uzayda uçuş halinde olan balistik füzenin imhası yoluna gidilecektir. Bu da başarılı olamadığı takdirde ABD veya Avrupa’da hedef olabilecek ülkelere konuşlandırılmış olan sistemlerle son safhada imhası yolu aranacaktır.

 

17 Eylül 2009 tarihinde Başkan Obama tarafından onaylanan Avrupa kıtasının füze savunmasına yönelik “Aşamalı Uyarlanabilir Yaklaşım" (PhasedAdaptiveApproach) adı verilen uygulaması yürürlüğe girmiştir.[1] Onaylanan yeni belgeye göre, bu yaklaşım İran’ın balistik füze tehdidini esas alarak, kanıtlanmış ve maliyet etkinliği olan ve güvenliğin sağlanmasına katkıda bulunacak bir çözüm olarak görülmüştür. 2011’lerde hayata geçirilmesi öngörülen sistemlerin mimarisi, artan bir şekilde denize ve karaya konuşlu geliştirilmiş Missile-3 (SM-3) standart füze önleyici füzeler ve Avrupa’ya konuşlandırılmış algılayıcı radar sistemlerinden oluşturulmaktadır. ABD bu şekilde kademeli bir yaklaşımla kendi ana kıtasını uzun menzilli balistik füze tehdidine karşı korurken, yakın zamanda oluşabilecek füze tehdidine karşıda tedbir alabileceğini değerlendirmektedir. Yapılan tehdit değerlendirmesinde açık bir şekilde İran’ın kısa ve orta menzilli balistik füze tehdidinin öngörülenden daha hızlı, buna karşılık kıtalar arası füze tehdidinin daha yavaş bir şekilde geliştiği ortaya konulmaktadır. Bu değerlendirmeden hareketle, İran’dan oluşabilecek asıl tehdidin özellikle Avrupa ve Ortadoğu’daki ABD müttefikleri ve kendisinin orada bulunan unsurları üzerine olacağı yorumlanmaktadır.

 

İran’daki bu gelişmeye karşılık ABD imkan ve kabiliyetleri ile teknolojilerinin son derece geliştiği belirtilerek, tehdidin Avrupa’da dört safhalı bir uygulama ile karşılanabileceği ifade edilmektedir.

 

·Birinci safhada (2011 içinde)- elde mevcut ve kanıtlanmış denize konuşlu Aegis Silah Sistemi gibi SM-3 önleyici füzelerini ve karaya ve denize konuşlu hareketli radar takip sistemlerinin içeren füze savunma sistemlerinin gelecek iki yıl içinde konuşlandırılması suretiyle Avrupa’da bölgesel balistik füze tehditlerine karşı tedbir alınacak,

·İkinci safhada (2018’e kadar olan süre)- gerekli testlerden sonra, SM-3 önleyicilerin daha gelişmiş şeklinin deniz ve karaya konuşlu konfigurasyonların ve kısa ve orta menzilli füze tehdidine karşı savunulan bölgelerin genişletilmesi için daha gelişmiş algılayıcıların konuşlandırılması yapılacak,

·Üçüncü safhada (yine 2018’e kadar olan sürede)- konuşlandırma ve testlerin tamamlanmasından sonra, daha geliştirilmiş SM-3 Block IIA önleyicilerin kısa, orta ve ara menzilli füzelerin önlenmesi için konuşlandırılması sağlanacak,

·Dördüncü sahada ise (2020’ ye kadar)- SM-3 Block IIB olarak geliştirilen ve testleri yapılan önleyici sistemlerin kısa, orta ve ABD’e kadar uzanabilen kıtalararası balistik füze tehditlerini önlemeye karşı konuşlandırılması gündeme gelecektir.

 

Görüldüğü gibi, sistemin yapılanması ileriden geriye doğru yani, tehdidin en yakın olduğu yerden yani, Türkiye’den gittikçe uzağa doğru, diğer bir değişle Avrupa kıtasından sonra ABD kıtasında yapılanmayı öngörmektedir.

 

Bu yapı içindeki sistem Polonya’da bulunan 10 adet karaya konuşlu önleyicilere ve Çek Cumhuriyeti’nde yapılacak olan sabit, büyük radar tesislerine ihtiyaç göstermediği belirtilmektedir. Dolayısı ile bu planlamadan vazgeçilecektir. Dördüncü fazda yapılan sitemlerle ABD’nin Alaska ve Kaliforniya’daki kara konuşlu önleyicilere katkıda bulunacağı ifade edilmiştir.

 

Kurulacak sistemin elastiki olması nedeniyle, NATO komuta kontrol sitemleri ile uyumlu olmasının çok önemli bir avantaj sağladığı değerlendirilerek, kuzey ve güney Avrupa’da NATO imkan kabiliyetleri ile entegre imkanın olduğu söylenmektedir. 

 

Bu aşamada Rusya’nın yapılanmayı kendisine karşı alınmış bir tehdit olarak algılamaması için Rusya ile işbirliği içinde hareket edilmesi gerekliliği vurgulanmaktadır.

 

Türkiye ve Bulgaristan’da bugünlerde gündeme gelen yapılanmalar atılan balistik füzenin birinci aşamada (boostphase) imhasını öngören sitemleri içermektedir. Rusya yine bu konudan rahatsızlığını gündeme getirmiş ve Bulgaristan ülke topraklarının bu gibi sistemlere uygun olmadığını açıklamak zorunda kalmıştır. Türkiye ise İran’la ve Rusya ile olan iyi ilişkilerinden dolayı şu anda çekimser bir tavır sergilemektedir. Ancak, ABD yapılanmasına 2011’den itibaren başlamayı planlamıştır.  İran’ın balistik füze tehdidi değerlendirmeleri, şu anda elinde menzili 1200 km. ve 2000 km. olan balistik füzeler Avrupa kıtası için tehdit oluştursa dahi, kıtalararası balistik füze yeteneği kazanmasının en iyimser tahminle 2015’lerden evvel olamayacağı şeklindedir. Bu nedenle, 2020’lere kadar başkan Obama tüm dünyada yaklaşık 436 sistemi içeren bir ağ oluşturmayı planlamış görünmektedir. Bu kapsamda yapılanmanın ilk olarak İran’a en yakın NATO üyesi olan Türkiye ve çevresindeki diğer NATO üyesi ülkelerde başlaması zorunluluk olarak görülmektedir.

 

ABD ortaya koyduğu yeni konsepti zorunlu olarak NATO yapısı içinde şekillendirme ihtiyacı duymuştur. Aksi takdirde belirlenen dört safhanın uygulanmasında ciddi zorluklar ortaya çıkacaktır. NATO’nun stratejik Konsepti’nin 2020’e doğru NATO bölümünde, “Yeni Füze Savunma Görevi[2]” bölümünde açık bir şekilde İran’dan gelecek muhtemel balistik füze tehdidinden bahsedilmektedir. Aşamalı Uyarlanabilir Yaklaşım’ın" (PhasedAdaptiveApproach), bu kapsamda kurulacak sistemin tamamen NATO konteksi içinde bütün üyelerin güvenliğini sağlamaya yönelik tesis edileceği ve bu konuda özellikle Rusya ile işbirliğinin önemli olduğu belirtilmektedir.

 

Aslında ABD’nin füze kalkanı konusunda münferit taleplerine karşı Türkiye’nin yaklaşımı başından beri olumlu olmamıştır. Bu konunun NATO yükümlülükleri çerçevesinde çözülmesinin daha uygun bir şekil olduğunu düşünmektedir. Anılan konu, bu hafta içinde Brüksel’de yapılacak NATO Dışişleri ve Savunma Bakanları toplantısında görüşülecektir. Bunun dışında 12 akil kişi tarafından hazırlanmış rapor çerçevesinde yeniden yazılan NATO Stratejik Konsepti Kasım ayı içinde yapılacak Lizbon toplantısında onaylanacaktır. Dolayısıyla, “aşamalı uygulanabilir yaklaşımı” içeren füze kalkanı sistemlerinin 2011’den itibaren Türkiye’den başlamak üzere tesisi gündeme gelecektir. Çünkü Türkiye, İran’dan atılan bir balistik füzenin ilk fırlatılma evresinde (boostphase) sıfır hızdan, saniyede yaklaşık 1200 m. hıza ulaşmasına kadar olan safhada imhası için son derece uygun bir platform olmaktadır. Türkiye’ye konuşlu radar sistemlerinin algıladığı balistik füze tehdidi, Karadeniz’de konuşlandırılmış önleyici füzeler tarafından ilk merhalede önlenebilecek ve tehdit daha çıkışta bertaraf edilmiş olacaktır. Aksi takdirde daha yüksekte, daha fazla süratle uçan bir füzenin imhası daha hassas sistemleri gerektirecektir. Önleyici füzelerin kara platformlarına konuşlandırılmasında Türk toprakları gündeme gelecektir. Ancak, Karadeniz’de gemilere konuşlandırma için Rusya ile işbirliği gerekmektedir.

 

Görülen o ki, Türkiye NATO üyesi olarak füze kalkanı tesisinde Aşamalı Uyarlanabilir Yaklaşım konsepti içinde öncelikle yer alacaktır. Bu konuda NATO üyesi olan Türkiye’nin göstereceği tavır olumlu olur ise, sorun çıkmayacaktır. Ancak, olumsuz olması halinde eksen kaymasının bir tezahürü olarak alınacak ve ABD ile batının tepkisine neden olacaktır.

 

Dipnotlar

 

[1] FactSheet on U.S. MissileDefensePolicy, A "Phased, AdaptiveApproach" forMissileDefense in Europe, 17 September 2009, THE WHITE HOUSE Office of thePressSecretary

[2] NATO 2020, AssuredSecurity ; DynamicEngagement, 17 May 2010, s.11