Fransa’da 22 Nisan 2012 tarihinde yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin “Ermeni soykırımı” tezi üzerinden yürütüleceği daha Cumhurbaşkanlığı seçim yarışının başladığı ilk günlerde belli olmuştu. Fransa’daki Ermeni kökenli Fransız vatandaşlarının oylarını almak isteyen seçim yarışının iki favori ismi mevcut. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Sosyalist Parti’nin adayı François Hollande Ermeni seçmene ve Ermeni diasporasına yönelik sıcak mesajlar vermekten geri durmayacaklarını daha ilk günden göstermişlerdi.

 

Nicolas Sarkozy 7 Ekim 2011 tarihinde Güney Kafkasya’yı kapsayan Ermenistan ağırlıklı gezisi çerçevesinde ilk olarak Ermenistan, daha sonra da Azerbaycan ve Gürcistan’a gitmiştir. Sarkozy gezisinin ilk durağı olan Erivan’da “sözde soykırım” anıtını ziyaret etmiş ve burada Türkiye’ye yönelik ağır ifadeler içeren açıklamalarda bulunmuştur.

 

Sarkozy, Ermenistan’da “Fransa ve Almanya gibi Türkiye de büyük bir ülke. Bu yüzden Fransa ve Almanya'nın yaptığı gibi Türkiye de tarihini gözden geçirmeli” demiştir. Buna ek olarak da yıl sonuna kadar Türkiye’nin “sözde soykırım” iddialarını kabul etmemesi durumunda “başka girişimlerde bulunulacağını da” dile getirmiştir. Sarkozy, sözünü ettiği ‘başka girişimler’ arasında Ermeni iddialarının kabul edilmemesi durumunda cezai yaptırım uygulanmasını sağlayacak bir yasa tasarısının Fransız meclisinden geçirilmesinin de bulunduğunu belirtmiştir. Sözde soykırım iddialarının kendi cumhurbaşkanlığı döneminde kabul edilmesini umduğunu da sözlerine eklemiştir.

 

Fransa’nın bu kararını Türkiye’nin 2015 yılına giden süreçte önemli bir kaybı olarak görmek gerekir. Türkiye maalesef 2015 sürecini tam olarak kavrayamamakta ve bu olayın ciddiyetini görememektedir. Halbuki, Ermeni diasporası bu süreci stratejik olarak değerlendirmekte ve bütün dünya çapında çalışmalar yürütmektedir. Fransa kararı Ermenilerin bu yoldaki çabaları için önemli bir destek olmuştur. Ermeniler benzer kararları diğer ülkeler nezdinde de sağlamaya çalışacaklardır. Zira Ermeni stratejisine göre hadisenin birinci kısmı olan kamuoyu oluşturma, ikinci aşaması olan tanınma hedeflerine önemli ölçüde yaklaşılmış ve şimdi üçüncü aşama olan cezai müeyyide kısmına gelinmiştir.

 

Bu hadisenin duygusal tepkiler dışında iyi görülmesi ve analiz edilmesi gerekmektedir. Zira Fransa’nın bu kararı sadece Sarkozy ve Hollande'nin Ermeni oyları için attıkları adım değildir. Türkiye'nin Avrupa'dan koparılması da planlanmaktadır. Fransa her platformda Türkiye’nin önünü kesmekte ve AB üyeliği yolunda sorunlar çıkarmaktadır. Sarkozy Fransa’sı hem Ortadoğu’da, hem Akdeniz’de ve hem de özellikle Kafkasya’da Türkiye’yi kendisine rakip görmektedir. Bu bölgelerde yaşanan her olayda Türkiye’nin önünü kesmeye çalışmaktadır. Diğer taraftan, Türkiye’nin AB’ye girmesini kesinlikle istememektedir. Bütün bunları dikkate aldığımızda atacağımız adımlarda tam da Sarkozy’nin istediği “dışlanma” pozisyonuna düşmememiz gerekmektedir.

 

Türkiye’nin bu aşamada yürüttüğü çalışmaların son derece eksik, zayıf ve bir stratejiden uzak olduğu görülmektedir. Türkiye bu süreçte elindeki imkan ve dinamikleri harekete geçirememiştir. Örneğin;

 

Bu karar, önce 22 Aralık'ta Fransız Parlamentosu’ndan geçmiştir. Hükümet yaptırımlar uygulayacağız v.s. gibi iddialı laflar etmiş ancak bu karardan sadece 6 gün sonra 28 Aralık’ta yüzde 15'i Fransız şirketin olan Güney Akım Projesine onay vermiştir. Bu karar, Fransa’yı cezalandırmış değil, adeta ödüllendirmiştir. Diğer taraftan, Ekonomi Bakanı Sayın Zafer Çağlayan “Bu karar Fransa ile ticari ilişkilerimizi etkilemez” diyerek adeta Fransa’yı rahatlatmıştır.

 

Paris Büyükelçimizi önce geri çağırıp hemen ardından yapılan yanlışlığı görüp gerisin geri göndermek ise tam bir komedi olmuştur.

 

Kararın Senatoya geleceği ve oylanacağı aylar öncesinden belliyken hiçbir ciddi adım atılmamıştır. Türkiye madem bölgesinin ve dünyanın lider ülkelerinden birisiyse bazı dinamikleri harekete geçirmesi gerekirdi. Eğer bu dinamikleri harekete geçiremediyse ya Türkiye çalışmamıştır veya çalışmıştır da başarılı olamamıştır. Her iki durum da lider olduğu, etkin olduğu savını çürütmektedir.

 

Örneğin, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Ekmelettin İhsanoğlu kanalıyla neden harekete geçirilememiştir? Libyalı muhalifler iktidara gelsinler diye açıktan o kadar para verilmiş, destek olunmuştur. Dünün muhalifleri, bugünün iktidarıdır orada. Bu yeni hükümet, bu konuda neden Türkiye’nin yanında yer almamıştır? Filistin için, Ortadoğu için her türlü fedakarlığı yaptığını söyleyen bu hükümet bu konuda adı geçen ülkelerden neden herhangi bir destek alamamıştır.

 

Türk Cumhuriyetlerinin liderlerini Sayın Erdoğan ve Sayın Gül doğrudan aramış mıdır? Aramadıysa neden aramamıştır? Bu çerçevede TÜRKPA neden harekete geçirilememiştir?

 

10 yıldır iktidarda olan bu hükümet tarafından Avrupa'da bir Türk diasporası neden yaratılamamıştır? Oradaki Türkler bile yandaş ve diğerleri diye ayrılmıştır. Avrupa’nın en köklü, bu konularda hassas kuruluşu olan Türk Federasyonu Almanya’da Göçün 50. Yılı Toplantısı yapılırken neden dışlanmıştır? Avrupa’da Türk varlığı doğru motive ve kanalize edildiğinde büyük bir güç olmasına rağmen bu neden yapılamamıştır? Avrupa Türkleri neden çok daha öncesinden harekete geçirilememiştir? Son gün yapılan bir gösteri ile bu konu çözülebilir mi?

 

Bu soruların elbette ki, çoğaltılması mümkündür…

 

Ve elbette bir de Azerbaycan konusu vardır. Türk medyasının özellikle iktidara yakın bazı kesimlerde bilinçli bir kampanya sürdürüldüğü görülmektedir. Bu kampanyanın hedefine Azerbaycan oturtulmuştur. Azerbaycan adeta Türk kamuoyu nezdinde itibar kaybına uğratılmak istenmektedir.

 

Hatırlanacağı üzere birkaç yıl önce Ermenistan ile protokolleri imzalayan hükümet bir şeyi hesaba katmamıştı. Azerbaycan’ın ve Türk kamuoyunun tepkisini… Hem Azerbaycan’ın ve hem de etkili olduğu Türk kamuoyunun tepkisi sebebiyle hükümet bu konuda geri adım atmış ve Batılı diplomatlarla özel sohbetlerinde hükümet yetkilileri Azerbaycan’ı ve milliyetçi Türk kamuoyunu AB ve Amerika’ya şikayet etmiştir. Hükümet yetkilileri özel sohbetlerinde “Biz aslında protokolleri geçireceğiz; ama Azerbaycan ve Türk kamuoyunun milli hassasiyeti yüksek kesimleri buna engel olmaktadır” diyerek şikayet etmektedir.

 

Görüldüğü gibi, dünyada Türkiye’ye en yakın ülke olan dost ve kardeş Azerbaycan’ın Türk kamuoyunda yıpratılması sebeplerinin iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) Eş Başkanı olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın bir başka amacı da Arap Baharı’nın icracı taşeronu AKP’nin bir süre sonra bunu Kafkasya’ya da sıçratmaya çalışmasının bir altyapısı mıdır bu kampanya? Diğer yandan Dersim’den özür dileyen AKP acaba bir “Ermeni özrünün” altyapısını mı hazırlamaktadır. Bu çerçevede protokolleri geçirmek isteyen AKP acaba Azerbaycan’ı Türk kamuoyu önünde gözden düşürerek bunun altyapısını mı hazırlamaktadır? Hem de “Hepimiz Ermeniyiz” kampanyaların son sürat sürdürüldüğü bir dönemde…

 

Şimdi gelin görelim. Azerbaycan bu süreçte neler yapmıştır. AKP hükümeti neler yapmıştır…

 

Azerbaycan Fransız Meclisindeki Tasarı Karşısında Neler Yapmıştı?

 

1. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Fransa’nın bu girişiminin yanlış olduğunu ve Azerbaycan-Fransa ilişkilerini olumsuz etkileyeceğini bildiren bir açıklama yapmıştır.

2. Azerbaycan Parlamentosu iki gün süren özel bir oturum yapmış ve 125 milletvekilinin tamamının imzasıyla Fransız senatosuna bir mektup ile müracaat edilmiştir.

3. Azerbaycan Parlamentosu Dış İlişkiler ve Parlamentolararası İlişkiler Komisyonu olarak Fransız Senatosu’na müracaat edilmiştir.

4. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı bu konuda özel bir açıklama yapmıştır.

5. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı Fransa’nın Bakü Büyükelçisini, Bakanlığa çağırarak bu tasarının Senato’dan geçmesi durumunda Azerbaycan-Fransa ilişkilerinin bundan olumsuz etkileneceği şekilde diplomatik lisanda ağır sayılabilecek bir üslupla Fransız Büyükelçisi uyarılmıştır.

6. Azerbaycan’ın Paris Büyükelçisine Türkiye’nin Paris Büyükelçisi ile beraber Senatoya gitmesi ve bu konuda çalışması talimatı verilmiştir,

7. Kafkasya Müslümanları Dini İdaresi Başkanı Allahaşükür Paşazade Sarkozy’e mektup yazmıştır,

8. Azerbaycan’ın Fransız Senatosundaki iyi ilişkiler içerisinde oldukları Senatörler ile ilişkiye geçerek Senato’da hayır oyu kullanmaları yönünde söz almalar,

9. Azerbaycan’daki STK’ların Fransa Büyükelçiliği önünde yapmış oldukları mitingler,

10. Azerbaycan’ın Fransa’daki 5 derneğinin Paris’te yapmış olduğu gösteriler ve Türk lobisi ile beraber yürüttükleri çalışmalar,

11. Azerbaycan’ın Kiev’deki diaspora temsilcilerinin (Ukrayna Azerbaycanlı Gençler Birliği ve Uluslararası Demokrasinin Nabzı İçtimai Birliği) Fransa Büyükelçiliği önündeki gösterisi,

12. Azerbaycan’ın değişik siyasal partisi, STK’ları ve basının bu konudaki duyarlı açıklama ve yayınları,

13. Çeşitli milletvekillerinin açıklamaları ve girişimleri

14. Azerbaycan’ın Avrupa Konseyi’ndeki milletvekillerinin konsey toplantısındaki konuşmaları,

15. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’in Türk cumhuriyetleri nezdindeki girişimleri,

16. Bazı Fransız şirketlerinin değişik ihalelerden dışlanması ve daha çoğaltılabilecek diğer örnekler gösterilebilir.

 

Geçtiğimiz hafta benim de üyesi olduğum Türkiye Azerbaycan Parlamentolar arası dostluk Grubu yönetimi olarak Azerbaycan’a yaptığımız ziyaret kapsamında, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev, Azerbaycan Parlamento Başkanı Sayın Oktay Esedov, Kafkasya Müslümanları Dini İdaresi Başkanı Sayın Allahaşükür Paşazade, Azerbaycan Dışişleri Bakanı sayın Elmar Memmedyarov, Azerbaycan Diaspora Bakanı Sayın Nazım İbrahimov, Azerbaycan Parlamentosu Dış İlişkiler ve Parlamentolar arası İlişkiler Komisyonu Başkanı Sayın Samed Seyidov ve komisyon üyeleri, Türkiye Azerbaycan Parlamentolararası Dostluk Grubu Azerbaycan Başkanı Nizami Caferov ve grup üyeleri, TÜRKPA Genel Sekreteri Ramin Hesenov ve üyeler, Azerbaycan’ın bazı STK yöneticileri ve basını ile geniş görüşmeler yaptık ve hepsinin desteğini bizzat gördük…

 

Bu konuyu irdelemeye devam edeceğiz…