Fransızlar alışık olmadıkları bir seçim yaşadılar. Olageldiği şekliyle işbaşındaki devlet başkanının kazanması gerekirken, seçimden muhalefetteki bir aday galip çıktı. İktidardaki aday muhalefetten çok sağın ucunda duran diğer bir partinin oylarına talip oldu. AB’nin lokomotifi olan ülkesini Almanya’nın vagonu haline getiren devlet başkanının İslamofobi yaratma oyunları tutmadı. Bütün masa altı oyunlarına rağmen Ermeni oylarının rakibine gitmesine engel olamadı.

 

Çıktığı hızla düşen Nikolas SARKOZY, seçimden uzun bir süre önce Sosyalistlerin güçlü adayı IMF’nin o günlerdeki başkanı Dominique Strauss-KHAN’ın (DSK), bir otel odasındaki mizansenle gözden düşürülmesinin başlıca sorumlusu olarak görülüyor. Öyle ya da böyle Sosyalist Parti’nin en güçlü adayını yarış dışına atan N. SARKOZY, bunun bedelini ağır ödedi. DSK’nın yerine aday olan François HOLLANDE, Élysée Sarayı’nın yeni kiracısı oldu. SARKOZY bir bakıma, bir süre birlikte yaşadığı beş çocuğunun annesi olan Segelone ROYAL’in gölgesinde kalan birine başkanlık koltuğunu ikram etmiş oldu.

 

Başkanlık Seçiminin II. Turu’nda sol, Sosyalist Partisi’yle, Komünist Partisi’yle ve Avrupa Çevre Yeşiller’iyle ortak hareket etti. UMP’nin stratejistleri, parti başkanlarının yolundan giderek hata yaptılar ve sağın yükselen yıldızı Front National’in (FN) seçmenlerini kandırmaya kalktılar. Sağı birleştirmek yerine kendi elleriyle böldüler.

 

Bu bakımdan, F. HOLLANDE’ın başarısında N. SARKOZY ile yardımcılarının katkıları büyüktür. UMP ve SARKOZY, ülkenin büyük çoğunluğunun arzuladığı değişimi kavrayıp, onun önünde gitmek yerine karşısına set çekti. Fransa’da ve hatta Avrupa’nın genelinde yeni bir arayışın içerisinde olan sağdaki değişim dalgasını erken yakalayan Marine Le PEN’i küçümsedi. FN’e ortak hareket etme çağrısı yaptı. Son derece akıllıca hareket eden Le PEN, seçimin her iki turunda da propagandasının hedefine SARKOZY’i koydu.

 

Le PEN, yabancı düşmanlığını fazla dillendirmezken SARKOZY, Müslümanların ve Arapların Fransa’yı ele geçirmelerinin önündeki tek engel olarak kendisini ortaya attı. O, çevresinde sevgisizlik çemberi oluştururken Le PEN, ülkenin dört bir yanındaki ekonomik sıkıntıların altında boğulan Fransızlara umut dağıttı. Öyle ki kuzeydeki sanayi bölgelerinde işsizliğin yüzde 15’e ulaştığı yerlerden oy aldı. Gazetecilere konuşan bazı Müslüman Fransızlar bile Le PEN’e duydukları güveni açıkça dile getirdiler.

 

Yapılacak parlamento seçiminde eğer FN ve Marine Le PEN, UMP’nin önüne geçerse hiç sürpriz olmayacaktır. Aldığı yenilginin öfkesiyle UMP’nin suçladığı Le PEN’e buradan oy giderse normal karşılamak lazım. Bir dönemin güçlü partisi başsız kalıyor. Haziran ayına çok az bir zaman kaldığı halde UMP’nin ağır topları birer birer partiden ayrılıyorlar.

 

Benzeri gelişmeler yaşandığı halde zaferin etkisiyle henüz bu yönünü görmeyen merkez solun da UMP’nin akıbetine uğraması söz konusu olabilir. Jean-Luc MELENCHON’un liderliğinde yükselişe geçen Komünist Partisi (PC), zaferde önemli bir paya sahip. Onun ateşli çıkışları partiye canlılık getirdi.

 

Seçmenlerinin nazarında “kırsalın seçilmişi-l’élu de la province” lakabını kazanan HOLLANDE, solun desteği altında merkez sağın kalesi sayılan Marsilya’dan ve kurt politikacı Alan JUPPE’nin memleketi olan Bordeaux’dan yüzde ellinin üzerinde oy elde etti. Eskisinden farklı bir şekilde büyük şehirlerden ve varlıkları unutulmuş kenar mahallelerden hatırı sayılır bir oranda oy aldı.

 

Seçim ortamının yatışmasıyla birlikte gelecek daha belirgin olarak görülmeye başlandı. Bu belirginliğin en önemli tarafı Fransız solunun parlamento seçimine çok iyi hazırlanmak zorunda olduğudur. Çoğunluğu elinde bulunduramaması halinde F. HOLLANDE’ın başkanlığı bir fiyaskoya dönüşebilir. Çünkü Le PEN, bu seçimlere çok iddialı giriyor. FN’in güçlü olacağı bir parlamentoda iktidarın politikalarını serbestçe uygulaması mümkün değil. Solun sevinci Haziran’a kadar sürebilir.

 

Le PEN, daha şimdiden güçlü bir muhalefet olacağının işaretlerini veriyor. Başkanlık seçiminin bittiği saatlerde yaptığı açıklamada; HOLLANDE’ın, Avrupa Merkez Bankası’nın isteklerine karşı çıkamayacağını, Fransa’nın çıkarlarına aykırı olan ve Avrupalı teknokratlar ile bankaların hazırladıkları bütçeyi ret etme şansının bulunmadığını ifade etti.

 

İçeride kendisini sert bir muhalefet bekleyen HOLLANDE’ın işi AB ve özellikle Almanya ile ilişkilerde de kolay olacak gibi görünmüyor. Yapılan değerlendirmelerde; seçimden önce verdiği harcamaların serbest bırakılacağı, AB’nin zorladığı sıkı ekonomi politikasına son verileceği, emeklilik yaşının 60’a indirileceği, 60 bin öğretmenin işe alınacağı sözlerini yerine getirmesinin önünde pek çok engel bulunuyor. Asıl engel ise 2013’e kadar bütçe açığının yüzde 3’e düşürmek için bütçeden zorunlu olarak 18 milyar euronun nasıl kesileceğinin çaresizliğidir.

 

Seçim hesaplarını ve beklentilerini SARKOZY’nin üzerine yapan Almanya ve MERKEL, farklı sonuç nedeniyle endişe taşıyor. Seçimden önce HOLLANDE’ın kendisiyle görüşme isteğini geri çeviren MERKEL, sonucun belli olmasının hemen akabinde Berlin’e davet etti. Basının önünde yaptığı açıklamada uygulamada olan mali politikaların tartışılamayacağını vurgulamaktan geri kalmadı.

 

Fransız aşırı sağının ve solunun yükselişinin diğer Avrupa ülkelerindeki bu türlü hareketleri etkilemesi kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. Hatta aynı gün seçim yapılan Yunanistan’da seçmenlerin benzeri bir tercihle aşırı uçları parlamentoya taşımaları bunun kanıtıdır. Yunanlılar, Fransız solunun ve Le PEN’in Almanya’nın baskılarını boşa çıkarmalarını bekliyorlar. Sırada ekonomik sıkıntıların sorumlusunu merkez partilerin politikacılarında gören AB üyesi diğer ülkeler bulunuyor.

 

Avrupalı merkez partili politikacılar henüz oluşmaya başlayan kitle dalgasının karşısında çaresiz bekliyorlar. Onların da Fransa ve Yunanistan’da yaşanan sonuçlarla karşılaşmaktan kurtulmaları zor görünüyor. AB’nin ekonomik, sosyal ve politik yapısının temelinden çatırdama sesleri geliyor.

 

İki dünya savaşının faili olan Avrupa’nın önce savaşan sonra da ortak yaşayan geleneksel anlayışının bu krizin üstesinden gelip gelemeyeceğini, gelirse bunun nasıl olacağını zaman gösterecek. Ancak bizim açımızdan baktığımızda; yıllardır ikiyüzlü politikaların ve çıkarcılıkların sorumlusu bildik simaların ortadan kaybolmalarının bile bizim için kazanç olacağını bugünden söylemek mümkün.