Bir gizli servisin başarısı, onun gizlilik içerisinde gerçekleştirdiği bir operasyonun sonuçlanana kadar ortaya çıkmaması ve ancak sonuçlarının görülmesinden sonra varlığının anlaşılmasıyla ölçülmelidir. Bunun dışında hazırlık veya uygulama aşamalarında operasyonun ilgisiz taraflarca öğrenilmesi veya kırıp dökerek sonuçlandırılmış olması kesinlikle başarısızlıktır. CIA’in gerçekleştirdiği Bin Laden operasyonu, MOSSAD’ın Sudan’da Filistin’e silah sağlayan kaçakçıları izleyip insansız hava aracıyla yok etmesi hemen hatırlanacak örneklerdir.

 

Fransız gizli servisleri bu bakımdan dünyanın sayılı başarılı istihbarat örgütleridir. Sadece bilgi derlemekle görevli olmayı denizaşırı operasyon yapma yetki ve yeterliliğine de sahiptirler. Öyle de olmak zorundadırlar. Çünkü dünyanın birçok bölgesinde yeni sömürge düzeni çerçevesinde elinin altında bulundurduğu ülkeler vardır. Bu ülkelerin diktatörleriyle, seçilmiş yöneticileriyle, çoğu kayıtdışından kazanan işadamlarıyla ve rejim karşıtlarının her biriyle kesintisiz yürüyen ilişki ve irtibatları bulunmaktadır. Buralarda kımıldayacak bir yapraktan dahi haberlerinin olması gerekmektedir. Doğal olarak buralardan yola çıkan ve Fransa’yı doğrudan ilgilendiren her türlü hareketin vardığı noktalar Fransa’nın şehirleri olmaktadır.

 

Yakın geçmişteki örnekleri hatırlayınca bu durumu daha açık anlamak mümkün olacaktır. Humeyni Paris’te örgütlenip Şah rejimini devirmiştir. Ruanda’daki soykırımın eylem merkezlerinden birisi yine Paris’tir. Fildişi sahilinde bir olacak bir olay önce Fransa’da boy verir. İki gün önce Mali’nin işgalini zorunlu kılan neden; bizzat Fransa’nın küresel çıkarlarına yönelen tehdidin en fazla bu ülkenin merkez bankasında hissedilmesidir.

 

Bu konumuna paralel olarak Fransa aynı zamanda organize suç örgütlerinin kendi aralarında ve uluslararası alanda her çeşitten terör örgütleriyle ilişki ve irtibatlı oldukları bir ülkedir. Söz gelimi Korsika, Rus, Arap mafyası dünyanın hemen her yeriyle işbirliği halindedir. Güney Amerika’dan gerçekleştirilen kokain, Afganistan’dan gelen eroin kaçakçılığının Avrupa’ya dağıldığı önemli bir istasyon durumundadır. Geçtiğimiz yıl Marsilya’da trafik ışıklarında ve sokak ortasında kaleşle tarananlar mafya çatışmasının kurbanlarıdır. Kuzey’de Calais şehrinin dünya çapında insan kaçakçılığının merkezi olduğunu belirtmek isabetli olacaktır. Özellikle Sovyet bloğunun dağılmasından sonra Fransız Riviera’sı mafya patronlarının gözdesi olmuştur. Dünyanın gizli servislerinin peşinden koştukları sırlar buralarda gizlenir. Dünyada artan etnik hareketlere paralel olarak artan silah, uyuşturucu, insan kaçakçılığı faaliyetleri önlenemez bir yükseliş gerçekleştirmiştir.

 

Böylesine yasadışılığın yaşandığı bir ülke olan Fransa’da gizli servisler de zorunlu olarak istihbarat faaliyetlerini olabildiğince geniş bir alana yayarak yürütmektedirler. Etnisite karakterli ve yasadışı faaliyette bulunan örgütlerle bazen sadece izleyerek, bazen operasyonlarla haddini aşmasını engelleyerek bazen de onları kendi operasyonlarında kullanarak ilişkide bulunmaktadır.

 

Yasadışılığın yoğun olması bu ülkeyi PKK nazarında ayrıca çekici kılmaktadır. Avrupa ülkelerinin her biri PKK’nın farklı hedefleri için üs konumundadır. Almanya ve Belçika siyaset, basın-yayın ve dış ilişkiler ağırlıklı faaliyet merkezleridir. Yakın zamana kadar Hollanda eğitim merkeziydi. İsviçre denilince hepimizin aklına gelen malum! Fransa’ya gelince silah temini, karaparanın aklama merkezi olma özelliği öne çıkmaktadır. ÖCALAN’ın yakalanmasından sonra PKK’nın bu ülkeyi tercih etmesinin nedenlerinin neler olduğunun ve gönderilen Ali Rıza ALTUN’un yürüttüğü faaliyetinin üzerinde dikkatle durulmalıdır.

 

A. R. ALTUN, Avrupa’dan Kandil’e akan haraç, uyuşturucu gibi kaynaklardan gelen milyonlarca euroluk bir terör bütçesinin tek yetkilisiydi. Paranın zoraki güveni çabuk bozma yasası A. R. ALTUN ile Kandil arasında da kendisini gösterdi. Kandil’in yeterince para göndermediği suçlamalarına karşılık hesapsız harcamaları öne sürerek kendisini savundu. Ona göre para savurganlığının nedenlerinden biri de ÖCALAN’ın avukatlarının doymak bilmeyen iştahlarıydı. Öyle ki avukatlardan birinin Yüksekova’daki bir PKK’lıdan aldığı 30 bin euroyla ortadan kaybolduğu iddiaları ortalığı biraz daha karıştırdı.

 

Savurganlık ve hırs PKK’nın üzerine oturduğu karapara buzdağının suyun üzerinde kalan bölümünü ortaya çıkardı. Her türlü yasadışılığı gören ve bilen ancak habersizmiş gibi davranan Fransız güvenlik sistemi eroin parasını dolara çevirmek üzere olan PKK’lıları enselerinden yakaladı. Hızla on beş örgüt üyesini gözaltına aldı, ardından sekizini serbest bıraktı. Serbest bırakılmalarının gerekçesini savcı; bu PKK’lıların iç istihbarat teşkilatı DST ve polis istihbaratı Renseignement Generaux (RG) hesabına çalıştıkları olarak açıkladı. Serbest kalanların arasında bulunan Atilla BALIKÇI, örgütün Avrupa temsilcisi A. R. ALTUN ile DST arasındaki irtibatı sağladığını açıklamak zorunda kaldı. Olaya ilginin azalmasından sonra gözaltındaki A. R. ALTUN ile Nedim SEVEN serbest kaldılar. A. R. ALTUN elini kolunu sallayarak Viyana’ya gitti buradan da uçakla Erbil’e kapağı attı. Nedim SEVEN ise halen Avrupa olduğu halde polis kayıtlarında kayıp görünmektedir.

 

Fransa’nın bu karapara aklama girişimini bir “fırsat operasyonu”na dönüştürdüğü düşünülebilir. Şöyle ki: A. R. ALTUN’un varlığı bu ülke için ciddi sorunlara yol açmaya başlamıştı. Kandil ise bu üyesinin parayı kişisel çıkarlarına yönelttiği şüphesini taşıyordu. Bu nedenle de Kandil’e dönmesi için baskı yapıyor ancak ikna edemiyordu. Avrupa’da bulunmanın nimetlerinden yararlanmayı bir türlü terk edemeyen A. R. ALTUN, her iki taraf için de yola getirilmesi gereken bir unsurdu. Tam bu sırada Fransa eline geçen fırsatı değerlendirerek ya ülkeyi terk etmesini ya da cezaevinin yolunu gösterdi.

 

O günlerde henüz başlamış olan Viyana-Erbil uçak seferleri Türkiye’yi rahatsız ediyordu ancak ilgili ülkelerin kayıtsızlığıyla karşılaşıyor ve yaptırım gücü olan tepkiyi göstermiyordu. (Bu olay bile otuz yıldır terörle mücadele başarısız olundu fikrindekilerin hatalarını kanıtlaması bakımından yeterlidir. Terörle mücadelenin yeterince yapılmadığını gayet açık bir şekilde ortaya koyar.)  Türkiye nihayet gördü ki söz konusu uçuşlarla Avrupa’dan toplanan paralar bavullarla Erbil üzerinden Kandil’e taşınmaya başlanmıştı. Halen de devam eden bu trafik sayesinde PKK’nın karaparası K. Irak’ta aklanmaktadır. (Barzani’nin buna bile engel olması Türkiye’nin terörle mücadelesine büyük katkı yapacaktır. Ne var ki bu paranın K. Irak ekonomisinde hiç küçümsenemeyecek bir yeri bulunuyor.)

 

Fransa bir dönem için PKK’nın kendisini rahatsız eden faaliyetlerine engel olmuşken bu defa Adem UZUN’un silah temin etme girişimiyle çalkalandı. A. UZUN ile birlikte üç zanlı daha gözaltına alındı. Yapılan duruşmada hakim; bir milyon iki yüz bin euro tutarında ağır silah ve tanksavar silahı alma, K. Irak’taki kamplara göndermek üzere girişimlerde bulunmaktan suçlu buldu ve adı Oslo’da bulunmakla tanınan A. UZUN ile diğerlerini cezaevine gönderdi. Mahkemenin en önemli delilleri altı aylık bir gizli servis çalışmasıyla toplanmıştı. (PKK’nın tanksavar silahına sahip olduğunu önceki bir yazıda kaleme almıştık)

 

Tıpkı üç PKK’lının öldürülmesinde olduğu gibi A. UZUN tutuklandığı zaman da PKK, Fransızları edepsizlikleriyle baskı altına almıştı. “Kürt siyasetçi” kimliği vererek A. UZUN’un silah kaçakçılığı girişimini akıllaradan uzak tutmaya özen gösterdi. Adem UZUN’un tutuklanmasına neden olan faaliyeti Fransız ajanslarında açıkça belirtilmesine rağmen PKK’ya ait bütün basın-yayın organlarında yer verilen haberde söz konusu suça tek bir kelimeyle bile değinilmedi. Sadece savcı Thierry FRAGNOLI’e suçlama kampanyası başlatıldı. Suçlamalarda Fransa’nın, Türkiye’nin isteğiyle hareket ettiği bunun sonucunda da A. UZUN’un yakalandığını iddia edildi. Suçlamaların en büyük hedefi olan savcı ise Paris büyükelçisiyle görüşmesinden bir hafta sonra harekete geçti diyerek gerçeği gizlemekle karalanmaya çalışıldı. PKK’ya göre A. UZUN’un Paris’te bulunma nedeni, 13 Ekim’de yapılacak “Batı Kürdistan Konferansı”nın hazırlıklarıydı. “KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı” tarafından Fransa suçlandı ve operasyonların durmaması halinde Fransa devletinin çıkarlarını hedef alacak kararlar alacakları tehdidi savruldu.

 

PKK’nın önümüzdeki baharla birlikte gireceği silahla veya siyasetle var veya yok oluş mücadelesine hazırlandığını biliyoruz. Bu kapsamda birbiri ardına gelişen olayların son perdesinde üç kadın PKK’lı öldürüldü. Öldürülen örgüt üyelerinden Sakine POLAT’ın (Cansız PKK’nın verdiği soyisim, isyancılığı gelenekselleşmiş Batman/Tunceli köyü halkından) Fransa’ya tıpkı A. UZUN gibi birkaç günlüğüne geldiği belirtiliyor. Beraberinde öldürülen kadınlardan birisinin ise dil bilgisi ve batıyı tanıması bakımlarından önde gelen bir dış ilişkiler sorumlusu olduğu bilgisi veriliyor. S. POLAT’ın örgüt içindeki görevi ise silah temini. Bu bilgilerden yola çıkılması sonucunda ortaya çıkacak tabloda eksik noktalar çok fazla olmakla birlikte, cinayetin nedeni konusunda bir fikir edinmek için yeterlidir. Bir başka taraftan son zamanlarda PKK’da ele geçen Rus yapımı silah ve mühimmatın miktarındaki büyüklüğü de dikkat almak gerekmektedir.

 

Bir gizli servis operasyon yaptığında operasyonun kapsamına aldığı tüm unsurları açığa çıkarmaz. Onlardan bir kısmını daha sonraki gelişmeleri izlemede kullanmak üzere mutlaka kendisine saklar. Bu operasyonda da böyle olduğuna kuşku yok. Dikkat edilirse karapara operasyonunda da, tanksavar operasyonunda da PKK’nın faaliyetinin küçük bir bölümünün unsurları ortadadır. Faaliyette yer alan diğer PKK’lılar ile diğerleri ki büyük olasılıkla üçüncü ülke vatandaşlarıdırlar, onlardan hiç söz edilmemektedir. Bu durumda Fransa eğer zamanı geldiğini düşünürse Paris cinayetini kolaylıkla aydınlatacaktır. Ama henüz zamanı değilse bu bilgileri kendisine saklayacak ve bir başka operasyon için veri toplamayı tercih edecektir.

 

Bu arada son olay Fransız yazar Jean-Cristophe Grangé’a da fikir verecektir. L'Empire des loups  (Kurtlar İmparatorluğu) isimli romanı filme konu olmuştu. Paris ile İstanbul arasında geçen bir hikâyede “Bozkurt”ları eroin mafyasının unsurları olarak anlatmaktaydı. Buram buram mafya kokan etnik Kürtçü faaliyet konusunda da bir roman kaleme almayı düşünebilir. Romana ise “Mafyoz PKK” adıysa tam oturur.

 

Özetle: Fransa PKK’ya göz yummasının bedelini ödüyor. Her olayda sokaklar PKK’lıların eline geçiyor. Bu durumdan şikâyetçi olanların tepkisini anlamak için bu türlü haberlerin altına Fransızların yazdıkları yorumların içeriğine ve sayısına bakmak yeterlidir.