Nicolas SARKOZY, ülkesinin siyaset tarihine basın- yayının ortak gayretiyle Fransızların zihninde “Napolyonizm”i yeniden canlandırarak gelen ve rakibi sosyalistlerden çok aşırı sağın karşısında yenilen bir başkan olarak geçecektir.

 

I. Tur sonuçlarıyla, içeride kamu düzenini, dışarıda Avrupa’daki rakiplerinden Almanya’nın hemen arkasında, İngiltere’nin ise önünde yer almasını sağlayacağı umuduyla başarılı bir şekilde sahnelenen “Napolyonizm”de artık yolun sonu göründüğü ortaya çıktı.

 

Sonuçlara bakarak II. Turda Le PEN’in Ulusal Cephe’sinin (Front National- FN) ve François BAYROU’nun Demokratik Hareketi’nin (Mouvement Démocrate-MD) desteğini alacak SARKOZY’nin başkan seçilmesi beklenebilir. Bunun anlamı ise artık SARKOZY’nin tek başına olduğu devrin sonu demektir.

 

I. Tur Seçim çalışmalarında TV5 ve France 24 televizyon kanallarında gazetecilerin kışkırtıcı sorularına öfkelenmeden, soğukkanlılıkla ve ikna edici cevaplar veren Marine Le PEN hem sempati topladı hem de güven verdi. Orta tabaka Fransızların nabzını iyi tuttu ve ekonomik ve toplumsal rahatsızlıklarını doğrudan seslendirdi. Şimdi artık Fransız merkez sağı Marine Le PEN’in eliyle yeniden yapılandırılıyor.

 

Olağanüstü bir gelişme olmadıkça bu durumun en çarpıcı sonucu yapılacak genel seçimlerde görülecektir. Le PEN ve Front National’in çıkışını devam ettirerek iktidara ortak olması beklenmelidir.

 

FN’in etkileri iç politika olduğu kadar diplomatik ilişkileriyle AB’nin AP’nin oluşumuna da yansıyacaktır. Özellikle göçmen politikaları ve AB’nin işleyişinde, Fransa artık çok daha açık sözlü olacaktır. Hak iddia etmeyen ve ucuz işgücü olduğu için hem çoğu Müslüman olan göçmelerin Fransa’ya akınına göz yuman hem de onları ülkenin tüm sorunlarının kaynağı olarak gösteren ikiyüzlü politikaların sonu geldi sayılabilir.

 

Bu gelişmenin bizimle ilişkilerine yansıyan tarafları da olacaktır. Fransa, Türkiye ile ilgili düşüncelerini dolaştırmadan, masa altı politikalara alet etmeden ortaya koyacaktır. Marine Le PEN’in net ifadelerinden ayrıca seçim öncesinde merkez sağın diğer temsilcisi F. BAYROU’nun Türkiye’ye haksızlık yapıldığı, ikiyüzlü davranıldığı sözleri diplomaside anlam kazanabilir.

FN’in yükselişinden en çok rahatsız olanların başında PKK’nın geldiğinden hiç kuşku duyulmamalıdır. Sosyalist hükümetlerin hatta Jacques CHIRAC zamanından SARKOZY yönetimine sarkan uygulamaların Kürtçülere sağladıkları ayrıcalığın artık yaşaması kolay görünmüyor. PKK’nın bundan sonra eski alışkanlıklarını terk etmek zorunda kalması kaçınılmaz olacaktır.

 

Bu öngörünün en açık kanıtı, FN’in; Alsace, Languedoc-Roussillon, Nord-Pas-de-Calais, Picardie, Provence-Alpes-Côte d'Azur, Rhône-Alpes bölgelerinde aldığı oylardır. Bu bölgelerde PKK’nın kayda değer bir etkinliği bulunmaktadır.

 

Bölgelerin şehirlere indirgenmesi halinde ortaya çıkan görüntü çok daha anlaşılır durumdadır. Kuzeyde bulunan Calais’nin sakinleri artık az gelişmiş ülkelerle İngiltere’nin arasındaki insan kaçakçılığının merkezi olmanın çaresizliğini yaşamaktadırlar. Güneyde Martique’in halkı ise şehirlerinde ve bölgelerindeki PKK’nın kabalığına çare bulacak bir politikacıya dört elle sarılacaktır. Batıda Strasbourg’un hali ise pek çok kimsenin malumudur.

 

Disapora Ermenileri tarafında da durum farksız gibi görünmektedir. Bulundukları en küçük yerleşim biriminde bile dernekleşen ve kilise açan diaspora Ermenileri bu seçimle eski hilelerinin işe yaramadığını göreceklerdir. SARKOZY’nin bütün ödünlerine rağmen Ermeni oylarının HOLLAND’a gittiği söylenebilir. Diaspora’nın çoğunluğu oluşturduğu Valance, Alfortville, Nice, Grenoble, Villeurbanne, Moulineaux ve Lyon gibi şehirlerde oy üstünlüğünün Sosyalist Parti’de olması bunu göstermektedir.

 

FN ve MD’in desteğiyle UMP’nin iktidarda kalması Sosyalistler üzerinden yapılan disapora Ermenilerinin hesaplarını boşa çıkaracaktır. Eskiden kalma alışkanlıkla blok oy tehditleri ise kemikleşmiş ve merkez sağa oturmaya aday FN karşısında etkili olamayacaktır.

 

Türkiye’den bakan ve çoğunluğu eski tüfek solcuların, alışkanlıkla opurtünist-fırsatçı yaklaşımlarla yaptıkları değerlendirmelerin Fransa gerçeğiyle ilgisi bulunmamaktadır. FN ve Marine Le PEN’i ırkçı bulanlar, SP ve F. HOLLAND’ın Kürtçülere ve diaspora Ermenilerine ödün verici ve hep aldattıkları göçmenlere yönelik ikiyüzlü tavırlarını görmemezlikten gelmektedirler. UMP ile SARKOZY’nin ise ne tür bir felaket olduğunu hep birlikte gördük.

 

Tüm bunların üzerinde SP’ninde UMP’nin de ortak bir tutumla Türkiye’yi Avrupa’nın dışında tutarken bölgesinde başına durmadan iş açmak olduğunu da onlara hatırlatmak gerekiyor.