Son dönemlerde, Orta Doğu’nun “popüler konusu Arap Baharı” olarak adlandırılan Mısır, Libya, Suriye ve Yemen gibi ülkelerdeki halk ayaklanmaları dünya ve Avrupa gündeminde başat madde iken Birleşmiş Milletler (BM) 66. Genel Kurulu genel görüşmeleri esnasında Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Başkanı Mahmud Abbas’ın BM nezdinde Filistin’in devlet olarak tanınmasıyla ilgili ayakta alkışlanan konuşmasıyla bölgenin “klasikleşmiş sorunu Filistin” tekrar ana gündem maddesi olmuştur.

 

ABD’nin konunun BM Güvenlik Konseyi’ne geldiği takdirde teklifi veto edeceğini açıklaması ile Filistin’in “üye devlet” statüsü ile tanınmayacağı daha en baştan dünyaya duyurulmuştur.  “Vatikan modeli” de denilen “üye olmayan devlet” gibi çözümlerin konuşulmaya başlandığı ortamda şu anda bir “otorite” olarak tanımlanan Filistin’in BM’nin tanımadığı gözlemci statüsü olan; fakat BM’ye üye olmayan bir devlet olarak tanınma olasılığı belirmiştir.

 

Tanınma Talebinin Beraberinde Getirdiği Bölünme

 

Avrupa Birliği

 

Filistin’in BM’ye sunduğu resmi tanınma talebinde AB'nin resmi tutumu, İsrail-Filistin görüşmelerinin 1967 sınırları ve Kudüs'ün ortak başkent olması temelinde görüşmelere geri dönülmesidir.[1] Geçmişte tam anlamıyla bir kısır döngüye dönen görüşmeler dikkate alındığında AB’nin bu politikası, sorunun yükünü başka platformlara devrederek, sorumluluğu üstünden atmak olarak algılanabilir, çünkü AB tarafından sunulan çözüm ne reformist bir anlayışla ele alınmış ne de sonuç getirebilecek bir çözümdür. Bu durumda da AB’nin politik sorunların çözümünde baş aktör rolü oynama kapasitesi açısında bilgi verici bir parametre olarak görülebilir.

 

AB cephesinden bakıldığında, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, AB adına ön planda yer alıp konuyla ilgili açıklamalar yapmaktadır; fakat buradan hareketle topluluğun tüm üyelerinin kayıtsız şartsız tek bir politika benimsediğini söylemek yanlış olacaktır. Filistin’in tanınması konusu hakkında AB içerisinde belirli noktalarda fikir ayrılığı olan gruplar arasındaki uzlaşma süreci zaman almıştır. Bir diğer deyişle, bu durum AB’nin politik süreçlerde kurumsal olarak karar almasındaki yavaşlığı su yüzüne çıkmıştır.

 

Bu gelişmeler çerçevesinde AB arabulucu pozisyonda görünse bile asıl olarak İsrail’in işine yarayabilecek bir durumdadır. Filistinlilerin haklarının destekleyen ülkelerden biri olarak İspanya’nın Dışişleri Bakanı Trinidad Jimenez ilk defa İsrail’in bir Yahudi yurdu olduğunu söylemiş ve İsrail’in güvenliğinin ülkesi için bir öncelik olduğunu belirtmiştir.[2] Jimenez’in bir açıklamasının İsrail-Filistin ilişkilerinin böyle kritik olduğu bir zamanda yapılması, İspanya’nın iki ülke arasındaki kriz süreçlerinde tam olarak Filistin’in yanında olmadığını göstermiş ve İsrail için avantajlı bir durum oluşturmuştur.

 

Filistin lideri Mahmud Abbas, 9 Temmuz 2009 tarihinde Kıbrıs Rum Kesimi’nin lideri Dimitris Hristofyas ile bir görüşme yapmış, Hristofyas burada Güney Kıbrıs’ın, Filistin halkının haklarıyla ilgili BM Komitesi üyeliğini sürdüreceğini, AB içerisinde de Filistinli “kardeşlerinin” davasını desteklemeye devam edeceğini söylemiştir.[3] Bunun karşılığında Abbas da Kıbrıs sorunu konusunda Rum tezlerini destekleyeceğini belirtmiştir. Bu durum, ayrıca sadece birliğe kabul edilmiş Rum Kesimi ile AB arasında değil,  Türkiye’yi de yakından ilgilendiren bir husustur. Türkiye-AB ilişkilerinde Kıbrıs sorunun en önemli problemlerden birini oluşturduğu belli iken Mahmud Abbas’ın kendi ülkesinin haklarını uluslararası ortamda ateşli bir şekilde savunan Türkiye’nin aleyhinde olacak bir duruma girişmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir olaydır. Türkiye’nin son dönem dış politikasında Filistin’in öncelikli bir yerde bulunmakta; fakat Filistin yönetimi Türkiye’nin sorunlu olduğu alanlara duyarsız kalmakta, hatta Türkiye’nin çıkarlarına zarar verecek şekilde hareket etmektedir. BM’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Filistin’i savunduğu konuşmasında salonda, Mahmud Abbas’ın ve Arap yetkililerin olmaması da Türkiye’nin son dönem politikalarının bölgede "siyasi" bağlamda gereken etkiyi yaratmadığına dair bir portre sunmuştur.

 

Filistin

 

Mahmud Abbas’ın BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a Filistin’in BM’ye üye olarak tanınmasına ilişkin sunduğu mektubun büyük heyecan yarattığı Ramallah’ta binlerce kişinin meydanlarda coştuğu medyada ön planda sunulmaktayken, HAMAS faktörü çok fazla yer almamaktadır ki asıl kritik durum da HAMAS gündeme geldiğinde başlamaktadır.

 

Kısa süre önce yaptıkları anlaşmada birbirlerine “kardeş” diye hitap eden El Fetih ve HAMAS arası ılıman dönemin sonunun geldiği görülmektedir. Hatta süreç öyle bir noktaya evirilmiştir ki, HAMAS 2 ay önce “kardeş” dediği Mahmud Abbas’ı neredeyse “kalleş” olarak nitelemektedir. Gelinen noktada, Mahmud Abbas tarafından sunulan 1967’de belirlenen sınırlarının esas alınması bildirilen tanınma talebine HAMAS tarafından ’67 yılı öncesin Filistin toprakları olarak sayılan alanların kendiliğinden İsrail’e verildiğini savunmakta ve böyle bir durumun kabul edilemez olduğunu vurgulamaktadır.

 

Bu noktada belirtilmelidir ki, AB içindeki uzlaşmanın maliyeti zamanken, Filistin içersindeki siyasi grupların arasındaki anlaşmazlığın maliyeti Filistin’in geleceği açısından çok daha ağır olabilir. Filistin’in, ABD’nin Güvenlik Konseyi’nde vereceği vetodan dolayı şu an için imkansız görünen olası tanınma durumunda bile Filistin’in içerisindeki ikili siyasi kanadın meydana çıkarttığı farklılıklar, BM’de verimli bir temsili engeller niteliktedir.

 

Orta Doğu Dörtlüsü ve AB

 

İsrail ve Filistin arasındaki çözümün barışçıl çözümünde rol almak için kurulan BM, ABD ve Rusya’nın da içerisinde bulunduğu Orta Doğu Dörtlüsü içerisinde yer alan Avrupa Birliği, içerisindeki farklı tonlara karşı tek bir düşünceden hareket etmek istemekte; fakat kendi içerisinde konuya ilişkin farklı fikirleri olan değişik fraksiyonlar görülmektedir.

 

Bu bağlamda Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Filistin’e tam üyelik yerine, “gözlemci devlet statüsü” verilmesi önerisinde bulunmuştur.[4] Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy ise, benzer bir şekilde Filistin’in “üye olmayan devlet” statüsü ile BM’de yer alabileceğini, Filistin’in İsrail’i Uluslararası Adalet Divanı’na şikayet edemeyeceği koşuluyla teklif etmektedir.[5] Bazı AB üyelerini de rahatsız eden Sarkozy’nin bu isteğinden yola çıkılarak anlaşılmaktadır ki, Avrupa Birliği’nin en etkin devletlerinden biri olan Fransa, Filistin’in BM’ye “üye devlet” olarak kabul edilmesi konusunda İsrail ve ABD ekseninin bir adam gerisinde, Rusya ise iki adım gerisindedir; fakat iki devletin de durumunun Filistin’e değil İsrail’e yakın olduğu belirtilmelidir. Bunlardan yola çıkılarak söylenebilir ki, İngiltere Eski Başbakanı Tony Blair’ın temsilcisi olduğu Orta Doğu Dörtlüsü de uluslararası arenada kendi içindeki uzlaşıyı tamamlamış olarak boy göstermemektedir.

 

Bunların dışında, AB’nin siyasi parti temsilcilerinden oluşan organı Avrupa Parlementosu'nun, aralarında muhafazakarlar, liberaller ve sosyalistlerin bulunduğu 106 milletvekilinin imzasını taşıyan mektupta, milletvekilleri İsraillilerle Filistinliler arasındaki meselelerin, bağımsızlık ilanıyla değil yalnızca müzakereler yoluyla çözümlenebileceğini savunmuşlardır.[6]

 

Değerlendirme

 

Filistin’in BM’ye “üye olarak” tanınması süreci, şu anda sonucu ABD tarafından tayin edilmiş bir maç olarak tahlil edilebilir; fakat burada sonuçtan daha önemli olan Filistin’in artık diplomatik sahaya inmiş olmasıdır. ABD’nin veto kararını açık bir şekilde belirtmesinde ise dış politikada İsrail ile sıkı bağı önemli rol oynarken ABD iç politikasındaki bazı beklentiler de etkin belirleyicilerdendir. Halihazırda devlet başkanlığını yürütmekte olan  Barack H. Obama, 2012’de yapılacak olan seçimler için adaylığını açıklamış ve ABD İşgücü İstatistikleri Bürosu rakamlarına göre 2011 Ağustos’unda yüzde 9.1 olan işsizlik oranıyla seçime gitmektedir. Yaklaşan seçimlerde sağlık reformu ve bütçe açığı gibi konular üzerinden eleştirilen Obama’nın etkin İsrail lobisini karşısına almak istemediği aşikardır.

 

Filistin’in devlet olarak tanınmasıyla ilgili başvurunun gündeme getireceği bir diğer konu ise BM’nin yapısı hakkında reformun tekrar sorgulanması olacaktır. Filistin’in tanınmasını dünyada halklarının büyük bir çoğunluğu isterken ABD’nin peşin peşin veto kararını açıklaması diğer oyları bir anda hükümsüz bırakmıştır. Son dönemde de net şekilde görülmüştür ki, Antigua ve Barbuda, Guyana, Saint Lucia gibi uluslararası alanda ismini fazla duymaya alışık olmadığımız ülkelerin üye olduğu BM’de Filistin gibi sorun teşkil eden bir ülkenin yer alması her şeyden önce kendi alanı ile ilgili sorunlara uluslararası düzeyde resmi olarak muhatap olacağından dolayı gerekli bir durumdur.  

 

Bazı AB üyeleri, İsrail ile olan yakın bağlarından bazı AB üyeleri ise üye oldukları uluslararası kuruluşlar ve müttefiklik ilişkilerinde ABD’nin etkisinin Filistin ve Arap devletlerinden daha fazla olduğundan dolayı ret oyu verme niyetindelerdir. Dolayısıyla Filistin’in BM üyesi olması ile ilgili verilecek hayati oylarda ana belirleyici Filistin’den ziyade İsrail ve ABD’dir. Örnek vermek gerekirse, Slovenya gibi bazı ülkeler, esasen Filistin'in talebini desteklediklerini ancak AB ile birlikte davranmaya çalışacaklarını ilan etmişlerdir.[7] Sadece Romanya, Polonya ve Macaristan gibi AB içinde çok etkin olmayan ülkelerin Filistin’i ikili ilişkilerinde tanıdığı göz önüne alındığında, Portekiz, Lüksemburg gibi bazı ülkeler BM’de Filistin’in statüsünün yükseltilmesine sıcak bakmakla birlikte AB’nin Filistin’in yanında bir pozisyon alması zor gözükmektedir. Her şeyden öte AB, konuya ilişkin süreçte bir belirleyici değil bir alternatif olabilir.

 

Dipnotlar

 

[1] Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Öncesi Filistin'in Tanınması Tartışmaları Büyüyor, http://www.euractiv.com.tr/politika-000110/article/bm-genel-kurulu-ncesi-filistinin-tannmas-tartmalar-byyor-021230, Erişim Tarihi: 25 Eylül 2011.

[2] Spain Recognizes Israel As Jewish Homeland, For First Time, http://www.haaretz.com/news/diplomacy-defense/spain-recognizes-israel-as-jewish-homeland-for-first-time-1.386587, Erişim Tarihi: 25 Eylül 2011.

[3] Filistin Lideri Abbas'tan Rum Kesimine Destek, http://www.ntvmsnbc.com/id/24982352/, 28 Eylül 2011.

[4] Rusya Filistin’in BM’de Tanınmasına Dair Sorunu Uzlaşma Temeline Dayanarak Çözmeye Çağırıyor, http://turkish.ruvr.ru/2011/09/23/56600152.html, Erişim Tarihi: 25 Eylül 2011.

[5] Sarkozy’s Palestinian Proposal “Irk” In Europe, http://www.finchannel.com/news_flash/World/95302_Sarkozy's_Palestinian_proposals_'irk'_in_Europe/, Erişim Tarihi: 26 Eylül 2011

[6] AP'den 'Filistin'i BM'de Tanınma Arayışından Vazgeçirmeye' Çağrı, http://www.euractiv.com.tr/6/article/apden-filistini-bmde-taninma-arayisindan-vazgecirmeye-cagri-019695, Erişim Tarihi: 28 Eylül 2011.

[7] AB'nin 'Sulandırılmış' Filistin Çözümü, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/09/110922_eu_palestine_solution.shtml, Erişim Tarihi: 25 Eylül 2011.