Federasyon yönetim, yetkiler ve tüm zenginliklerin adil bir şekilde paylaşılarak birlikte yönetme prensibine dayanmaktadır. Kıbrıs’ta bu güne kadar neden federal bir çözüme varılamadığının nedenlerini Rum lider Nikos Anastasiadis geçen gün düzenlediği basın toplantısında tek tek sıraladı.

 

Anastasidis, basın toplantısında “gevşek federasyon” ya da diğer bir ifade ile “merkezden uzaklaştırılmış federasyon” görüşünü “Adem-i Merkeziyet“ olarak tanımlamaya çalıştı. Anastasiadis itiraf niteliğindeki basın toplantısında özetle; “Kıbrıs Türklerinin yönetime etkin katılımını kabul etmiyoruz. Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitlikten kaynaklanan tüm kurumlarda karar alma mekanizmalarına etkin katılım hakkına karşıyız. Türkiye’nin garantörlüğü sona ermeli ve Türk askerleri tamamen çekilmeli. Doğal gaz konusunda Kıbrıs Cumhuriyeti haklarından vazgeçmeyecek. Bu konuyu asla müzakere masasına getirmeyeceğiz. Doğal gaz konusunda en iyi model Norveç Modeli’dir. Gazdan elde edilecek olan gelir bir banka hesabına konur ve çözümden sonra değerlendirilir.” dedi.

 

Anastasiadis’in açıklamalarının Rum Ulusal Konseyi ile kilisenin bilgisi ve onayı olmadan yapılamayacağını öncelikle bilmemiz gerekir. Açıklama bu anlamda müzakere tarihi açısından da son derece önemli itiraflar içermektedir.  Anastasiadis’in açıklaması ile bir kere daha Rum tarafının Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitliği ve kararlara etkin katılımını bir türlü hazmedemediği gerçeği açıkça görülmüş oldu. Anastasidis, “Adem-i Merkeziyet“ olarak tanımlamaya çalıştığı önerisinde özetle Kıbrıs Türkleri otonom azınlık haklarını kabul ederek bu anlamda bizden ne siyasi eşitlik ne de dönüşümlü başkanlık beklemesinler. Federal merkezi yönetimin kontrol ve idaresi eskiden olduğu gibi Rum tarafının elinde olacak. Kimse bu konuda sakın boşuna hayaller kurmasın demeye getirmiştir.

 

Rum Yönetimi, Avrupa Birliği’nde bir milyondan az nüfusuna rağmen, 80 milyonluk nüfusa sahip Almanya ile eşit statüde olabiliyor. Ancak buna karşın benzeri siyasal eşitlik ilkesini federal bir çözümde Kıbrıs Türkleri için mümkün olamayacağını söylüyor. Anastasiadis, “her kurumda etkin katılım aramak, azınlığın bu hakkını kötüye kullanması, çoğunluğun hakkını engellemesi tehlikesini getirir. Bu gerek bakanlar kurulu gerekse de diğer federal kurumlar için geçerlidir. Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türklere verilecek geniş hakların devletin işlevselliğini bozacağını düşünüyorlar” diyerek, Kıbrıs Türkleri olarak bizleri en başından bu yana azınlık olarak gördüklerini böylece bir kere daha açıkça ifade etmiştir.

 

Federal çözümün yönetim, yetkiler ve tüm zenginliklerin adil bir şekilde paylaşılarak birlikte yönetme prensibine dayanmasına karşın Anastasiadis’in dolayısı ile Rum toplumunun, Kıbrıs Türkleri ile yönetimi, yetkileri ve doğal zenginlikleri paylaşma niyetinde olmadığı açıkça bir kere daha ortaya konmuş oldu.

 

Anastasiadis, basın toplantısında gündeme getirdiği Adem-i Merkeziyet önerisi ile Crans Montana’da kabul ettiği siyasi eşitlik ilkesinden de geri adım atmış oldu. Yine en başından bu yana karşı olduğu dönüşümlü başkanlık konusuna da değinmeyerek bu konuya da olumsuz baktıkları mesajını verdi. Kıbrıs Türklerinin güvenlik endişeleri ciddiye alınmayıp garantörlüğün kaldırılarak Türk askerinin tamamen çekilmesinin şart olduğu yinelendi. Anastasiadis netice itibarı ile söyledikleriyle federasyon modeline ne kadar uzak olduklarını tüm kamuoyunun bilgisine bir kere daha getirmiş oldu.

 

Kıbrıs konusunun bu kadar yıldır bir çözüme ulaşamamasının en büyük nedeni Rum tarafının federal çözümü algılama ve tanımlama farklılığından ileri gelmektedir. Rum tarafı bu bağlamda en başından buyana federal çözümü Kıbrıs Türklerinin azınlık haklarını kabul etmesi halinde otonom bir bölge içerisinde üniter Rum devletini kabul etmesi olarak görmektedir. Anastasiadis, dolayısıyla Rum tarafı bizden federasyon görünümlü otonom/üniter Rum devletini azınlık olarak kabul etmemizi bekliyor! Anastasiadis’in son yaptığı açıklama bunu teyit etmektedir.

 

Rum tarafının bütün amacı 1963’de gasp ederek üniter Rum Devleti’ne dönüştürdükleri sözde Kıbrıs Cumhuriyeti ünvanını ve bu durumun kendilerine sağladığı tüm ayrıcalıkları korumaktır. Anastasiadis’in konuşmasında dikkat çeken diğer bir önemli nokta da BM Genel Sekreteri Guterres’in, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporunda altını çizerek ortaya koymuş olduğu ’’Kıbrıs’ta var olan statükonun sürdürülebilir olmadığı, Kıbrıs ve etrafındaki doğalgazın iki topluma da ortak fayda sağlaması gerektiği, sonuç getirmeyen ve sonu gelmeyen görüşmelerin artık geride kaldığı, artık ucu kapalı kısa zamanda sonuç almaya yönelik bir sürece ihtiyaç olduğu ’’görüşlerini reddedercesine müzakerelere Crans Montana’da kaldığı yerden devam edilmesi gerektiğini inatla dile getirmiştir.

 

BM Genel Sekreteri Guterres BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporunda her iki taraf Kıbrıs adasının geleceğine dair ortak bir vizyonu paylaşıp paylaşmadıklarını tartışsınlar. Bu konuda herhangi bir uzlaşmaya varılması halinde nasıl bir müzakere olacağı konusunda konsensüs olursa müzakerelerin başlayabileceğinden söz etmişti. Anastasiadis’in yapmış olduğu açıklamalara bakıldığında her şeyden önce BM Genel Sekreteri Guterres’in BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporu dikkate almadığı açıkça görülmektedir.    Anastasiadis, uluslararası kamuoyunun beklentilerini dikkate almayarak görüldüğü üzere zamana oynamaya devam ediyor. Anastasiadis ayrıca basın toplantısında söyledikleri ile Crans Montana’da süreci çökertenin de kendisi dolayısı ile Rum tarafı olduğunu bu şekilde itiraf etmiş oldu.

 

Görünen o ki, Rum tarafının eşit, adil ve paylaşımcı bir (federal) anlaşma yapma gibi bir niyeti bulunmamaktadır. Bu süreçte bu saatten sonra bize düşen görev varoluş ve özgürlük mücadelemizin neticesinde eşitlik, egemenlik ve özgürlüğümüzün simgesi olarak kurmuş olduğumuz devletimize sahip çıkarak uluslararası alanda hak ettiğimiz yere gelebilmek adına mücadelemizi sürdürmek olmalıdır.

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı, 28 Ağustos 2017 günü Crans Montana’da çöken müzakere süreciyle ilgili olarak  “benim samimi inancım odur ki, benzeri süreçlerle varacağımız sonuç da diğerlerinin aynı olacaktır. Aynı anlayışlarla ve aynı metotlarla farklı bir sonuca ulaşmamız olanaksız görülmektedir” demişti.  O günden bu yana yaşanan gelişmeler ortadadır! Pozitif yönde ne yazık ki bir gelişme söz konusu olmamıştır. Anastasaidis’in yapmış olduğu bu önemli itiraflardan sonra Kıbrıs konusunda ne gibi gelişmelerin yaşanacağını hep birlikte yaşayarak göreceğiz.