Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki F-35 ve S-400’lere ilişkin gerginlik sürüyor. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Türkiye seçimini yapmalı. Tarihin en başarılı askeri ittifakında kritik bir ortak olmak mı istiyor, yoksa bu ortaklığın güvenliğini riske atmak istiyor” ifadelerini kullandı. Pence’in sözlerine Türkiye’den yanıt gecikmedi. Kısa süre sonra Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Twitter’daki hesabından Mike Pence’in ifadelerine cevap niteliğinde bir açıklama geldi. Oktay açıklamasında, “ABD artık karar vermeli. Türkiye’nin müttefiki olarak mı kalacak, yoksa terör örgütleriyle el ele vermek suretiyle düşmanlarımıza karşı bizi zor durumda bırakıp dostluğumuzu riske mi edecek?” ifadelerini kullandı.

 

ABD’nin başkenti Washington’da bulunan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da, “NATO Birleştirir: İttifak 70 Yaşında” etkinliğinde konuştu. Türk-Amerikan ilişkileri ve S-400 – F-35 entegrasyonu konularında açıklamalarda bulunan Çavuşoğlu, “S-400’ler bitmiş bir anlaşmadır, bundan geri adım atmayacağız. ABD kısa süre önce bir Patriot önerisi yaptı ancak satış olacağının garantisi bulunmuyor. ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı yakın zamandaki bir telefon görüşmesinde, ABD’nin Patriot’ları Türkiye’ye satmamasının bir hata olduğunu kabul etti. Biz yıllarca bunları alamadık ve bundan dolayı gidip Rusya’dan almamız gerekti. Başka müttefiklerimizden de almaya çalıştık ancak işe yaramadı. Hava savunma sistemi Türkiye’nin acil bir ihtiyacıdır. Bölgemizde bize bu konuda tehdit oluşturan unsurlar var ve NATO bu açığımızı kapatacak durumda değil.” dedi. Ayrıca Çavuşoğlu, Türkiye’nin Batı ile Rusya arasında bir tercihe zorlanamayacağını ve böyle bir yola da girmeyeceğini belirtti.

 

F-35’lerle ilgili tartışmalarının Türk ve Amerikan dış politikasında önümüzdeki süreçte yaratacağı etkileri Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

“Onur Değerlerimize Bir Saldırıyla Karşı Karşıyayız”

 

ABD’nin 2. Dünya Savaşı artığı-beleş P-47, B-26, C-47’lerle milli uçak sanayimizi öldürmesi sonrası F-84 uçaklarıyla başlayan “F serisi bağımlılığın” son kertesinde “Türkiye’nin S-400 alımını gerekçe gösteren” ABD somut adımlarını atmaya başladı ve ‘sanırım Eskişehir’de kurulacak tesislerde kullanılmak üzere’ gönderilecek F-35 ekipmanlarının ve yedek parçalarının Türkiye’ye gönderilmesini askıya aldı. Hemen sonrasında da Arizona’da eğitimde olan pilotlarımızın eğitimleri durduruldu. En son ABD Başkan Yardımcısı Pence’in Türkiye’yi hedef alan açıklamaları… Öncelikle olarak devletler ve milletler için son derece önem taşıyan, uluslararası hukukta ve diplomaside son derece hassas karşılıkları olan onur değerlerimize yönelik bir vurdumduymazlık, bir öngörüsüzlük, bir baskı ve saldırı ile karşı karşıyayız.

 

ABD, F-35’leri Vermezse Ne Olur?

 

Peki ABD ‘tek taraflı hakkı ve yetkisi olmadığı halde’ Türkiye’ye F-35 vermezse ne olur?

Yanıtı çok basit aslında: F serisi bağımlılığımız sona erer. Peki bu bağımlılıkla özdeş ABD yaptırımları F serisiyle kısıtlı kalır mı? ABD kalmayacağını söylüyor. Diğer silah sistemleri, harp araç ve gereçleri, mühimmatlar vs. Başka? ABD’nin elindeki diğer milli güç unsurlarımızı ilgilendiren kozlar! Peki Türkiye’nin elinde hiç koz yok mu? Yoksa, Türkiye’nin elindeki kozlar nedeniyle mi bu öfke ve kızgınlıklar?

 

“ABD’nin Başı Çok Ağrıyacak”

 

Peki ya, bu bağımlılıklar sadece Türkiye’nin sorunu mu? Hayır! Bilakis ABD’nin sorunu. 2. Dünya Savaşı sonrası kurduğu düzeni, bizzat kendi elleriyle bozan, bozma eğilimi üreten bir ABD görüyoruz. Peki bunun yerine yeni bir düzen idame etti mi? Ettiğini bilen gören varsa, öne çıksın. En büyük numarası; 34.000 sortiyle ölümcül bir destek ve milyarlarca dolar harcayarak YPG/PKK’ya ölü toplayıcılığı yaptırmak, karşılığında da 55.000 km2 illegal toprak sağlamak. Hala farkında değil, ama burada başı Irak’tan Afganistan’dan çok ağrıyacak.

 

Artık var olan sallantıdaki konjonktürü, dizaynı ve dengeyi baskı, gözdağı ve yaptırımlarla devam ettirmek, boyun eğdirmek-diz çöktürmek üzere kurgulamış “Dan-Dun Trump stratejilerinin” ABD ve Türkiye’yi nereye ve ne zamana kadar taşıyabileceğiyle yüzleşmek zorundayız. Hele ki, dünya jeo-politik ve jeo-ekonomik ağırlık merkezlerinin değiştiği böylesine tarihsel bir kırılma evresinde. Bu noktada Trump’ın neden bu denli hırçınlaştığını, Türkiye’ye karşı neden bu denli patavatsız şahinleştiğini, Türkiye’ye yancı-proxy devlet gibi davranma eğilimindeki ısrarını, YPG/PKK üzerinden bölgenin geleceğiyle ilgili geliştirdiği sözde siyaset-stratejileri ve 31 Mart seçimlerinde YPG/PKK’nın güdümünde şekillenen terörün seçim manipülasyonlarını/verdiği destekler, ortaya çıkan sonuçlar ve bu sonuçlar üzerinden beklentileri ve arkasındaki aklı da ‘siyasi eksenler olarak’ çok iyi okumalı ve büyük denklemdeki yerini çok iyi görmeliyiz. Bu çok önemli konu, sadece ilgili şehirleri kazananlar için değil, kaybedenler için de geçerli. Bu iş buraya nasıl geldi?

 

Bağımlılık meselesine dönersek… Bağımlılık bizim açarımız değil, açmazımız ama şu daha doğru: Bağımlılık ABD’nin açarı, açmazı değil. ABD bu bağımlılığı simbiyotik (karşılıklı fayda) bir ilişki olarak tanımlamak isteyebilir ama F-35 krizi bunun böyle olmadığını ispat ediyor. Belli ki ABD bu bağımlılığı, cebren ve hile dayatmaya devam edecek. Hatta burada da kalmayacak. Türk ekonomisinin sıkıştığı bu güncede ekonomik kıskacını daha da daraltıp, daha da bağırmamızı sağlayacak. Yani ekonomik bağımlılığımızı da kullanacak. Bu borç sarmalında belki para bulmamıza engel olacak, resesyonu körükleyecek, derinleştirecek belki, belki stagflasyona sürükleneceğiz, ABD başta etkili olduğu alanlarda devlet tahvili sattırmayacak vs.

Ekonomistlerin işi, ama bu da bence tam bir E tipi bağımlılık! Peki bunu da bir fırsata çevirebilir miyiz? Kurtulabilir miyiz kendimizi bu ekonomik bağımlılıktan? Bağımlı, borçlu, Tanrı bilimden ve merhametinden yoksun ölümcül bu ekonomik düzeni ayakları havada toprağa gömebilir miyiz?  Neden olmasın? Sonuçta bu ekonomik bağımlılık ve üzerine ürettiğimiz fanteziler dibe oturmamızın en ağır prangası.

 

Pazarlık Masasında Terör Devleti Var Mı?

 

Şimdi çok önemli bir başka mesele daha var. Suriye ve Fırat’ın doğusunda ABD’nin kurmaya çalıştığı terör devleti meselesi. Pazarlık masasında bu da var mı? Belli ki var. Peki dayattığı ya da önerdiği janjanlı çözümler, bizim aradığımız, arzuladığımız çözümler mi? Kesinlikle hayır. ABD kesinlikle Türkiye’nin çözümüne yanaşmıyor. Hatta güvenli bölge model ya da modellerini YPG/PKK terör devletini kabul ettirmek ve meşrulaştırmak için kullanma eğilimi gösteriyor. Yani S-400’lerden vazgeçmek, Fırat’ın doğusu ya da genel Suriye meselesinde Türkiye’ye aradığı sonuca bir katkı sağlamayacak. Aksine bir kez daha diz çöktürmüş, boyun eğdirmiş olacak. İşi biraz daha öteye götürelim. ‘Olası’ güvenli bölge ve Menbiç iş birliklerini kendi jeopolitik kazanımları adına Türkiye’nin ağzına sürdüğü taktik ve operatif bir kaşık bal olarak gören ABD, Türkiye olmaksızın Suriye- Irak ve bölge jeopolitiğinde hedeflerine ulaşabilecek mi? Bunu şimdilik PKK ve diğer değişiklerle-aktörlerle deniyor.  Başarabilir mi? Irak’ı ve Afganistan’ı takip edenler bunu kesinlikle “Başarabiliyor/başarabilecektir” diye tanımlamayacaklardır. Sonuçta kalıcı bir oyun kuramıyor, menfaatleri doğrultusunda istikrar üretemiyor. En fazla kurulu düzenleri bozuyor, belki oyunları bozuyor ve kaos üretiyor. Bilinmez, belki de istediği budur.  Bunun en önemli ispatlardan biri de Taliban-ABD ilişkileridir.  Yarın “Bir başka örgüt bu coğrafyada etki üretmeye başlarsa, IŞİD’le sarmaş dolaş bir ABD görürseniz şaşırmayın” diye söylüyorum.

 

“Güvensizliğin Dip Noktasındayız”

 

Belli ki, artık güvensizliğin dip noktasındayız ve ABD niyetlerini hepten belli etmiş durumda. Türkiye’yi bile isteye yalnızlaştırmış, güvenlik zaafları yaşamasına neden olmuşken, şimdi de Türkiye’nin üretmiş olduğu çözümlere karşı büyük bir hazımsızlık ve öfke yaşıyor. Bunu da anlamak gerekiyor. Sonuçta, bir NATO müttefiki, bir Rus silah sistemini tercih etmiş, etmek zorunda kalmış, ama her nedense “zorunda kalmış” kısmını bir türlü görmek istemiyor.

 

Diğer taraftan F-35 meselesi sadece teknik altyapı, müşterek savunma, ortak üretim, üretim paylaşımı ve bunun üzerinden sağlanan ekonomik faydalar olarak değerlendirilemez. Karşımızda çok yönlü ve karmaşık bir denklem; konunun siyasi, jeopolitik ve stratejik karşılıkları ve hassasiyetleri var. ABD, S-400 alımının kendisi açısından bazı jeopolitik açmaz ve hassasiyetler üreteceğini düşünüyor. Bu denklemde İsrail’i ıskalayan, bütün denklemi ıskalar.