İsrail’in bu yıl başından beri çevre ülkeleri ve özellikle Türkiye ile olan ilişkilerindeki olumsuz gelişmeler yine İsrail Başbakanı Netanyahu’nun dümen suyunda acilen değişiklik yapması gerektiği algılamasıyla uzlaşmacı bir davranış tarzına doğru yol almaya başlamıştır.

 

Türkiye ile olan sorunlar, Suriye ile gittikçe artan gerginlik, Filistin ile kesilen görüşmelere hala engel teşkil eden Yahudi yerleşim merkezlerine yönelik inşaatlar, İran ile zaten mevcut olan karşılıklı hasmane tutum ve bütün bunların en önemlisi ise, ABD ile Başkan Obama’nın yönetime gelişini müteakip ortaya çıkan gerginlik, İsrail’in bölgede tamamen yalnız ve güvenlik açısından zayıf bir durumda hissetmesine neden olmuştur. Bu durumdan acil olarak kurtulması için ABD desteğine olan ihtiyacını Netanyahu Temmuz ayında ABD’ye yaptığı ziyaret ile yeniden tesis ve sağlamlaştırmaya çalışmıştır. Ancak, karşılığında büyük bir olasılıkla, Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesi ve Filistin ile Filistin Devleti’nin kurulması için görüşmelere başlanılması konusunda telkin ve tavsiyeleri yüklenmiştir. Bilindiği gibi, Başkan Obama yönetime gelmesini müteakip Mısır’a yaptığı ziyaret sırasında “bağımsız bir Filistin Devleti’nin kuruluşunu desteklediğini ifade etmiştir”.

 

Bu çerçevede, ABD, AB, Rusya ve BM'den oluşan Ortadoğu Dörtlüsü'nün, İsrail ve Filistin yönetimi arasında dokuz yıl önce kesilen doğrudan görüşmelere geçilmesi için tarafları 2 Eylül'de Washington'a davet etmeyi kararlaştırmışlardır. ABD Dışişleri Bakanlığı'nda ABD'nin Ortadoğu özel temsilcisi George Mitchell'ı yanına alarak bir açıklama yapan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 2 Eylül'de başlayacak görüşmelerin, ABD Başkanı Barack Obama'nın ev sahipliğinde olacağını açıklamıştır. Geniş kapsamlı bir barış anlaşmasına bir yıl içinde varılabilmesinin umut edildiğini ifade eden Clinton, Mısır ile Ürdün liderlerinin de ilk oturuma davet edildiğini ifade etmiştir. Her iki taraf da bu daveti memnuniyetle kabul ettiklerini belirtmelerine rağmen, Hamas yönetimi sözcüsü Sami Ebu Zuhri, Ortadoğu Dörtlüsü'nün açıklamasına tepki göstererek daveti reddettiklerini açıklamıştır.

 

Hâlihazırda iki taraf için de ciddi görüş ayrılıkları mevcuttur. Görüş ayrılığı yaşanan sorunların başında Kudüs'ün statüsü, mültecilerin geri dönüşü, Filistin Devleti'nin sınırları ve Yahudi yerleşim birimlerinin durumu gelmektedir. Filistin Özerk Yönetimi lideri Mahmud Abbas, gelecekte bir Filistin Devleti'nin 1967 sınırlarına dayanarak kurulacağı ve İsrail'le görüşmelere başlaması öncesi yasadışı tüm Yahudi yerleşim birimlerinde inşa faaliyetlerinin son bulacağı yolunda kendisine garanti verilmesini istemektedir. Ancak, İsrail Başbakanı BinyaminNetanyahu haftalardır doğrudan görüşmelere önkoşulsuz olarak, başlamaya hazır olduğunu belirtmektedir.

 

Yaklaşık üç hafta önce Mısır'ın başkenti Kahire'de toplanan Arap Birliği Dışişleri Bakanları ise, İsrail'le Filistinliler arasında doğrudan barış görüşmelerine yeniden başlanmasına destek vermişlerdir. Ancak dışişleri bakanları, görüşmelerin ne zaman başlayacağı ve görüşmelerde hangi konuların ele alınacağına Filistin Yönetimi Lideri Mahmud Abbas'ın karar vermesi gerektiğini vurgulamışlardır.

 

İsrail-Filistin arasındaki sorunun aşağıdaki beş ana konuda toplandığını söyleyebiliriz[1]:

 

Ø İsrail'in 1967 öncesi sınırlara çekilmesi. Bunun için işgal ettiği toprakları boşaltıp sahipleri olan Filistinlilere devretmesi gerekmektedir.

Ø İsrail, terör, tedhiş, etnik arındırma, sindirme, baskı ve başka yollarla 2,5 milyon Filistinliyi kendi vatanlarından sürmüş, onları sağda solda mülteci kamplarında yaşamaya mecbur etmiştir. Sorunun ikinci ayağı mülteci Filistinlilerin kendi yurtlarına dönmesinin sağlanmasıdır.

Ø Üçüncü önemli sorun, İsrail kesintisiz olarak dünyanın her bölgesinde yaşayan Yahudileri İsrail'e getirtmekte ve bunlara Filistinlilerin toprakları üzerinde yerleşim alanları açıp yerleştirmektedir. Yerleşimcilerin sayısı arttıkça ve yerleşim alanları genişledikçe, Filistinliler biraz daha toprak kaybına uğramaktadırlar ki, özellikle bugün işgal altındaki Batı Şeria'nın başına gelen budur. Dışarıdan gelen yerleşimciler Filistinlilerin topraklarını işgal etmekle kalmıyorlar, zeytinliklerini, bağ-bahçelerini, evlerini ve mal varlıklarını gasp etmektedirler.

Ø  Diğer önemli sorun, Kudüs'ün statüsü meselesidir. İsrail, açık bir dille Kudüs'ü İsrail'in "ebedî başkenti" ilan etmekle, her üç din için kutsal olan bu tarihî şehri hiç kimse ile paylaşmaya niyetli olmadığını açıklamış bulunmaktadır.

Ø Filistin sorununun sonuncu ve belki de çözüm ihtimali neredeyse sıfır olan boyutu Mescid-i Aksa konusudur. Yahudiler, her ne pahasına olursa olsun Süleyman Mabedi'ni yeniden inşa etme kararındadırlar. Mabedin inşa edilebilmesi için Mescid-i Aksa'nın yıkılması gerekir. Ne dindar Yahudiler ne Siyonistler bu projeden taviz vermeyi düşünmüyorlar. Sadece uygun zamanı kolladıkları düşünülmektedir.

 

Yapılacak toplantılarda,  Başkan Obama’nın katılacağı ilk açılış gününde taraflar birbirlerine iyi niyetlerini sunacaklarından mutlu bir aile fotoğrafı sunacaklarına hiçbir şüphe olmadığı düşünülmektedir. Ancak, devam eden görüşmelerin esasını, görüşmelerin Mahmut Abbas’ın daha evvel belirlenmiş ve talep etmekte olduğu koşullar çerçevesinde mi? Yoksa önkoşulsuz mu sürdürüleceği hususunun teşkil edeceği değerlendirilmektedir. Bu nedenle ilk safhada görüşme koşulları gündeme geleceğinden, bu konuda mutabakatın sağlanması için her iki taraftan birinin tek taraflı taviz vermesi gerekecektir. Bu hususta taraflar gerekli esnekliği göstermediği sürece müzakerelerin yine çıkmaza girmesi kaçınılmaz gibi görünmektedir. Bu konuda muhtemelen Filistin tarafının taviz vermesi yönünde baskı yapılacaktır. Gerekçesi de; öncelikle Bağımsız Filistin Devleti’nin sınırlarını belirleyerek bir güvence altına alalım, sonra Kudüs, mülteciler konusu ve yerleşim yerleri konularını gündeme alırız şeklinde olacaktır. Bu şekilde ötelenen konuların çözümünün daha onlarca yıl alacağını şimdiden tahmin etmek mümkündür.

 

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Filistin Devleti’nin kuruluşu ile ilgili görüşleri 2001 yılında açığa çıkmıştır. Netanyahu 2001 yılında kaydedilen görüntülerde terör mağduru ailelerle sohbet ederken, kameraların açık olduğunun farkında olmadan Filistin sorununu çözmenin tek yolunun Filistin’e karşı bir saldırı düzenlemek olduğunu söylemiştir. Yanındakiler “ABD bu işe ne der?” diye sorunca da Amerikalı dostlarını şok edecek bir yanıt vermiştir. Netanyahu “Ben Amerika’nın ne olduğunu biliyorum. Amerika kolaylıkla hareket ettirebileceğiniz bir şey, hem de doğru yönde hareket ettirebileceğiniz bir şey. [İnsanın] yoluna çıkmazlar” diyerek ABD’ni manipüle edebileceğini belirtmiştir. Netanyahu daha sonra Osla Anlaşması’nı nasıl manipüle etmeyi planladığını anlatmıştır. Buna göre, 1993 yılında imzalanan anlaşma İsrail’e önceden belirlenmiş askeri alanları saklama hakkı vermektedir. Netanyahu buna gönderme yaparak “Bana seçimlerden önce anlaşmayı destekleyip desteklemeyeceğimi sordular. Ben de evet dedim. Ama anlaşmayı öyle bir yorumlayacağım ki, bu konu tamamen kapanacak. Anlaşmada askeri alanlar İsrail’de kalır deniliyor. Bence Ürdün vadisinin tamamı askeri alandır. Hadi bakalım bunu çözsünler“ şeklinde bir yorum getirmiştir.

 

Karşılıklı görüşmelerde İsrail tarafının ABD baskısı ile ne kadar esneyebileceği konusu muğlak bir durumdadır. ABD yönetimi Netanyahu’yu görüşmelere çekmekle Başkan Obama’nın Mısır konuşmasındaki sözünün yerine getirilmesi için bir adım atmasını sağlamış olacaktır. Bu durumda Başkan Obama verdiği sözü tutan, boş vaatler vermeyen bir Dünya lideri olduğunu gösterebilecektir. Ancak, görüşmelerin çetin konular karşısında çıkmaza girmesi veya kesilmesi durumunda ki -belki de planlanan budur- ABD biz elimizden geleni yaptık ancak, Filistinli liderler uzlaşmaya yanaşmıyor şeklinde bir gerekçe ile kendisini temize çıkarmaya çalışabilir. Bu suretle hem Başkan Obama aklanmış olur, hem de İsrail istediğini elde ederek yine mevcut statüsünü muhafaza ederek, hareket serbestîsi kazanabilir.

 

Bu nedenle, halen Filistin’in önündeki bu oyunları dikkatle irdeleyerek, hassas bir planlama ve kendisini güvence altına alan alternatifli çözüm önerileri ile toplantılara katılması son derece önemli görülmektedir. Aksi takdirde, bir defa daha kesilen müzakereler en erken Başkan Obama’nın bu döneminden sonraki seçilen yönetimin süresinin ortalarında ele alınabilir. Bu da İsrail’e kendi planlarını uygulamada hareket serbestisi sağlayabilir ve özellikle yerleşimler açısından geri dönülmesi çok zor noktalara gelinmesine neden olabilir. Bu bakımdan müzakerelerle Filistin’in istediği amaca ulaşabilmesi için zor bir sürecin içine girdiği değerlendirilmektedir.

 

Gerçekte de savaşın kazanılması muharebe meydanındaki zaferden ziyade, sonrasında masada yapılan müzakerelerle sağlanabildiği bütün stratejistler tarafından kabul gören bir yaklaşımdır.

 

Dipnotlar

 

[1] Ali Bulaç, Filistin Sorunu Nedir?, Zaman online, http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=803340