PKK’nın gözü dönmüşlüğüne barış kılıfı arayanlar inandırıcı olmak için sıkça sığındıkları ETA’dan gelen son haberle doğru yolda olduklarına bir kez daha inandılar. Hepimizin bildiği gibi ETA silahı ebediyen bıraktığını ilan etti. ETA ile PKK’yı karıştıranlar bu haberle barışın bir kez daha galip geldiğini, bundan sonrakinin neden PKK olmayacağını dillerine doladılar. Oysa ETA’nın söz konusu kararının arkasındaki gerçeğin ne olduğunu bilmeden fikir beyan ettiklerinin farkında değiller. Gerçek en yalın haliyle şudur: ETA, önce silahsızlaştırıldığı sonra da eline silah verecek militanı kalmadığı için silah bırakmıştır. 

          

Arap dünyasının devrilen son lideri KADDAFİ’nin ölümüyle IRA eski ve güvenilir bir dostunu kaybetmiş oldu. Wikipedia’daki bilgilerde belirtildiği üzere KADDAFİ, 1985-1986 arasındaki sadece bir yıllık sürede IRA’ya yüz tondan fazla silah, malzeme ve mühimmat ile bir o kadar dolar yardımı gönderdi. Onun ölümünün İrlanda’da yaratacağı etkiyi bizim gibi merak eden BBC politika yazarı Mark DEVENPORT, bu konuda görüntülü bir haber hazırlamış. Haberde; IRA-KADDAFİ ilişkisinin geçmişine değinmiş. Geçici Libya Yönetiminin İrlanda halkına bir mesaj ulaştırarak, IRA’ya yaptığı yardımlar nedeniyle KADDAFİ’nin İrlanda halkına verdiği zararı telafi edeceklerini bildirmiş. Haberin devamında, İrlandalıların bunun nasıl olacağını görmek üzere bekledikleri belirtilmektedir.

          

İRA-KADDAFİ ilişkisine ve Libya Geçici Yönetimine bakınca insanın aklına bir gün eğer ESAD giderse –ki öyle görünüyor, yerine gelecek geçici yönetimin PKK’ya yardımlarından dolayı Suriye’nin bizim zararlarımızı telafi edip etmeyeceği sorusu takılıyor.

          

Yegâne besin kaynağı kan olan terörü, hoşgörüyle, barışla tatlıya bağlayacağını zannedenler sıkı bir savunma olduğunu düşünerek, “otuz yıllık savaş PKK’yı bitiremedi, bundan sonra mı bitecek” tezine sarılmaktadırlar. Bu savunmasının içine gerilla, savaş gibi meşruiyet ifade eden kavramlar sıkıştırmaktadırlar. Ne anlama geldiğini bilmeden bu sözleri kullananlar, bu savunmayı icat edenlerin hastalıklı düşüncelerini sahiplendiklerinin farkında olmasalar gerektir. Tek bir lideri izleyen katı ve karşı konulamaz bir örgütsel sıralamaya sahip, içinde en ufak bir muhalefete bile izin vermeyen, organize suç faaliyetlerinden beslenen, egemenliğini ikna ederek değil, öldürerek, sindirerek elde eden, küresel güçlerin çıkarlarını gözeten ve bu doğrultuda onların gizli servislerinin sevk ve idaresi altında olan PKK’nın faaliyeti savaş değil terörizmdir. Onun eline silah verdikleri de gerilla değil, teröristtir.

          

Üstelik savaş olmayan bu faaliyet otuz yıllık değildir, 16. Yüzyıldan kalmadır. En önemli nedeni ise dört yüz yıldan beri devletine isyana kışkırtılan Kürtlerin bir türlü bu oyuna gelmemeleridir. Önceleri ağaların, mirlerin, seyidlerin, sonraları İstanbul’a okumaları için gönderilen seçkin çocukların, daha sonraları da onları izleyen yeni nesil Kürtçülerin bıraktığı yerden alan terör karakterli bir sonuçtur PKK.

          

Gerçekler eğer terör yandaşlarının iddia ettikleri gibi olsaydı, bugün anadil tartışmaları yapılamazdı. Çünkü sıradan bir Kürt, göçmen bir Hintlinin İngilizcesi, sığınmacı bir Tibetlinin Fransızcası kadar Türkçe konuşurdu. Birbirinin ayrılmaz birer parçası haline gelmiş sosyal, ekonomik, kültür hayatımız olmazdı. Olsaydı eğer, bir Vietnamlı, bir Cezayirli, bir Zimbabveli gibi kamu hizmetinde çizilen görünmez sınırın diğer tarafına geçemezdi. Basklar gibi Kürtler de kız alırlar ama vermezlerdi. Bölgesel ve küresel taşeronların elinde evrilip çevrilip kullanılan dört yüzyıllık bir faaliyetin tanımında bile bu kadar kargaşa yaratamazlardı.

          

Teröre savaş diyerek bitmeyeceğine inananlar mücadelenin eksik kalan taraflarından kaynaklanan hataları bilinçle ya da bilinçsiz bir şekilde kullanmaktadırlar. Onların önlerine demokratik mücadele örneği olarak koydukları diğer bölgelerdeki terörle mücadelenin devletin ve toplumun tüm birimleri ve bireylerince yürütüldüğünden habersizlerdir. Çok fazla araştırmaya gerek yoktur… Sadece daha geçen ay 11 Eylül’ün yıldönümünde ABD’nin terörle mücadelede kullandığı muazzam propagandayı hatırlamaları yeterlidir.