Her yıl olduğu gibi bu yıl da 24 Nisan tarihi yaklaştıkça Ermenistan hükümeti ve Ermeni diasporasının Türkiye karşıtı faaliyetlerinde ciddi bir yükselişin olduğu gözlemlenmektedir. 1915 yılında cereyan eden ve savaş bölgesinde Osmanlı İmparatorluğuna karşı  ayaklanarak düşmanla işbirliğine giren Ermeni nüfusun tehcirinin bu yıl 91. senesi olması, bu çevrelerin faaliyetlerini artırmalarına vesile olmuştur. Türkiye’nin AB’ye tahmini giriş yılı olan 2015'e (bu tarih aynı zamanda tehcirin 100. yılıdır) kadar bu girişimlerin artarak sürmesi ve tehcirin 100. yılında konunun BM'nin gündemine taşınmasının Ermenilerce hedeflendiği düşünülmektedir.

 

Ermeni diasporası öncülüğünde yürütülen Türkiye karşıtı faaliyetlere, başta Fransa olmak üzere bazı ülkelerin de iştirak ettiği gözlemlenmektedir. Hattı-zatında tarihsel bir mesele olan ve tarihciler tarafından incelenmesi gereken bu konuda bazı ülke parlamentolarının siyasi nitelikli kararlar alması ve konunun Türkiye’nin AB’ye girişi için neredeyse “bir ön şart” gibi sunulmak istenmesi konuya siyasi ve stratejik metotlarla da eğilinmesi mecburiyetini ortaya çıkarmaktadır.

 

Türkiye’nin şimdiye kadarki tutumu “konunun tarihsel bir mesele olduğu ve tartışmaların tarihçiler arasında sürdürülmesi gerektiği” yönünde olmuştur. Oysa Ermeniler için bu mesele tamamıyla siyasi ve stratejik anlam taşımakta ve  tehcir konusu bir soykırımmış gibi gösterilerek Ermeniler tarafından siyasi ve stratejik hedefler doğrultusunda Türkiye’ye karşı kullanılmaktadır. Zaten bu sebepledir ki, Ermeni araştırmacılar Türkiye’nin kullanıma açmış olduğu arşivlerde şu ana kadar ciddi herhangi bir incelemede bulunma ihtiyacı hissetmemiş, konunun tarihsel açıdan incelenmesinin kendilerince herhangi bir mana taşımadığı çeşitli kesimlerce ifade edilmiştir.

 

Ermeni tehcirini soykırımmış gibi dünya kamuoyunun gündemine getirmeye çalışan diaspora Ermenileri için tehcirin adeta bir “varoluş” sebebi olduğunu unutmamak, bu sebeple de tehcir konusunda muhatabı doğru tayin etmek gerekmektedir. Tehcir konusunda Ermenilerin üç ana başlık altında incelenmesi gerektiği düşünülmektedir.

 

Birinci başlıkta incelenmesi gereken kesim diaspora Ermenileridir. Tehciri yaşadıkları ülkelerdeki Ermeni toplumunu birarada tutma ve hatta bu “birleştirici” unsurla siyasi ve ekonomik çıkarlar elde etme aracı olarak kullanan bu kesim ile tehcir konusununda herhangi bir uzlaşı sağlanması ihtimali olabileceği düşünülmemektedir. İkinci başlıkta incelenmesi gereken kesim Ermenistan hükümeti ve hükümetin koalisyon ortağı Daşnaksütyun Partisi’dir. Bu kesimin Türkiye karşıtlığı, Daşnaksütyun Partisi’nin tarihsel ve ideolojik temellerinden ve onun elinde adeta oyuncağa çevrilen Koçaryan hükumetinin genel olarak Azerbaycan ile savaş hali devam eden Dağlık Karabağ kökenli politikacılardan olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu kesim ile de herhangi bir uzlaşı imkanı olabileceği düşünülmemektedir. Üçüncü ve aslında Ermenistan devletinin esas ağırlığını oluşturan Ermeni halkının çoğunluğu için tehcir konusu tarihçiler tarafından incelenmesi gereken bir konudur. Ermenistan’ın kör bir inat uğruna sürdürdüğü saldırgan politikalarla her geçen gün hayat şartları daha da ağırlaşan bu kesim için tehcir veya yukarıda anlatılan ilk iki kesimin iddiaları ile “sözde” soykırım, Ermenistan için ayak bağıdır ve Ermenistan’ın dünyaya entegre olabilmesi için bu ayakbağından kurtulması gerekmektedir.

 

1997 yılında dönemin Devlet başkanı Levon Ter Petrosyan Ermenistan'ın sürdürdüğü bu kör inadın Ermeni halkını bir yokoluşa doğru sürüklediğini görerek Türkiye ve Azerbaycan ile yeni açılımlar yapma hamleleri içerisine girmişti. Ancak Koçaryan ve Taşnak Ermenileri Petrosya'nın bu çabalarını vatana ihanetle eş tutmuş ve Petrosyan'ı devirmişlerdir. Yerine gelen Koçaryan-Taşnaksütyun Partisi ittifakının Ermensitan'ı getirdiği durum ortadadır. Bir tarafta giderek güçlenen Azerbaycan ve diğer tarafta ise her geçen gün içi biraz daha fazla boşalan Ermenistan bulunmaktadır. Zaman şimdi Ermenistan aleyhine işlemektedir. Azerbaycan'ın savaşta kaybettiği toprakları petrolden gelen gelirlerle gidereke güçlenen Azerbaycan ordusu artık geri alabilecek kudrettedir. Zaman ve bölgesel dengeler giderek değişmektedir. Küresel ve bölgesel dengeler Azerbaycan lehine değişmektedir. BTC'nin devreye girecek olması, Azerbaycan petrolü ve İran-ABD ilişkileri sebebiyle bu ülkede yaşayan yaklaşık 30 milyon Azerbaycan Türkü Bakü'nün elini ABD nezdinde güçlendirmektedir. Bölgede Azerbaycan ile savaş hali devam eden Ermenistan'ın Gürcistan ile de ilişkileri giderek kötüleşmektedir. Bir tek medet umduğu İran'ın yakın gelecekte ne olacağı şüphelidir. Türkiye ile ilişkileri de ortadadır. Butün bu gerekçeler Ermenistan'ı bölgede giderek zayfılatmakta ve daha fazla diaspora Ermenilerinin etkisi altına sokmaktadır. Ermeni sorununda ise en uzlaşmaz tarafın diaspora Ermenileri olduğu dikkate alınırsa Ermeni sorununda uygulanacak politikaların diaspora ekseninden Ermenistan devletine doğru çevrilmesi ve sorunun kaynağında çözülmesi gerekmektedir.

 

Yukarıda anlatılan sebeplerle her yıl olduğu gibi bu yıl da ve hatta gelecek onyıllarda da Türkiye’ye karşı yürütülen ve yürütülecek bu kampanyalara karşı yapılabilecek en optimal hareketin, Ermeni halkının geniş kesimlerini dikkate alarak politikalar üretilmesi olduğu düşünülmektedir. Ne diaspora Ermenileri, ne de mevcut Ermeni hükümetiyle bu sorunun çözülmesi mümkün görülmemektedir. Zira konunun çözümü Ermenistan’da daha liberal bir hükümetin işbaşına getirilmesiyle beraber iki ülke ilişkilerinin yeni bir çerçevede ele alınmasında yatmaktadır. Türkiye’nin yapması gereken diaspora Ermenileri ve/veya Ermenistan hükümeti ile bu konuda vakit harcamak yerine Ermenistan’da daha liberal politikalar uygulayabilecek bir iktidarın önünü açacak hamleleri düşünmek olmalıdır. Ermenistan, bölgesel ve uluslararası konjonktür buna müsait durumdadır.