Türkiye için en önemli sorunların başında gelen Ermeni soykırım yalanlarına karşı mücadelemizin içeriğini de programını da en baştan itibaren bizim yerimize Fransa belirlemeye devam ediyor. Bu belirlemenin doğrultusunda yasa tasarısının senatoya havale edilmesiyle bir kez daha saman alevi misali tepki göstermemize beş var demektir.

 

Oysa Ermeni diasporası, politikacı ve hatta Kürtçüler senenin her günü hiç hız kesmeden soykırım suçlamalarının yasallaşması ve dünyaya yaygınlaşması için var güçleriyle çaba gösteriyorlar. Kabullenmek ne kadar zor olsa da bugün bulundukları kendilerince başarılı noktaya varmada örneklerden yararlanıyorlar.

 

Soykırımda hatırı sayılır bir sorumluluğu bulunan Fransa’da GAYSSOT Yasasının inkârcılara karşı çıkarılmasına kadar Yahudiler çok uğraştılar. Yasalaştıktan sonra da yetinmeyerek bugün hâlâ soykırımı unutturmama çabalarında da sürekli ve zorlu bir mücadelenin içerisindeler. Yıllar süren deneyimleri sayesinde Yahudi dernekleri, hükümeti etkilemek için her şeyden önce medyanın baskı altına alınmasının sırrını çözdüler. İkinci olarak, kamuoyunun önüne, televizyonlara kendi adamlarını çıkararak soykırımı tartıştırıyorlar. Böylece kamuoyunu sonra da hükümeti etkileri altına alıp, istedikleri adımların atılmasını sağlıyorlar. Akıl, örgütlülük ve uygun stratejiden yoksun olan diğer yabancı kökenli Fransızlar ise talep eden değil verilenle yetinen gruplar olarak silik yaşamlarına devam ediyorlar. 2007 Başkanlık Seçiminden önce siyahî Fransızların derneği CRAN’in (Conseil représentatif des associations noires de France- Fransa Siyahî Dernekler Temsilci Konseyi) yaptığı açıklama bu durumu ortaya koyuyor. Seçimde siyahların da oy haklarının olmasını, yüksek öğrenim yapma imkânlarının geliştirilmesi istedi ve tek bir siyahî parlamenterin olmadığını belirtti. Doğal olarak cılız seslerini kendilerinden başka duyan olmadı. Fransız medyasının yerine seslerine BBC kulak verdi.

 

 

Fransız Usulü Toplum Mühendisliğinde Medyanın Yeri

 

Fransa’da eğer iktidardaysanız ve toplumun tepkisine neden olacak bir yasa çıkarmayı düşünüyorsanız, yapmanız gerekenler son derece basittir. Bu konuda bir çok örnekten birisinde asayişin sağlanmasında yasaların yetersiz kaldığını düşünen Raffarin hükümeti, bir siyasinin kariyerini bitirebilecek kadar tehlikeli olan bu görevi içişleri bakanı Nicolas SARKOZY’ye verdi. O günlerde, Fransızlar hem bir yandan sokakların güvensizliğinden yakınıyorlar hem de polisin yetkilerini arttıracak yasaya karşı çıkıyorlardı. SARKOZY, işe medyayı görevlendirmekle başladı. Devletin TF1, France2 ve France3 televizyon kanallarında polisin halkın huzuruna kastedenlere karşı açtığı fedakârlık dolu mücadelesi prime-time programlarında yayınlanmaya başladı. Elektrik şirketi olan EDF’nin sayaç okumak için bile giremediği arka sokaklarda yabancı kökenli Fransız gençlerinin içki içmelerine bile izin verilmediği filmler tekrar tekrar gösterildi. 2002 yılında Nice’de yapılan AB Zirve toplantısını protesto eden anarşistlerin çılgınca tüm saldırılarına karşı koyduğu görüntüler önceleri bolca yayınlandı. Sonradan bakıldı ki yayınlamaya devam ederlerse Nice’in adı anarşizmle özdeşleşecek, halk bunları görmese de olur denilerek yayınlamaya hemen son verildi. Sonunda sosyalist ve komünistlerin tüm karşı çıkışlarına rağmen polisin yetkilerini arttıran yasa çıktı. Bu başarı SARKOZY’e devlet başkanlığına giden yolu açmış oldu.

 

SARKOZY’nin medyayı kullanarak kamuoyunu istediği kıvama getirmesini ele alan haftalık Marianne dergisi (1), uzun değerlendirmesinde “Tehlike! Haber nasıl saptırılır” başlığını attı. Serserilerin iki toplum polisine saldırmasının abartılı bir şekilde verilmesinin eleştirildiği bölümde: “Bu sayılar tam da insanlara saldırıların ve şiddetin sürekli ve etkili artışına tanıklık ediyor. Öyleyse Nicolas SARKOZ, şimdiye kadar güçlük çekmeden kendi çıkarı doğrultusunda harekete geçirmeyi başardığı medyayı, durumu lehine çevirmek için sonuna kadar kullanmaya karar veriyor.”  denilmektedir. Yazının devamında, Le Figaro ve Le Monde gibi yüksek trajlı gazetelerin kullanıldıklarına örnekler verilmekte ve “bu düzenlemelerden hemen sonra, propaganda makinesi devreye giriyor; halk kitleler halinde SARKOZY’nin arkasında!” deniliyor. Yazının en çarpıcı olan tarafı ise SARKOZY’nin, devlet başkanlığı, başbakanlık ve iktidar partisi UMP nazarında “çırak diktatör” unvanını aldığı bölüm. 

 

Soykırım İftiracılarının Elindeki Medya

 

Fransız politikacıyı etkilemede en iyi sonucun medyayı baskı altına almak olduğu formülünü Yahudilerden öğrenen diaspora Ermenisi, yılın her günü yürüttüğü soykırım ve Türkiye husumeti çabalarını her 24 Nisan öncesinde zirveye taşır. En küçük yerleşim biriminden en büyüğüne kadar Ermeninin olduğu her yerde gerçekleştirilen anma günü, toplantı, konferans, konser, tiyatro, açık hava gösterisi türünden her faaliyet yerel medyada geniş bir şekilde ele alınır. Dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan Ermenilerle ilgili belgeseller, kısa ve uzun filmler, Ermeni soykırım iftiralarını adeta zihinlere kazırlar. Sayıları onu bulan Ermeni çatı dernekleri sadece ve sadece soykırım konusunda 365 gün faaliyet yürütürler. Diasporanın etkili olduğu yerlerin politikacıları bu türlü faaliyetlerin alışıldık simalarıdır. Özetle soykırım iddiaları neredeyse her Fransızın evine gazete, dergi ve televizyon olarak girer.

 

Aralık 2011 ayında mecliste soykırım inkârı yasasının kabulünden sonra ülkede basın-yayın ve televizyonun takındığı tavrı gelişmeleri izleyenler çok iyi bileceklerdir. Yerel olduğu halde ülkenin büyük bölümünde dağıtılıp okunan La Provence ve Le Progres gazeteleri meclisin kararını onaylayan haber ve yorumlarla sanki diasporanın bir organıymış gibi yayın politikası izlediler. Resmi Fransız televizyon kanallarıysa zaten etki ve denetimi altında oldukları SARKOZY’nin politikasına kayıtsız şartsız destek vermeye devam ettiler.

 

Ermeni cemaatinin temsilcisi olarak bilinen dernekler medya aracılığıyla birbirleri ardına kutlama mesajlarını duyurdular. İlk günlerdeki hızını koruyamamış olmakla birlikte kutlama mesajlarını soykırım yalanlarını destekleyen haber ve yorumlar izledi. Fransa’daki Ermeni topluluklarının çatı örgütü olan Fransa Ermeni Dernekleri Koordinasyon Konseyi – CCAF, “AB’nin yasalarınca tanınmış soykırımların cezalandırılmasına yönelik kararı uygulayan yasa teklifinin memnuniyetle karşılandığı, Fransız Cumhuriyeti’ne, kurumlarına ve milletvekillerine yöneltilen tehditlere ve baskılara dayandığı için yasama ve yürütme erklerine teşekkür edildiği” duyuruldu.

 

Ülkenin ciddi kurumlarının sözcülerine onaylattıkları soykırım yalanlarıyla ilgili olarak büyük gazetelerde haber yayınlanmasını sağladı. Çalışmalarıyla ülkenin iç ve dış politikası için veri üreten EHESS (L’Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales) profesörlerinden Vincent DUCLERT soykırım yalancısından çok soykırımcı olarak her satırında akılla, izanla çatışan açıklamalar yaptı. Fransa’nın en büyük ve en güvenilir gazetelerinden biri olarak kabul edilen Le Monde gazetesinde yayınlandı. (2) İbretlik birkaç cümlesinde: “Kaldı ki, toplu ve bireysel alçalma soykırımların meydana getirilmesini kolaylaştırır: bir topluluk ne kadar bütünleşmişse (içinde yaşadığı çoğunlukla) onu ortadan kaldırmak o kadar kolay olur.

 

Constantinapolis’teki ermeniler, örneğin pazarda çalışan küçük ermeni halkı katledildi. Bütün şehirde baş yarmak için korkunç sopaların deposu yapılmıştı. Hatırlamak gerekir ki, Rwanda’da 1994 soykırımının başlangıcından önce yoğun ustura ithalatı yapılmıştı.” demektedir.

 

Türkiye’nin olmadığı Soykırım İnkâr Yasasına Karşı Cılız Medya

 

Türkiye’nin yasanın mecliste görüşüldüğü gün hatırladığı ve daha sonra hemen unuttuğu malum yasaya karşı çıkan Fransızlar, hem bireysel hem de soykırım yalanlarının gerçek yüzünün yerine ülkelerinin çıkarlarının önde tutulduğu zayıf çıkışlar yaptılar. Bazılarıysa dostumuz oldukları halde yekvücut olarak yaratılan Türkiye husumetinin zamansız hedefi olmamak için haklı olarak seslerini fazla yükseltmediler. Türkiye dostlarının elindeki en ciddi tez, Fransa meclisinin diasporanın şantajına boyun eğdiği oldu.

 

Uluslararası İlişkiler ve Stratejiler Enstitüsü’nün (IRIS) başkanı Pascal BONIFACE, kendisine ait web sayfasında büyük bir cesaretle gerçekleri ele aldı. (3) Bizim tarafımızın haberi bile olmadan bizim adımıza kaleme aldığı yorumunda:

 

“Siyasi olarak tarih yazma fikri tehlikelidir. Hele hele başka ülkelerin tarihini yazmak bu küreselleşme zamanına uygun olmayan bir üstünlük taslama hissi yaratmaktadır. Burada, « Bize yapılmasını istemediğimizi başkalarına yapmayalım » ve « başkalarına karşı kendimizi üstün görmeyelim » ilkeleri çiğnendi. Ders vermeye kendini yetkin sayan ve başkalarının tarihini kendi tarihinden daha kolay yargılayan bir ülke imajı vermekteyiz.

 

Kısa vadeli seçim çıkarlarına öncelik tanıyarak bu metni kabul eden milletvekilleri ulusal çıkarları hiçe saydılar. Türkiye, büyüyen bir ülke. Yalnızca ekonomik değil aynı zamanda ve özellikle politik ve stratejik çıkarlarımızın olduğu yükselen bir güç. Ama artık kalıcı bir biçimde bu oylamadan etkilenmiş durumdalar. Kimilerinin yaptığı gibi bunun Türkiye’ye karşı bir düşmanlık eylemi olmadığını ve Türkiye’yle Fransa arasındaki ilişkileri etkilemeyeceğini açıklamak genel mantık kurallarına hakarettir.

 

Fransa kendisini uluslararası alanda manevra kabiliyetinden yoksun bırakıp Ermeni soykırımı tanınmasıyla Türkiye’yle Ermenistan arasındaki uzlaşmaya yardım etmeyip tam tersine zarar veriyor. Ve kimse çıkıp da etik anlayışının çıkarları ikinci plana atmayı ve ilkelere öncelik tanınmasını sağladığını söyleyip bu oylamayı açıklamaya kalkmasın. Çünkü burada ayrıcalık tanınan şey ilkeler değil, ulusal çıkarların zararına seçim çıkarlarıdır. Eğer yarın Türk kökenli seçmen sayısı ermeni kökenli seçmen sayısını geçtiği zaman o zaman da milletvekilleri bu sefer bu yasayı kaldıracaklar mı? Yurtdışı politikamızı Fransa’yı oluşturan azınlıklara bağımlı kılıp sonra da Fransa’da azınlıkların içine kapanmasından şikâyetçi olmaya hakkımız var mı?

 

Günümüzdeki stratejik değişimler doğal olarak Fransa’nın lehine değil. Ve Fransa’nın dünyadaki konumu yeniden sorgulanmaya başlandı. Eğer ki onu korumak istiyorsak, öncesine göre daha akıllıca davranmalıyız. Kimi siyaset adamları uluslarının çıkarlarının muhasebecisidirler. Kimileriniyse tekrar seçilmek daha çok ilgilendirir. İkinci siyasetçi türü ilkine daha ağır basmış bulunmaktadır.” diyerek bizi, bizim yerimize savundu.

 

Dipnotlar

 

(1) Marianne no:493 Du 30 Septembre-6 Octobre 2006 “DANGER! COMMENT ON MANIPULE L’INFORMATION”

(2) http://www.lemonde.fr/societe/article/2011/12/29/le-genocide-armenien-l-extermination-1-3_1624124_3224.html#ens_id=1620748 Le génocide arménien : l'extermination (1/3)

(3) http://pascalbonifaceaffairesstrategiques.blogs.nouvelobs.com/archive/2011/12/23/france-turquie-genocide-armenien-l-assemblee-nationale-contr.html