Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün Katar krizinin çözümü için Körfez turuna çıktı. Erdoğan önce Suudi Arabistan’da Kral Selman’la, ardından Kuveyt’te de Kuveyt Emiri ile görüştü. İslam dünyasının içinden geçtiği dönemde daha fazla birlik ve dayanışma içinde olması gerektiğini belirten Erdoğan, "Kardeş kavgasının kazananı yok" mesajını verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kuveyt'teki temaslarının ardından Katar'ın başkenti Doha'ya gitti. Erdoğan'ı havalimanında Katar Emiri karşıladı.

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Körfez turunun dönüşünde yaptığı konuşmasında ise "Mukaddes kitabımızda da buyurulduğu gibi 'Müslümanlar ancak kardeştir'. Son zamanlarda aramıza yeni duvarlar, yeni bariyerler örüldüğü de gerçektir. Hafta sonu Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar'daydım. Üç kardeş ülke, nedir bu sıkıntı?" dedi. Erdoğan, sözlerini "Bu hallere neden düştük? Bunlar bizi üzüyor. Biz bu hallere düşmeli miydik? Biz diyalog yoluyla bunları çözemez miyiz? rabbimiz bize Kuran'ı Kerim'de ne emrediyor? Bütün işlerinizde istişare ediniz" diye sürdürdü.

 

Katar krizi ekseninde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Körfez ülkelerini ziyaretini ve ilişkilerdeki son durumu Özdemir Akbal, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Katar krizi tam olarak bir denge noktasına oturmuş durumdadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Suudi Arabistan-Katar ve Kuveyt temasları iki seviyede analiz edilebilir. Bu seviyelerden ilki anılan ülkelerin yani Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt'in ABD ile olan ilişkileri; ikincisi ise Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt'in birbirleri ile olan ilişkileridir. Katar krizinin ortaya çıkışının hemen ardından liderliğini Suudi Arabistan ve Mısır'ın yaptığı dörtlü yapı, Katar'a yaptırımlar uygulamaya başlamıştır. Bunun karşılığı ve Katar'a desteğin bir göstergesi olarak TBMM gündem sırasında hayli gerilerde olan Türkiye-Katar Askeri İşbirliği Anlaşması yasalaşarak yürürlüğe konmuştur.

 

“Türkiye’nin Tutumu Tillerson’ın Ziyaretlerinden Sonra Arabuluculuğa Dönüştü”

 

Bu noktada tüm ülkeler ABD ile hayli köklü askeri ve ekonomik ilişkilere sahiptir ve bu durumu sürdürmektedir. Türkiye'nin krizin başlangıcında sergilediği askeri müdahale seçeneğini anımsatan tutumu giderek yumuşamış; ABD Devlet Sekreteri Tillerson'ın krizin taraflarını kapsayan turundan sonra bir arabuluculuk rolüne dönüşmüştür. Tillerson'ın ziyaretinden hemen sonra Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun yaptığı açıklama da bu görüşü doğrular niteliktedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyaret dizisi de bu krizde arabulucu rolün bir yansımasıdır.

 

 Suudi Arabistan'ın Birleşmiş Milletler nezdindeki büyükelçisi Muallimi'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyaretinden kısa bir süre önce yaptığı açıklama kabul edilemez bir tavrı içermektedir ancak Muallimi tarafından dile getirilen ve Suudi Arabistan'ın resmi görüşü hüviyetinde olan bu açıklamanın yapılmasının ardında, Türkiye'deki örgütlü bir grup sosyal medya kullanıcısının, Katar'ın fethetme ya da "düşman"lardan koruma davranışı ile asker gönderilmesini açıklayan tavrı yer almaktadır. ABD-Katar arasındaki 12 milyar dolarlık silah satışı anlaşmasının tamamlanmasından sonra krizin tarafları arasında bir yumuşama eğilimi görülmüştür.

 

“Bir İşgal Hareketi Değildir”

 

Unutmamak gerekir ki, özellikle son yıllarda sosyal medyada faaliyet gösteren örgütlü gruplar da dış politikanın yapım sürecinde dikkate alınır analiz birimleri haline dönüşmüştür. Hal böyleyken maksadı aşan ifadelerle popülarite kazanma amacı düşünülürken, istenmeyen sonuçların elde edilmesi de mümkün olmaktadır. Buna mukabil, Türkiye de diğer tüm bağımsız devletler gibi askeri ve ekonomik işbirliği anlaşmaları imzalamak ve antlaşma/anlaşmaları karşılıklı olarak ilga etmekte hürdür. Nasıl ki, Suudi Arabistan-ABD askeri ve güvenlik işbirliği anlaşmaları bir işgal hareketi değilse; Türkiye-Katar askeri ve güvenlik işbirliği anlaşmaları da bir işgal hareketi değildir.  Sosyal medyanın örgütlü grup ya da gruplar tarafından kullanılmasının başka sakıncası da yaratılan bu iklimin sokaklara yansımasıdır. Bu süreçte örgütlü sosyal medya kullanıcılarının ortaya koyduğu tavır Suudi Arabistan ve diğer Katar karşıtı ülkelerde dikkatle izlenmiştir.

 

“Türkiye Cumhuriyeti'nin Haklılığına Zeval Getirmektedir”

 

Son günlerde Musevi Türk vatandaşlarının ibadethanelerinin önünde gerçekleşen olaylar da buna klasik bir örnektir. İsrail'in Mescid-i Aksa'da yaptıkları hiç şüphesiz bir devlet terörüdür. İsrail'in Mescid-i Aksa'da gerçekleştirdiği devlet terörü de krizin tarafları arasında bir gerginliği ortaya çıkarmayacaktır. Zira İsrail ve Suudi Arabistan, İran karşısında bir blok oluşturmak için 2013 yılından beri ortak güvenlik politikasında birleşmektedir. Son olaylara istinaden hem Suudi Arabistan hem de Katar'ın çok düşük tonlu tepkileri de Mescid-i Aksa'daki olayların krizi etkileyecek derecede bir yansıması olmadığını göstermektedir. Ancak unutulmamalıdır ki; bu olaylar vergi veren, askerlik yapan ve topluma hizmet eden Musevi vatandaşlarımızın vicdanında yer etmektedir. Ayrıca bu davranış Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt gibi ülkelerin sessiz kaldığı İsrail devlet terörü karşısında duran Türkiye Cumhuriyeti'nin haklılığına da zeval getirmektedir.

 

Sonuç olarak, Katar krizi artık bir denge noktasına oturmuştur. Katar Şeyhinin de ifade ettiği gibi bu ülke bir süper güç değildir. Uluslararası politikada ekonomik zenginlik tek başına bir anlam ifade etmemektedir. Dolayısıyla konu askeri seçeneklerin öne sürülmesinden ziyade karşılıklı görüşmelerle çözümlenecektir. Bu noktada Türkiye'nin Katar'daki üssünü daha düşük seviyede tutması da kuvvetle muhtemeldir.