Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’in "2020 Yılına Kadarki Dönem İçin Rusya'nın Milli Güvenlik Stratejisi Belgesi"ni imzalayarak yürürlüğe sokmasının ve bu belgede enerji rekabeti sebebiyle bölgede savaşların çıkabileceği uyarılarının gündemde olduğu bir dönemde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 16 Mayıs 2009 tarihinde Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in yazlık çalışma ofisinin bulunduğu Karadeniz kıyısındaki Soçi şehrine bir günlük çalışma ziyareti gerçekleştirecektir. Vladimir Putin’in daveti üzerine Rusya’ya giden Erdoğan’ın Putin ile 2009 yılı içerisinde yaptığı üçüncü görüşme olacaktır. İki lider son olarak 29 Ocak 2009 tarihinde Davos’ta bir araya gelmişlerdi.

 

Erdoğan’ın Soçi gündemi oldukça yoğun. Gündemin önemli bir konusunu Türk-Ermeni Açılımı ve Dağlık Karabağ sorunu oluşturuyor ise de diğer bir önemli gündem maddesi enerji. Enerjide bu defa gündem sadece doğal gaz değil. Nükleer Enerji de iki lider arasında görüşülmesi beklenen konulardan birisi. Doğalgazda da gündem yoğun. Zira bölgede son günlerde Nabucco ile Güney akım’ın rekabeti giderek kızışıyor. Ama diğer taraftan da Mavi Akım 2 Projesi yeniden iki ülke gündemine girmiş bulunuyor.

 

15 Mayıs 2009 tarihinde Nabucco’nun en büyük rakibi olan Güney Akım Proje’nin imzaları atılırken Nabucco Projesi konusunda da gelişmeler yaşanıyor. Gazprom ile Bulgarian Energy Holding, DESFA ve Srbijagas ile anlaşma imzalanmış ve ardından da Berlusconi’nin Soçi ziyareti sırasında Rusya’nın doğalgazda en büyük ortaklarından birisi olan İtalya’nın Eni şirketi ile de boru hattının kapasitesinin 31 milyar metreküpten 63 milyar metreküpe çıkarılmasına dair antlaşma imzalanmıştır.

 

Erdoğan’ın Bakü ziyareti ile Azerbaycan’ın Nabucco’ya destek verip vermeyeceği konusunda endişeler giderilmiştir. Ama Kazakistan 14 Mayıs 2009 tarihinde Nabucco’ya gaz vermeyeceğini, buna mukabil Kazak gazının Güney Akım hattı ile Avrupa’ya akacağını açıklamıştı. Demek ki, Nabucco Projesi konusunda Türkiye’ye ciddi görevler düşmektedir. Zira, hem Nabucco şirketinin yönetimi Türkiye’ye verilmemiştir, hem de Türkiye Nabucco konusunda birkaç cephede birden mücadele etmek durumundadır. Bir yandan kaynak ülkeleri temin ederken, Türkiye diğer taraftan bu proje ile rekabet eden Rusya’yı kontrol etmek durumundadır. Ancak bu projenin en büyük handikapı aslında ne kaynak ülkelerin iknası veya Rusya’nın iyi takip edilmesi değil, AB’nin ortak bir enerji politikasının olmamasıdır. Türkiye bir de AB içerisinde bu projeye karşı çıkan Almanya gibi ülkeler ile uğraşmak durumunda kalmıştır.

 

Soçi’de enerji konusunda yapılacak görüşmelerin net bir sonuca ulaşması beklenmemektedir. Kanaatimize göre masadaki bütün konular görüşülmekle beraber özellikle Mavi Akım 2 konusunda şöyle bir yolun izlenmesi beklenmektedir. Bilindiği gibi 1996 yılında çalışmalarına başlanan ve bugün artık kullanılmaya başlanan Mavi Akım 2 hattı tam kapasite ile kullanılamamaktadır. İki ülkenin öncelikle bu hattın kapasitesinin tamamının kullanılması yönünde bir anlaşmaya varacakları, ardından ise İsrail’e uzanacak Mavi Akım 2 hattının yapımının konuşulması üzerinde bir fikir birliğine varacakları öngörülmektedir. Nükleer Santral konusunda ise Erdoğan’ın nasıl bir tutum sergileyeceği doğrusu merak konusudur. Erdoğan bir taraftan ABD’nin bu santral ihalesini Rusya’ya vermemesi yönündeki baskılarını göğüslemekte, diğer taraftan da Rusya lehine giderek artan enerji bağımlılığını düşünmekte ve Rusya’nın tek başına girerek kazandığı ihaleyi nasıl sonuçlandıravağını kara kara düşünmektedir.

 

Başbakan Erdoğan’ın Polonya ziyareti sırasında Nabucco’ya değindiği görülmektedir. Ancak hem Başbakan Erdoğan’ın Polonya ziyaretinde ve hem de çeşitli vesilelerle Nabucco’ya gaz sağlayıcı ülkeler sayıldığında Hazar’ın ötesinden bir tek Türkmenistan’ın adı ön plana çıkarılmaktadır. Halbuki Özbekistan’ın doğalgaz rezervlerinin son yıllarda yapılan keşiflerle Türkmenistan’a yaklaştığını ve orta vadede Batı için gaz temin edebilecek ülkeler arasında rahatlıkla Türkmenistan’ın da sayılabileceğini belirtmek gerekir. Kazakistan’ın ise şimdilik Nabucco’ya gaz veremeyeceğini, buna mukabil Güney Akım’a gaz vereceğini açıklamasına rağmen bu konuda ümitsiz olunmaması gerekir. Zira bütün yazılı anlaşmalara rağmen bu coğrafyada asıl anlaşma liderlerin iki dudağının arasındadır ve bu bölgede dengeler değişken karakterlidir.

 

Elbette ki, Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu (KİİP) bir diğer görüşme konusu olacaktır. Gerçi 8 Ağustos 2008 tarihinde Rusya ile Gürcistan arasında çıkan savaş sonrasında başlatılan KİİP çabasını “Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu Yerine KEİ'yi Öneriyoruz” başlıklı ve 28 Ağustos 2008 tarihli http://www.turksam.org/tr/a1465.html yazımızda bu konuyu şu şekilde değerlendirmiştik: “Bu girişimin artık Gürcistan krizine bir çözüm olmayacağının anlaşılmasıyla geriye bir tek Ermenistan ile ilişkilerin düzeltilmesi platformu olarak kullanılması kalmaktadır ki, bu da “kaş yapayım derken göz çıkaramak” olarak adlandırabileceğimiz bir durumu ortaya çıkarmakta ve Azerbaycan’ın kaybedilmesi sonucunu getirebilmektedir.” Azerbaycan’ı kaybedebileceğimiz değerlendirmesini 28 Ağustos 2008 tarihinde yapmıştık. Bugün gelinen noktada da KİİP’in Kafkasya barışına bir katkı yapmaktan uzak olduğunu ve sadece Ermenistan ile Türkiye’nin “yeni açılımları” için bir zemin olabildiğini görmekteyiz. Zira Türkiye’nin KİİP girişiminden sonra Aliyev ile Sarkisyan Kasım 2008’de Moskova’da bir araya geldiğinde bir deklarasyon imzalamış ve bu deklarasyonda Karabağ sorununun çözüm platformu olarak AGİT Minsk Grubu adres gösterilmiştir. Şimdi Putin ile yapılacak görüşmede de bu konu gündeme gelecektir. Ama KİİP çerçevesinde elbette Gürcistan-Abhazya-Güney Osetya sorunu görüşülemeyecektir. Bu çerçevede sadece Ermenistan konusu ele alınabilecektir.

 

 Başbakan Erdoğan’ın Bakü’deki “ikna edici” ziyaretinden sonra Ermenistan’ın gösterdiği tepkiden Yol Haritası’nın ve Ermenistan açılımının sıkıntılı bir döneme girdiği anlaşılmaktadır. Haziran ayında Türkiye’ye iftira tasarısının ABD kongresine geleceğini de dikkate aldığımızda Türkiye’yi zorlu bir sürecin beklediğini görebiliriz. Ancak 6-7 Haziran 2009 tarihinde Petersburg’da Aliyev ile Sarkisyan arasında yapılacak görüşmelerden barışa yönelik adımlar atılması ihtimalinin yüksek olması Türkiye’nin bölgedeki açılımları için bir can simidi olacaktır. Aksi takdirde bu görüşmelerden bir başarı sağlanamaması durumunda dış politikada sıkıntılı günler Türkiye’yi beklemektedir. Dolayısıyla da Azerbaycan-Ermenistan barışında Dağlık Karabağ anahtarını elinde tutan Rusya ile Soçi’de yapılacak görüşmeler önem arzetmektedir.