2008 yılında ABD’de (Amerika Birleşik Devletleri) meydana gelen ekonomik kriz, Avrupa’da siyasi, sosyal ve finansal birçok soruna yol açmaktadır. Siyasi bağlamda küresel bir aktör olarak ortaya çıkmaya çalışan AB (Avrupa Birliği) için büyük problemler oluşturan ekonomik kriz, son dönemlerde Avrupa’nın birliğini iyiden iyiye tehdit etmeye başlamıştır. Küresel sermaye akışlarının son derece serbest bir ortamda yapılması, ABD’deki aşırı tüketim, Irak ve Afganistan müdahalelerindeki savaş harcamalarının birleşmesi uluslararası kriz ortamını doğurmuş ve AB devletlerini de sıkıntıya düşürmüştür. Bu noktada, Son dönemde Arap Baharı ile gündeme gelen “domino etkisi” söylemi AB içerisinde yayılan ekonomik durgunluk ve sosyal huzursuzluk için de pekala kullanılabilir.

 

“Ekonomik Temeller” ve “Ekonomik Deprem”

 

AB’nin en başta ekonomik temeller üzerinden yükseltilmek istendiği ve daha sonra gerekli üstyapısal programların uygulanacağı kuruluş felsefesindeki önemli noktalar olarak karşımıza çıkmaktadır. 1950 yılında Schumann Deklarasyonu olarak da bilinen açıklamada Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schumann, 2. Dünya Savaşı’ndan yeni çıkan ülkelerin zengin kömür ve çelik rezervlerinin birleştirilmek istendiği ve Avrupa’nın iki önemli devleti olan Almanya ve Fransa’nın bu oluşuma üye olmasıyla birlikte aralarında bir barış ortamı tesis edilmesi vurgulanmıştır. Bundan yaklaşık bir yıl sonra ise “Altılar” olarak da anılan Federal Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu oluşturmuşlardır. Bu topluluk zamanla evirilerek AB’ye dönüşmüş, bu sırada da bir yandan üye sayısını artırarak coğrafi alanını genişletmiş diğer yandan da ortak pazar ve ortak para birimi gibi yapısal reformlarla faaliyet alanını derinleştirmiştir. Şu an yaşanan süreçte ise dünya genelinde finans çevrelerinde yaşanan deprem, ekonomik temeller üzerinden kurulan AB’yi ciddi biçimde sarsmaktadır.

 

Son dönemde Yunanistan, krizin simge ülkesi olsa da İtalya, Portekiz gibi ülkelerde de ciddi sıkıntılar yaşamakta, İspanya’da artık matadorlar kızgın boğalardan ziyade krizle güreşmektedirler. Bir diğer deyişle, AB’nin Akdeniz kıyısı ekonomik kriz tarafından kuşatılmıştır. Bu durum da, Euro kullanan ülkelere büyük mali problemler yaşatan krizde Euro bölgesinin temellerinin çok sağlam atılmadığını ortaya çıkarmıştır. Öyle ki ünlü ekonomist Nouriel Roubini, Yunanistan’ın Euro bölgesinden çıkması ve eski para birimi drahmiyi tekrar kullanmaya başlaması gerektiğini, Euro kullanan ülkeler ve Yunanistan arasındaki evliliğin medeni bir şekilde bitirilmesinin iki taraf için de daha zararsız olacağını belirtmiştir.[1] Krizin sadece Euro bölgesindeki ülkeleri etkilediğini belirtmek ise Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomisindeki kötü durumu göz ardı etmek olacaktır. 2009 yılından bu yana Macaristan, Polonya, Romanya gibi devletler ekonomik darboğaz içerisindedirler.

 

“Refah” Devletinden “Kriz” Devletine

 

AB ülkelerinde hükümet harcamalarının kısılması Avrupa’nın gelişmiş “refah devleti” anlayışına bir darbe olmuş ve halk üzerine fazla vergi yükü binmesinin de halkta artan işsizlik oranlarının neden olduğu huzursuzluğu gün yüzüne çıkartmıştır. Ekonomik olarak kötüye gidişi durdurmak isteyen devletler, halkın ekonomik beklentilerinin yerine ülkenin ekonomik olarak krizden çıkartılması planını oturtmuştur. Uzun yıllar boyunca “refah devleti” içerisinde yaşayan AB halkları bir anda kriz devleti içerisinde hayatlarına devam edeceklerini fark ettiklerinde ise sokaklara dökülmüş, protestolara başlamışlardır. AB’nin en fakir hükümetlerinden biri olan Romanya’da protestolar sokaktan meclisin içine kadar girmiştir. Geçen yıl, Romanya Başbakanı Emil Boc’un konuşma yaptığı sırada, kamu harcamalarının kesintiye uğramasına tepki olarak üzerine “Çocuklarımızın geleceğini katlettiniz, bizi sattınız” yazan t-shirt giyen Adrian Sobaru, parlementonun balkonundan atlamıştır.[2] İflasını ilan etmesine ramak kalan ve yoğun gösterilerin yaşandığı Yunanistan’da da 2010 yılında yüzde 11 olarak kaydedilen işsizlik oranı 2011’de yüzde 15’e yükselerek AB içerisinde işsizliğin en fazla arttığı ülke olmuştur.[3] AB’nin istatistik ofisi Eurostat’ın işsizlik oranlarına bakıldığında ayrıca AB’ye üye ülkeler arasında bu konuda uçurum olduğu görülmektedir. İspanya’da işsizlik yüzde 21.2 olarak hesaplanırken, Avusturya’da bu durum yüzde 3.7’dir.

 

İçten ve Dıştan Baskı

 

Kriz sürecinde ABD gibi dış aktörler AB içerisinde devam eden kötüye gidişi durdurmak için yavaş yavaş sürece müdahil olmaya başlamıştır. AB Maliye ve Ekonomi Bakanları toplantısına ilk kez Amerika da katılmıştır. Maliye Bakanı Timothy Geithner, Polonya’nın Wroclaw kentinde yaptığı konuşmada, AB’den içinde bulundukları mali krize çözüm bulmalarını istemiştir. Obama yönetimi Avrupa’daki krizin Amerika’yı daha fazla etkilemesinden kaygı duymaktadır.[4] AB dışı ülkelerin müdahalesi yanı sıra ekonomisi kötüye giden ülkelere ayrıca Borç alan ve veren ülkeler olarak ikiye ayrılan ve görüşmelerde büyük anlaşmazlık yaşayan AB içinden de bir denetim getirilmeye çalışılmaktadır. Bu bağlamda AB, Papandreu hükümetinin 28 milyar Euro’luk orta vadeli bütçe programının (tasarruf, kemer sıkma özelleştirme paketi) uygulanmasını izlemek ve denetlemek üzere uzmanlardan oluşan, başkanlığını Avrupa Yeniden Yapılandırma Bankası Eski Başkanı ve AB Komisyonu Bütçe Konularından Sorumlu Siyasi Müdürü Alman Horst Reichenbach’ın yaptığı 25 kişilik bir görev gücü atamıştır.[5] Bunlardan farklı olarak ayrıca ülke içi muhalefet de Avrupa’nın çeşitli yerlerinde iktidara karşı harekete geçmiştir. Ekonomisi kötü ülkeler, başta Almanya olmak üzere birçok ülkeden yardım paketleri talebinde bulunmaktadır. Bunların kabul edilmediği takdirde yardımı isteyen ülke, ekonomisi iyi durumda olan ülkeleri birliğin ahengini bozmakla suçlamaktadır. Gerekli yardım paketlerinin verildiği zaman ise yardım eden ülke vatandaşları kendi kazançlarının nedensiz yere başka bir ülkeye aktarıldığını düşünmektedirler. Dolayısıyla böyle bir durumda, iktidar partisinin kendi kararı da muhalefetçe eleştirilmektedir.

 

Değerlendirme

 

Öncelikle belirtmek gerekir ki, AB içerisinde yaşanan kriz sadece ekonomik değildir. AB içerisinde 1985 yılında imzalanan Schengen Antlaşması ile serbest dolaşımı sağlayan Schengen alanı içerisinde AB üyeleri olan Romanya ve Bulgaristan yer almazken, üye olmayan İsviçre ve Norveç gibi ülkeler yer almaktadır. AB’nin ortak para birimi olan Euro’nun kullanıldığı Euro Bölgesindeki ülkelere bakıldığı zaman ise hala 10 üye devletin bu alan içerisine giremediği görülmektedir. Kendi içerisinde bütünleşemeyen bir birlik söz konusudur. Ulusların farklı kültürel bağları bulunduğu ve geçmişte aralarında savaşlar yaşandığı göz önüne alındığı zaman şu anda AB içersindeki 27 ülkenin tek birleştiği noktanın Hıristiyanlık olduğu görülmektedir ki, din üzerinden bir ulus üstü yapı kurmak ancak bugünkü anlamıyla “ulus devlet” kavramının bile ortaya çıkmadığı Orta Çağ’da başarılabilinecek bir durumdur.

 

Askeri anlamda sorunların çözümünde de AB’nin, ABD’den fersah fersah geride olduğu çok açık bir durumdur. AB ülkelerinin ortak bir ordu kurulması sürecinde ise birliğin ülkelerinin ikili ilişkilerinde ABD ile iyi geçinmek istemeleri bu durumu zora sokacak başlıca etmen olarak belirmektedir. Diğer yandan İngiltere’de ordu harcamalarında kısıntıya gidilmesi ön görülmekte, Yunanistan’da ise bu politikalar daha da ileri bir seviyede uygulanmaktadır. Hükümet yanlısı Etnos gazetesinin ayrıntılarıyla duyurduğu ve yılda 500 milyon Euro tasarruf öngören plana göre Yunan kara kuvvetlerini oluşturan 5 ordu biriminden 1’i, 10 tümenden 5’i ve 24 tugaydan 11’i feshedilecektir.[6] ABD’nin başı çektiği NATO koalisyonu içerisinde faaliyetlerde bulunan AB ülkelerinin ordu harcamalarında ekonomik kriz nedeniyle kısıntı yapılan bir dönemde böyle bir oluşum kurması mümkün görünmemektedir.

 

AB içerisinde hem ülkeler kendi aralarında bir anlaşmazlık yaşamakta hem de kötüye giden ekonomik durum hem halk ile devletin arasını açmaktadır. Hem AB dışından ABD’nin müdahale etmeye başlaması, hem AB’nin kendi denetim mekanizmaları hem de halkın protestoları üç ayrı yerde AB içerisindeki iktidarlar üzerinde ekonomik, siyasi, sosyal alanlarda büyük baskı oluşturmaktadır.

 

Askeri alanda yetersizliği en başından beri tartışılan AB’nin ve teket teker ülkelerin yönetimlerinin sırtına ekonomik kriz büyük bir yük getirmiştir. Kısa ve orta vadede hala AB, bir küresel anlamda hegemonya sahibi bir aktör olmaktan ziyade oluşumunu tam olarak tamamlayamamış bir birlik olarak görülecektir. AB ne çok etkin bir rol üstlenecek ne de dağılacaktır. AB’nin dinamosu Almanya gibi ekonomik krizden sağlam çıkan ülkeler dünyada nüfuzunu artıracaktır; fakat bu kesinlikle bir topluluk olarak AB’nin etki alanını geliştirdiği anlamına gelmemelidir. Kendi içerisinde büyük farklar ve farklılıklar barındıran AB’ye bu krizin tek getirisi varsa o da AB’nin uyumsuzluğunu AB’nin kendisine göstermesidir.

 

Dipnotlar

 

[1] Roubini: Greece Should Default, Leave The Euro And Reinstate The Drachma, http://www.forbes.com/sites/afontevecchia/2011/09/19/roubini-greece-should-default-leave-the-euro-and-reinstate-the-drachma/, Erişim Tarihi: 19 Eylül 2011.

[2] Romanian Parliament Protester Jumps From Balcony, http://www.bbc.co.uk/news/world-europe-12069724, Erişim Tarihi: 19 Eylül 2011.

[3] EU Unemployment Rate Unchanged At 10 Percent, http://channel6newsonline.com/2011/09/eu-unemployment-rate-unchanged-at-10-percent/, Erişim Tarihi: 17 Eylül 2011.

[4] AB Maliye ve Ekonomi Bankaları Toplantısı Bitti, http://www.voanews.com/turkish/news/AB-Maliye-ve-Ekonomi-Bankalar-Toplants-Bitti-130018518.html, Erişim Tarihi: 18 Eylül 2011.

[5] Mora’yı mı Satayım, http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=18385562, Erişim Tarihi: 19 Eylül 2011.

[6] Yunanistan Parasızlıktan Ordu Feshediyor, http://www.ntvmsnbc.com/id/25245540/, Erişim Tarihi: 17 Eylül 2011.