ABD 3 Kasım’da Bunları Konuşuyor

 

Amerika’nın Sesi (VOA), Sonucu aylardır merakla beklenen 1 Kasım seçimleri Avrupa Birliği’nin de yakın takibindeydi. Son dönemde seçim nedeniyle alışılmış tarzını bir kenara bırakarak Türkiye konusunda karışık sinyaller veren Avrupa Birliği verdiği mesajda çıkan sonuçtan çok geleceğe odaklandı.

 

Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ile Avrupa Birliği Komisyonu’nun Avrupa Komşuluk ve Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn seçim sonuçlarını ortak bir yazılı açıklamayla değerlendirdi. Bu açıklamada daha önceki seçimlerde de örneklerine rastlandığı gibi katılım oranının yüksekliği, "Türk halkının demokratik süreçlere bağlılığını bir kez daha teyidi" olarak nitelendi. İki üst düzey Avrupa Birliği yetkilisinin Brüksel-Ankara hattında ortaklık düzeyini artırma ve halkın yararına olan tüm alanlarda işbirliğinin ilerletilmesinin sürdürülmesi için yeni hükümetle çalışma vurgusu açıklamanın öne çıkan unsurunu oluşturdu.

 

Brüksel’den Strasbourg’a uzanıp Avrupa Konseyi tarafına bakıldığında ise tonun biraz farklılaştığı görülüyor. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland’ın, "kurulacak yeni hükümetin Türkiye'nin karşı karşıya olduğu zorlukların üstesinden gelmek ve çoğunluğa oy vermeyenleri de kucaklayan kapsayıcı bir toplum inşa etmek için inisiyatif alacağına güvendiğini" söylemesi Avrupa Birliği’ninkinden farklı bir boyuta dikkat çekilmesi açısından önemliydi. Jagland sadece “kapsayıcı yaklaşım” vurgusuyla da kalmayıp yargı reformu ve ifade özgürlüğünün Avrupa Konseyi açısından önemli alanlar olduğunu ve Türkiye’yle bu alanlarda diyalog ve işbirliğini sürdürmek istediklerinin altını çizdi.

 

VOA, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın günlük basın toplantısında konuşan bakanlık sözcüsü Elizabeth Trudeau, Türk halkını seçime katılımları nedeniyle kutlarken, yeni hükümetle çalışmaya hazır olduklarını belirtti.

 

Trudeau aynı zamanda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) raporuyla ilgili gelen soruya, henüz raporun son halinin ellerinde olmadığını söyledi. Sözcü, bununla birlikte, raporda, seçmenin gerçek alternatifler arasında seçim şansı olduğunun belirtildiğini hatırlattı; buna rağmen ülkede seçim döneminde medya üzerindeki sınırlamaların farkında olduklarını, medya üzerinde baskı oluşturulduğunu ve medya mensuplarının korkutulduğunu da sözlerine ekledi.

 

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Trudeau, Türkiye’yi, anayasada belirtildiği biçimde evrensel demokratik değerlere uygun biçimde davranmaya davet etti.

 

VOA, Washington’daki liberal düşünce kuruluşlarından Amerikan İlerleme Merkezi uzmanı Michael Werz, 1 Kasım seçim sonuçlarını Amerika’nın Sesi’ne değerlendirdi. Türkiye’yi yakından izleyen uzman Werz’e göre AKP’nin önünde iki seçenek var: Ya baskılara devam edebilir, ya da Türk demokrasisini yeniden güçlendirme yoluna gidebilir.

 

Werz’in sözleri şöyle:

 

“AKP’nin önünde bu başarılı sonuçtan sonra iki seçeneği var. Ya eskiden yaptıklarını tekrarlayıp kutuplaşmayı körükleyebilir, medya ve muhalifler üzerindeki ağır baskısını devam ettirebilir veya bunların Türkiye’nin ve hatta AKP’nin çıkarına olmadığını anlayarak izlediği politikayı değiştirip, Türk demokrasini yeniden güçlendirme yolunu seçebilir.”

 

“Bu seçimlerde şaşırtıcı olan bütün kamuoyu yoklama şirketlerinin sonucu tahmin edemeyişi, çoğu gözlemcinin ve hatta AKP içindeki isimlerin bile sonucu sürpriz olarak karşılamasıydı. Bence en ilginç olan Haziran’dan Kasım’a kadar halkın önceliklerinin değişmiş olmasıydı. Haziran seçimlerinde halkın öncelikleri ekonomik durumdan duyulan kaygı, Erdoğan’ın anayasal değişiklik isteğinden duyulan rahatsızlık ve AKP’nin kendisini eleştirenlere yönelik baskıcı tutumuyla ilgiliydi. Ama Kasım seçimlerinde bu öncelikler değişti. Halk şiddet ve terörizmi önceliği yaptı; istikrarsızlık ihtimalinden, belirsizlikten ve bir üçüncü seçim yapılma olasılığından korktular. İşte bu kaygı ve korkular, MHP seçmeninin ve muhafazakar Kürtlerin AKP’ye kaymasına neden oldu.”

 

“Erdoğan 28 Şubat’ta yaptığı konuşmayla barış sürecini tek taraflı sona erdirdi, sonrasında şiddet ve terörün ülkenin Güneydoğusu’nu nasıl paramparça ettiğini gördük. Kürt sorununu çözmek, etnik çeşitliliğe dayalı modern bir ülke olmak ve azınlığı oluşturacak bir sayıya sahip olanlara haklarını vermek Türkiye’nin çıkarınadır ve daha da önemlisi bir partinin siyasi çıkarlarından çok daha önemlidir. Türkiye’nin sorunu çözmenin dışında başka bir seçeneği yok. Ama aynı zamanda, Haziran seçimlerinden sonra bir dereceye kadar ortaya çıkan kutuplaşma, hükümetle PKK arasındaki çatışma ve hatta HDP ile oluşan gerginlik bir ölçüde AKP’ye oy getirdi. Bu yüzden siyasi hesapların değişeceğini ummaktan başka çare yok. Umuyorum ki, daha da kutuplaştırma yerine ılımlı, alçakgönüllü, birleştirici politikalar izlenir.”

 

“AKP, iktidarının ilk yıllarında, önemli başarılara imza attı, Türkiye’yi açık bir toplum haline getirdi, çoğulculuğu güçlendirdi, insanların demokratik bir rejimde serbestçe dini inançlarının gereğini yerine getirmelerine olanak tanıdı. Ve modern Türkiye tarihinde ilk kez azınlıkta olanların sorunları yapıcı bir şekilde gündemine aldı. Dolayısıyla Kürt sorunu konusunda AKP özüne dönerse, bu durumda umutlu olmak için sebep var demektir. Ama son haftalarda yaşananlar tekrarlanırsa o zaman 2016 Türkiye için çok sorunlu geçer.”

 

“Türkiye, Esad ve Suriye konusundaki başından beri kararlı bir tutum sergiledi. Özellikle de Esad konusunda… Ama bu zaten Batılı ülkelerce de benimsenen bir durum, zira hiç kimsenin Esad’ı sevdiği söylenemez. Ama Türkiye’nin Suriye konusunda, Batı’yla özellikle de Amerika ile yollarının ayrıldığı nokta YPG/PYD oldu. Türk hükümetinin PYD’ye karşı net tavrı ve hatta geçen hafta PYD hedeflerine operasyon düzenlemiş olması ve buna karşılık Amerika’nın Suriye’nin kuzeyine asker göndereceğini açıklaması iki taraf arasındaki çok derin görüş ayrılığını su yüzüne çıkardı. Bence, bu derin görüş ayrılığı ancak Türk hükümetinin PYD ile ilgili görüşlerini revize etmesi halinde çözülebilir.”

 

“Avrupalılar çok temkinli davranıyorlar, İlerleme Raporu seçim sonrasına ertelendi ama Almanya Başbakanı Angela Merkel seçim öncesi Türkiye’yi ziyaret etti. Avrupa mülteci krizinin getirdiği baskı altında ve belki de bu yüzden söz konusu olan Türkiye’nin iç politikası olunca pragmatik davranmaya başladı. Ama Amerika bu konuda daha açık oldu eleştirilerinde, gerek ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü gerekse Amerika’nın Ankara Büyükelçisi basın özgürlükleriyle ilgili kaygıları, Kanaltürk ve Birgün gazetesine el konulmasını, bağımsız gazetecilere yönelik baskı ve saldırıları eleştirdiler. Amerika’nın önceliği IŞİD, Avrupa’nın ise mülteciler krizi, dolayısıyla AB ve ABD söz konusu Türkiye olunca aynı tarafta buluşamıyorlar.”

 

VOA, 1 Kasım genel seçimlerini izlemek üzere görevlendirilen Uluslararası Seçim Gözlem Heyeti, seçimleri olaysız nitelemekle birlikte adil koşullarda geçmediği yönünde bir dizi saptamalar ortaya koydu. Heyetin düzenlediği basın toplantısında, seçim sürecinde yaşanan olumsuzluklara dikkat çekildi.

 

Heyet AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu (AGİT/DKİHB), AGİT Parlamenter Asamblesi (AGİT PA) ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) tarafından görevlendirilmişti.

 

Açıklamalardan en serti İsviçreli Parlamenter Andreas Gross’tan geldi. Seçim kampanyasının adil olmadığını savunan Gross, “Çok fazla şiddet ve çok fazla korku vardı. Korku, demokrasinin düşmanıdır, özgür tercihin düşmanıdır. Bu açıdan sürecin kalitesi bakımından hayal kırıklığına uğramış durumdayız” dedi. Cumhurbaşkanı’nın önümüzdeki gelecekte daha kapsayıcı bir siyasi süreç için çalışmasının hayati önem taşıdığını belirten Gross, “Cumhurbaşkanı’nın son beş ayda yaşanan bölünmüşlüğü birleştirmesi gerekir. Bunu yaparken de akıllıca yapma çağrısı yapıyoruz, son 5 ayda olan militanca bir şekilde değil” diye konuştu.

 

Kısa Dönemli Gözlem Heyeti’nin lideri Ignacio Sanchez Amor da, “Türk vatandaşları bu çok kutuplaşmış seçimde güçlü siyasi alternatifler arasında seçim yapma şansına sahipti; ancak medya kuruluşları seçeneklerinin hızla azalması ve ifade özgürlüğü ile ilgili genel anlamdaki kısıtlamalar, hem bu süreci ciddi bir şekilde etkiledi, hem de bir takım endişelere sebep oldu” dedi.

 

eçim süreci sırasında basın özgürlüğüne değinen gözlemcilerden biri de AGİT Parlamenterler Asamblesi Delegasyonu Başkanı Margareta Cederfelt oldu: “Gazeteciler hakkında yapılan soruşturmalar, bazı medya kuruluşlarına el konması bunun seçimden birkaç gün önce yapılmış olması seçim kampanyası sırasında basın özgürlüğüne büyük bir darbe indirmiştir. Bu sadece gazeteciler için değil ayrıca seçmenler için de büyük bir sorundur. Eğer Türk vatandaşları bilgiye erişemezlerse çeşitli medya kuruluşlarından seçeneklerin ne olduğunu öğrenemezlerse bu Türk vatandaşlarının zararına olmaktadır” dedi.

 

Yüzde 10’luk seçim barajının AGİT’in 56 parlamentosu arasındaki en yüksek baraj olduğunun altını çizen İsveçli parlamenter, normalde siyasi anlamda seçenekler olduğunu, ama bu barajın siyasi çoğulculuğu sınırladığını savundu.

 

AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu delegasyonu başkanı Büyükelçi Geert-Hinrich Ahrens de yalnızca medya kuruluşlarına el konulmasına değil, kamu yayıncısı kurumların ‘yanlı’ diye tanımladığı yayınlarıyla devlet kaynaklarının hükümet tarafından seçim kampanyası aracı olarak kullanılmasına değindi. Yüksek Seçim Kurulu’nun kararlarına yargı yolunun açık olmaması da, Alman büyükelçinin eleştiri oklarına hedef oldu.

 

VOA, Obama yönetimi, 1 Kasım genel seçimlerinin ardından Türk seçmeni kutladı. Seçim sonuçlarını değerlendiren Beyaz Saray sözcüsü Josh Earnest “yeni seçilen parlamento ve yeni hükümetle birlikte çalışmayı arzuluyoruz dedi” ama Türkiye’de medyaya ve gazetecilere yönelik baskıların kendilerini derinden kaygılandırdığını sözlerine ekledi.

 

Earnest Beyaz Saray’da düzenlediği olağan basın brifinginde, “Ortak siyasi, güvenlik ve refah gündemlerimizi ilerlemek amacıyla Amerika, bir dost ve NATO müttefiki olarak Türkiye’yle yakın eşgüdümü sürdürmeye kararlıdır” dedi, ama ekledi: “Bununla birlikte hükümet karşıtı medya kuruluşları ve gazetecilerin seçim kampanyası sırasında baskı ve gözdağına maruz kalmasından, özellikle bunun hesaplı bir şekilde siyasi muhalefeti zayıflatma amacıyla yapıldığı izlenimini vermesinden derin kaygı duyuyoruz.”

 

Ankara’nın Kürtler’le ilişkisinin geleceği sorulan Earnest, seçimlerin üzerinden yalnızca bir gün geçtiğini, hükümetin kurulmakta olduğunu ve seçim sonuçlarının etkilerinin hala değerlendirildiğini söyledi. Earnest önümüzdeki günlerde, “Türk hükümetinin anayasada belirtilen demokratik ilkelere bağlılığını değerlendirmeye devam edeceklerini” kaydetti.

 

Başkan Barack Obama’nın bu konuyu Antalya’da gelecek hafta yapılacak G20 zirvesinde dile getirip getirmeyeceği sorulan Beyaz Saray sözcüsü Earnest, Başkan Obama’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la zirve sırasında özel görüşmesinin beklendiğini, ama bu ziyaretiyle ilgili ayrıntıların daha sonra ortaya çıkacağını söyledi.

 

Çin 3 Kasım’da Bunları Konuşuyor

 

Çin Devlet Radyosu (CRİ), Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Ekonomi ve Sosyal Gelişmeyle İlgili 13. Beş Yıllık Plan Tavsiye Raporu bugün yayımlandı.

 

Raporda Çin ekonomisinin hacminin sabit şekilde dünyada ikinci sırada yer aldığı ve 1 milyar 300 milyon nüfusa sahip Çin'in kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hasılası'nın 7 bin 800 ABD Doları'na ulaştığı belirtildi.

 

12. Beş Yıllık Plan döneminde kamu hizmet sistemi genel olarak kuruldu ve kapsam gittikçe büyüdü.

 

Ayrıca istihdam olanakları devamlı arttı, yoksulluk azaldı, ekolojik medeniyet inşasında yeni gelişmeler kaydedildi. Halkın yaşam seviyesinde gözle görülür iyileşme görüldü.

 

CRİ, Çin hükümeti, toprak bütünlüğünü koruma kararlığının tam olduğunu açıkladı.

 

ABD Savunma Bakanlığı'ndan ismini açıklamak istemeyen bir yetkili, ABD askeri gemilerinin üç ayda bir Güney Çin Denizi'nde seyredeceğini, önümüzdeki günlerde seyir sıklığının artacağını açıkladı.

 

Buna karşın Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcücü Hua Chunying bugün yaptığı açıklamada, Çin'in Güney Çin Denizi'nde olası gelişmelere kararlılıkla karşılık vereceğine işaret ederek, bölgede deniz ve hava sahalarındaki tüm gelişmeleri dikkatle izleyeceklerini söyledi.

 

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Chunying, tüm dünya ülkelerinin uluslararası hukuk kurallarına göre Güney Çin Denizi'nde hava ve deniz ulaşım hakkına saygı gösterdiklerine dikkat çekerek, buna rağmen, seyrüsefer serbestliği bahanesiyle Çin'in egemenlik ve toprak bütünlüğünün çiğnenmesine asla izin vermeyeceklerini vurguladı.

 

Hua, Çin'in toprak bütünlüğünü koruma iradesine meydan okunmaması gerektiğini de yineledi.

 

CRİ, Çin hükümetinin Afganistan hükümetine sağladığı 10 milyon RMB tutarında yardım malzemesini taşıyan uçak bugün sabah Shanghai Fudong Uluslararası Havalanı'ndan Kabil'e hareket etti.

 

97 tonu bulan yardım malzemeleri arasında 20 bin battaniye, 300 çadır, 10 büyük ve 50 küçük jeneratör grubu bulunuyor.

 

Afganistan'da 26 Ekim'de Richter ölçeğiyle 7,8 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiş ve çok sayıda ülkede hissedilmişti. Şu ana kadar 400'e yakın kişinin öldüğü, 2 binden fazla kişinin yaralandığı belirtildi.

 

CRİ, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, dün Beijing'de Fransa Cumhurbaşkanı Francois Hollande'yle görüşerek, ikili ilişkilerin gelişmesi için üç öneri ileri sürdü.

 

Başkent Beijing'deki büyük halk sarayında gerçekleşen görüşmede Çin-Fransa ilişkilerinin geliştirilmesi konusunda fikir birliğine varıldı.

 

Bu doğrultuda öncelikle karşılıklı siyasi güvenin öncü rolünün gerekliliğine işaret eden Xi Jinping, karşılıklı saygı ve eşitlikte ısrar edilerek uzun vadeli ve istikrarlı gelişme hedefinin korunması suretiyle ilişkilerin üst düzeye taşınması gerektiğini vurguladı.

 

İkinci olarak somut işbirliği ve kültürel değişimin ilerletilmesinin önemine dikkat çeken Xi Jinping, uçak üretimi ve nükleer enerji gibi büyük işbirliği projelerinin hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek, iki ülkenin birbirine daha fazla açılıp ticaret ve yatırım potansiyeli kullanmasının altını çizdi. Bu çerçevede Çinli işletmeleri Fransa'da yatırıma teşvik ettiklerini belirten Xi Jinping, Fransız şirketleri de Bir Kuşak-Bir Yol inşasına aktif katılıma davet ettiklerini söyledi.

 

Xi Jinping, Çin-Fransa ilişkilerinin geliştirilmesinde üçüncü önemli nokta olarak yeni tip uluslararası ilişkilerin birlikte kurulmasını gösterdi. Çin'in Fransa'yla karşılıklı çıkara dayalı yeni tip uluslararası ilişki modelini geliştirmeye hazır olduğunu ifade eden Xi, küresel ekonominin iyileştirilmesi ve renminbinin SDR sepetine dahil edilmesi gibi önemli meselelerde gösterdiği destekten dolayı Fransa'ya teşekkür ettiğini de söyledi.

 

Rusya 3 Kasım’da Bunları Konuşuyor

 

Sputnik, Ukrayna ziyaretinden döner dönmez Washington'da düzenlenen bir savunma konferansına katılan General Mark Milley'nin hedefinde yine Rusya vardı. Saldırganlıkla suçladığı Rusya'yı ‘ABD için en büyük tehdit' olarak nitelendiren Milley, nükleer gücüyle ABD'yi yok edebilecek tek ülkenin Rusya olduğunu da yineledi.

 

Milley, "ABD'yi yok edebilecek nükleer kapasiteye sahip tek ülke olması, Rusya'yı varlığımız için bir tehdit konumuna getiriyor" ifadesini kullandı. Rusya'yı 2008'den bu yana egemen ülkeleri işgal edip ‘Westphalia düzenini' bozmakla itham eden ABD'li General, "Son eylemleri, Moskova'nın nükleer silahları kullanmaya istekli olabileceğini gösteriyor" iddiasına bulundu.

 

General Milley, ‘açıklamalarının Rusya'ya ortak yerine düşman olarak davranılması gerektiği anlamına mı geldiği' sorusuna ise ‘düşük dozlu' bir yanıt vermeyi tercih etti: ‘Şu anki politikamız, güç ve denge yaklaşımı öngörüyor. Diplomasi, ikili hesaplamalarından daha incelikli bir iştir."

 

Rusya ile bir savaş çıkması durumunda kimin galip geleceği konusunda bir tahmin yürütmek istemediğini de belirten Milley, öte yandan ABD'nin askeri ve savunma kapasitesinin ‘yeterince iyi' olduğunu vurguladı.

 

Sputnik, Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, ülkesinin Suriye'deki hava operasyonları ile Mısır'ın Sina Yarımadası'nda düşen Rus yolcu uçağı arasında bağlantı kurmaya çalışmanın 'yersiz' olduğunu söyledi.

 

Kremlin Sözcüsü Peskov, düzenlediği günlük basın toplantısında, beraberindeki 224 yolcu ve mürettebatla cumartesi günü Sina Yarımadası'na düşen Rus yolcu uçağına ilişkin açıklamalar yaptı.

 

Peskov, 'uçağın teröristler tarafından vurulduğunun anlaşılması halinde, Rusya'nın Suriye'deki hava operasyonlarının etkilenip etkilemeyeceği' yönündeki soruya, ''Bununla ilgili varsayımda bulunmak çok yersiz. Zira bu ikisi birbirinden bütünüyle ilgisiz iki konu. Bunları (hava operasyonları ile düşen uçağı) birbiriyle ilişkilendirmemek gerek'' yanıtını verdi.

 

Bunun yanı sıra Peskov, yolcu uçağının düşürülmesinde teröristlerin parmağı olduğuna dair herhangi bir veri bulunmadığının da altını çizdi.

 

Sputnik, ABD'nin Pasifik Filosu Komutanı Amiral Harry Harris, ülkesinin Güney Çin Denizi'ndeki faaliyetlerinin tehdit olarak görülmemesi gerektiğini belirtti.

 

South China Morning Post gazetesine göre, üç günlük resmi ziyaret için Çin'de bulunan ABD'nin Pasifik Filosu Komutanı Amiral Harris, Çin'in Güney Çin Denizi'nde oluşturduğu tartışmalı yapay adacıklar etrafındaki ABD faaliyetlerinin tehdit olarak görülmemesi gerektiğini ifade ederek, ABD'nin dünya etrafında yıllardır özgürce deniz seferleri yürüttüğünü belirtti.

 

Harris, bölgedeki tarafların sorunlarını uluslararası yasalar çerçevesinde zorlama olmaksızın barış yoluyla çözmesi gerektiğini söyledi.

 

Geçen hafta bir ABD donanma gemisinin Güney Çin Denizi'nde Çin'e ait adalara yaklaşması üzerine Pekin yönetimi ABD'yi sert bir şekilde uyarmıştı.

 

Çin donanmasına bağlı füze yüklü jetler dün de ABD savaş gemisinin Vietnam yakınlarına gelmesine tepki olarak Güney Çin Denizi'nde eğitim uçuşu gerçekleştirmişti. Çin donanması, eğitimin yapıldığı uçuş pistinin ismini açıklamadı ancak askeri uzmanlar, pistin Çin'in Güney Çin Denizi'nde inşa ettiği suni adacıklarda olduğunu bildirdi.

 

Tayvan, Çin, Brunei, Malezya, Vietnam ve Filipinler, Güney Çin Denizi'ndeki adacıkların hepsi ya da bir bölümünde hak iddia ediyor. Denizin petrol, doğalgaz ve balıkçılık açısından zengin kaynaklara sahip olduğu belirtiliyor.

 

Çin, Güney Çin Denizi'nin büyük bir bölümü üzerinde hak iddia ederken toprak iddialarını güçlendirmek için denizde yapay adacıklar oluşturmakla suçlanıyor.

 

Sputnik, 1 Kasım erken seçimlerinden AK Parti’nin yeni bir zaferle çıkması Kıbrıs’ın her iki kesiminde de farklı yorumlara sebep oldu.

 

Güney Kıbrıs’ta Türkiye’deki seçimlerin Kıbrıs sorununun çözümüne etkisine yönelik olarak ‘temkinli’ bir duruş söz konusu. Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis’in yakın mesai arkadaşları, iç siyaset sahnesinde eli artık daha güçlü olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile AK Parti’nin yeni süreçte Kıbrıs’a yönelik atacağı adımları merakla bekliyor.

 

Lefkoşa’nın güneyinde, özellikle iktidardaki DİSİ içerisinde kümelenmiş olan küçük bir liberal kesime göre, Türkiye’deki seçimlerin Kıbrıs sürecine etkisi kısıtlı olacak. Bu kesime göre, Kıbrıs sorununun düğümü her halükarda adada kurulmuş olan müzakere masasında çözülecek.

 

Kuzey Kıbrıs’ta da Türkiye’deki seçimlerin sonuçları tartışılıyor. Dün itibariyle açıklanan oranlara göre, Lefkoşa’daki Türkiye Büyükelçiliği’nde kurulmuş olan seçim merkezinde oy kullanan neredeyse her iki vatandaştan birisi AK Parti’ye oy verdi. Bu durum, AK Parti’nin adanın kuzeyinde önemli bir sinerji yaratmış olduğu gerçeğine işaret ediyor. AK Parti’nin bu başarısında, muhalefet partilerinin Kıbrıs’ı görmezden geliyor olmasının büyük payı var.

 

Birçok Kıbrıslı Türk’e göre, muhalefet partileri Kıbrıs’ı sadece seçim süreçlerinde hatırlarken, adaya sandık denetimi için üyelerini göndermekten bile kaçınıyor. Öte yandan Kuzey Kıbrıs’ta iktidar partisinin başarısını kaygıyla karşılayan kesimler de yok değil.

 

Sputnik’e konuşan Kıbrıslı aktivist Mustafa Keleşzade’ye göre, AK Parti’nin yeni seçim başarısı, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu, hayati nitelik arz eden sorunları gölgeleme yetisine sahip değil.

 

Bir Kıbrıslı gözüyle Türkiye’deki gelişmeleri değerlendiren siyaset bilimi uzmanı ve aktivist Keleşzade Türkiye’nin bugün itibariyle dört temel sorunla karşı karşıya olduğuna işaret ediyor. Keleşzade’ye göre, AK Parti’nin seçim zaferi bizlere ekonomik krizi, bölgedeki savaş ortamını, terörü ve iç savaş realitesini unutturmamalı.

 

İngiltere 3 Kasım’da Bunları Konuşuyor

 

Independent gazetesi başyazısında, "Türkiye'deki seçimin sonuçları hem ülke hem de bölge için kötü" diyor.

 

Yazıda özetle şöyle deniyor:

 

"Türkiye'deki seçmenlerin Cumhurbaşkanları tarafından önlerine "Ya ben, ya kaos" seçeneği konulduğu dikkate alınırsa, Recep Tayyip Erdoğan'ın parlamentoda mutlak çoğunluğu elde etmesi şaşırtıcı olmayabilir."

 

"Erdoğan'ın partisi AKP'nin oylarını bu kadar artırması beklenmiyordu. Ama kazandığı 316 sandalye, otokratik Neo-İslamcı liderin yetkilerini artırmaya yönelik anayasa değişikliği yapabilmesi için yeterli değil."

 

"Erdoğan belki yanılmış bir şekilde Kürt ayrılıkçılığı korkusu ya da yanlış hesap yaparak 'Düşmanım düşmanı dostumdur' deyip bugün Irak ve Suriye'yi mahveden İslamcı militanlara göz yumdu. Eğer Batı Erdoğan'la çalışacaksa ki çalışmalıdır, böyle lakayt bir yaklaşımın geçmişte kaldığı konusunda güvence verilmelidir. Buna ek olarak, Erdoğan'a Kürtlerle barış sürecine yeniden başlaması için baskı yapılmalı. Birçok kişi, çatışmaların yeniden başlamasını bir seçim stratejisi olduğunu düşünüyor."

 

"Söz konusu olan Türkiye'nin Orta Doğu'nun ve Avrupa'nın istikrarı ve refahıdır. Türklerin sınırlarında tanık olabilecekleri şiddet ve topraklarında gördükleri terörist saldırılar, insanları korkuttu. Bu tür koşullarda insanlar genel olarak sağa ve tanıdıkları düşmana dönerler."

 

"Şimdiye kadar Erdoğan Türkiye'nin geleceğini nasıl garantiye alacağını ve bu amaçla bölgedeki komşularıyla nasıl çalışacağı konusunda fazla ipucu vermedi. Türk halkı farkında olmadan kendini bir kaosun içinde bulabilir."

 

Financial Times yazarı David Gardner, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "toplumu bölme stratejisi uyguladığını ve Türkiye'nin bedel ödediğini" yazıyor.

 

Yazıdan bazı bölümler şöyle:

 

"Hayranlarına göre bir dev, çaresiz muhaliflerine göre bir despot olan Erdoğan yine başardı. Çatışmayı tercih ederek kumar oynadı ve kazandı. Erdoğan eskiden toplayarak zafer kazanıyordu şimdi ise bölerek. Bunun maliyeti Türkiye'ye ağır olabilir."

 

"Anayasaya göre tarafsız ve herkesin cumhurbaşkanı olması gereken Erdoğan, AKP'nin ve seçmen tabanının Sünni, İslamcı ve etnik Türk kimliğini keskinleştirdi, Kürtleri, Alevileri sistematik olarak ötekileştirdi. Devletin gücünü, ihaleleri vergi denetimlerini kullanarak ve suistimal ederek medya üzerinde hakimiyet kurdu, muhalif sesleri susturdu, sosyal medyaya baskı uyguladı."

 

"Erdoğan'la ilgili birçok tezattan biri Kürt sorununu çözümün eşiğine getiren lider olması. Ancak seçim aritmetiği aleyhine işlemeye başlayınca geri çekildi. Bu eğilim Haziran seçimlerinde HDP'nin Erdoğan'ın tek adam planlarını geçici olarak bozmasıyla devam etti. PKK'nın saldırılarına tekrar başlamasıyla Erdoğan da operasyonlara başladı. Erdoğan'ın milliyetçi oyları kazanma ve Kürt milliyetçilerinin oylarını geri çekme planı başarılı oldu."

 

"Ancak bunca şeyden sonra AKP hükümeti Kürtleri nasıl müzakere politikasına ikna edecek? Erdoğan'ın hukukun üstünlüğü ilkesini çiğnemesi ve Türkiye'nin kurumlarının içini boşalttığı dikkate alınınca bu daha da zor. Ama tek suçlu Erdoğan değil. PKK da eline fazla güvendi."

 

Daily Telegraph yazarı Mark Almond da, "Erdoğan'ın zaferi Türkiye'nin istikrarı için tehdittir" başlıklı yazısında Cumhurbaşkanı'nın gerilim ve korku politikasıyla kazandığını öne sürüyor.

 

Yazıdan bazı bölümler şöyle:

 

"Pazar günkü seçimlerde, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin elde ettiği mutlak zafer, ülkenin istikrarıyla ilgili kaygıları sona erdirmez mi? NATO'nun Orta Doğu'daki, yaşamsal öneme haiz müttefikine, beş aydır devam eden siyasi çıkmaz ve mezhepsel şiddetin ardından sükunet gelmedi mi?"

 

"Maalesef hayır. Türkiye'deki seçmenler Recep Tayyip Erdoğan'a bu kadar güçlü bir yetki vererek gerilim ve korku, alamet-i farikası haline gelen bir liderin arkasında toplandılar. Erdoğan seçimlerden önce, seçimler yapıldıktan sonra muhalif gazete editörlerinden hesap sorma tehdidinde bulunmakla suçlandı. Başarısının boyutlarına ve geçmişine bakınca ondan büyüklük beklemek saflık olur. Aynısı istikrar için de geçerli."

 

"Ancak Nato'daki müttefikleri, bölünmüş bir muhalefete baskılarından çok, Erdoğan'ın güneydeki komşularına yönelik politikalarına sadık kalıp kalmadığıyla ilgilenecek."

 

"Erdoğan için, Kürtlerin hem içeride hem de Suriye ve Irak'ta arz ettiği tehdit dört yılda çözmesi gereken bir sorun. Washington, Erdoğan'ın Suriye'deki ikili oyunundan duyduğu rahatsızlığı artık gizleyemezken, Batı mülteci krizi nedeniyle ona çaresiz bir şekilde muhtaç."

 

"Türkler, Pazar günü 'barış ve istikrar' için oy vermiş olabilirler. Ama Erdoğan'ın barışı tesis etme stratejisi şiddetin önce tırmandırılmasını gerektiriyor. Eğer Kürt direnişi hızlı bir şekilde kırılmazsa, içeride işlerin rengi değişebilir."

 

"Erdoğan şimdi büyük sarayında konumunun sağlam olduğunu düşünebilir. Ama, İslami dayanışma ve Türk milliyetçiliğinden aldığı destek gücünün sınırları görmesini engellememeli. Daha önceki ekonomik mucizesini gölgede bırakan bir resesyona rağmen kazandı. Dış politikası ekonomiyi daha da tehdit ediyor. Mülteci krizi turizmi vurdu. Eski partneri Putin, Suriye'deki gerginlikleri nedeniyle Asya'ya Rusya üzerinden ticareti engelliyor. Erdoğan'a bu zafer anında ani bir alicenaplık gelmezse, Türkiye, komşuları ve müttefiklerini zor günler bekliyor demektir."

 

Almanya 3 Kasım’da Bunları Konuşuyor

 

Alman gazeteleri ağırlıklı olarak Türkiye'de yapılan seçimleri ele alıyor. Gazeteler iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin oy oranını artırmasının Türkiye ve Avrupa'nın geleceği açısından ne anlama geldiğini irdeliyor.

 

Berlin'de yayımlanan Tagesspiegel gazetesi Türkiye'deki seçimlerle ilgili yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

 

"Avrupa Birliği'nin gözünde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi itibarı artacak, tıkanan AB üyelik müzakereleri yeniden başlayacak, Türk vatandaşlarına vize zorunluluğu kaldırılmasa da işadamları ve bilim insanları için gevşetilecektir. Türkiye bunu modernleşme sayesinde hak etmedi. AB'nin seçimlerden önce açıklamaktan kaçındığı İlerleme Raporu tam bir hayal kırıklığı. Bu AB için real politika ve yeniden nüfuz kazanmak için bir şans. AB ancak üyelik koşullarını yumuşatırsa şantaja açık hale gelir. Ama iş o noktaya varmaz. AB üyesi birçok ülke de buna izin vermez. Erdoğan Türkiye'nin AB üyeliği için artık çabalamıyor. Kendisini bölgede büyük bir güç olmaya çalışan bir devletin başkanı olarak görüyor. Başkalarına uymak yerine ABD, Rusya ve Avrupa ile aynı göz hizasında konuşacak konumda olduğunu düşünüyor."

Frankfurter Allgemeine Zeitung'un seçimlerle ilgili yorumu ise eleştirel:

 

"Erdoğan 2011 yılında, yani Arap Devrimi'nin olduğu yıl, Arap ülkelerinin sokaklarında bir kahramandı. Yıldızı, Mısır'da Muhammed Mursi'nin devrilmesiyle düştü. Erdoğan'ın yıldızının düşmesinin bir nedeni de otoriterleşmesi ve giderek Arap hükümdarlara benzemesiydi. Şimdi baskı gören Müslüman Kardeşler'in güçlü bir savunucusu. Erdoğan Sünni ekseni Suudi Arabistan'la daha da genişletecek. Ama Erdoğan'ın Arap komşuları için yeniden ilham kaynağı olabilmesinin tek yolu, Arapların elde etmek için çabaladığı şeye kendi ülkesinde izin vermesidir. Yani özgürlüğe. Erdoğan'ın siyasi iktidar vizyonu bir konuda aşınmış durumda. Erdoğan Suriye'de bir rejim değişikliğinden daha fazlasını, Türkiye'nin güney sınırında bir Kürt kuşağı oluşmasını engellemeyi hedefliyor. Bu, Türkiye'deki iç barış açısından hiç de iyi bir anlama gelmiyor."

 

Berliner Zeitung ise seçim sonuçlarını Avrupa açısından ele alıyor:

 

"Önümüzdeki dört yıl Avrupa için de kilit önem taşıyor. AB Türkiye'deki vatandaşlık hakları, basın özgürlüğü ve hukuk devleti kurallarından taviz verilmesini, stratejik çıkarları için gözardı edecek mi? Seçimler öncesinde Merkel'in alelacele Türkiye'yi ziyaret etmesi ve İlerleme Raporu'nun geciktirilmesi hiç de iyiye işaret etmiyor. 2005 yılında Berlin, Paris ve Brüksel, demokratik reformları başlatan ve Avrupa prensiplerine olumlu yaklaşan Türkiye'nin AB yolunu tıkamıştı. Şimdi karşımızda daha çok Rusya Devlet Başkanı Putin'in güdümlü demokrasisini andıran, otoriter Türkiye geliyor ve Avrupa 'hoş geldin' diyor. Bu tam bir çelişki."

 

Türkiye'deki seçimlerle ilgili Alman basınından aldığımız son yorum Mindener Tageblatt gazetesinden:

 

"İktidarını korumak ve gücünü artırmak, Erdoğan'ın kişisel ajandasının en üst sırasında yer alıyor. Onun son yıllardaki gelişimini takip edenler, diğer bütün siyasi düşünceleri bu amacın gerisine itmeye hazır olduğundan şüphe duymuyor. Bu, AKP'nin bir zamanlar başarılı bir biçimde ilerleme kaydettiği, daha sonra ise çok güçlü bir biçimde gerilettiği Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından iyi bir anlama gelmiyor. Sultan'ın muhalefetten korkması için pek bir neden yok. Hatta kendi partisinden bile belki daha fazla korkuyordur. Rakipleri burada da etkisiz hale getiriliyor. AKP devlet içine girdikçe, yolsuzluğun tatlı zehiri de etkisini gösteriyor. Hayır, Türkiye hiç iyi bir yolda değil. Üstelik Avrupa'nın kendisine acilen ihtiyaç duyduğu bir sırada."

 

İran 3 Kasım’da Bunları Konuşuyor

 

İran basınından ele alacağımız ilk gazete Risalet gazetesi.

 

Gazetede Siyonist rejim askerlerinin batı Şeria'da Filistinlilere yönelik saldırılarını sürdürmesi, Bahreyn'de dikta Halife rejimine karşı protesto gösterilerinin devam etmesi, Suriye ordusunun Halep'te dış destekli teröristlere yönelik yürüttüğü operasyonlarda bazı bölgeleri teröristlerden arındırması, CHP eski Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu'nun, IŞID petrolünü Kuzey Iraklı ve Türk işadamlarının pazarladığını söylemesi gibi haberlere yer verilirken Suriye gelişmeleri üzerine bir yazıda kısaca şunları okuyoruz:

 

Suriye Ordusu yayınladığı bir bildiride, bu ülke silahlı güçlerinin teröristlere yönelik yürüttüğü kapsamlı operasyonlar ardından, söz konusu terör gruplarının köşeye sıkışarak ne yapacağını şaşırdıklarını belirtti.

 

Suriye ordusunun ülke genelinde dış destekli teröristlere indirdiği ağır darbeler, teröristler arasında çatışmalara neden olduğu ve teröristlerin yoğun kan kaybetmesine yol açtığına dikkat çekilen bildiride, Suriye silahlı güçlerinin teröristlerin kökünün kazınması doğrultusunda kararlı bir şekilde operasyonlarını sürdüreceği vurgulandı.

 

Suriye ordusu son günlerde Halep'te teröristlere yönelik yürüttüğü operasyonlarda birçok teröristi helak ederken, birçok bölgeyi de teröristlerden arındırdığı gelen haberler arasında.

 

Cumhuri İslami gazetesinde, İran Hac ve ziyaret kurumu başkanı Evhadi'nin Mina Faciasını takip komitesi sekreterliğinin açılacağını söylemesi, Irak ordusu ve gönüllü halk birliklerinin selahaddin eyaletinde teröristlere karşı başarılı operasyonlarını sürdürmesi, Yemen'de Suudi rejiminin saldırılarına karşı Yemen ordusu ve Halk Komite güçlerinin kararlı direnişi ve eylemleri devam ederken, Yemen halk güçlerinin Necran bölgesinde Suudi rejimine ait bir tankı vurarak imha etmesi gibi haberler göze çarparken Lübnan Hizbullah'ı genel sekreter yardımcısı Şeyh Naim Kasım'ın Hizbullah'ın teröristlerle mücadele kararlığına dair açıklamasını konu eden bir haberde kısaca şunları okuyoruz:

 

Lübnan hizbullah'ı genel sekreter yardımcısı Şeyh Naim Kasım, yaptığı açıklamada, dünya kamuoyunun Hiazbullah'ın siyonist işgalcilerle mücadele etmesinin asıl nedeni bilindiğine inandıkların belirterek, Amerika ve siyonist rejimin etkisi altındaki Batı medyasının Hizbulah karşıtı yoğun karalama kampanyası yürütmesine rağmen, dünya kamuoyunun Hizbullah'ın davasının haklılığına inandığını belirtti.

 

Filistin meselesi, hak ile batıl arasında bir savaş olduğu ve Filistin'in sadece Arap'lar veya Filistinlilere ait olmadığını kaydeden Kasım, Hizbullah'ın bölgede mazlumların haklarını savunmaya devam edeceğini vurguladı.

 

Hizbullah'ın bugün bölgede tekfirci teröristler ve Siyonist işgalcilere karşı güçlü bir duruşla mücadele ettiğini kaydeden Kasım, oysa insan hakları savunuculuğu iddiasında bulunan bazı batılı ülkelerin, pratikte teröristlerle işbirliği yaptığını sözlerine ekledi.

 

Fars haber ajansı internet sitesinde Suriye krizinin siyasi yollardan çözümlenmesine yönelik İran'ın kritik rolüyle ilgili İspanyol gazeteden naklen bir yazıda kısaca şunları okuyoruz:

 

İspanya'da yayınlanan El Apyis gazetesi, Suriye gelişmeleri üzerine yayınladığı bir yazıda, Suriye'de savaşın sonlanması için yürütülen her türlü çabada, İran'ın önemli payının olacağına dikkat çekerek, İran'ın bölgede önemli bir aktör olduğu ve Suriye'de krizinin sonlandırılmasına yönelik yürütülen müzakerelere katılımının olumlu bir gelişme sayıldığını duyurdu.

 

Suriye'de çatışmaların devam etmesi, bu ülkenin alt yapısını tahrip ettiğine dikkat çekilen yazıda, IŞİD başta olmak üzere diğer terör gruplarının ortadan kaldırılması için bütün tarafların pratik adımlar atmasının şart olduğu belirtildi.

 

Terörizm ve tekfirciliğin bugün dünya güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit ettiğine dikkat çekilen yazıda, terörizmle mücadele ettiğini iddia eden Batılı ülkelerin söz konusu iddialarını Suriye konusunda gerçek anlamda ispat etmesi gerektiği kaydedildi.

 

Bulgaristan 3 Kasım’da Bunları Konuşuyor

 

Radio Bulgaria (BNR), Bulgaristan ve İtalya Dışişleri Bakanları Daniel Mitov ve Paolo Gentoni Sofya’da AB’ye doğru göç dalgası, ekonomik göçmenler ve mülteciler arasında ayırım yapma gerekliliği, ikili ilişkiler ve Avrupa’nın enerji güvenliği konularını ele aldılar.

 

Görüşmede Bulgaristan ve İtalya’nın Avrupa gündeminin sıcak konularındaki tutumları koordine edildi ve Malta’nın başkenti La Valetta’da yapılacak “Sığınmacı zirvesi”ne vurgu yapıldı. Libya’da durumun istikrara kavuşması ve ülkenin barış ortamında başarılı gelişimine yönelik perspektifleri, AB’nin genişlemesi, Batı Balkanlar’da durum, Ukrayna ve AB-Rusya ilişkileri de görüşülen konular arasında yer aldılar.

 

BNR, Bulgaristan ve Portekiz devlet başkanları Rosen Plevneliev ve Anibal Cavacu Silva, Lizbon’da AB’nin dış sınırlarında göç baskını konusunu görüştüler.

 

İkisi Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki çatışmalara siyasi çözümün bulunmasına kadar göç dalgası ile ilgili durumun kötüleşmeye devam edeceği görüşünü paylaştılar ve Avrupa’nın bu sorun karşısında ortak bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini dile getirdiler.

 

Cumhurbaşkanı Plevneliev, Bulgaristan ve Portekiz’in yeni göç dalgası risklerini taşıyan iklim değişiklikleri ile ilgili sorunların çözümü için ortak tutuma sahip olduklarını belirtti.

 

BNR, Maliye Bakanlığı, bu yılki bütçenin beklenen güncellenmesi bağlamında Eylül ayının sonuna doğru konsolide edilmiş mali programda 318 milyon avro oranında fazla olduğunu açıkladı. Milli bütçedeki fazla 225 milyon avro, Avrupa kaynakların 63 milyon avrodur. Eylül 2014 tarihine kıyasla 760 milyon avro oranında açık kaydedildi. 30 Eylül 2015 yılına doğru konsolide edilmiş mali programı çerçevesinde giren gelir ve yardımlar 12,3 milyar avro oranında. Bu öngörülenden yüzde 76,6 oranındadır. Üçüncü üç aylığının sonunda vergi gelirlerinin yerine getirilmesi yüzde 77,3 oranındadır.