ABD 13 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Amerika’nın Sesi (VOA), Suriye’deki krizin başından bu yana izlediği politikaların somut sonuç yaratmaması nedeniyle sıkça eleştirilen Avrupa Birliği, Rusya’nın sahneye çıkmasıyla değişen dengelere ayak uydurmanın yollarını arıyor. Lüksemburg’da Avrupa Birliği dışişleri bakanlarını bir araya getiren toplantı öncesi bir açıklama yapan Avrupa Birliği Dış Politika ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Rusya’nın bir “oyun değiştirici” olduğunu söyledi. Rusya’nın oyun değiştirici olduğu ve izlediği politikayla hesapların yeniden yapılmasını gerekli kıldığı Avrupa Birliği’nin çok hoşlanmamakla birlikte kabul etmek zorunda kaldığı bir durum.

 

Rusya’nın askeri unsurlarla devreye girmesinden net şekilde rahatsız olan Avrupa Birliği bu konudaki sıkıntısını toplantının sonunda yayımlanan sonuç bildirisine, “Askeri tırmanma çatışmayı uzatma, siyasi sürecin altını kazma, insani durumu kötüleştirme ve radikalleşmeyi artırma riski taşıyor” ifadeleriyle yansıttı. Rusya’dan, Birleşmiş Milletler tarafından terörist örgüt olarak belirlenenlere yönelik olanlar hariç saldırılarını derhal durdurmasını isteyen Avrupa Birliği’nin Suriye’deki “ılımlı siyasi muhalefete” ve onlara bağlı silahlı gruplara, “Suriye halkına bir alternatif sunmak” amacıyla ortak bir yaklaşımda birleşme çağrısı yapması da dikkat çekti.

 

VOA, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1915 olaylarını “soykırım” olarak nitelemeyi reddedenlerle onları cezalandırmak isteyenlerin tezlerinin çarpıştığı davada nihai kararını açıklayacak.

 

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in İsviçre’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) ifade özgürlüğü ihlalinden mahkum ettirdiği davada nihai karar aşamasına gelindi. AİHM’nin temyiz organı olarak görev yapan 17 yargıçtan oluşan Büyük Daire, ocakta ele aldığı davaya ilişkin kararını perşembe günü açıklayacak.

 

“Perinçek-İsviçre davası” olmaktan çıkıp uluslararası bir boyut kazanan ve alınacak karar ne olursa olsun tartışma yaratma potansiyeline sahip davanın temyiz duruşmasında Perinçek, İsviçre’de ceza almasına neden olan “Ermeni soykırımı uluslararası bir yalandır” sözlerinin arkasında durdu. Sürece müdahil olan taraflar arasında yer alan Türkiye ise Perinçek’i son dönemde uluslararası platformlarda çok büyük sıkıntı yaşadığı ifade özgürlüğü ve AİHM’de bu alanda aldığı cezalarla savundu.

 

Perinçek ve İsviçre arasındaki davaya müdahil taraf olan Türkiye ve Ermenistan’ın yanı sıra çok sayıda sivil toplum kuruluşu da yazılı prosedür kapsamında katkı sunmuştu. Büyük Daire tarafından alınacak karara tarafların itiraz hakkı bulunmuyor. Perşembe günü açıklanacak dava nihai ve tüm taraflar açısından bağlayıcı nitelikte olacak.

 

VOA, Amerika’nın IŞİD’e karşı mücadelede işbirliği yaptığı Suriyeli Kürt gruplar, ele geçirdikleri yerlerde Arap ve Türkmenleri evlerinden çıkarıp, göçe zorlamakla suçlanıyor.

 

Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’nin terörist ilan ettiği PKK örgütünün bir uzantısı olan Suriyeli Kürtlerden oluşan YPG’nin, IŞİD’in elinden geri aldığı köyleri ya IŞİD yanlısı oldukları ya da geçmişte hesaplaşma adına yakıp-yıktıklarını bildirdi.

 

Af Örgütü’nün bu konuyla ilgili raporu yayınlanmadan bir gün önce, Amerika, aralarında YPG’nin de bulunduğu Suriyeli muhaliflere 50 tonluk silah ve cephane yardımı yapmıştı.

 

YPG, evlerin askeri açıdan gerekli olduğu için boşaltıldığını iddia etse de Af Örgütü, bu açıklamayı kabul etmiyor; Haseki ve Rakka’ya gönderdiği araştırmacıların böyle bir gerekliliğin olmadığı sonucuna vardığını dile getiriyor.

 

Görgü tanıkları ve uydu görüntülerine dayandırılan Af Örgütü raporunda, YPG üyelerinin, insan haklarını tamamen hiçe saydıkları belirtiliyor.

 

VOA, ABD, geçen hafta duyurduğu gibi, Suriye’nin Haseke bölgesine 50 ton silah ve cephane indirdi.

 

Suriye’nin Haseke bölgesi PKK ile bağlantılı olan PYD ve silahlı kolu YPG ile Arap milis güçlerinin denetimi altında. PKK’yı “terör örgütü” olarak tanımlayan Amerikan yönetimi YPG için aynı sıfatı kullanmıyor. PYD ve YPG, Arap milis grupları ve Süryani kuvvetler “Suriye Demokratik Güçleri” adlı bir yapılanma altında IŞİD’e karşı birlikte hareket ediyor.

 

ABD Savunma Bakanlığı,  C-17 nakliye uçakları ile havadan bir düzine balya halinde silah ve cephanenin indirildiğini doğruladı. Havadan askeri yardım Amerikan savaş uçaklarının korumasında gerçekleşti. İndirilen balyalarda küçük çaplı silahlar ve el bombası gibi malzemelerin bulunduğu ifade edildi. Pentagon’dan yapılan açıklamada, yerel güçlere IŞİD’e karşı havadan silah ve cephane desteği verildiğini bildirdi.

 

Çin 13 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Çin Devlet Radyosu (CRİ), Çin Ticaret Bakanlığı istatistiklerine göre, yılın ilk dokuz ayında Çin'de yeni kurulan yabancı sermayeli işletme sayısı 18 bin 980'e ulaşarak geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,1 oranında arttı.

 

Fiilen kullanılan yabancı sermaye 584 milyar 740 milyon yuana ulaşarak geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9 büyüdü.

 

Çin Ticaret Bakanlığı Yabancı Sermaye Dairesi Başkanlığı'na göre, ileri teknolojiye dayalı hizmet ve imalat sektörlerinde yabancı sermaye çekiminde artış korundu.

 

Yılın ilk dokuz ayında Çin'in doğu, orta kesim ve batı bölgelerinde fiilen kullanılan yabancı sermayede artış kaydedildi.

 

CRİ, Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Siyasi Bürosu dün küresel yönetim düzeni ve sistemi konusunda bir seminer düzenledi.

 

Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Xi Jinping, seminerde yaptığı konuşmada, "Çin'in küresel yönetim sistemine katılması, Çin milletinin rönesansını öngören Çin rüyası hedefine kavuşmayı amaçlamaktdır" diyerek, fırsatlardan etkin şekilde faydalanılarak, meydan okumalara karşılık verilmesi gerektiğini vurguladı.

 

Yurtiçinde ve yurtdışında yaşanan temel eğilimlerin dikkatle incelenmesinin önemine değinen Xi, küresel yönetim sisteminin daha sağlıklı hale getirilmesi için etkin çaba harcayacaklarını söyledi. Xi, Çin'in kalkınmasına ve dünya barışına önemli katkılar sağlamaya devam edeceklerini söyledi.

 

Xi Jinping, BM merkezli uluslararası düzenin korunması gerektiğine işaret ederek, ticaret ve yatırım alanlarında korumacılığına açıkça karşı çıkacaklarını belirtti.

 

Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarında reformun etkin şekilde ilerletilmesi gerektiğini ifade eden Xi Jinping, yeni yükselen ekonomiler ve gelişmekte olan ülkelerin söz hakkının yükseltilmesinin önemine değindi.

 

Xi Jinping, küresel yönetim kurallarında demokratikleşme ve hukukun üstünlüğünün sağlamlaştırılması suretiyle, çok sayıda ülkenin iradesinin küresel yönetime yansıtılması çağrısında bulundu.

 

CRİ, Çin Gümrük Genel Müdürlüğü tarafından bugün açıklanan verilere göre, Çin'in ithalat ve ihracat hacmi bu yılın ilk üç çeyreğinde 17 trilyon 870 milyar yuana ulaşarak, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,9 düştü.

 

İhracat hacmi 10 trilyon 240 milyar yuan ile yüzde 1,8'lik bir düşüş yaşarken, ithalat hacmi de 7 trilyon 630 milyar yuanı bularak yüzde 15,1 düştü.

 

Çin Gümrük Genel Müdürlüğü Sözcüsü Huang Songping Beijing'de düzenlenen basın toplantısında, dünya ekonomisinde yaşanan derin düzeltmenin devam ettiğini ancak toparlanmanın genel olarak güçsüz olduğunu ve belirsizliğin sürdüğünü söyledi.

 

Huang, Çin'in büyüme hızında yavaşlama baskısıyla karşı karşıya kaldığını ve Çin'in dış ticaretindeki artış hızında düşüş görüldüğünü ancak dış ticaretin kalitesinin iyileştiğini belirtti.

 

CRİ, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, dün Dışişleri Bakanlığı'nda Suriye Devlet Başkanı Siyaset ve Basın Danışmanı Buseyna Şaban ile görüştü.

 

Görüşmede, uluslararası toplumun terörle ortaklaşa mücadele etmesi gerektiğine işaret eden Bakan Wang Yi, Çin'in uluslararası hukuka uygun ve ilgili ülkenin izniyle yapılan terörle mücadele operasyonlarına destek verdiğini ifade etti.

 

Wang, Çin'in krizin siyasi çözüme bağlanması için tarafların yeni tur görüşmelerde bulunmalarını beklediğini dile getirdi.

 

İnsani krizin hafifletilmesinin en acil görev olduğuna dikkat çeken Wang, Ortadoğu bölgesindeki mülteci akınının bölge ve çevresinde istikararı olumsuz etkilediğini, tarafların insani krizi gidermek için ilgili önlem almaları gerektiğini ileri sürdü.

 

Wang Yi ayrıca, Suriye'nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü korumasını, bunun yanı sıra kendi şartlarına uygun gelişme yolu arayışını desteklediklerini dile getirdi. Wang Suriye'nin geleceğine Suriye halkının karar vereceğini belirtti.

 

Şaban ise görüşmede, Suriye'nin mevcut durumu ve Şam yönetiminin tutumunu aktardı.

 

Şaban, krizin siyasi yoldan çözülmesi için harcanan tüm çabaları desteklediklerini kaydederek, Çin'in Suriye sorunu üzerindeki tutumunu takdirle değerlendirdi.

 

Rusya 13 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Sputnik, Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) Direktörü Aleksandr Bortnikov, Suriye'deki teröristlerin, mültecilerin Avrupa, Asya ve Rusya'ya geçmek için kullandığı koridorlardan yararlanarak ülkeyi terk etmeye çalıştığını açıkladı.

 

Bortnikov, Nalçik kentinde düzenlenen Rusya Ulusal Terörle Mücadele Komitesi toplantısında, "Suriye'de Rusya Silahlı Kuvvetleri'nin desteğini alan hükümet ordusunun başarılı eylemleri bazı büyük militan yığınlarının dağılmasına yol açtı. Teröristlerin çatışma bölgelerini terk etme girişiminde bulunduğuna dair bilgiler var. Onlar, mülteci koridorlarından yararlanarak terörist saldırılar düzenlemek amacıyla Avrupa, Asya ve ayrıca Rusya'ya sızmaya çalışıyorlar" dedi.

 

Sputnik, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da 97 kişinin hayatını kaybettiği canlı bomba saldırısına ilişkin yaptığı açıklamada, "Bu saldırı Türkiye'ye yapılmıştır. Saldırının hedefi ülkemizin ve milletimizin tamamıdır" dedi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Finlandiyalı mevkidaşı Niinistö ile soruları yanıtlıyor. Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şöyle:

 

"Türkiye'nin birliğine, beraberliğine, huzuruna, istikrarına, hedeflerine yönelik bu terör saldırısını bir kez daha şiddetle kınıyorum. Şu gerçeğin tüm dünya ve tüm vatandaşlarımız tarafından bilinmesini istiyorum: Bu saldırı Türkiye'ye yapılmıştır. Saldırının hedefi, orada bulunan vatandaşlarımızla birlikte ülkemizin ve milletimizin tamamıdır.

 

Biz terörü, kendini nasıl tanımladığına, hangi ismi kullandığına, söylemine, yöntemine göre tasnif etmiyoruz, sadece bu sıfatla adlandırıyoruz. Meseleye bu şekilde yaklaşmayan, terör karşısında, terör örgütleri karşısında çifte standart kullanan herkes, açık söylüyorum, teröre destek vermektedir.

 

Biz ölümler arasında ayrım yapmadığımız gibi, katiller arasında da ayrım yapmıyoruz. Bu hadise de titizlikle araştırılıyor, suçlular yakalanıp adalete teslim edilecek."

 

Sputnik, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna'nın Rusya'ya olan 3 milyar dolarlık kredi borcunun Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından ödenmesini teklif etti.

 

Hükümet üyeleriyle bir araya gelen Başkan Putin, "IMF, borcunu ödeyebilmesi için Ukrayna'ya 3 milyar dolar vermeyi neden istemiyor? Bence bu yol daha kolay olur: Ukrayna'ya 3 milyar dolar verin, o da borcunu ödesin ve herkes mutlu olsun" dedi.

 

Putin, Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov'dan Kiev'e 3 milyar dolar aktarılması konusunu IMF ile görüşmesini istedi.

 

Moskova ile Kiev arasında borç sorunun çözümü için cumartesi günü görüşme yapılmış, ancak toplantıdan olumlu sonuç çıkmamıştı.

 

Sputnik, Irak Parlamentosu Savunma ve Güvenlik Komitesi Başkanı Hakim Ez Zamili, bir haftadır Bağdat’taki istihbarat merkezinin sağladığı verileri kullanarak IŞİD hedeflerine karşı hava saldırısı gerçekleştirdiklerini açıkladı.

 

Irak Hava Kuvvetleri’nin Rusya, İran ve Suriye’nin katılımıyla Bağdat’taki kurulan istihbarat merkezinden yardım alarak IŞİD’e saldırı düzenlediğini söyleyen Zamili,  şöyle konuştu: “Rusya, Irak’ta IŞİD’e karşı hava saldırısı düzenlemese de bize, işimize çok yarayan veriler sunuyor.”

 

Zamili, pazarı günü üst düzey IŞİD liderlerinin bulunduğu konvoya yapılan saldırının da Bağdat’taki merkezden edinilen istihbarat doğrultusunda gerçekleştirildiğini açıkladı. Bir haftadır operasyonel hale gelen istihbarat merkezinim işleyişi hakkında bilgi veren Zamili “Merkez, IŞİD’le mücadele için veri toplama, işleme ve analiz etme gibi konulara odaklanacak. 3 aylık rotasyon düzenine göre Rusya, Suriye, Irak ve İranlı yetkililer tarafından yönetilecek” dedi.

 

Rusya, Irak, Suriye ve İran, IŞİD’le mücadele operasyonlarının koordinasyon içinde yürütülmesi için eylül ayında Bağdat’ta istihbarat merkezi kurulmuştu.

 

Sputnik, Rusya’nın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’dan gelen talep üzerine 30 Eylül’de IŞİD’e karşı başlattığı operasyonları sürerken, 'Esad’ı Destekle' yazılı tişörtler başkent Moskova’da satışa sunuldu.

 

Tişörtlerin satışa sunulduğu Facebook hesabından duyuran Rus işadamı İlya Varlamov, “Suriye’de başlatılan operasyonların ardından Rusya Savunma Bakanlığı yeni bir giyim serisi çıkardı. 'Esad’ı Destekle' yazılı tişörtlerde ayrıca IŞİD’e karşı yapılan hava saldırılarının fotoğrafları yer alıyor” ifadelerini kullandı.

 

İngiltere 13 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Ankara'da Cumartesi günü yapılan bombalı saldırı İngiltere gazetelerinde yer tutmaya devam ediyor.

 

Independent "Yas tutanlar 'katil Erdoğan'ı suçluyor" başlığını kullanıyor.

 

Nur adlı bir taksi şöforünün son 3 gündür yaşadıklarını anlatarak başlayan haberde, patlamada yaralanan arkadaşını taksisiyle hastaneye getiren Nur'un "Yaralılara yardım edecek bizden başka kimse yoktu" sözlerine yer veriliyor.

 

Ülkede ilan edilen ulusal yasa rağmen şiddetin devam ettiğine dikkat çekilirken, muhaliflerin bu durumdan "güvenliği sağlayamayan devleti" sorumlu tuttuğu belirtiliyor.

 

Haberde Pazartesi günü yapılan cenaze törenlerinde hükümet ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıtı sloganlar atıldığı kaydediliyor.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın patlamanın ardından yaptığı yazılı açıklamadan başka bir tepki vermediği ve sessiz kalmayı seçtiği de Independent'ın vurgu yaptığı bir diğer nokta.

 

Times gazetesi, üst düzey bir güvenlik yetkilisinin, Emniyet'te Gülen cemaatine üye oldukları gerekçesiyle görevden alınan polislerin yarattığı boşluğun, Türkiye'yi saldırılara karşı daha kırılgan hale getirdiği iddiasına yer veriyor.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Aralık 2013'te partisi AKP'yi yolsuzluk iddialarından temizlemeye çalışırken başlattığı operasyonda 350 üst düzey polisin görevden alındığı, bunun da teşkilatta boşluklara yer açtığı belirtiliyor.

 

Gazetenin konuştuğu, ismi verilmeyen üst düzey güvenlik yetkilisi "Gülen cemaatine yönelik operasyonda 20 yıldan fazla deneyimi olan polisler görevden alındı, yerlerine AKP'yi yolsuzlukla suçlamayacağından emin olunan polisler getirildi. Şu an polisin istihbarat ve terörle mücadele bölümünde çalışanlardan hiçbiri ne yaptığını bilmiyor" diyor.

 

Haber şöyle devam ediyor:

 

"Konuştuğumuz kaynak, evcilleştirilmiş polis gücünün IŞİD'in ülke içinde hareket etmesine izin verdiğini belirtiyor. Hükümet Ankara'daki saldırıyla ilgili IŞİD'i suçluyor ama birçok Türk saldırının hükümetin işi olduğuna ve seçim öncesi tansiyonu arıtramk için yaptığına inanıyor".

 

Gazete polisin Ankara saldırısıyla ilgili olarak Yunus Emre Alagöz'ü aradığını, kardeşinin Temmuz'da Suruç'ta kendisini patlattığı günden bu yana Alagöz'ün kayıp olduğunu bildiriyor.

Guardian'ın Ankara'daki muhabiri ise ülkede saldırıdan sonra oluşan yas havasının öfkeye döndüğünü, öfkenin cenazelerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'ye yönedilğini belirtiyor.

 

Haberde sözlerine yer verilen ve Kürt olduğu belirtilen Yüksel adlı bir gösterici, patlama sonrasını "cehennem" olarak tanımlıyor: "Vücudunun sağ tarafı ciddi şekilde yaralanmış olan bir kadın bana tutunup 'yardım et, yardım et' dedi. Eğilmiş yardım ederken bir polis beni tutup kenara attı ve yardım edemeyeceğimi söyledi. Onların ölmüş göstericilere 'terörist' dediğini duydum. Yanlarına gidip 'siz Müslüman olamazsınız' dedim".

 

Gazete, sendikaların patlamalardaki ölü sayısının 180'ı bulabileceğini tahmin ettiğine dikkat çekiyor.

 

Haber Ankara'da Numune Hastanesi'nde tedavi görmekte olan bir yaralının sözleriyle son buluyor: "Gözlerimi kapadığımda ceset parçaları görüyorum".

 

İngiliz tarihçi Mark Almond, Daily Telegraph'taki yazısına "Türkiye Pakistan mı oluyor?" başlığını atmış:

 

"Bir yıl önce Türkiye'yi böyle bir karşılaştırmaya sokmak mantıksız görünürdü. 2000'den sonra Türkiye, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelerin demokrasi ve ekonomik gelişmeyi birlikte götürebileceğini gösteren bir örnek haline gelmişti. Ancak son yıllarda Türkiye'deki yavaşlama gittikçe daha görünür oldu. Ankara'da yaşanan saldırı, ülkenin yinelenen terörizm sorununun son örneği".

 

Yazıda asıl şüphelinin IŞİD olduğu Türkiye hükümetince açıklanmış olsa da, sonrasında IŞİD ile savaşan Kürt hedeflerine saldırılar düzenlendiği belirtilirken, bunun Erdoğan'ın dış politikasının ne kadar "karanlık" olduğunun bir göstergesi olduğu yorumu yapılıyor.

 

Almond Kürtlerin çoğunluğunun son aylardaki saldırılardan hükümeti sorumlu tuttuğunu yazarken, bunun korkunç bir şekilde Pakistan gizli servisince Taliban ve Afganistan'daki El Kaide arasında oynadığı ikili oyunu hatırlattığına dikkat çekiyor.

 

Yazı "Tabi ki Türkiye de Pakistan gibi sadece sınırları içinde büyüyen bir tehditle karşı karşıya değil. İkisi de zorlu bir coğrafyada yer alıyor. İkisi de Batılı müttefiklerinin, durumlarını daha da kötüleştirecek politikalar izlediğini iddia edebilir. Ama her ikisi de kendi kendine açtığı yaraları iyileştirmek zorunda".

 

Financial Times gazetesinde, Suriye'deki gelişmelerin, Ankara ile Moskova ilişkilerinde neden olduğu gerilimi inceleyen detaylı bir yazı yer alıyor.

 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen yıl Rusya'nın Soçi kentinde yapılan Kış Olimpiyatları'nın açılışına katılan tek Batılı lider olduğu hatırlatılarak başlayan makalede, bu sıcaklığın bugün artık uzak bir hatıra olarak göründüğü belirtiliyor.

 

Suriye'de Esad yönetimini destekleyen Putin ile Esad'a karşı olan Erdoğan'ın bu yüzden ihtilafa düştüğüne, bunun da önemli enerji ilişkilerini tehdit ettiğine dikkat çekilen haber, şöyle devam ediyor:

 

"Türkiye, Rusya doğalgazının ikinci büyük tüketicisi. Karadeniz'den geçecek olan yeni boru hattının bu ilişkiyi daha da sağlamlaştırması bekleniyordu. Ama şimdi projenin geleceği belirsiz".

 

Erdoğan'ın geçen hafta Rusya'ya yaptığı doğalgaz ve nükleer santral uyarılarını hatırlatan gazete, Türkiye'nin bu tehdidinin Rusya'nın ekonomik olarak Batı'dan daha da izole olmasına neden olabileceğine dikkat çekiyor.

 

"Moskova bu tehditleri görmezden gelirken, normalde sakin olan Rus medyası ise endişeli" yorumu yapılıyor.

 

Haberde görüşüne yer verilen Ekonomi ve Dış Politika Merkezi (EDAM) Başkanı Sinan Ülgen, iki ülke arasında, Suriye konusunda oldukça kırılgan olan "anlaşmazlıkta anlaşma" politikasının artık sürdürülemez olduğunu ifade ediyor.

 

İki ülke arasındaki doğalgaz, inşaat sektörü ve turizm ilişkilerine dair rakamların verildiği makalede, Türkiye'nin geçen yıl Rusya'dan 27.4 milyar metreküp gaz ithal ettiği, bunun da toplam tüketiminin %56'sına denk geldiği; Türk inşaat şirketlerinin Rusya'daki Kış Olimpiyatları'nda 50 milyar doalrdan fazla ihale aldığı; sadece geçen yıl 3.3 milyon Rus turistin Türkiye'ye giderek ülke ekonomisine 3.7 milyar dolar kazandırdığı belirtiliyor.

 

Gazete, karşılıklı çıkar ilişkisinin özellikle enerji sahasında nasıl koparılabileceğinin belirsiz olduğuna dikkat çekiyor.

 

Rusya Ulusal Enerji Güvenliği Vakfı Başkan Yardımcısı Alexei Grivach "Türkiye Rus gazına sırtını dönemez, Rusya'nın yerini alabilecek bir alternatifleri yok" diyor.

 

Almanya 13 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Schwäbische Zeitung gazetesi Ankara’daki bombalı saldırıya ilişkin şu görüşlere yer veriyor:

 

“Ankara’daki kitlesel katliamın arkasında kimlerin olduğu henüz bilinmiyor. Ancak açık olan şu: Olayın arkasında kim olursa olsun bu saldırı Türklerle Kürtler arasındaki anlaşmazlığı uğursuz bir biçimde fişeklemektedir. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda baş sorumlu kişidir. Kürtlere karşı girişimlerde bulunmak için Suriye krizini gerekçe olarak göstermiştir ama terörist örgüt IŞİD’e karşı şimdiye kadar daha ziyade hoşgörülü davranmıştır.”

 

Süddeutsche Zeitung, internette yayımlanan Mike Szymanski imzalı yorumunda “Korkunç Şüphe” başlığını kullanmış. Gazete, Ankara’daki saldırının ardından halkın AKP’ye karşı güvenini yitirdiğini, bir zamanların reform partisinin büyük vaatlerinden hiçbir şey kalmadığını da belirtmiş. Yorumun devamında şu satırlar göze çarpıyor:

 

“Türkiye’de “karanlık güçlerin”, yani devlet temsilcileriyle suç şebekeleri arasındaki gizli ağı oluşturan ve derin devlet diye anılan çevrelerin dönemi AKP ile artık kapandı diye düşünülüyordu. Ancak 13 yıllık iktidarı süresince AKP devletin tüm kilit noktalarını ele geçirdi. Erdoğan’ın devletine neden bu kadar güvensizlik var diye soranlar varsa, onlar üst düzey hükümet yetkililerine karşı yolsuzluk davaları yürüten savcıların görev yerlerinin nasıl değiştirildiğine bakmalıdırlar. Ya da IŞİD’e tırlarla silah gönderildiği yönünde haber yapan Cumhuriyet gazetesinin şef redaktörüne karşı hükümetin tavrına baksınlar. Bu noktada gerçekten de bu devletin her şeyi yapması beklenebilir mi? Nitekim Erdoğan’ın Rize'deki teröre hayır mitingine katılan, 2014’de hapisten çıkmış mafya babası Sedat Peker, “Biz kimseyi vurmayacağız ancak meşru savunma hakkımız hâsıl olduğu zaman oluk oluk kan akacak. Recep Tayyip Erdoğan giderse Türkiye gider. Diz çökerse Türkiye diz çöker' diye konuşabiliyor.”

Lüneburg’da yayımlanan Landeszeitung gazetesi, “Almanya Başbakanı Angela Merkel’ın Türkiye’daki seçim ortamına, Ankara’daki katliamın devam eden hararetine ve korkutucu şüphelerin atmosferi zehirlemesine rağmen 18 Ekim pazar günü Türkiye’yi ziyaret etmekte ısrarlı olduğunu” belirtiyor ve yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

 

“Başbakanlık Dairesi, istikrarlı bir Türkiye’nin Almanya’nın çıkarına olduğunu duyurdu. Doğru bir saptama bu, ancak üzülerek söylemek gerekirse, Berlin bu saptamayı yapmakta biraz gecikti ve üstüne üstlük bunu Türkiye’nin yardımıyla mülteci akınını durdurmayı ümit ettiği için, yani tamamen egoist gerekçelerle yaptı. Merkel şimdi uzlaşması mümkün olmayan iki kutba ayrılmış ve AB tarafından da istikrara kavuşturulamayacak bir ülkeye resmi geziye gidiyor. Eğer Avrupa daha önceleri Türkiye’nin değerini bilmiş olsaydı, belki o zaman Türk dünyası da daha az yıpranmış olurdu.”

 

Berlin’de yayımlanan Der Tagesspiegel ise AB ile Türkiye arasındaki ilişkileri ele aldığı yorumunda, AB’nin dış sınırlarını sadece ve sadece komşuları da kendi görevlerini yerine getirdiği takdirde kontrol edebileceğini, bunun mülteci akınının kontrolünde vazgeçilmez bir önşart olduğunu belirtiyor. Bu noktanın da Türkiye’yi başka herhangi bir devletten daha fazla ilgilendirmesi gerektiğine işaret ediyor. Yorumda şu satırları okuyoruz:

 

“Sadece ve sadece AB Türkiye’yi güvenli üçüncü ülke olarak tanımlarsa, o zaman bu ülkeden gelen mültecileri Almanya’ya kabul etmek zorunda olmaz. Erdoğan’ın antidemokratik tavırlarına işaret ederek bu çözüme yanaşılmazsa, o zaman her ay onbinlerce mültecinin Almanya’ya gelmesine de tahammül edilmesi gerekir. Kısacası, Avrupa’nın Türkiye ile iç savaş mültecilerinin geri kabulünü düzenleyen bir anlaşma imzalaması gerekmektedir. Bunun için de AB’nin kesenin ağzını açması, geri gönderilenlerin kamplarda ihtiyaçlarının karşılanması için finansal katkı göstermesi zorunludur.”

 

İran 13 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Risalet gazetesinde Ankara'da yaşanan patlamaların ardından ülke genelinde hükümet karşıtı protesto gösterilerinin devam etmesi, Siyonist rejim askerlerinin Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik saldırılarını sürdürmesi, Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik saldırılarıma devam etmesi gibi haberlere yer verilirken, Suriye gelişmeleri üzerine Lübnan'lı siyasi analist Fadi Akum'un kaleme aldığı yazısını konu eden  bir haberde kısaca şunları okuyoruz:

 

Lübnan'li siyasi analist Fadi Akum, Suriye gelişmeleri üzerine yaptığı açıklamada, Rusya'nın Suriye'de teröristlerle mücadelede Şam yöntimiyle işbiriliği yapmaya başlaması,Suudi Arabistan'ı Suriye'ye yönelik yürüttüğü siyasetlerini gözden geçirme mecburiyetinde bıraktığını kaydetti.

 

Sputnik haber ajnasına demeç veren Akum, mevcut durumuda Arabistan'ın Suriye konusunda yürüttüğü siyasetlerinde köklü bir değişime gitmeye başladığına tanıklık edildiği, Suçi oturumu bu değişime bir başlangıç sayıldığını belirtti.

 

Suud rejiminin Suriye konusunda yenik düşen siyasetlerinin ağırlığına katlanabilmesi için bu sefer Rusya kapısından Suriye'deki oyuna geçmek istediği ve devre dışı kalmak istemediğini kaydeden söz konusu siyasi analist, Suud rejiminin bölgede izlediği bütün siyasetleri ve planları bozguna uğramaya başladığını söyledi.

 

Suud rejiminin Suriye gelişmeleriyle ilgili yaptığı hesap hatası, bugün Arabistan için ağıra patladığını kaydeden Lübnan'lı siyasi analist, Rusya'nın Suriye'de teröristlere karşı doğrudan mücadele sahasına inmesi, bölgedeki denklemleri alt üst etmeye başladığı, yeni denklemin, Yemen ve Lübnan başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinde de denklemlerin değişmesine yol açacağı bu ise, Rusya, Suriye ve İran üçlüsünün bölgedeki nüfuz derinliğini gösterdiğini sözlerine ekledi.

 

Cam-i Cem gazetesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un, Suriye'de IŞİD'e yönelik operasyonlar sırasında havada kaza gibi istenmedik durumlar yaşanmasını engellemek için ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon ile anlaşmaya vardıklarını açıklaması, Irak ordusunun bu ülkenin Selahaddin eyaletinde IŞİD teröristlerine yönelik başarılı operasyonlarını sürdürmesi gibi haberler göze çarparken, Amerika'nın dış siyasetiyle ilgili bir değerlendirme yazısında kısaca şunları okuyoruz:

 

Amerika'lı siyasi analist Harlan Olman, Amerika'nın dış siyasetlerini eleştirdiği açıklamasında, son on yılda Amerika'nın Ortadoğu'da izlediği siyasetlerinin yetersiz kaldığı ve beklentileri karşılayamadığını belirtti.

 

Londra'da uluslararası stratejik etüt merkezinde konuşan Olman, halihazırda dünya ülkelerinin ekonomik kriz ve radikalizm gibi sorunlarla karşı karşıya olduğu, fakat şimdiye kadar söz konusu sorunlarla mücadele konusunda belli bir stratejinin ortaya konulmadığını belirterek, Amerika'nın şimdiye kadar sözde terörizmle mücadele politikalarının her hangi bir getirisi olmadığını kaydetti.

 

IŞİD terör örgütünün Aqmerika ve İngiltere'nin Irak'a yaptığı saldırı sonucu ortaya çıktığını kaydeden söz konusu siyasi analist, Irak işgali ardından bu ülkede oluşan iktidar boşluğu IŞİD terör örgütünün nemalanmasına yol açtığını vurguladı.

 

Fars haber ajansı internet sitesinde Suriye gelişmeleri üzerine bir yazıda kısaca şunları okuyoruz:

 

Almanya başbakan yardımcısı Sigmar Gabriel, Batı'nın Rusya'ya yönelik siyasetlerinin yanlış olduğunu belirterek, Rusya'nın katılımı olmadan Suriye krizinin çözümü imkansız olduğunu kaydetti.

 

Batılı ülekelerden Rusya'nın siyasetlerine yönelik derinlemesine bir bakış açısı sergilemesi gerektiğini kaydeden Gabriel, Batı'nın Rusya'nın Suriye'ye yönelik siyasetlerini tenkit edeceğine, Moskova yönetimiyle Suriye krizinin aşılması bağlamında işbirliği arayışında olması gerektiğini belirtti.

 

Rusya'ya yönelik yaptırımların doğru olmadığını kaydeden Gabriel, Batının Suriye krizinin çözümlenmesi konusunda Rusya ile işbirliği yapmak istemesi durumunda, ilk önce Rusya'ya karşı yaptırımları sonlandırması gerektiğini söyledi.

 

Bulgaristan 13 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Radio Bulgaria, Ankara’da 10 Ekim’de düzenlenen ölümcül saldırı ile ilgili olarak  Dış İşleri Bakanlığı Türkiye’yi ziyaret eden Bulgarlara İstanbul’da  ‘Taksim’  meydanını  ve ‘İstiklal’ caddelerini ziyaret etmemelerini, toplumsal etkinliklerin düzenlendiği yerlerden uzak durmalarını  uyardı.Dışişleri bakanlığının resmi çağrısında ülkenin başka büyük şehirlerinde de büyük dikkatle  dolaşmaları için çağrıda bulundu.

 

Radio Bulgaria, Bulgaristan hükümeti ‘Shell’ şirketine Karadeniz’de petrol ve gaz araştırması için 5 yıllık izin verdi. Firma enrji kaynaklarını araştırmak için tek adaydı. Araştırmalar ‘Blok 1-14 Silistar’ bölgesinde yapılacak. ‘Shell’ araştırmalar için KDV hariç 18.9 milyon Avro yatırım yapacak ve devlete anlaşmanın imzalanmasından sonra  KDV hariç 4.9 milyon bonus ödeyecek.

 

Radio Bulgaria, Uluslararası  Para Fonu ve Dünya bankası örgütleriyle Peru’da düzenlenen yıllık oturumda, Merkez Banka müdürü Dimitır Radev’in yönetimindeki Bulgar heyeti uluslararası finansal kurumların temsilcileriyle görüştüler.Bu görüşmelerde Bulgaristan’ın ekonomisinin istikrarlı siyasi ortamda geliştiği ve dış sorunlara rağmen 2014 yılının sonunda Merkez Bankanın beklentilerinde daha büyük artış kaydettiğini vurguladılar. Kasım ayında İMF Bulgaristan  misyonu güncel ekonomik durumu ve izlenen politikaları tartışacak.

 

İspanya 13 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

La Vanguardia, İspanya Brüksel’den beklediği desteği alamadı.

 

Avrupa Komisyonu hazırladığı raporda Rajoy hükümetini sert bir şekilde eleştirdi ve hazırlanan bütçe planının gerçeklerden uzak olduğunu vurguladı.

 

Hatta Brüksel daha da ileri giderek 20 Aralık seçimlerinden sonra iktidara gelecek yeni hükümetin Rajoy tarafından hazırlanan bütçe planını yenilemesi gerektiğini söyledi.

 

Brüksel’in soğuk duş etkisi yaratan bu sözlerine hükümet kanadından tepki ise gecikmedi. Maliye Bakanı Luis de Guindos “İspanya her zaman verdiği sözleri tutmuştur ve bu defa da tutacaktır” dedi.

 

Dışişleri Bakanı Margallo ise Brüksel’e iğneleyici bir yanıt verdi. Margayyo: “Bu açıklamaları neye dayanarak yapıyorlar? Sanırım yıldızların durumuna bakarak ve astrolojiyi kullanarak!” dedi.

 

La Vanguardia, Kral VI. Felipe ve ailesinin başkanlık ettiği 12 Ekim Ulusal Gün kutlamalarına bu sene geniş katılım vardı. Seçimler öncesinde Halk Partisi (PP) ve Sosyalist İşçi Partisinin (PSOE) aday kadroları eksiksiz olarak tören alanında yerlerini aldılar. Ancak Podemos lideri Pablo Iglesias törene katılmadı. Aynı şekilde Katalunya, Navarra ve Bask Özerk Yönetim liderleri de programlarının yoğunluğundan ötürü törene katılamayacaklarını ilettiler. Öte yandan, Barselona Belediye Başkanı Ada Colau’nun sosyal medyada yaptığı açıklamalar 12 Ekim’e damgasını vurdu. Kolau “Soykırımı kutlamak o devletin utancıdır. Üstelik bunu 800 bin euroya mal olan bir askeri geçit töreniyle yapıyorlar” dedi.

 

İtalya 13 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

La Repubblica, L’Espresso dergisinin Vatikan uzmanı gazetecisi Sandro Magister’in dünkü blogunda yayınladığı mektup bilmeceye döndü.

 

5 Ekim günü Papa’ya takdim edildiği söylenen mektubun altında hepsi muhafazakar kanattan 13 kardinalin imzası bulunuyor. Kardinaller Papa’nın metotlarını eleştiriyorlar. En başta da Papa’nın boşananların yeniden evlenebileceği konusundaki sözlerini.

 

Magister söz konusu 13 kardinalin tek tek ismini de yayınladı. Ancak birkaç saat içinde dört kardinal böyle bir mektuba imza atmadıklarını söyledi. Kardinal Scola da aynı şekilde “Ben hiçbir mektup imzalamadım. Biz burada ortak bir ruhla çalışıyoruz ve içimizde parti yok” dedi.

 

Corriere Della Sera, Vatikan uzmanı Sandro Magister’in dün blogunda yayınladığı mektup tartışma yarattı.

 

Magister’e göre mektup Papa’nın metotlarını eleştiren 13 kardinalin imzasını taşıyordu ve 5 Ekim tarihinde Papa’ya sunulmuştu. Söz konusu 13 kardinalin hepsi muhafazakar kanattandı.

 

Ancak mektubun blogda yayınlanmasının ardından önce Kardinal Scola “Ben böyle bir metin imzalamadım, biz uyum ve huzur içinde çalışıyoruz” diyerek itirazını belirtti. Ardından Kardinal Vingt-Trois, Piacenza ve Erdö de metni yalanladı. Kardinal Fox Napier ise imzasını geri çekmek istediğini, zira imzası olan metinle bunun farklı metinler olduğunu söyledi.

 

Azerbaycan 13 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Yeni Müsavat, Ulaştırma Bakanı Ziya Memmedov’u iktidarın gazabına uğratan nedenlerle ilgili bir bilgiye ulaştı. Habere göre, Ziya Memmedov’un “vurulması” hiç de Ulaştırma Bakanlığındaki mali dolandırıcılıkla ilgili değilmiş. 13 yıldır Ulaştırma Bakanı görevinde bulunan Memmedov’un bu süre içerisinde iktidarla işini sağlama aldığı, “kaleminin kırılmasının” en önemli nedeninin ise siyasi olduğu bildiriliyor.

 

Gazeteye bilgi veren kaynak, Ziya Memmedov’u bitiren nedenin eski Bakanın oğlunun Amerikalı ortağı, milyarder Donald Trump ile ilişkileri olduğunu söylüyor. İddiaya göre, Memmedovlarla ticari ortaklığı bulunan Trump’ın ABD’deki siyasi yükselişi ve Ulaştırma Bakanıyla çevresinin daha şimdiden bunu koz olarak kullanmaya hazırlanması iktidarı rahatsız etti. Dolayısıyla, Ziya Memmedov ve oğlu Anar Memmedov, kendi “siyasi oyunlarının“ kurbanı oldu.

 

Yeni Müsavat, Azerbaycan’da geçtiğimiz şubat ayında yaşanan devalüasyonun ardından sorunlu kredilerin sayısı artıyor. Krediyi ödeyemeyen veya geciktiren müşterilerle bankalar arasında ciddi tartışmalar yaşanıyor. Bu durumu kullanan bazı banka sahipleri ise sorunu “farklı yöntemlerle” çözmeye çalışıyor.

 

Bu bankacılardan birisi Tarım Kredi Teşkilatı Yönetim Kurulu Başkanı, “Şapka Mamed” lakaplı Memmed Musayev. Yeni Müsavat’ın edindiği bilgiye göre, Memmed Musayev sahibi olduğu ve yönetiminde bulunduğu bankalardan alınan kredileri geri almak için vatandaşları tehdit ediyor. Musayev’in oğlunun sahibi olduğu Turanbank’tan kredi alan vatandaşların ciddi psikolojik baskı altında olduğu bildiriliyor. “Şapka Mamed”in ayrıca bu iş için haydut desteği barındırdığı ve kredileri zamanında geri almak için fiziksel güç kullandığı öne sürülüyor.

 

Yeni Müsavat, Bakü-Washington ilişkilerinde soğuk rüzgarlar esiyor. ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı, Freedom House Eski Başkanı David Cramer’in Bakü’ye yönelik sert mesajlarının ardından okyanus ötesinden Azerbaycan’ı mutsuz edecek bir haber daha geldi. Amerikalı 20 kadın senatör, Azerbaycanlı insan hakları savunucusu Leyla Yunus ve gazeteci Hatice İsmayılova’nın da dahil olduğu dünyadaki kadın siyasi tutukluların serbest bırakılması çağrısını içeren karar tasarısını Senato’nun Dışişleri Komitesine sundu. Bu iki olay, Bakü ile Washington arasındaki gerilimin arttığını, ABD’nin yeni demokrasi hamlesi hazırlığı içerisinde olduğunu gösteriyor. Hiç kuşkusuz bu, 1 Kasım seçimleri öncesinde Bakü’ye yönelik baskıların da bir parçası.

 

Bakü-Washington ilişkileri yeni ve çok sert bir sınavla karşı karşıya. Bu durum ise en çok Rusya’nın çıkarlarına uyuyor.