ABD 7 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Amerika’nın Sesi (VOA), Afganistan’daki Amerikan kuvvetlerinin komutanı, Kunduz’daki hastanenin bombalanmasının kendi kuvvetlerinin hatası olduğunu açıkladı.

 

Orgeneral John Campbell, Washington’da Kongre komisyonuna yaptığı açıklamada, Taleban militanlarının bölgeden ateş açtığını iddia eden Afgan kuvvetlerinin bombardıman talebinde bulunduğunu bildirdi. Cumartesi günkü bombardımanda Fransız yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar’ın işlettiği hastanede aralarında personel ve hastaların da bulunduğu 22 kişi ölmüştü.

 

Kısa bir değerlendirmeden sonra yarım saat süren bombardıman kararını emir-komuta zincirinde kendilerinin verdiğini doğrulayan Amerikalı komutan, hastanenin yanlışlıkla vurulduğunu, asla bir tıbbi tesisi kasıtlı olarak bombalamayacaklarını söyledi.

 

VOA, Türkiye’nin Suriye sınırında işler karışıyor. Suriye’de konuşlu Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri’ne bağlı uçaklar üçüncü kez Türk savaş uçaklarını taciz etti. Genelkurmay Başkanlığı, sekiz F-16 savaş uçağının Türkiye-Suriye sınır hattı boyunca devriye uçuşu yaptığı sırada tacize uğradığını açıkladı.

 

Açıklamada, ‘milliyeti tespit edilemeyen MIG-29 uçağı tarafından radar kilidini muhafaza ederek toplam 4 dakika 30 saniye, Suriye'de konuşlu SA füze sistemleri tarafından toplam 4 dakika 15 saniye süre ile F-16 savaş uçaklarına tacizde bulunulduğu’ belirtildi.

 

Türkiye ilk iki tacizden sonra Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçisi’ni iki defa Dışişleri Bakanlığı’na çağırarak ‘kuvvetli bir şekilde’ protesto etmiş, Başbakan Ahmet Davutoğlu da dün Habertürk Televizyonu’nda katıldığı bir programda bir sonraki sınır ihlalinde angajman kurallarını uygulayacağını açıklamıştı. Rusya ise ihlalin sehven yapıldığını ifade etmişti.

 

Brüksel’de temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, üçüncü tacizin kamuoyuna duyurulmasından önce yaptığı açıklamada Türkiye’nin sınır ihlallerine karşı sabır göstermeyeceğini söyledi.

 

Türkiye’nin bu saldırıları kabullenmeyeceğini vurgulayan Erdoğan, NATO’nun da sınır ihlaline karşı tavır aldığını hatırlattı:

 

‘‘Türkiye'ye yapılan saldırı NATO'ya yapılmış bir saldırıdır, bunun bilinmesi lazım. Bu konuyla ilgili olarak Rusya ile olan ilişkilerimiz malumdur ama Rusya, Türkiye gibi eğer bu konuda bir çok işbirliği yapmış dostunu da kaybederse çok şeyi de kaybeder, bunu da bilmesi lazım.’’

 

Sınır ihlalleri nedeniyle hem Türkiye’nin hem de NATO ve Amerika Birleşik Devletleri’nin tepkisini çeken Rusya ise sükunetini koruyor. Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, bugün Moskova’da düzenlediği basın toplantısında Rus Savunma Bakanlığı’nın Türkiye’yi konuyla ilgili bilgilendirdiğini açıkladı.

 

Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anatoliy Antonov ise Suriye konusunda oluşabilecek yanlış anlamaları önlemek için Türkiye Savunma Bakanlığı ile görüşmeye hazır olduklarını dile getirdi.

 

İki ülke arasında gerilimin arttığı gün, Rusya’nın enerji şirketi Gazprom, Türk Akımı projesinin kapasitesinin yarıya düşürüldüğü açıkladı. Başlangıçta 64 milyar metreküp doğalgaz taşıması planlanan proje, hayata geçtiği taktirde 32 milyar metreküp doğalgaz taşıyacak.

 

VOA, Rusya’ya ait jetlerin Türk hava sahasını son 24 saatte ikinci kez ihlal etmesinin ardından Washington’dan bu ülkeye yönelik tepkiler sertleşiyor. Amerika Savunma Bakanı Ash Carter, Amerika’nın bir acil müdahale grubunun bölgede olduğunun altını çizerek, bu tür ihlallerin askeri bir yanıtla karşılık bulacağı uyarısı yaptı.

 

İspanya’da bir askeri hava üssünde konuşan Carter, Rusya’nın adımlarına dikkat etmesi gerektiğini, aksi takdirde yanıt verme haklarını kullanacaklarını söyledi.

 

VOA, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türk hava sahasının 3 ve 4 Ekim’de SU-30 ve SU-24 tipi Rus savaş uçakları tarafından iki kez ihlal edilmesinin kaza gibi durmadığını söyledi. İhlalleri Suriye’de artan Rus askeri varlığının sonucu olarak niteleyen Stoltenberg, Moskova’dan yaşanan olayla ilgili detaylı açıklama gelmediğini söyledi.

 

Rus uçaklarının Türk savaş uçaklarına kilitlenip kilitlenmediği konusunda yorum yapamayacağını söyleyen Stoltenberg, değerlendirmeleri elde edilen istihbarat çerçevesinde yaptıklarının altını çizerek, “Bize gelen bilgi ve istihbarat bunun bir kaza gibi görünmediğini söylememe olanak veriyor” ifadelerini kullandı.

 

Asgari beklentinin Rusya’nın Türkiye’nin sınırlarına ve hava sahasına saygı göstermesi olduğunu vurgulayan Stoltenberg, “Türkiye hava sahası aynı zamanda NATO hava sahasıdır” diye konuştu. Olaylar ve kazaların tehlikeli durumlar yaratabileceğine bu nedenle de bu tür bir olayın bir kez daha tekrarlanmamasının önemli olduğu mesajını veren Stoltenberg, NATO askeri makamlarıyla Rus askeri makamları arasında doğrudan iletişim kanalları bulunduğuna ve bu gibi durumlarda bunların kullanılmasının önemine vurgu yaptı.

 

Çin 7 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Çin Devlet Radyosu (CRİ), 2016 G20 Ticaret Bakanları Toplantısı Çin'in sanayi kenti Shanghai'da düzenlenecek.

 

2015 G20 Ticaret Bakanları Toplantısı dün İstanbul'da başarıyla sona erdi. Toplantının ardından Çin Ticaret Bakanı Gao Hucheng ile Türkiye Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi basın toplantısına ortaklaşa katıldı.

 

Gao Hucheng basın toplantısında öncelikli olarak son toplantıyı başarıyla düzenlemesinden dolayı Türkiye'yi kutladı.

 

Gao Hucheng, küresel ticaret ve yatırımın geriledeğini, küresel ekonomik artışta yavaşlama yaşandığını, dolayısıyla G20'nin küresel ekonomik işbirliğinin önemli bir platformu olarak küresel ticareti hızlandırma, küresel ekonomik artışın ilerletilmesiyle ilgili öneriler ileri sürme ve katkıda bulunma yükümlülüğüne ve kabiliyetine sahip olduğunu belirtti.

 

Gao Hucheng, 2016 yılında Çin'in G20 dönem başkanı olarak Shanghai'da düzenlenecek Ticaret Bakanları Toplantısı'na evsahipliği yapacağını ifade etti.

 

Gao Hucheng, gelecek yıl Çin'in G20 Ticaret Bakanları Toplantısı'nın sistemleştirilmesini gerçekleştirmeye, G20'nin küresel ticaret, yatırım ve ekonomik büyümenin ilerletilmesi için daha çok katkı yapmaya ve daha çok rol oynamaya çalışacağının altını çizdi.

 

Çin'in 2016 yılındaki toplantıyla ilgili hazırlık çalışmalarını başlattığına işaret eden Gao Hucheng, ticaret ve yatırım alanında G20'ye üye çok sayıda ülke ve uluslararası örgütten uzmanın çok iyi öneriler ileri sürdüklerini kaydetti.

 

Gao Hucheng, Çin'in çeşitli tarafların ortak arzusunu yansıtan ve günümüzdeki önemli konuları bir araya toplayan bir ticaret ve yatırım gündemi oluşturmaya, böylece G20 ticaret ve yatırım işbirliğinin yeni seviyeye taşınmasını ilerletmeye çalışacağını belirtti.

 

Gao Hucheng, Çin'in ilgili taraflarla beraber gelişme ihtiyaçlarını yansıtan, hoşgörülü uluslararası ekonomik ve ticari sistemin oluşturulmasına önem verdiğini sözlerine ekledi.

 

China Daily, Kuş gözlemcileri hobiyi yurttaş bilimine dönüştürüyor.

 

Çin toprakları güz mevsiminde kuzeyden güneye büyük çaplı kuş göçlerine sahne olan bir coğrafyaya yayılıyor. Ve kuş gözlemciliği ülkede giderek yaygınlaşan bir hobi… On binlerce amatör kuş gözlemcisi bireysel olarak ve gruplar halinde her mevsim dönümünde göç güzergâhlarına akın ediyorlar. Gözlemcilerin yaptığı gözlemler ve bunların kayıtları son dönemde bilim insanlarının kuş popülasyonlarındaki değişimi izlerken kullandıkları temel verilerden biri haline geldi.

Kuş gözlemcilerinin amatör bilim cemiyetleri halinde örgütlenmesi, Avrupa ve Kuzey Amerika’da 19. yüzyılda görülen bir gelişme. Şimdi bunun bir benzeri Çin coğrafyasında karşımıza çıkıyor.

 

Rusya 7 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Sputnik, Ukrayna İçişleri Bakanlığı Danışmanı Anton Geraşenko, vatandaşlara skandal niteliğinde bir çağrıda bulundu. Rusya’nın hava operasyonlarına hedef olan IŞİD’e yardım edilmesi gerektiğini savunan Geraşenko, bu amaçla operasyonlarda görev alan Rus askerlere ilişkin tüm bilgilerin internet ortamında paylaşılmasını istedi.

 

Ukraynalı danışman Geraşenko, Facebook hesabında paylaştığı skandal iletide, ülke halkını Suriye’de IŞİD’e karşı savaşan Rus askerlerine dair her tür bilgiyi ‘Mirotvorets’ adlı internet sitesinde paylaşmaya davet etti.

 

“Rusya’nın Suriye halkına karşı yürüttüğü ilan edilmemiş savaşa katılan askerler hakkında bilgi sahibi olan herkesi, bu verileri Mirotvorets sitesine yüklemeye davet ediyorum” ifadesini kullanan Geraşenko’ya göre,  IŞİD’in Rusya’daki üyeleri, bu yardım sayesinde hava operasyonunun intikamını ‘şeriat kanunlarına göre’ alabilecek.

 

Sputnik, Russia Today (RT) kanalından Murad Gazdiyev, Rusya’nın Suriye’nin Lazkiye kentindeki hava üssünü korumak için devriye gezen Mil Mi-24 helikopterlerini yerinden izledi.

 

Suriye’de terörist gruplara hava operasyonu düzenleyen Rusya’nın, Lazkiye’deki Hmeimim hava üssünü olası hava saldırılarına korumak için kullanılan Mil Mi-24’lerin en önemli özelliği iniş ve kalkış anlarında kendini gösteriyor. İnip kalkarken taşınabilir ve omuzdan ateşlenen füze fırlatabilen bu helikopterlerdeki gambotlar da sabotaj tehlikesine karşı kullanılıyor.

 

Sputnik, AB Komisyonu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Brüksel’de yaptığı temasların ardından Türkiye’ye mülteci krizinin aşılması için iki aşamalı bir teklif sundu.

 

Ankara’nın omuzlarına binecek yükün AB’nin vaatlerinin önüne geçtiği planın ilk bölümünde mülteci krizinde Türkiye’nin desteklenmesi, ikinci bölümünde ise göçü önlemek için işbirliği öngörülüyor.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Birliği kurumlarının liderleriyle yaptığı dörtlü zirvede ele alınan ve mülteci krizinin çözümüne yönelik işbirliğini artırma amaçlı planın detayları netleşti. Üzerinde henüz tam bir mutabakat olmayan ve önceki gün AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker tarafından Erdoğan’a iletilen plan iki bölümden oluşuyor. Hemen uygulanmaya sokulması öngörülen planın ilk bölümünde mültecilerin ve onlara ev sahipliği yapan Türkiye’nin desteklenmesi, ikinci bölümde ise kural dışı göçü önleme amaçlı işbirliğinin artırılması hedefleniyor.

 

Plan dikkatle incelendiğinde AB’nin Türkiye’ye yönelik olarak doğrudan taahhütlerinin özellikle mali destekle sınırlı kaldığı görülüyor. Türkiye’nin en önemli beklentisi olan vize muafiyetine yönelik doğrudan vaat ise söz konusu değil. Bununla birlikte AB ile Türkiye arasında 2013’te varılan anlaşmada yer alan ve Ankara’nın ilerleme kaydetmek için zaten yerine getirmek durumunda olduğu bazı unsurlar bu planda da yer alıyor. Türkiye’nin bu unsurları yerine getirmesi ‘geri kabul anlaşması – vize muafiyeti süreci’ denkleminde de ilerleme sağlanması sonucunu doğuracak ve süreç dolaylı şekilde ‘hızlanacak’.

 

Sputnik, Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, Pentagon'un Suriye'de IŞİD ile mücadelede koordinasyona yönelik tekliflerini uygulayabileceklerini söyledi. ABD, Rusya ile yapılacak görüşmelere Türkiye'nin de katılabileceğini açıkladı.

 

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Mark Toner, Rusya ve ABD arasındaki koordinasyon toplantılarına Türkiye'nin de katılabileceğini açıkladı.

 

Toner, Suriye'de olumsuz gelişmelerin önüne geçmek için yapılacak toplantıların Türkiye'nin yer alacağı platformlardan biri olabileceğini kaydetti. Toner, Türkiye'nin Rusya ile 'ikili platform' kapsamında görüşebileceğini de sözlerine ekledi.

 

Kommersant, Medya şirketlerinin ülke dışından aldıkları fonlar hakkında yeni bir yasa tasarısı hazırlanarak Duma’ya sunuldu. Tasarıya göre medya kuruluşları ülke dışından aldıkları fonları Rusya Federal Bilgi Teknolojileri ve Kitle İletişimi Denetleme Kurumu Roskomnadzor’a beyan etmek zorundalar. Aksi takdirde para cezasına tabi olacaklar ve devam ettiği sürede ise kuruluşun kapatılması gündeme gelecek. Komünist Partisi, Liberal Demokrat Partisi ve Adil Rusya Partisinin ortak olarak sunduğu yasa tasarısı ülkedeki medya kuruluşlarının güvenilirliğini de artıracak. Medya kuruluşları yasa yürürlüğe girdikten sonra bir ay içerisinde bildirimi yapmak zorundalar.

 

İngiltere 7 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Financial Times, Batı'nın Türkiye'deki Kürt militanlara yaklaşımının Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde çatışmaların başlamasıyla birlikte değişmeye başladığını, desteğin azaldığını yazıyor.

 

Gazete Batı'da, PKK'nın Türkiye'deki çözüm sürecindeki tavrı ve örgüte yakın grupların Suriye ile Irak'ta IŞİD'le mücadelesi nedeniyle Kürt militanlara yönelik oluşan olumlu yaklaşımın gelinen aşamada kaybolduğunu belirtiyor.

 

Haberde özetle şu ifadeler yer alıyor:

 

"Dünya, birkaç ay öncesine kadar, merkezi Kuzey Irak'taki dağlarda bulunan silahlı Kürt milis grubu Kürdistan İşçi Partisi'ne (PKK) ısınıyor görünüyordu. Grup ve bölgedeki kolları Suriye ve Irak'ta, İslamcı IŞİD militanlarının Kürt kent ve köylerine saldırı dalgalarını püskürtüyor, cihatçılarla sahada çatışmalara girmede tek gönüllü ve muktedir bölgesel güç olarak takdir kazanıyordu. PKK Türkiye'de, tarihi düşmanı Türk devletiyle ateşkesinde şartlara uyuyor, 30 yıldan uzun bir zamandır 30 binden fazla kişinin ölümüne neden olan çatışmaların sonlanmasını umutlarını canlandırıyordu. Bir avuç dolusu Batılı siyasi uzman ve siyasetçi, ABD ve AB'ye, grubun terörist örgütler listesinden çıkartması çağrısı yapıyordu.”

 

"Bu, PKK'nın Temmuz ayında isyanı yeniden başlatmasıyla değişti. PKK, Türkiye'nin, Kürt – Güneydoğu bölgesinde yeni karakollar kurarak ve barış görüşmeleri sırasında verdiği sözlerinden cayarak kendisine bunu dayattığını iddia ediyor. Ankara'daki makamlar ise buna karşı çıkıyor ve PKK'nın hiçbir zaman barış görüşmelerine hazır olmadığını ve çatışmaların yatışmasını silah stoklamak için istismar ettiğini söylüyor.”

 

Gazeteye konuşan, ismi gizli tutulan bir Avrupalı diplomat, bugünlerde Batı'da kimsenin artık PKK'nın terör örgütleri listesinden çıkarılmasını önermediğini söylemiş.

 

Haberin devamında, Türkiye'deki PKK saldırılarının Batı'nın Suriye'deki PYD'yle (Demokratik Birlik Partisi) ilişkisini de karmaşıklaştırdığı belirtiliyor ve aynı diplomatın bu konudaki sözleri aktarılıyor:

 

"Diplomat, 'Türkiye, (PYD'yle birlikte çalışmamak için) bizi daha fazla baskı altına koymak için bu durumdan faydalanıyor. Özellikle ABD'ye göre bu saldırılar (PKK'nınkiler) buna yardımcı olmuyor."

 

Gazete, çatışmalarda Temmuz ayından bu yana en az 130 Türk güvenlik görevlisinin öldürüldüğünü, Türk savaş uçaklarının Kuzey Irak'taki saldırılarında yüzlerce militanın öldürüldüğünü, bazı yerlerde arada kalan sivillerin de öldüğünü belirtiyor.

 

Financial Times, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Eylül ayındaki "400 vekili elde edebilecek sayıyı bir siyasi parti yakalasaydı, durum bugün çok farklı olurdu" açıklamasını hatırlatıyor.

 

Gazete, "uzmanlar ve diplomatların, Erdoğan'ın AKP'ye milliyetçi kesimin oylarını kazandırmak için çatışmaları kaşıdığı konusunda hem fikir olduğunu, PKK'nınsa Erdoğan'a ihtiyacı olan bahaneyi verdiğini düşündüklerini" yazıyor.

 

Haberin en sonunda, "PKK'nın Suruç saldırısında Ankara'nın payı olduğunu söyleyerek misilleme olarak iki polisi öldürdüğü" belirtiliyor ve Güvenlik ve Kalkınma Politikaları Enstitüsü'nden Gareth Jenkins'in şu yorumu aktarılıyor:

 

"Bu çok büyük bir yanlıştı. Bununla Erdoğan'ın ekmeğine yağ sürdüler."

 

Guardian'da, gazetenin editoryal görüşlerinin aktarıldığı sayfada Türkiye ile ilgili bir yazıya yer verilmiş.

 

Yazıda, Suriye krizinin, geldiği aşamada Avrupa ve Türkiye'yi daha fazla birlikte çalışmak zorunda bıraktığı belirtiliyor ancak Avrupa'ya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ihtiyatlı yaklaşma çağrısı yapılıyor.

 

Yazının başında, "Türkiye'nin her zaman Suriye krizinin diplomatik kalbinde yer alma potansiyeline sahip olduğu, Türkiye için bu hafta 'zamanının' geldiği, Pazartesi günü Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Brüksel'de AB liderleriyle görüştüğü, yarın da görüşmelerin gerçekleştirileceği" belirtiliyor.

 

"Türkiye'nin merkezde olması hiç sürpriz değil" yorumunu yapan Guardian, "Suriye ve Irak'taki savaş ve zulümden kaçanlar için Türkiye'nin kilit geçiş ülkesi olduğunu, ülkenin Orta Doğu'daki kilit çatışmaların komşusu bir Nato üyesi olduğunu ve Rusya'nın bir kaç gün önce Türkiye'nin hava sahasını ihlal ettiğini" belirtiyor.

 

"AB'nin işbirliği için Erdoğan'a dönmesi için besbelli nedenler var" diyen Guardian, bununla birlikte "AB'nin baskı gücünün kısıtlı olabileceğini" belirtiyor.

 

"Türkiye'nin Suriye krizinde kapılarını 2011'den sonra açtığını, AB'nin aldığından 10 kat fazla Suriyeli göçmen kabul ettiğini, AB ve ABD liderlerinin Suriye'nin kuzeyinde güvenli bölge kurulmasından kaçınmasını eleştirdiğini" belirten gazete şu yorumda bulunuyor:

 

"Erdoğan'ın hesabına göre AB dilencileri seçici olamazlar. İşbirliğinin bir bedeli olacak ve bu bedel Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerinde daha iyi bir anlaşma olacak."

 

Guardian bugün İstanbul'un trafik sorununu sayfalarına taşıyor. Stephen Starr'ın İstanbul'dan kaleme aldığı yazının başında rakamlardan da yararlanarak İstanbul'un trafik sorununun büyüklüğü aktarılıyor.

Starr daha sonra inşaatı süren Avrasya projesinden bahsediyor ve yetkililerin bunun trafik sorununa çözüme katkı olarak görürken çevrecilerinse eleştirdiğini belirtiyor.

 

Starr bunun yanında Kuzey Marmara otoyolu ve üçüncü köprüden de bahsediyor ve bu projelerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın modern Türkiye vizyonunun parçası olduğunu belirtiyor.

 

Yazının sonunda Starr bütün bu projelerin Erdoğan'dan destek aldığını ancak bazı kesimlerinse bunların hiçbirinin İstanbul'un trafik sorununu çözeceğine inanmadığını belirtiyor.

 

Independent'ın deneyimli Orta Doğu muhabiri Patrick Cockburn bugünkü haber-analizinde Rusya'nın Türkiye'nin hava sahasını ihlalini ele almış.

 

Yazının başında Rusya'nın Türk hava sahasını ihlalinin ayrıntılarını aktaran Cockburn, yazının devamında özetle şunları belirtiyor:

 

"AB öncülüğündeki IŞİD'e karşı hava saldırıları, en fazla, Suriyeli Kürt YPG (Halk Savunma Birlikleri) ile işbirliği içinde hareket ederken etkili olmuştu. YPG komutanları hedefin tam koordinatlarını verebiliyordu. Buna rağmen IŞİD güçleri, büyük kayıp verseler de, bir bütün olarak, ABD hava saldırısı tarafından yenilgiye uğratılmadı.”

 

"Rusya ve Türkiye arasındaki anlaşmazlık Suriye-Türkiye sınırında hali hazırda son derece karmaşık olan bir durumu daha da karmaşıklaştırıyor. Sınır 550 mil uzunluğunda ve bunun yarısı YPG'nin elinde.”

 

"YPG, Fırat'ın batısına ilerleyip IŞİD'in Türkiye'yle son sınırı olan Cerablus'u ele geçirmek için gözdağı veriyor. YPG ayrıca Halep'in kuzeyinde IŞİD ve diğer Suriye muhalefet güçlerine saldırarak Afrin'deki Kürt yerleşim bölgesiyle diğer bölgeleri birbirine bağlayabilir.”

 

"Suriyeli Kürtlerin kontrolünün daha da genişlemesi, özellikle de ABD hava saldırıları desteğiyle olursa, Ankara'ya bir darbe olur. Ankara hala El Kaide'nin parçası Nusra Cephesi ve Ahrar'uş Şam ile ilişkilerini sürdürüyor.”

 

"Hala bir olasılık olsa da Türkiye'nin Suriye içindeki bir kara saldırısı, Rus uçaklarının, Türkiye'nin saldırı gerçekleştirmesi en olası alanlarda faaliyet göstermesi nedeniyle şimdi daha riskli olacaktır.”

 

Almanya 7 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Almanya’nın dev otomobil üreticisi Volkswagen’daki skandal Alman basında geniş yer tutuyor.

 

Volkswagen CEO'su Matthias Müller çalışanlarıyla bir toplantı yaptı ve emisyon skandalının firmaya yükünün ağır olacağına dair personelini uyardı. Neue Osnabrücker Zeitung'un bu toplantıyla ilgili yorumu şu şekilde:

 

"Volkswagen'da ağır bir hava var. Çalışanların çoğu, bir grup menajer ve teknikerin işlediği suçun ceremesini çekmekten haklı olarak korkuyor. Bu skandalın ucu hâlâ açık. Eğer milyarlarca euro ve yüzbinlerce müşterinin güveni kaybedilecek olursa bunu nihayetinde birilerinin ödemesi gerekecek. Bu da şimdiye kadar mutlak güvenceli işlerin kaybedilmesi tehlikesinden başka bir anlama gelmiyor. Skandalın üstesinden gelebilmek için yoğun bir tasarrufa gidilmesi dolayısıyla ücretlerin hissedilir derecede düşürülmesi tehdidi de var. Şirketin yeni şefi Müller'in gerçekçi, açık ve dürüst bir biçimde işçiye gitmesi haneye olumlu bir not olarak düşülebilir. Şirketin uzun yıllardır çalışanı olması sebebiyle taraflı ve ürkek davranacağına dair emareler şimdiye kadar görülmedi."

 

Hannover'de yayımlanan Neue Presse gazetesinin konuyla ilgili yorumunda şu satırları okuyoruz:

 

"Volkswagen yeni CEO'su Wolfsburglu şirketin yönetimini olabilecek en elverişsiz zamanda üstlendi. Dizel motorlu araçlarda emisyon gazlarında yapılan manipülasyon nedeniyle otomobil üreticisinin itibarı ağır hasar gördü Bununla birlikte skandalın en sonunda şirkete maliyetinin ne olacağı tamamen belirsiz. Ödenecek cezalar, donanımda yapılacak değişiklikler, ciro düşüşü… Tüm bunların toplamı iki haneli milyarlık bir meblağı bulabilir. Müller sinmek yerine ileriye doğru kaçıyor ve personelini zor zamanlara hazırlıyor. Ama bu krizi Volkswagen çalışanlarının sırtına yüklememe isteği içinde olduğunu da beyan ediyor. Personele bu işaretin verilmesi zorunlu. Zira çalışanların desteği ve güveni olmadan kimse bu dev şirketi yeniden yoluna sokamaz."

 

Ulm'de yayımlanan Südwest Presse de Volkswagen'ın bir yenilenmeye gitmesi gerektiğini vurguluyor, yorumunda:

 

"Volkswagen'da birçok değişikliğe ihtiyaç var. Düzeltmeler arasında bağımsız bir işletme temsilciliği ve denetleme kurulu oluşturulması önemli. Bu nedenle eski mali yönetici Hans Dieter Pötsch'ün en üst denetçi yapılması ve Porsche şefi Matthias Müller'in Volkswagen'ın tepesine getirilmesi kötü işaretler. Her ikisi de şirkette yetişmiş şahıslar. Volkswagen'ın kenarda olanlara daha fazla alan sağlaması gerek ki yeni bir şirket kültürü ortaya çıkabilsin. Kadınların nihayet tepe yönetim katına taşınması lazım. Volkswagen'ın kendini bir parça yenilemesi ve ailelerin iktidarını sınırlandırması zorunlu. Şirketi, Avrupa'nın en büyük otomobil üreticisi yapan şeyin ne olduğu hatırlanmalı: Kalite."

 

Esslinger Zeitung'un konuyla ilgili yorumu ise şöyle:

 

"Volkswagen'ın değeri ne kadar eder? Milyon kez yapılan hilenin şirkete ne büyüklükte bir maddi zarar getireceğini ve bunun şirketin bünyesine nasıl yansıyacağını kimse tahmin edemiyor. Halihazırda bunun için ayrılan 6,5 milyar euroluk meblağ yeterli olmayacak. Dünya çapında yaklaşık 600 bin çalışanın kendilerini kan, ter ve gözyaşı yıllarına hazırlaması gerekecek. Akıllı yatırımcı Volkswagen hisselerinden uzak duracak. Kağıtlar artık sadece kumarbazlar ve fazla parası olup da kaybetmekten çekinmeyen insanlar için. Aynı şekilde kumarhaneye de gidip rulet oynayabilirler. Orada kazanma şansları bundan daha az olmaz."

 

İran 7 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

İran Turkish Radio, Suudi rejiminin Yemen'e yönelik  vahşi saldırıları devam ederken alınan haberlere göre,  Suudi rejiminin liderliğindeki koalisyon güçlerinin Yemen'in Mareb  eyaletine dün düzenledikleri hava saldırılarında en az 60 kişinin öldüğü 135 kişinin de yaralandığı bildiriliyor.

 

Sputnik haber ajansına göre, bu arada Mareb eyaletinde son iki günde  Yemen ordusu ve Ensarullah güçlerinin, Yemen'in firari ve müstafi cumhurbaşkanı Mansur Hadi taraftarları arasında çatışmaların arttığı anlaşılıyor.

 

Suudi rejiminin 26 Mart tarihinde Yemen'e başlattığı saldırılardan bu yana  binlerce Yemenli hayatını kaybederken, uluslar arası toplum ve kuruluşlar ise Yemen'de yaşanan insanlık dışı   cinayete sessiz kalarak bu cinayetlere destek vermiş oluyorlar.

 

İran Turkish Radio, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, siyonist İsrail güçlerinin Batı Şeria'da 4 Filistinliyi öldürmesini kınadı.

 

BM Genel Sekreterlik Sözcülüğü'nden yapılan açıklamada, Ban'ın, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te ölümlü olayların artması nedeniyle kaygı duyduğu bildirildi.

 

Son birkaç günde aralarında 13 yaşındaki bir çocuğun da olduğu 4 Filistinlinin öldürüldüğü, yüzlerce kişinin de yaralandığı kaydedilen açıklamada, şiddet olaylarının kontrolden çıkabileceği uyarısı yapıldı.

 

Ban'ın Filistinlilerin öldürülmesini kınadığı vurgulanan açıklamada Genel Sekreter'in siyonist rejiminden olayları hızlı ve şeffaf bir şekilde soruşturmasını ve orantısız güç kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesini istediği kaydedildi.

 

Açıklamaya göre, Ban, Filistin halkının evlerinin yıkılması ve işgal altındaki Filistin topraklarında İsraillilerin yerleşim birimi kurmasının tansiyonu daha da yükseltmekten başka bir sonucu olmayacağını bildirdi.

 

Batı Şeria'daki olaylarda İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu 13 yaşındaki Filistinli Abdurrahman Mustafa hayatını kaybetmişti. Mustafa ile birlikte son günlerdeki olaylarda İsrail 4 Filistinliyi şehit etmişti.

 

İran Turkish Radio, Azerbaycan Cumhuriyetinde resmi temaslarda bulunan Türkiye Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Trend Haber Ajansı'na yazılı bir röportaj verdi.

Türkiye üzerinden Suriye'ye geçmek isteyenlerin önlendiğini ve bu doğrultuda 2011-2015 yılların arasında 85 ülkeden 2100 kişinin de sınır dışı edildiğini söyleyen Akar, IŞİD'in faaliyetlerinin Türkiye güvenliği için de ciddi tehlike olduğunu iddia ederken, PKK ile onun Suriye kolunun, Irak ve Suriye'deki istikrarsızlıktan Türkiye'deki hedeflerine ulaşmak istediklerini söyledi.

Akar açıklamasının devamında ise "Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve uluslararası hukuk çerçevesinde, IŞİD ile mücadele koalisyonu harekâtına katkı ve destek sağlamaktadır. Bu kapsamda Türkiye, Koalisyon harekâtı için hava sahasını ve bazı üslerini açmıştır. Türkiye, geçmişte olduğu gibi bugün de terörün her türüyle kararlılıkla mücadeleye devam etmektedir'' dedi.

 

Türkiye genelkurmay başkanı, açıklamasında ayrıca ''yabancı terörist savaşçılarla mücadele kapsamında, Suriye krizinin başlangıcından bugüne kadar yaklaşık 20 bin kişiye giriş yasağı getirmiş, 2011-2015 yılları arasında 85 ülkeden yaklaşık 2 bin 100 kişi sınır dışı edilmiştir. İlave olarak Türkiye, 911 kilometrelik Suriye sınırındaki yasa dışı geçişleri önlemek için güvenlik tedbirlerini artırmış, bu kapsamda 25 taburdan oluşan yaklaşık 25 bin askerî personeli sınır bölgesinde görevlendirmiştir. Sonuç olarak, Türkiye, ulusal güvenliğine yönelik her türlü tehdidi bertaraf etmek için gerekli tedbirleri almaya devam edecektir" ifadesini kullandı.

 

Genelkurmay başkanı bu açıklamayı öyle bir ortamda yapmaktadır ki Türkiye'de hükümet muhalifleri iktidarın Türkiye sınırlarını IŞİD ve diğer teröristlere açtığını ve Türkiye’nin sadece PKK’lı Kürtleri sınır dışı ettiğini bildirmekteler.

 

İran Turkish Radio, İslami İran’ın Kum kenti taklid merci alimlerinden Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi,  Mina'da, hac sırasında yaşanan izdihamın asıl sebebinin Suudi Arabistan yönetiminin kifayetsizliği olduğunu söyledi.

 

İran emniyet genel müdürü General Hüseyin Eşteri ile görüşmesinde bu açıklamayı yapan Ayetullah Şirazi, Arabistan'da binlerce hacının ölmesi ve yaralanmasına neden olan facianın esef verici ve elim olduğunu belirterek, bu facianın gerçekte Suudi rejiminin yeterince tedbir almaması ve hac organizasyonu ile ilgili birimlerin aralarında koordinenin olmayışından çıktığını söyledi.

 

Ayetullah Şirazi,  alınan son bilgilere göre,   uygun sağlık hizmetlerinin ve suyun olmamasının Mina'da çıkan izdihamda hacılardan birçoğunun ölmesinin asıl sebebi olduğunu söyledi.

 

Bu arada Kum kenti taklid merci alimlerden Ayetullah Hüseyin Nuri Hemedani de, Mina faciasının erken bir zamanda unutulmaması gerektiğini belirterek İslam ülkelerinin bu facianın sorumlularının ortaya çıkarılmadan üzerinden öylesine kolayca geçmemeleri gerektiğini söyledi.

 

İran Turkish Radio, AKP hükümeti ve lideri Recep Tayyıp Erdoğan hatalı politikalarla komşu ülkelerini terörizme kurban edip, yıkıma uğrattığı gibi, Türkiye'yi de büyük bir felaketin eşiğine getirmiş bulunuyor. Amerikalı yetkililerin vurguladıkları gibi, Türkiye ve Suudi Arabistan ile Katar tekfirci ve aşırıcı teröristleri destekleyerek, Suriye hükümetini devirme inadını sürdürdüler. AKP hükümeti uzun süre DAEŞ ile savaş koalisyonuna katılmama konusunda diretti. Fakat günümüzde meclisin yokluğunda Amerika askeri özel timlerini ve savaş uçaklarını Türkiye topraklarında konuşlandırdı. Buna karşılık Amerika'dan PKK mevzilerini bombalama izni aldı. Erdoğan ve AKP hükümeti görünüşte vahşi DAEŞ ile birlikteliğinden doğan itibar kaybını telafi etmek için, DAEŞ ile savaş koalisyonuna katıldı. Fakat DAEŞ'e en ufak bir zarar vermedi.

 

Rusya'nın Meşru Beşar Esad hükümetinin çağrısı üzerine Suriye'ye askeri ve hava güçlerini gönderip, kararlı bir şekilde DAEŞ ile Nusra Cephesi ve diğer tekfirci terör örgütlerinin silah ve mühimmat ile komuta kontrol merkezlerin bombalaması, Erdoğan ile NATO'nun sert tepkisiyle karşılaştı. Amerika DAEŞ'in uzun yıllar süresinde zayıflatılıp imha edileceğini iddia ediyordu. Çünkü DAEŞ ve diğer tekfirci terör örgütlerini İslam ve Arap ülkelerindeki karanlık emellerini gerçekleştirmek için bir silah olarak kullanmak istiyordu. Rusya'nın Suriye'ye müdahalesi, bütün bu hesapları bozdu. Bu nedenle Amerika ve bölgesel fedailerinin seslerini yükseltip bağırmalarına sebep oldu.

 

Erdoğan liderliğindeki AKP hükümeti, Amerika ve NATO'ya defalarca aldandığı gibi aynı tutumunu sürdürüyor. Buna ilaveten Rusya'yı ilişkileri bozmakla tehdit ediyor. Halbuki Rusya doğal gazını keserse, Türkiye felç olur. Suriye ve Irak'ta desteklenen ve beslenen tekfirci teröristler temizlenirse, "İran-Irak-Suriye-Akdeniz" enerji ihracat rotası açılır ve Türkiye enerji transferi güzergahı olma konumunu ve imtiyazını kaybeder. Türkiye'nin Fars körfezine ve Arap ülkelerine ulaşma yolu da kapanır. Bu nedenle AKP hükümeti Suudi Arabistan ve Katar ile işbirliğini sürdürüp, tekfirci teröristleri Irak ve Suriye'de besleyip, sözde Sünni ve özde Harici Vahhabi kuşağını kurmaya çalışıyor.

 

Eğer Erdoğan liderliğindeki AKP hükümeti büyüklük taslamaktan uzak, akılcı bir tutum izlemezse, Türkiye devletini ve halkını büyük bir felakete sürükleyecek ve güvendiği Amerika ve NATO'dan da hiçbir destek alamayacaktır.

 

Bulgaristan 7 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

TRUD, Sonya Naydenova: BCC’nin efendisi yok.

 

Yüksek Yargı Konseyi (BCC) temsilcisi hakim Sonya Naydenova ile son günlerde Başbakan tarafından yargı sisteminde maaşların zamlanması konusunu masaya yatırdık. 17 Eylül tarihinde yapılan toplantıda yasa gereği zam uygulanmasına gidildiğini ifade eden Naydenova, yasa gereği hakim ve savcıların alabileceği en düşük ücretin bütçe sektöründe çalışan personelin iki ortalama ücrete eşit olmasına imkan tanındığını vurguladı. Ayrıca, yargı sistemi dahilinde maaş kaleminde yapılan tasarruflar sonucunda yine Maliye Bakanlığının bu konuda verdiği izin ile maaşlara 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren zam yapılabilmesi mümkün hale geldiği öğrenildi. Naydenova, tasarruflar sonucunda 1 Kasım’dan itibaren yüzde 12 oranında zam uygulanma kararı alındığını kaydetti. Başbakan’ın yaptığı açıklamada yargı sisteminde alınan maaşların ülkede alınan maaş olarak en yüksek seviyede olmasının doğru olmadığını ifade eden Naydenova, devlet yönetiminde olan yetkililer için verilen bilgide başbakan ve bakanların maaşlarının yer almadığını ancak birinci derece yetkili için verilen rakamın dört bin leva olarak açıklandığını kaydetti. Yargı sisteminde buna benzer seviyede ücret olmadığını belirten Naydenova, savcılık ve hakimlerin en üst seviyedeki maaşın üç bin 119 leva olduğunu açıkladı.

 

24 ÇASA, Başkentin merkezinde bir minibüste bulunan Suriye’li mülteciler boğulmaktan son anda kurtarıldı.

 

Sofya merkezinde iki güvenlik görevlisinin yaptığı uyarı sonucunda operasyon düzenleyen güvenlik görevlileri bir minibüste havasızlıktan boğulmak üzere olan 43 Suriye uyruklu mülteciyi kurtardı. VTA Security isimli şirkette çalışan güvenlik görevlileri Tsarigradsko şose bulvarından merkeze doğru yol alırken önlerinde giden Pejo markalı minibüsten insan sesleri duyması sonucu emniyete ihbar verdikleri öğrenildi. Yakın bir ışıkta araçtan inerek minibüs sahibinin durmasını söyleyen bir güvenlikçiye insan kaçakçılığı yapan sürücü gaza basarak kaçmaya çalışıldığı anlaşıldı. Daha sonra sıkı bir takibin ardından emniyet güçlerinin minibüsü İspanyol lisesi bölgesinde önünü kesmeleri sonucu operasyonun tamamlandığı öğrenildi. Polisleri gören sürücünün aracı durdurması sonucu kaçmaya çalıştığı, münibüsten de yaklaşık 50 mültecinin farklı yönlere kaçmaya çalıştığı görüldü.

 

SEGA, Eczane ve hastaneye ancak parmak izi ile girilecek.

 

Sağlık kasasındaki kaynakların korunabilmesi için Sağlık Bakanı Petır Moskov beklenmedik bir ‘silah’ ortaya çıkardı. 2016 yılının Ocak ayı sonundan itibaren sağlık sigortası bulunan her vatandaş, hasteneye girmeden önce veya bir muayeneye, ya da eczaneden ilaç almak için parmak izini tanıtarak bu sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek. Özel bir televizyon programına konuk olan Sağlık Bakanı Moskov, yaptığı açıklamada, sahte muayene, sahte hastanede tedavi altına alınma veya ilaç yazılması gibi durumların önlenebilmesi için her vatandaşın bizzat parmak izi ile tanımını yaparak hastanede bulunduğunu, eczaneden ilaç aldığını veya muayeneye gittiğini ispat etmesi gerekeceğini anlattı. Daha geç bir vakitte konuyu mecliste aydınlığa kavuşturan Bakan Moskov, her bir vatandaşın kimlik alırken parmak izi verdiğini, kamu kaynağının harcanması gibi konularda devletin bilgi kaynaklarından faydalanılmasının normal olacağını belirtti.

 

Fransa 7 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Liberation, Korku dolu gözlerle bakan ve bariyerin üstünden geçmeye çalışan bir kişi ve yırtık gömleği… Pazartesi günü tansiyonu yüksek bir şirket toplantısında saldırıya uğrayan ve kaçmaya çalışan Air France İnsan Kaynakları Müdürü’nün fotoğrafı, tüm dünyanın dikkatini çekti ve büyük öfke uyandırdı. Nicolas Sarkozy “maskeli balo” yorumunu yaparken Başbakan Manuel Valls “şoke edici bir durum” diye değerlendirdi. Cumhurbaşkanı François Hollande ise “Fransa’nın imajı ve çekiciliği üzerinde ciddi sonuçlar yaratabilecek, kabul edilemez bir şiddet olayı” ifadelerini kullandı.

 

Yaşanan olayın kınanması gerektiğine şüphe yok ancak bu olanlar pek de şaşırtıcı bir durum değil. “Transform 2015” denilen program kapsamında binlerce çalışanın işten çıkarılması öngörülüyor. Üstelik uzun süredir özveride bulunan bu insanlar, tünelin çıkışını bir türlü göremedi. Yaşanan baskılar, durumu bu noktaya getirdi.

 

İspanya 7 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

ABC, Başbakan Rajoy dün düzenlenen bir yemekte işadamlarıyla bir araya geldi. Gecede konuşan Halk Partisi lideri ve Başbakan Rajoy özeleştiride bulundu. Oyların azaldığını kabul eden Rajoy, “Halk Partisinin (PP), İspanya’ya iyi geldiği konusunda seçmenleri ikna etmem gerekiyor” dedi.

 

Başbakan ayrıca “Halk Partisi iktidarda kaldığı takdirde İspanya’nın bölünmesine asla izin vermeyeceklerini” de sözlerine ekledi ve işadamlarına “istikrar” sözü verdi.

 

Öte yandan Rajoy, Halk Partisi içerisinde devam eden tartışmalara yanıt vermemeyi tercih etti. Kısa bir süre önce Partinin eski lideri ve eski Başbakan Aznar, oy kaybı nedeniyle Rajoy’u sert sözlerle eleştirmişti. Rajoy ise basın mensuplarının ısrarlı soruları karşısında “Bu konuda polemiğe girmeyeceğim” demekle yetindi.

 

İtalya 7 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Corriere Della Sera, İtalya iyi yolda…

 

Uluslararası Para Fonu IMF’in değerlendirmesine göre küresel büyüme yavaşlarken beklenenden daha iyi bir büyüme kaydeden tek ülke İtalya. IMF’nin ekonomistlerine göre gayri safi milli hasıla bu yıl %0,8 oranında artış gösterdi. Önümüzdeki yıl ise %1,3 olması bekleniyor. Kuruluşun Avrupa’dan sorumlu ekonomi departmanı uzmanı Thomas Helbling “İtalya önümüzdeki iki yıl içinde Almanya’dan daha fazla büyüme gösterebilir” dedi.

 

IMF’in bu değerlendirmesi Başbakan Renzi’yi oldukça memnun etti. Renzi “İtalya geri döndü ve bu sadece başlangıç” dedi.

 

La Repubblica, Avrupa Adalet Mahkemesi’nden tarihi bir karar çıktı.

AB ile ABD arasındaki anlaşma uyarınca 4.000 Amerikan şirketinin Avrupa vatandaşlarından topladığı kişisel bilgileri Atlantik ötesindeki server’larına taşıması yasaya aykırı bulundu.

 

“Safe Harbour” adı verilen anlaşmanın yasalara aykırı olduğu kararının alınmasında en büyük rol Max Schrems adındaki Avusturyalı bir öğrenciye ait. Max Facebook’un Avrupa şubesinin bulunduğu İrlanda’daki bir mahkemeye başvurarak kişisel bilgilerinin bir Amerikan server’ına aktarılmasına itiraz etti. Max gerekçe olarak bilgilerinin koruma altında olmadığını gösterdi. Ve mahkeme genci haklı buldu.

 

Yunanistan 7 Ekim’de Bunları Konuşuyor

 

Avgi, Ülkemizde finansal alanda uzun zamandır var alan ve ekonomi ve toplumu adeta felç eden düğüm artık çözülüyor. Avrupa Parlamentosu, Yunanistan'a 2020'ye kadar verilmesi öngörülen 35 milyar euroluk kalkınma fonlarının serbest bırakılmasına karar verdi. Ve tüm bunlar “makul” şartlar altında yapılacak.

 

2007-2013 dönemindeki programları AB kurumlarının katılımı 0 oranında olacak. 2014-2020 dönemi için öngörülen peşin ödemelerin ise %7 ila 14 arasında olması planlanıyor.

 

İlgili Bakan Yardımcısı Aleksis Hariçis'in mecliste yaptığı açıklamaya göre, tüm bunların sonucu olarak 2015 yılı içinde kalkınma fonlarından 4,5 milyar euro serbest kalmış olacak. Bu da hem ekonominin canlanması hem de istihdam ve kalkınmanın sağlanması için katalizatör olacak.