ABD Basını 22 Ocakta Bunları Konuştu:

 

The Wall Street Journal, İsviçre'nin Montrö kentinde bugün başlayan Suriye konulu konferansta ilk konuşmayı ABD Dışişleri Bakanı John Kerry gerçekleştirirken, Suriye Başkanı Beşar Esad'ın ve ailesinin görevi bırakması gerektiği sözlerini haberlerine taşıdı.

 

Konferansın açılışında konuşan Kerry’nin"Burada gerçekle yüzleşmemiz lazım. Bunu gerçekten yapmalıyız. Bunun anlamı ise Beşar Esad'ın geçiş hükümetinin bir parçası olmayacağı. Kendi insanlarının taleplerine acımasızca cevap veren birisi yeniden meşruluk kazanamaz" ifadelerine yer verdi.

 

Kerry'nin bu sözlerine karşı Suriye Dışişleri Bakanı VelidMuallim’in AB ve başta Suudi Arabistan ile Türkiye olmak üzere Ortadoğu'daki müttefiklerini Şam rejimine karşı savaşan teröristleri desteklediği suçlamasına da değinildi.

 

Suriye Dışişleri Bakanı Muallim’in yaptığı konuşmasında ABD, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin El Kaide ile bağlantısı bulunan radikal gruplara destek verdiğini belirttiği habere yansıdı.

 

Gazte Başka bir haberinde; Dünyanın en büyük tahvil fonu PIMCO (Pacific Investment Management Co.) CEO'su Muhammed El-Erian dün ani bir şekilde istifa ettiğini yazdı. Global krizin en büyük kazananlarından biri olan ve 2 trilyonluk portföye sahip fonun CEO'luk görevine Douglas Hodge getirilmişti. El-Erian'ın 7 yıldır sürdürdüğü görevini mart ortasında bırakacağı açıklandı.

 

Amerika’nın Sesi’nde ise şike davasında aldığı cezası Yargıtay tarafından onaylanan Fenerbahçe Kulübü başkanı Fransa'dan dönüşünde havaalanında büyük bir taraftar kitlesi tarafından karşılandığına değindi.

 

Rusya Basını 22 Ocakta Bunları Konuştu:

 

Rusya’nın Sesi Radyosu’ndeÇeçenistan’ın Türk iş adamlarına ilgi duyduğunu yazdı. Çeçenistan Cumhurbaşkanı RamzanKadirov’un sitesinde Çeçenistan Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Hasan Hakimov’un başkanlığındaki heyetin Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaret ile ilgili haber yayınlandı. Ziyaret sırasında heyet ülkenin dört sanayi şehri olan Adana, Mersin, Afyon ve Kütahya’yı gezdi, bir sıra sanayi bölgesinin valileri, Türk iş adamlarıyla görüştü. Ziyaret sırasında Çeçenistan Cumhuriyeti Ticaret ve Sanayi Odası ile Adana ve Kütahya şehirlerinin ticaret ve sanayi odaları arasında işbirliği anlaşmaları imzalandı. Siyaset uzmanı StanislavTarasov’un konu ile ilgili yorumu şöyledir:

 

‘Türkiye ziyareti sırasında Çeçen heyeti bölgenin yatırım ve turizm potansiyeli tanıtımını yaptı. Çeçenler’in teklif edebilecekleri bir sürü şey vardı. 2014 başında cumhuriyet hükümeti bölgede 2025 yılına kadar gerçekleştirilmesi gereken 72 öncelikli yatırım önerisinden oluşan bir listeyi onayladı. Hayata geçirilmesi için gereken paraların yüzde 30’u federal bütçeden alınacak, yüzde 70’ini yatırımcılar verecekler. Önde gelen uzmanların değerlendirmelerine göre bu program Çeçenistan’ı yatırım çekiciliği bakımından Rusya Federasyonu’nun neredeyse ana bölgesi haline getirecekmiş. Bu arada Azerbaycan, BAE, Çin ve tabii ki Türkiye’nin iş çevrelerinin cumhuriyete yatırım yapma ilgisini göstermesi hiçte tesadüf değildir’.

 

Türk iş adamları ile bölge yetkilileri arasında Çeçenistan Cumhuriyeti’nde termal su kaynakları temelinde sera komplekslerinin inşaatı ile ilgili ön anlaşmaların imzalandığına dikkat çekilerek, Çeçenistan’da gerçekleştirilmesi için önerilen projelerin çoğunun Rusya Federasyonu hükümetinin devlet garantisine sahip olduğunu kaydetmek gerektiği yorumunda bulunuldu.

 

Gazetede ayrıca, Olimpiyat Oyunları’nı izlemek üzere Soçi’ye gelen misafirlerin şehre ait kayak sularına şehir merkezine kurulacak kaynak suyu büfesinden sağlayabilecekleri duyuruldu.

 

Çin Basını 22 Ocakta Bunları Konuştu:

 

CRI, Çin Başbakanı Li Keqiang’ın, 44. Dünya Ekonomik Forumu'na gönderdiği "Reform, dışa açılma ve işbirliği ile dünya ekonomisini yeniden oluşturma" mesajını yazdı.

 

Li Keqiang'ın mesajı bugün (22 Ocak) Çin Dışişleri Bakanlığı internet sitesinde yayınlandı. Li Keqiang mesajında Çin ekonomisinin istikrarlı bir şekilde ilerlediğinin altını çizdi. Geçen yıl dünya ekonomisindeki durgunluk ve yurt içi ekonomideki yavaşlamaya karşın Çin'in kısa vadeli canlandırma politikasına başvurmadığını belirten Li Keqiang, "Canlılığı arttırma, beklentileri istikrara kavuşturma, büyüme tarzındaki değişimi hızlandırma" çerçevesinde makro politik düzenleme ve kontrol yönteminde inovasyon yoluyla sorunlarla mücadele ettiklerini söyledi.

 

Li Keqiang, Çin'in makro düzenlemedeki inovasyon düşüncesi ve metodu ile elde ettiği yeni deneyimlerin Çin ekonomisinin bundan sonraki dönemde iyi sonuçlar almasına yardımcı olacağını kaydetti.

 

Çin'de uygulanan istikrarlı mali ve para politikası ile rasyonel likiditenin korunması ile uluslararası piyasaya istikrar açısından net bir sinyal verildiğinin altını çizen Li Keqiang bunun Çin'in dünya ekonomisinin gelişmesine yönelik sorumlu bir hareketi olduğunu ifade etti.

 

Çin'in bu yılki ekonomik politikasının temel ritminin istikrarlı şekilde ilerleme, reform ve inovasyon olduğuna işaret eden Li Keqiang, sorumlu bir büyük ülke olarak Çin'in barışçıl gelişme yolunda ısrar ederek insanlığın ortak çıkarlarını yükseltmek için daha çok çaba harcayacağını da kaydetti.

 

Li Keqiang, Çin'in kararlılıkla modernizasyon hedefinde ilerleyerek dünya ekonomisinin bir an önce uluslararası finans krizinin gölgesinden çıkmasını hızlandırmak için dünya ülkeleri ile olan işbirliğini güçlendirmeye hazır olduğunu söyledi.

 

Başka bir haberinde, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Suriye sorununun siyasi yolla çözülmesinde ısrar edilmesine vurgusunu belirtti. Haberde, “Wang Yi dün (21 Ocak) İsviçre'nin Montrö kentinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov'la biraraya geldi. İki bakan Suriye sorunu hakkındaki İkinci Cenevre Konferansı konusunda fikir alışverişinde bulundu.” İfadeleri yer aldı. Devamında:

 

“İkinci Cenevre Konferansı'nın öngörülen tarihte düzenlenmesinin ilerleme sayıldığına işaret eden Wang, Suriye yönetimi ile Suriye'deki muhaliflerden sadece görüşmelerle kalmayıp bunu sürdürmesini istediklerini dile getirdi. Suriye sorununun çözülmesi için beş öneri ortaya koyduklarını hatırlatan Çinli bakan, şimdi ateşkesin gerçekleştirilmesi ve barış görüşmeleri için bir çerçeve anlaşmasına varılması gerektiğini belirtti. Wang, barış görüşmelerinin sürdürülebilmesi için aynı zamanda devamlı mekanizmanın oluşturulması gerektiğini vurguladı. Suriye sorununun çok karışık olduğuna dikkat çeken Lavrov, Şam yönetimi ile Suriye'deki muhalifler arasında doğrudan görüşmeler yapılarak devletin geleceği için fikir birliğine varılması durumunda bu sorunun çözülebileceğini kaydetti. Lavrov, Suriye sorunu konusunda aynı tutuma sahip Rusya ile Çin arasında temasın korunmasını istediklerini de dile getirdi.” şeklinde sonlandı.

 

İngiltere Basını 22 Ocakta Bunları Konuştu:

Guardian Gazetesi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın polis ve yargının üst kademelerini değiştirme operasyonunun uluslararası alanda ilk eleştiri okuna dün Brüksel'de hedef olduğunu yazıyor.

 

Gazete, Tayyip Erdoğan'ın HSYK'da planladığı değişiklik planlarına ilişkin Avrupa Birliği yetkililerinden tasarının Avrupa standartlarına uymadığı ve yeniden düzenlenmesi gerektiği mesajını aldığını bildiriyor.

 

En son beş yıl önce Brüksel'e gitmiş olan Erdoğan'ın bu ziyaretinin Türkiye'de birkaç hafta önce patlak veren yolsuzluk skandalının ertesine rastladığını yazan Guardian, Başbakan Erdoğan'ın savcılar ve yargıçlar üzerinde yürütmeyi yetkili kılmayı hedefleyen tasarısının kuvvetler ayrılığı ilkesine ters düştüğü gerekçesiyle Brüksel'de eleştirildiğini belirtiyor.

 

Gazete, Recep Tayyip Erdoğan'ın kuvvetler ayrılığına olan inancını vurgulamakla birlikte Türkiye'de yargıçların bağımsız hareket etmediklerini söyleyerek, AKP'nin hazırladığı tasarının yargının bağımsızlığı gayesini taşıdığını açıkladığını yazıyor.

 

Gazetenin ifadesiyle, Erdoğan'ın ülkenin polis ve yargı teşkilatıyla giriştiği savaşın arkasında eski müttefiki Fethullah Gülen'le sert bir üslupta cereyan eden iktidar kavgasının olduğu düşünülüyor.

 

Guardian'ın Türkiye'ye bakan bir Avrupa Birliği yetkilisi diyerek isim vermeden tanıttığı bir diplomat, Türkiye'de hukukun üstünlüğü ilkesine zarar verildiğini ve bunun büyük bir gerileme olduğunu belirtiyor.

 

Gazetenin alıntıladığı bir diğer kişi, ''Erdoğan'ın attığı adımlar nedeniyle Türkiye'yle Kasım'da yeniden başlatılan üyelik müzakerelerinin dondurulabileceği'' uyarısında bulunan Almanya Dışişleri Bakanı Frank-WalterSteinmeier.

 

Guardian, 11 yıldır Türk siyasetine hakim olan Başbakan Erdoğan'ın Gezip protestolarının patlak verdiği geçen Mayıs ayından bu yana giderek otoriterleştiğini yazıyor.

 

Financial Times,Türkiye ekonomisini değerlendirdi. Gazete, Merkez Bankası'ndan dün faiz oranlarına dokunmama kararı çıkmış olsa da, aslında faiz artırımına ''arka kapıdan müsade edildiğini'' yazıyor.

 

Gazete, gösterge niteliğindeki faizlerde artırıma gidilmese de, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu'ndan yapılan dünkü açıklamada, ''istisnai günlerde'' bankalar arası piyasalardaki faizin yüzde 7,75'ten yüzde 9'a kadar çıkmasına müsade edileceğinin söylendiğini aktarıyor.

 

Financial Times'ın görüş aldığı analistler, bunun borçlanma maliyetinin yükseltilmesine kapının açık bırakıldığı anlamına geldiğini belirtiyorlar.

 

Gazete, Merkez Bankası'nın dünkü toplantısı öncesinde hükümet kanadından faizlerin yükseltilmemesi yönünde yoğun açıklamalar geldiğini hatırlatıyor.

 

70 milyar dolarlık bir fonu idare eden Pimco'nun gelişen pazarlar ekibinden FrancescBalcells, Financial Times'a verdiği mülakatta, ''eğer şartlar zorunlu kılmazsa'' Mart ayındaki yerel seçimlere doğru Türkiye Merkez Bankası'nın dolambaçsız şekilde faiz artırımına gitmesini beklemenin daha da zorlaşacağını, zira bu adımın siyaseten hassas olduğunu kaydediyor.

 

Gazete, IMF'nin ve çok sayıda analistin Türkiye'ye uzunca bir süredir, 60 milyar dolarlık cari açığın önüne geçilebilmesi ve liranın istikrarı için faiz oranlarını artırması çağrısında bulunduklarını yazıyor.

 

Almanya Basını 22 Ocakta Bunları Konuştu:

 

SaarbrückerZeitung,Soçi’de düzenlenecek Kış Olimpiyatları’nın başlamasına az bir zaman kala Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in miting ve gösteri eylemleri düzenlenmesine ilişkin yasağı kaldırması olumlu yankı buldu.

 

“Vladimir Putin gerçek bir demokratlığa bürünmedi. Kremlin şefi sadece şu anki diktatör imajını düzelterek, milyarlık prestij projesini, Soçi’deki Kış Olimpiyat Oyunları’nı kurtarmaya çalışıyor. Böyle bir durumda Putin bedel ödemeye hazır ve bu yüzden de aslında ‘can sıkıcı olan’ vatandaş protestolarına izin veriyor. Ama dikkat! Putin bu girişimiyle düşünce özgürlüğünü kastetmiyor. Putin yönetimi gösterilerin nerede, hangi zamanda ve içerikte olacağını bizzat belirliyor. Hiçbir çözüm bulunamadığı takdirde de gösterilerin yapılacağı caddede buldozerler bir gecede düzeltme çalışmalarına başlıyorlar ve böylece gösteriler baştan engellenmiş oluyor. Sonra da buna şanssızlık deniyor, ya da Putinvari siyaset!”

 

NeueOsnabrückerZeitung Gazetesi, Irak ve Ortadoğu bağlamındaki yorumunda ABD Başkanı Barack Obama’nın Ortadoğu’yu barışa kavuşturma hedeflerinin başarısızlığa uğradığını belirterek şu görüşlere yer veriyor:

 

“Terör örgütü El Kaide, Suriye ve Irak’ta gövde gösterisinde bulunuyor. Aşırı güçlerin Felluce’ye bayrak dikmeleri hayra alâmet değil! Sünnilerin kalesi konumundaki bu kentte bir zamanlar Amerikan askerî birlikleri, Irak Ordusu ve kabilelere bağlı milisler, aşırı güçlerle yıllar boyunca ağır savaşmışlardı. Felluce’nin şimdi yeniden fanatiklerin eline geçmesi, El Kaide milislerinin uzun dayanma iradeleri olduğunu gösteriyor. Spor ayakkabılı, kalaşnikoflufanatikler, Şiiler ile Sünniler arasındaki eski anlaşmazlıkları yeniden deşiyorlar. Öte yandan Felluce örneği, müttefik askerî birliklerin Afganistan’dan çekilmesinden sonra bu ülkede de gelecek perspektifinin karanlık olacağına işâret ediyor. Önümüzdeki yıllar kanlı geçebilir.”

 

Landeszeitung Gazetesi, Irak’ta gelinen son duruma ilişkin olarak Lüneburg’ta yayımlanan gazete yorumunda batının takınması gereken siyasî tavrı irdeliyor:

 

“Irak’ta şu sıralar tarihin en çelişkili durumları yaşanmakta. Bundan 12 yıl önce o zamanki Amerikan Başkanı George W. Bush, Saddam Hüseyin’e karşı başlattığı savaşı iki yalana, Irak’ta kitle imha silahları bulunduğu ve El Kaide terör örgütünün bu ülkedeki varlığına dayandırmıştı. Irak diktatörünün iktidardan alaşağı edilmesi, söz konusu bu ikinci yalanın gerçeğe dönüşmesinin zeminini hazırladı. Batının dinsel grupların etkisi altındaki ülkedeki iç savaş durumuna bir kez daha askerî müdahalede bulunmasının fazla bir getirisi olmayacaktır. Ancak kökten dinci Körfez krallıkları İran ya da Suriye’deki Şiilere karşı cephe oluşturduklarında, batılı ülkeler sürekli biçimde onların yükümlülüğü altına girmeseler, bunun yararı daha fazla olurdu.”

 

BerlinerZeitung ise, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Ortadoğu’daki mekik diplomasisini yorum sütununa taşımış:

 

“Kerry Ürdün ve Suudi Arabistan’a yaptığı kısa ziyaretlerde Ortadoğu için hazırladığı çerçeve anlaşmasına bu ülkelerden destek bulacak mı, bulamayacak mı? Birçok şey bu gelişmeye bağlı. Kerry’nin destek sağlaması, İsrail Başbakanı Netanyahu ile Filistinlilerin Başkanı Abbas’ı ikna anlamında tam bir joker olabilir. Filistin ve İsrail’den oluşan iki bağımsız devlet çözümü hâlâ mümkün ve yapılabilir görünüyor. Ancak eğer Kerry en ufak bir başarı sağlayamayacak olursa, yıllar boyunca kimse, bu her an patlamaya hazır bomba niteliğindeki anlaşmazlığa çözüm bulmaya yanaşmayacaktır. O nedenle ‘yolun açık olsun John Kerry’ diyoruz.”

 

Suriye Basını 22 Ocakta Bunları Konuştu:

 

Suriye Arap Haber Ajansı, Cenevre II Suriye Resminin Resmi Heyetinin çalışmalarına değindi. İsviçre’nin Cenevre Kentinde Başbakan Yardımcısı Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Velid el Muallim başkanlığındaki Suriye resmi heyetinin katılımıyla çalışmalarına başlayan konferanstan özetler şöyle:

 

Suriye'nin yedi bin yıldan fazla bir medeni tarihe sahip olduğunaişaret eden Muallim; Arap ve yabancı kimi devletlerin bu devleti terör, yıkım ve öldürme eylemleriyle Orta Çağa döndürmeye çalıştıklarını, Suriye halkının terör çeteleri ve arkalarında duran devletler tarafından maruz kaldığı ölüm, yıkım, kaçırma, işkence, tecavüz, sabotaj eylemlerine dikkat çekti. Sözlerine devam ederken, Suriye ve halkına yönelik savaşın tüm boyutlarına dikkat çekerken, konferansa katılan heyetin Suriye devletini, halkını, hükümetini, kurumlarını, ordusunu ve Cumhurbaşkanı Beşşar el Esad’ı temsil ettiğinin altını çizerken bunun herkesin kabul ettiği bir gerçek olduğuna vurgu yaptı.

 

Sözleriyle konferansa katılan bazı devlet yetkililerini itham zan altında bırakmayktan çekinmeyen Muallim; ellerini Suriyelilerin kanlarına bulanan ve Suriye'de halka karşı teröristleri destekleyen kimi devlet yetkililerin konferans salonunda yer almalarının esef verici olduğunu belirtti.Muallim aynı devletlerin krizin başından beri Suriye'ye demokrasi, insan hakları ve daha benzeri konularda ders vermeye çalışmalarıyla daha sonra maskelerinin düştüğünü ve gerçek yüzlerinin tüm çirkinliği ve vahşetiyle ortaya çıktığını belirtti.

 

Konferansa katılan önemli bir ismin daha, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon’ın da ifadelerine yer verildi: Ülkelerini kurtarma ve Suriyelilerin acılarına son vermek için Suriyeli iki heyetin diyalog ve siyasi çözüme teşvik edilmeleri gerektiğini belirten Ban; Suriye'deki krize siyasi çözüm sürecine girilmesinin gereğine vurgu yaptı. Ban bu süreç içinde Suriyelilere büyük bir sorumluluk düştüğünü belirtti.

 

Ajansta ayrıca konferansın basın merkezi önünde Suriye ile dayanışma eylemi yapıldığı haberi yer aldı.

 

İran Basını 22 Ocakta Bunları Konuştu:

 

Keyhan Gazetesi’nde İslami İran Petrol Bakanlığından bir yetkilinin yabancı şirketlerle yeni petrol anlaşmaların düzenlenmesi konusunu görüşmekte olduklarını açıklaması, ABD Maliye Bakanlığı, bu ülke Hükümetinin İran'ın ham petrol ihracatını azaltma yönündeki çabalarını durdurmakta gerekli olan adımları attığını ilan etmesi, Bahreyn'de despot Al-I halife rejimi güvenlik güçlerinin Bahreyn'li inkılapçıların evlerine gece baskınları düzenlemesi gibi haberlere yer veriliyor. Gazetede ayrıca UAEA'nın İran'ın Cenevre anlaşmasına bağlı kaldığını onayladığına dair İAEA başkanı Ali Ekber Salihi'nin yaptığı açıklamasını konu eden bir haber dikkatimizi çekiyor. Haberde kısaca şunları okuyoruz:

 

Atom Enerji Teşkilatı Başkanı Ali Ekber Salihi dün, basın mensuplarına yaptığı açıklamada İran İslam Cumhuriyeti, Cenevre nükleer anlaşmasında üstlendiği taahhütlerini yerine getirdiğini söyledi.

 

Salihi ayrıca "Ortak Girişim Projesinde kaydedildiği gibi, İran'la 5+1 Grubu üyesi ülkeler üstlendikleri taahhütlerini eş zamanlı olarak yerine getirecekler" şeklinde konuştu.

 

Atom Enerji Teşkilatı Başkanı Salihi açıklamalarının devamında, UAEA denetçilerinin 3 gün önce İran'a geldiklerini ve Ortak Girişim Projesi gereği ilgili tesisatı ziyaret ettikleri ve nihayet İran'ın nükleer anlaşmaya bağlı kaldığını teyit ettiklerini dile getirdi.Salihi ayrıca uranyum zenginleştirme konusunda İran'ın kırmızıçizgilerinin aşılmadığı ve İran'ın nükleer faaliyetlerine devam edeceğini söyledi.

 

Risalet Gazetesi, Suriye ordusunun ülke çapında teröristlere karşı başarılı operasyonlarını sürdürmesi, İran Petrol bakanı Bijen Namdar Zengene'nin Türkiye'ye düzenlediği ziyarette bu ülke üst düzey yetkilileriyle görüşmesi gibi haberler ön plana çıkarılıyor. Gazetede ayrıca İslami İran'ın ilk kez Atlas Okyanusuna Deniz Görev grubu gönderdiğini konu eden bir haber dikkatimizi çekiyor. Haberde kısaca şunları okuyoruz:

 

İslami İran ilk kez Atlas Okyanusu'na deniz görev grubu gönderdi.

 

İslami İran'ın 29. Deniz görev grubunu oluşturan Hark lojistik gemisi ve Sebelan kruvazörü ve helikopter taşıyan bir savaş gemisi düzenlenen törenle Atlas Okyanusu'na doğru uğurlandı.

Törende konuşan Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral HabibullahSeyyari, deniz görev grubunun misyonunun önemli bölümü eğitim amaçlı olduğunu, deniz görev grubunda son sınıf 30 denizci öğrenci yer aldığını kaydetti.

 

Amiral Seyyari, deniz görev grubu üç ay boyunca 25 bin km yol katederek Atlas Okyanusu'na ulaşacağına vurguladı.

 

Cam-I Cem Gazetesi’ndeIrak başbakanı Nuri Maliki'nin bazı Arap ülkelerini Irak'ta fitne çıkarmakla suçlaması, İran İslam Cumhuriyetinin Birleşmiş Milletler'deki daimi temsilcisi Muhammed Hazai'nin, BM genel sekreteri ve Güvenlik Konseyi'ne gönderdiği mektupta, İranlı bir diplomatın Yemen'de terörist saldırısı sonucu şehit edilmesine temas ederek, terörle mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizmesi gibi haberlere yer verilirken, Kudüs gazetesinde ise Suudi Arabistan'ın izlediği dış siyasetini konu eden bir yazı dikkatimizi çekiyor. Yazıda kısaca şunları okuyoruz:

 

Suriye, Uzun süredir Suudi Arabistan'ın himayesi altında olan teröristlerin kanlı terör eylemlerine maruz kalmış bulunuyor. Suudi Arabistan'ın bölgenin güvensizliği ve her gün yüzlerce insanın canına mal olan terör eylemlerinde doğrudan rol aldığı, yadsınamaz bir gerçektir. Suudi Arabistanm'ın bölgede teröristlere açıkça verdiği destek, bugün dünya barışı ve güvenliğine en büyük tehdittir.

 

Suriye ve Irak'ta tekfirci El-kaide bağlantılı teröristlere yoğun desteğini açıkça sürdürmesi, Lübnan ve Yemen'deki huzursuzluklarda doğrudan rol ifa etmesi, Al-I suud rejiminin bugün açıkça bölge barışı ve istikrarına karşı savaş açıtığını gösteriyor. Despot Al-I Suud rejimi istihbarat yetkililerinin siyonist sahte rejim yetkilileriyle gizli görüşmelerinin son günlerde açığa vurulması, Al-I Suud rejiminin Siyonist rejimle aynı çizgide hareket ettiğinin göstergesidir.

 

Japonya Basını 22 Ocakta Bunları Konuştu:

 

AsahiShimbun Gazetesi, İran-Irak savaşının yaşandığı 1985 yılında Tahran’dan kaçmaya çalışan Japon vatandaşlarını kurtaran Türk Hava Yollarının eski pilotu, geçen yıl 87 yaşında hayatını kaybetti. Pilotun doğum yeri olan İstanbul ile kardeş şehir olan Şimonoseki Belediyesi bu baharda söz konusu fedakârlığın onuruna Şimonoseki’de bir anıt dikileceği haberini verdi. 215 Japon vatandaşını kurtaran pilotumuz Orhan Suyolcu için yapılması planlanan anıtın 2 milyon yene mal olacağı belirtildi.

 

İran-Irak savaşının yaşandığı 1985 yılında Tahran’dan kaçmaya çalışan Japon vatandaşlarını kurtaran Türk Hava Yollarının eski pilotu, geçen yıl 87 yaşında hayatını kaybetti. Pilotun doğum yeri olan İstanbul ile kardeş şehir olan Şimonoseki Belediyesi bu baharda söz konusu fedakârlığın onuruna Şimonoseki’de bir anıt dikecek.

 

 Savaş döneminde İran’da sürekli bomba yağıyordu. Japon tarafının talebi üzerine komşu ülke Türkiye’nin hükûmeti iki uçak gönderdi. Orhan Suyolcu’nun pilotu olduğu uçakla 215 Japon vatandaşı kurtarıldı.

 

Suyolcu’nun doğum yeri olan İstanbul da Şimonoseki gibi boğaz kenti olup kültürel bir tarihe sahip. Bu iki şehir, 1972 yılında kardeş şehir seçildi. 2003 yılında Japonya tarafından sağlanan teknik destekle İstanbul’da Japon Parkı yapıldı. 2007 yılında ana vatanı Türkiye olan lale soğanından 50 bin adet Şimonoseki’ye hediye edildi. 2009 yılında Kanmon Boğazı’nı gören Hinoyama Parkı’nda Türk Lale Bahçesi açıldı. Geçen yıl haziran ayında Türk Büyükelçi, Belediye Başkanı Tomoaki Nakao’ya nezaket ziyareti gerçekleştirdi.

 

Suyolcu, geçen yıl şubat ayında vefat etti. Haber, Şimonoseki’ye Tokyo’daki Japon-Türk Derneği vasıtasıyla geldi. İstanbul ile bağı bulunan Şimonoseki’de onursal anıtın, dostluğun simgesi olan Türk Lale Bahçesi’nde yapılmasına karar verildi. Belediye Başkanı Tomoaki Nakao, Japonya ziyaretinde bulunan Türkiye Başbakanı Erdoğan ile 7 Ocak’ta Tokyo’daki bir otelde yüz yüze yaptığı görüşmede belgelerle beraber projenin özetini açıkladı. Başbakan da teşekkürlerini iletti.

 

2 milyon yene mal olan anıtın açılışının nisan ayında, lalelerin açmaya başladığı sıralar yapılması planlanıyor. Açılışa Suyolcu’nun ailesi ve Türk Büyükelçi davet edilecek. Belediyenin Uluslararası İlişkiler Departmanı Sorumlusu, “Şimonoseki ile İstanbul arasındaki dostluğu bütün halkın öğrenmesini istiyoruz” dedi.

 

Bulgaristan Basını 22 Ocakta Bunları Konuştu:

 

Ön bilgilere göre AB’nin Bulgaristan’a ait monitoring mekanizması daha bir yıl süresince yürürlükte kalacak. “Sega” gazetesi Komisyonun raporundan alıntılar aktarıyor. Suç olayları ve yolsuzluklarla mücadelenin yetersiz olduğu belirtirken, organize suçlarla mücadele için hazırlanan Merkez projesinin de beklenilen sonuçları vermediği açıklanıyor. Yargı sistemi verimli çalışmıyor, idari kurumlar yavaş çalışıyor, Avrupa kaynaklarının kullanımına ait çalışan strateji yok, kamu ihaleleri ile sorunlar var – işte ülkemizin esas aksaklıkları.

 

“Trud” gazetesi AK ‘Bulgaristan’ dairesi  şefi RenaldoMandmets’in sözlerini aktarırken , ülkemizin en büyük sorununun kamu ihalelerin organize  edilmesi  olduğunu söylüyor.

 

Bugünkü gazetelerin bir numara konusu BSP Yürütme bürosunun eski Cumhurbaşkanı ve ABV sivil hareket  kurucusuGeorgiPırvanova  verdiği ültimatom konusudur. Sol partiden gelecek haftaya kadar  Pırvanov’un Avrupa milletvekili için alternatif listeden vazgeçmesinde ısrar ediyorlar. BSP denetim komisyonu  başkanı Maya Manolova’nın sözlerini aktaran "24 çasa"  gazetesi, bunun  parti üyelerine karşı duyulan sorumluluk  gerektirdiğini  bildiriyor. Vazgeçmez ise  partiyi kendisi terk etmeli, diye tehdit ettiler. Pırvanov  birkaç saat sonra ‘ABV devam ediyor’ cevabını verirken ültimatoma uymayacağını ve  işerin  bu kadar kabalaşacağını beklemediğini sözlerine ekledi.

 

Gazeteler, Sofya şehir mahkemesinin kokain kralı olarak adlandırılan EvelinBanev – Brendo’nun  Romanya’ya teslim edilmesi kararına yer veriyorlar. “Monitor” gazetesi, mahkemenin, Bulgar tarafından Romanya’nın Brendo’yu her iade talebine ve kendi hesabına uyması şartıyla Avrupa tutuklama emrine yeşil ışık yakma kararını bildiriyor. Bulgaristan’da Brendo’ya karşı para aklama davası açılmıştı ve 7.5 yıllık hapis cezası ile sonuçlanmıştı. Romanya’daki dava  uluslararası uyuşturucu  trafiğini yöneten organize suç örgütünü kurmakla ilgilidir.

 

“Monitor” gazetesi Ulusal Kültür Sarayı’nın ve  başkent Sofya’nın Largosu’nun  totaliter  sanat  turistik  gezisinin bir bölümü olması teklif ediliyor. “Monitor”  gazetesinin yazdığı gibi  bu teklif  Sofya belediye  meclisinden geliyor. Sofya’nın  11 Avrupa şehrinin birleştiği  ‘Atrium’ derneğinin  tam üyesi olduğu bildiriliyor. 20.yüzyılın totaliter rejiminin mimari  miraslarını  sergileyen kültür gezilerine ait bir pilot proje hazırlanıyor. Başkent Sofya’nın listesinde  bir çok tartışmaya yol açan Sovyet ordusu anıtı,  iktidarın  ‘Boyana’ rezidansı, ‘Znamena mira’  anıtı yer alıyor.

 

“Standart” gazetesi ‘Yılın erkeği’ ulusal klasmanında  boksörKubratPulev’in  en başarılı Bulgar tenisçisi  GrigorDimitrov  ve  Bulgar Patriği  Neofit’i  geride  bıraktığını bildiriyor. Popüler  boksör  izleyicilerin oyunu kazandı.2013  yılında  Pulev IBF unvanını iki kez kazanırken, Avrupa  boks birliğinin de ödülünü kazandı.

 

22 Ocak’ta Dünyadan Dikkat Çeken Bazı Analizler:

 

The Global Research’de yayınlanan “Küresel Zenginerki” isimli analizde Andre Damon ve Barry Grey tarafından;

 

“Asalak servetin ve gücün, yani Dünya Ekonomik Forumu’nun İsviçre Alpleri’ndeki tatil kasabası Davos’ta her yıl düzenlediği gösterinin eşiğinde, yardım kuruluşu Oxfam, toplumsal eşitsizliğin tüm dünyada tanık olunmadık artışı konusunda uyarıda bulunan bir rapor yayımladı.

 

Bir avuç zenginin kötücül ellerindeki bir gezegeni betimleyen rapor, dünyadaki en zengin 85 kişinin, dünya nüfusunun alttaki yüzde 50’sinin (3,5 milyar kişinin) sahip olduğu toplam serveti kontrol altında tuttuğunu belirtiyor. Rapor, en zengin yüzde birin ise dünyadaki servetin yüzde 46’sını kontrol ettiğini kaydediyor. Oxfam şunları yazıyor: “En zengin yüzde birin serveti, 110 trilyon ABD Doları’nı buluyor… Bu, dünya nüfusunun alttaki yarısının toplam servetinin 65 katıdır.”

 

Rapor, ABD’nin 2008’den bu yana toplumsal eşitsizlikte gelişmiş ülkelerin hepsinden büyük bir artış yaşadığını gösteren bir çizelge içeriyor.

 

2008’deki Wall Street çöküşünden bu yana, bir yanda işçi sınıfının yoksullaşması, öte yanda ise mali sektör seçkinlerinin zenginleşmesi hızlanmış durumda. Dünyadaki milyarderlerin sayısı ikiye katlanırken, günümüzde, bir milyardan fazla insan günde bir dolardan düşük bir gelirle yaşıyor, dünya nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan 3 milyardan fazla insan ise günde 2,5 dolardan az bir parayla kıt kanaat geçiniyor.

 

Oxfam’ın araştırmasını yayımladığı gün, Uluslararası çalışma Örgütü (ILO), dünya çapındaki işsizlerin sayısının 2013 yılında 5 milyon artarak 202 milyona ulaştığını bildirdi. ILO, işsiz sayısının 2014’te de artmaya devam edeceğini öngörüyor.

 

İnsanlık tarihinde, ne servetin bugün olduğu kadar büyük ölçüde yoğunlaşmasının ne de “yeni normal”i oluşturan asalaklığın ve çöküşün aşırılığının bir benzeri bulunuyor. Egemen sınıfın ve onun siyasetteki ve medyadaki hizmetçilerinin “serbest girişim sistemi” dediği çağdaş kapitalizm, her siyasi kararın insanlığın son derece küçük bir kesiminin servetini koruma ve arttırma ihtiyacı eliyle dayatıldığı bir dünya yaratmış durumda.

 

Bu küresel zenginerki (zenginler tarafından yönetilen bir toplum anlamına geliyor), egemen seçkinlerin servetindeki devasa ve sürekli artışı, yararlı ürünlerin üretiminden ve toplumun üretici yeteneklerinin gelişmesinden değil ama paranın manipülasyonundan, vurgundan ve açıkça dolandırıcılıktan; üretici güçler için yıkıcı olan canice faaliyetlerden oluşturmaktadır.

 

Rüşvetçi siyasetçiler, akademik savunucular, istihbarat ajanları, her türden uzmanlar ve ordu ile polis güçlerinin baskıcı gücü tarafından desteklenen birkaç yüz insan, kendi doymaz açgözlülüklerini tatmin etmek için, uygarlığın boğazına sarılmış durumda ve onu yıkımla tehdit ediyor.

 

Bu toplumsal (daha tam söylersek toplum-karşıtı) unsur, halka şiddetle düşmandır, demokratik hakları aşağılamaktadır ve militaristtir.

 

O, kendi kişisel servetini arttırma çabası içinde, nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfının yaşam standartlarına acımasızca saldırıyor. Bu zenginerkçilerin denetimindeki hükümetler, tüm dünyada, her zamankinden ağır kemer sıkma önlemlerini, ücret kesintilerini, işleri azaltmayı, sosyal programları ortadan kaldırmayı, okul kapatmalarını ve sağlık hizmetlerini yağmalamayı dayatıyorlar. Devlet hazineleri bankaları ve şirketleri kurtarmak için boşaltılıyor; merkez bankaları, hisse senedi fiyatlarını, şirketlerin karlarını ve yönetim kurulu başkanlarının gelirlerini arttırmak için mali piyasalara milyarlar pompalıyor. Kar elde etmenin önündeki bütün yasal sınırlamalar kaldırılıyor.

 

Hükümetler, işçilerin muhalefetiyle başetmek için, işçi sınıfının örgütlü direnişini suç ilan ediyorlar. Avrupa’nın bütün ülkelerinde, her önemli grev yasaklamalarla ve polis şiddetiyle karşılaşıyor.

 

Onlar, toplumsal devrim olasılığı karşısında donakalmış şekilde, Ulusal Güvenlik Bürosu’nun eski elemanı Edward Snowden’ın açığa çıkarttığı gibi, küresel bir totaliter polis devletinin alt yapısını oluşturuyorlar.

 

Zenginerkçilerin kendi ulus devletlerini harekat üsleri olarak kullanan rakip klikleri, güçsüz ülkeleri ele geçiriyor; ölümlere ve yıkıma yol açarak onları işgal ediyor ve yağmalıyorlar. Onlar, bölgeleri, pazarları, kaynakları ve ucuz işgücünü kontrol altına alma uğruna rakiplerine karşı mücadelede, gezegeni silahlı bir karargaha dönüştürüyor ve insanlığı, bu kez nükleer imha olasılığını barındıran, üçüncü bir dünya savaşına sürükleme tehditi oluşturuyorlar.

 

Zenginler ile süper zenginler, bu hafta Davos’ta, hükümet yetkililerinin ve Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu gibi küresel kurumların önderlerinin milyarder bankerlere ve şirket yöneticilerine saygı göstereceği yıllık toplantıda görünecekler.

 

Küresel mali sektör seçkinleri, bir yorumcunun sözleriyle, “yanlarında vizona sarılmış eşleriyle, helikopterlerinin içinde, İsviçre Alpleri’nde 1.500 metre yüksekte yapılacak Dünya Ekonomik Forumu’na uçacaklar.” Konferansa katılımın maliyeti, CNN’nin tahminine göre, kişi başına 40.000 ABD Doları ve bu, ortalama bir Amerikan işçisinin bir yılda kazandığı paradan yüzde 50 daha fazla.

 

Bu konferansın ana tartışma konusunun toplumsal eşitsizlik “sorunu” olacağı açıklandı.

 

Tüm dünyadaki kitleler, nefret ettikleri ve aşağıladıkları bu cani tabakaya giderek daha fazla öfkeleniyorlar. Bu öfkenin eyleme dönüşmesi ise yalnızca zaman meselesi.

 

Bu zengin seçkinler, toplumsal ayaklanma ve devrim hayaletinin lanetine uğramıştır. Onlar, üç yıl önce Mısır’da Mübarek diktatörlüğünü deviren kitlesel işçi sınıfı ayaklanmasında bunu tattılar. Onlar, Avrupa’da toplumsal patlamaları ve ABD’de yaklaşan ayaklanmaların beklentisini yaşadılar.

 

Onlar, herşeyden önce, kendilerine “solcu” diyen -ABD’deki Uluslararası Sosyalist Örgüt, Fransa’daki Yeni Anti-Kapitalist Parti, Almanya’daki Sol Parti ve Yunanistan’daki Syriza gibi- sağcı örgütler içindeki savunucularının yardım ettiği sendika bürokrasilerinin ihanetinden dolayı iktidarlarını koruyabildiler.

 

Kapitalist sistemin daha kavrayışlı ve uzak görüşlü savunucuları, mevcut durumun sürdürülebilr olmadığı konusunda uyarıda bulunuyorlar. Geçen hafta, Financial Times’ın baş ekonomi yorumcusu Martin Wolf, giderek artan toplumsal devrim tehditi konusunda uyarıda bulunduğu, “Yanılan seçkinler geleceğimizi tehdit ediyor” başlıklı bir yorum yazdı.

 

Kapitalizmin can çekişmesine işaret eden ve üç yıl sonraki Rus devrimini hızlandıran ilk küresel felaket olan I. Dünya Savaşı’nın 100. yıldönümüne gönderme yapan Wolf, şu uyarıyı yapıyor: “Küresel ekonomi ve mali seçkinler… onları yaratmış olan ülkelerden her zamankinden daha bağımsız hale gelmiş durumda… Ekonomik büyümenin kazanımlarının dar [bir kesim içinde] paylaşımı bu gelişmeyi arttırmaktadır. Bu da her zamankinden çok zenginerkidir.”

 

Wolf, 2008 mali çöküşünden bu yana, “ekonomik, mali, entelektüel ve siyasi seçkinler”in kendi itibarlarını sarsmış” olduğunu yazdı. O, “Seçkinler başarısız olmaya devam ederlerse, öfkeli popülistlerin yükselişini izlemeyi sürdüreceğiz. Seçkinlerin daha iyisini yapması gerekiyor. Bunu yapmazlarsa, öfke hepimizi bastıracak.” diyerek bitirdi. İnsanlık şu soruyla karşı karşıya: Dünyanın boğazına yapışmış bu toplum karşıtı ve cani tabakayla başetmek için ne yapılmalı? Oxfam’ın yapacağı gibi bu zenginerkinin “iyi melekler”ine seslenerek ya da Wolf’un yapmaya çalıştığı gibi, seçkinlerin akılcı yetilerine hitap ederek hiçbir şey değiştirilemez.

 

Bu asalak tabaka, bir toplumsal temizlik ve temel yaşam konusu olarak mülksüzleştirilmelidir. Bağımsız bir güç olarak örgütlenmiş işçi sınıfının bu tabakanın servetine el koyması ve onu acil toplumsal ihtiyaçları (iş, sağlık hizmetleri, eğitim, konut, beslenme, kültüre ve sanata erişim vb.) karşılamak için kullanması gerekiyor.

 

Zenginerkçilerin maliye ve sanayi üzerindeki ölümcül pençesinin kırılması gerekiyor. Bankalar ve şirketler özel ellerden alınmalı, kamu mülkiyeti ve demokratik denetim altına sokulmalıdır. Bunun gerçekleşebilmesinin yalnızca bir yolu var: Toplumun devrimci dönüşümü ve sosyalizmin kurulması.” değerlendirmesi yapıldı.

 

Global Research’ta yer alan Bill Van Auken’in “Suriye görüşmeleri karmaşa içinde; BM İran’a daveti geri çekti” analizi:

 

Birleşmiş Milletler (BM), Suriye’deki üç yıllık çatışmaya siyasi bir çözüm bulmak amacıyla büyük devletler tarafından düzenlenen görüşmelere katılması için İran’a yaptığı daveti aniden iptal etti.

 

Cenevre II adı verilen görüşmelere ilişkin plan, Washington’ın ve ABD destekli sürgün cephesi Suriye Ulusal Koalisyonu’nun (SUK), Pazartesi günü BM’ye verdiği İran’ın katılması için yaptığı son dakika davetini geri çekmesi yönündeki ültimatomla birlikte karmaşaya sürüklendi.

 

İsviçre’nin Cenevre kentinde yapılması planlanan görüşmelerden yalnızca iki gün önce ortaya çıkan anlaşmazlık, bu sözde barış konferansını iptal edilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakacak gibi görünüyor.

 

ABD, Britanya ve Fransa ile onların Türkiye’de üslenmiş sözde “asi” maşaları, Rusya ile birlikte Suriye’deki Beşar Esad yönetiminin en yakın müttefiki olan İran’ın Cenevre II görüşmelerine katılmasına karşı çıkıyorlar. Batılı büyük devletler, Tahran’ın varlığının, onların uzun süreli ve kanlı vekil savaşı yoluyla ulaşamadıkları rejim değişikliği hedefine diplomatik baskıyla ulaşma amacına zarar vereceğini düşünüyorlar.

 

Pazar günü İran’ı davet eden Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Pazartesi günü, bu hamlenin tetiklediği kargaşadan “korkmuş” olduğunu ve BM’nin seçeneklerini gözden geçirdiğini söyledi.

 

Washington’ın davetin geri çekilmesi talebinin gerekçesi, İran’ın Haziran 2012’de Suriyeliler’in katılmadığı bir konferansta açıklanan Cenevre I adlı bildirinin koşullarını açıkça ve resmen onaylamamış olması. Bu belge, düşmanlığa son verilmesi ve Esad yönetimi ile muhalefetin “karşılıklı onayı ile” bir “geçici yönetim”in oluşturulması çağrısı yapıyordu.

 

Obama yönetimi, bunu, bildirinin hiçbir yerinde belirtilmediği halde, Esad’ın iktidarı hemen ve koşulsuz terketmesi yönünde bir talep olarak yorumlamıştı.

 

Ban Ki-moon, Pazar günü, İran’ın, dışişleri bakanı Javad Zarif’in Cenevre I’in temel koşullarını kabul etmesinin ardından davet edilmiş olduğunu öne sürmüştü. Ban, “Dışişleri Bakanı Zarif ve ben, görüşmelerin amacının karşılıklı uzlaşma yoluyla, yürütme gücüne sahip bir geçici yönetim kurmak olduğu konusunda hemfikiriz.” demişti.

 

Anlaşma, İran’ı, Esad yönetimi ile Batı destekli muhalefet cephesi arasında BM’nin aracılığında Cuma günü Cenevre’de başlayacak olan barış görüşmelerine doğrudan dahil olmamakla birlikte, Çarşamba günkü açılış konuşmalarına katılan 30 ülkeden biri yapacaktı. Katılımcı hükümetler arasında, sözde asilere silah, para ve yabancı cihadçılar akıtılmasına en derinlemesine dahil olan ABD, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye de bulunuyor.

 

Öte yandan, İranlı yetkililer, sonradan, Tahran’ın herhangi bir şey imzaladığını reddettiler. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Marzieh Afkham, Pazartesi günü, “önceden açıklandığı gibi, biz, Cenevre II konferansına katılmak için herhangi bir koşulu kabul etmiyoruz ve görüşmelere önkoşulsuz resmi katılım davetini temel alıyoruz.” dedi.

 

Ban Ki-moon, Pazartesi öğleden sonra, SUK’un İran’a yapılan davetin iptal edilmesi ya da kendisinin görüşmelerden çekilmesi için son bir süre belirlemesinin ardından, bu açıklamalara sarıldı. O, yaptığı yazılı açıklamada, İran’ın Cenevre I belgesinde belirlenen emirleri benimsememiş olması karşısında “derin bir hayal kırıklığına uğramış” olduğunu belirtti ve Tahran’ın sonraki açıklamalarının “almış olduğu güvencelere uymadığını” iddia etti.

 

BM Genel Sekreteri, SUK’un, İran’ın dışlanmaması durumunda görüşmeleri boykot etme kararından da “hayal kırıklığına uğramış” olduğunu kabul etti.

 

BM’nin sözcülerinden biri, “O [Ban] İran’ı Cenevre bildirgesinin ardındaki küresel mutabakata katılmaya çağırmayı sürdürüyor.” dedi ve ekledi: “İran’ın bu temel anlayışın dışında kalmayı seçtiğinde, (Ban’ın) bir günlük Montreux toplantısının onun katılımı olmadan yapılmasına karar vermiş olduğu biliniyor.”

 

Bir tartışmanın, Washington ile ABD emperyalizminin politikalarıyla genel olarak uzlaşan BM Genel Sekreteri’nin görüşmeleri neredeyse yolundan çıkartacak duruma nasıl geldiği belli değil.

 

BM sözcüsü, İran’a yapılan davette “aceleci” bir yan olmadığını ve Washington’ın bu jest konusunda bütünüyle bilgilendirilmiş olduğunu belirtti. Bununla birlikte, sonunda, Ban yoğun ABD baskısı altında eğilmek zorunda kaldı.

 

Hem Rusya hem de BM’nin özel Suriye elçisi Lahdar Brahimi, konferans öncesi aylarda, Suriye yönetimi ile yakın ilişkisi ve bölgedeki etkisi dikkate alındığında, görüşmelere katılmanın İran için çok önemli olduğunu savunmuşlardı.

 

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Batılılar’ın İran’ı dışlama talebini sert biçimde eleştirdi. O, “Durumu doğrudan etkileyebilen herkesin orada bulunmasını sağlamamak, bana göre, affedilmez bir yanlış olacaktır” dedi.

 

Washington’ın, İran’ın katılması durumunda, hiçbir rüşvetin ve tehdidin onun SUK içindeki müvekkillerini Cenevre II’ye katılmaya zorlayamadığını fark etmiş olması mümkün.

 

İsviçre’deki görüşmelerde, İran’ın katılımı olsun ya da olmasın, önemli maddelerden herhangi birinde anlaşma sağlanıp sağlanamayacağı belli değil. Kendi vekilleri aracılığıyla 100.000’den fazla insanın öldürülmesini ve tüm toplumu yerle bir etmeyi başarmış olan ABD emperyalizmi ile bölgedeki müttefikleri, bu kan banyosunu durduracak bir anlaşmayı sağlayacak araçlara sahipmiş gibi görünmüyorlar.

 

Cenevre görüşmelerine eşlik eden keskin gerilimler ve onların bir fiyasko ile sonuçlanma olasılığı, Obama yönetiminin, geçtiğimiz Eylül ayında, doğrudan askeri müdahaleden uzaklaşma ve İran ile görüşmelere yönelme dönüşüne rağmen, bölgede daha yaygın bir savaş tehlikesinin sürdüğünü vurgulamaktadır.

 

Görüşmelere katılma konusundaki oylamada dağılmanın eşiğine gelmiş olan SUK, geçtiğimiz aylarda birbirleriyle savaşmaya en az hükümet güçleriyle çatışmaya ayırdıkları kadar zaman harcamış olan Suriye’deki egemen İslamcı milisler üzerinde etki oluşturacak gibi görünmüyor.

 

Washington Post, açıkça, “Koalisyon’un, görüşmelere katılması durumunda tam olarak kimi temsil edeceğini belirsizleştiren beceriksizliği, ona çoğu sıradan Suriyeli’nin ve silahlı asi grupların desteğine maloldu.” yorumunu yaptı. Zira “[Cenevre’ye] gitmemek, koalisyonun elde kalan son bileşenlerinin, bu grubun oluşumunu destekleyen Batılı müttefiklerin desteğini yitirmek anlamına gelecekti.”

 

Esad, AFP haber ajansına verdiği bir röportajda, kendi adına, istifasına yönelik talepleri reddetti ve bir dönem daha devlet başkanlığı için Nisan ayında yapılacak seçimlere katılması yönünde “önemli” bir şans olduğunu söyledi.

 

Suriye devlet başkanı, İsviçre’deki görüşmelerin “terörizm ile mücadele” üzerine odaklanması gerektiğini vurguladı ve SUK ile ortak bir hükümet oluşturma önerisini, “iyi bir şaka” olarak betimledi. O, ABD destekli muhalifler “30 dakikalığına fotoğraf çekmek için sınıra gelip ardından kaçıyorlar. Hükümette nasıl bakan olabilirler ki?” dedi.

 

Kerry, geçtiğimiz Cuma günü, Esad’ın emperyalist baskıya boyun eğmemesi durumunda, Washington’ın Suriye’de rejim değişikliği amacını gütmede “seçeneksiz” olmadığı uyarısında bulundu.

 

ABD’li yetkililerin, son aylarda, Kuzeybatı Suriye’de El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile silahlı çatışmaya girerken Batı destekli Yüksek Askeri Konsey ile ilişkilerini kesmiş olan İslami Cephe ile bağlar kurmaya çalıştığı belirtiliyor. Obama yönetiminden yetkililer, “asiler”e yapılan ve bir kısmının İslami Cephe’nin eline düştüğü kabul edilen yardımın yeniden başlatılmasını tartışıyorlar.

 

Bununla birlikte, bu planlar, Cephe’nin en büyük savaşçı grubu Ahrar El Şam’ın önderlerinden birinin, El Kaide’nin Suriye’deki gerçek temsilcisinin IŞİD değil ama kendileri olduğunu açıklamasıyla karmaşıklaşmış bir hal aldı. Abu Halid el Suri adlı önder, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, kendisinin El Kaide tarafından, rakip İslamcı gruplar arasındaki anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapmakla görevlendirildiğini vurgularken, El Kaide’nin kurucusu Osama bin Ladin’e ve şimdiki başı Ayman al Zawahiri’ye bağlılık yemini etti.

 

Bu arada, İslami Cephe’nin Askeri Komitesi başkanı Zahran Alluş, Twitter üzerinden, grubun önderliğinden Cenevre II’deki her iki taraftan temsilcileri bir arananlar listesine koymak için onay vermesini” istediğini açıkladı.