Iğdır Milletvekili ve TÜRKSAM Başkanı Dr. Sinan OĞAN’ın Dünya Uygur Kongresi Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Erkin Emet ile Uygur Türkleri Hakkında Yapmış Olduğu Söyleşi

 

  • Doç. Dr. Erkin EMET: Doğu Türkistan’da durum giderek kötüleşiyor. Çin’in yeni Cumhurbaşkanı gelmeden önce açıklamalarda bulundu: Çin’in Doğu Türkistan politikalarının değişeceğini, iyileşeceğini söyledi. Ama açıklamaların devamında teröre karşı mücadelede kararlıyız, giderek bu mücadele daha kararlı bir şekilde devam edileceğini ekledi ve bu patlama hemen yaşandı. Doğu Türkistan’daki bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

– Dr. Sinan OĞAN (Iğdır Milletvekili): Öncelikle ben, her şey iyi olacak gibi açıklamalara artık ihtiyatla yaklaşıyorum. Hatırlarsanız, zamanında Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah GÜL de Güneydoğu’daki sorunlarla ilgili olarak iyi şeyler olacak diye bir açıklama yapmıştı. Fakat sonrasında maalesef ki, hiç de iyi şeylerin olmadığını görüyoruz. Herhalde, devlet başkanları “iyi şeyler olacak” dediğinde başka bir şey algılıyoruz. Türkiye açısından o manada iyi şeyler olmadı. Çin Cumhurbaşkanı’nın da bu açıklamalarıyla “iyi şeyler” olarak ifade ettiği, sizin de belirttiğiniz gibi, “terörle mücadele edileceği” yönündeki mesajı artık Uygurların oradaki varlıklarını bir terör grubu olarak dünyaya yansıtmaya çalıştığını ortaya koyuyor. Nitekim Çin devlet başkanının bölgeden ayrılmasının hemen ertesinde yaşanan olaylarda da sanki Çin’in bölgeyi terörize etmeye ve Uygur Türklerinin demokrasi mücadelesini bir şekilde teröre bulaştırıp, terörle mücadeleyi de Çin devleti açısından kolaylaştırmaya çalışıyor. Çünkü bunun örnekleri dünyada var. Siz demokrasi ve insan hakları mücadelesine karşı devlet olarak güçlük çekiyorsunuz ve bunu dünyaya açıklayamıyorsunuz.  Ama meseleyi “terörle mücadele” olarak tanıttığınızda, dünyada neredeyse her devlet terörle mücadele ettiğinden bu mücadele daha meşru bir zemine oturuyor ve mücadeleyi çok daha kolaylaştırmış oluyorsunuz.

 

Benim buradan görebildiğim kadarıyla, Çin’in son yıllarda, özellikle de son aylarda Doğu Türkistan’da yapmaya çalıştığı Uygurların haklı mücadelesini terörize etmek ve bunu dünya basınına terör örgütüymüş gibi yansıtmaktır. Bunda da maalesef ki, kısmen başarılı da olunduğunu görüyoruz. Bu manada, Uygur Türklerinin çok dikkatli olmaları gerektiği kanaatindeyim. Çin’in provokasyonlarına gelmeden, terörle aralarına net bir çizgi koymaları gerektiği kanaatindeyim.

 

Bununla beraber, Uygur meselesi, maalesef Türkiye’de yeterince gündeme gelmiyor. Türkiye’ye sığınan sayıları neredeyse 1 milyona yaklaşan Suriyeli göçmen ya da sığınmacıya Türk halkı kapılarını ardına kadar açtı. Belki de Türk hükümeti Suriye’de savaşı derinleştiren ve oradan daha fazla insanın kaçması ile neticelenen yanlış politikalarda da bulundu. Ama Suriye’den gelen bir milyonu kucaklayan bu hükümet havaalanında 18’e yakın Uygur Türkünü kabul etmemekte direndi. Yine 220 Uygur Türkünü bütün girişimlerimize rağmen Uygur Türklerinin Türkiye’ye getirilmesi hususunda Dışişleri Bakanlığı’nın çaresiz kaldığını yahut sessiz kaldığını görmekteyiz.

 

Bu meseleyi Türk halkına iyi anlatmamız lazım. Kendi kardeşine sahip çıkmayan, 220 kişiye sahip çıkmayan insanların Ortadoğu’dan gelen bir milyon nasıl sahip çıktığını, yani bir milyon Arap’ı kabul edecek imkanı olanların Uygur’dan gelen 220 Uygur Türkünü kabul edecek imkan bulamadıkları şeklinde bir tablo ortaya çıkıyor. Bu çelişkiyi, ister Uygur Türkü ister Irak Türkmen Türkü olsun, nereden olursa olsun Türklere karşı bu bakış açısını değiştirmek gerekiyor. Türklere karşı kapısı kapalı olan bir Türkiye emin olunuz ki, Türk halkı açısından utanç kaynağıdır. Türk halkı dünyanın neresinde olursa olsun, bir kardeşinin burnu dahi kanıyorsa acısını hissetmeli ve onun orada sahipsiz ve yalnız olmadığını gösterecek adımlar atmalıdır.

 

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak dünyanın her yerindeki Türklerin hamisiyiz, burada onların hür sesini, haklı davalarını haykırıyoruz ve Parlamento çatısı altında da haykırmaya devam edeceğiz.

 

  • Doç. Dr. Erkin EMET: Almanya’da yapılan toplantıda da olduğu gibi yapılan tüm toplantılarda hükümetleri harekete geçirmek için, muhalefet partileri ve sivil toplum örgütlerinin önemi büyüktür. Fakat Uygur Türkleri Anti-demokratik, komünist bir ülkede yaşadıkları için bunu tam olarak değerlendiremiyor. Siz Mecliste “220 Uygur geldiği takdirde biz milletvekili seçildiğim yer olan Iğdır olarak onları misafir etmeye hazırız” şeklinde bir açıklama yaptınız. Siz, hükümetin bu konuda harekete geçirilmesi için neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz ve bu anlamda Doğu Türkistan sivil toplum örgütlerinden beklentileriniz nelerdir?

 

– Dr. Sinan OĞAN (Iğdır Milletvekili): Tabi, bu mesele sonuç olarak sadece Doğu Türkistan Sivil Toplum Örgütlerinin meselesi değil, Türkiye’deki bütün Sivil Toplum Örgütlerinin meselesidir. Hepsi Ermeni olanların bir gün de Uygur Türkü olmalarını bekliyoruz. Ama bu beklentimizin de maalesef ki boşuna bir beklenti olduğunun da farkındayım. 220 Uygur Türkü vatandaşımız bugün çok zor şartlar altında Tayland’da kalıyorlar. Benim o zaman da belirttiğim gibi benim seçim bölgem olan, Iğdır’da biz Iğdırlılar olarak 220 Uygur Türkünü ağırlamaya hazırız. Bu fikrimiz sabittir. Dışişleri Bakanlığı’na müracaatlarımız var. Sayın Davutoğlu ve hükümeti gerekli işlemleri yaptığı takdirde Iğdır’a kabul edebiliriz. Ve ben 81 vilayetimizin 81’inin de aynı fikirde olduğu kanaatindeyim. 220 Uygur Türkünü biz her halükarda misafir ederiz. Yeter ki hükümet buna müsaade etsin.

 

Maalesef muhalefetin yetki imkânları sınırlı olduğu için elinde böyle bir aracı yok. Biz ancak hükümeti devreye sokmak kaydıyla çözüm bulabiliyoruz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsil eden Dışişleri Bakanlığı’dır ve bizler de mecliste Dışişleri Bakanlığı’nı harekete geçirmek amacıyla çalışmalar yapıyoruz. Ama hem Uygur Sivil Toplum Örgütlerinin hem de diğerlerinin bu konuya duyarlı olması ve bu konuyu gündeme getirmesi lazım. Sosyal medya bu konuda çok önemlidir. Sosyal Medyayı etkin bir şekilde kullanmak gerekir. Sosyal medyada gündeme gelen konuların ertesi gün Türkiye’nin gündemine de geldiğini biliyoruz. Miting gerekiyorsa, miting de yapalım, sosyal medyada organizasyon gerekiyorsa onu da yapalım, meclise internet üzerinden mail göndermek gerekiyorsa onu yapalım. Mektup yazmak gerekiyorsa yapalım, imza kampanyası gerekirse imza kampanyası düzenleyelim. Yani ne gerekiyorsa yapmamız lazım. Bu bir tek Iğdır Milletvekili Sinan OĞAN’ın veya başka bir milletvekilinin görevi değil hepimizin görevidir. Veya bu bir tek Uygur Sivil Toplum Örgütlerinin değil, bütün Sivil Toplum Kuruluşlarının, İnsan Hakları temsilcilerinin ve insan haklarına karşı duyarlı olan insanların görevidir. Bu görevimizi de mümkün olduğunca yerine getirmek durumundayız.

 

  • Doç. Dr. Erkin EMET: 5 Temmuz Urumçi olaylarının yıldönümü de yaklaşıyor ve tüm dünyada başta Türkiye, Avrupa ve Amerika olmak üzere üç yerde büyük etkinlikler yapılacak. Peki, siz bunu mecliste gündeme getirecek misiniz?

 

– Dr. Sinan OĞAN (Iğdır Milletvekili): 5 Temmuz’da büyük bir ihtimalle meclis kapalı olacaktır. Ama onun öncesinde 5 Temmuz Urumçi katliamını her sene gündeme getirdiğimiz gibi elbette bu sene yine gündeme getireceğiz. Bu sene cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen arifesine denk geldiği için belki de gündemde çok yer almayacak, onun için bunu daha öncesinden gündemimize almamız ve gündeme getirmemiz gerekiyor.

 

Meydanlarda Rabia işareti yapanların artık hem Müslüman hem de Türk olan Rabia KADİR’e de vize vermeleri lazım. Düşünebiliyor musunuz, yıllarca Türkiye’ye kurşun sıkmış, hakaretler küfürler etmiş insanlar rahatlıkla vize alıp gelebiliyorlar. Ama tek suçu Müslüman ve Türk olmak olan ve Çin’den kaçmak zorunda olan Rabia Kadir Türkiye’ye gelemiyor. Türkiye’ye gelmek için AKP hükümeti ona vize vermiyor. Ben isterim ki, bu sene Rabia Kadir 5 Temmuz’da Türkiye’de olsun ve Müslüman Türk kardeşleriyle beraber Urumçi’deki ve Doğu Türkistan’daki olayları ve katliamları burada birlikte analım. Defalarca bu konuyu mecliste bizzat ben gündeme getirdim. Defalarca bizzat Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’na sordum. “İnşallah bir gün gelebilir dedi” TBMM kayıtlarında var. Sanki kendisi bakan değil, komşunun misafiri gibi cevap verdi.

 

  • Çok teşekkür ederim.

 

– Ben teşekkür ederim.