Mithat SİRMEN: Kanal B ekranlarından iyi akşamlar sayın seyirciler. Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür, diye boş yere söylememişler. Sanki Suriye ilk defa bir hava aracımızı vuruyor. Ortalık toz duman; NATO ayakta, Birleşmiş Milletler (BM) teyakkuzda, Rusya pusuda, Ankara alarmda. Peki, olay nedir? Suriye cuma sabahı Malatya’daki Erhaç hava üssünden havalanan F4-E tipi keşif uçağımızı Laskiye kıyılarından epey uzakta, Suriye hava sahasını ihlal ettiği iddiası ile saat 11.58’de vuruyor. Vuran silahın uçaksavar mı, yerden havaya füze mi olduğu da henüz net olarak belli değil. Uçak şu anda denizin 1300 m dibinde ve iki pilotumuz kayıp. İyi güzel de Suriye bunu zaten hep yapıyor, şimdi niye celalleniyoruz? Sayın seyirciler sene hiç unutmam 1989 sonbahar aylarıydı ekim veya kasım, Suriye sınırını gerçekten yanlışlıkla geçen bir askeri helikopterimiz sınıra yakın bir yerde konuşlanmış olan Suriye uçak savar bataryası tarafından vuruldu. Yaralı helikopter geri dönebildi ve Hatay topraklarında sınıra yakın bir köyün civarında düştü. Bir pilotumuz yaralı kurtuldu, diğeri şehit oldu. Yine 90’lı yıllarda Kamışlı civarındaki Suriye topçusu sözüm ona kaçakçılara ateş ediyorum diye barutun fitilini tutuşturdu ve Nusaybin’in sınıra yakın köylerinden birine şarapnel parçaları yağdı. Köyün biraz dışında oyun oynayan çocukların bazıları da yaralandı. Tabi hem helikopter olayında hem bu olayda protesto notaları verildi. Suriye Büyükelçisi birkaç kez Dışişleri Bakanlığına çağırılarak diplomatik bir dille fırçalandı. Tazminat alındımı alınmadı mı bilemiyorum, onu Sayın Mesut YILMAZ hatırlıyordur. Ama o zaman ne NATO ne BM ayağa kalktı ne de Ankara’da zirve üstüne zirve yapıldı. Olayda bir süre sonra unutuldu, gitti. Çünkü o sırada PKK terör örgütünün başı Öcalan Şam’da, şimdiki Beşar Esad’ın babası, Hafız Esad’ın himayesi altında yan gelmiş, oturuyordu. Ve de birçok NATO üyesi ülke bu terörist başının sırtını sıvazlıyordu. Sayın seyirciler diyeceğim o ki siz siz olun Suriye’ye uçakla, sandalla, motorla falan hiç yaklaşmayın.  Ne de olsa üzüm üzüme baka baka kararır. Mavi Marmara’yı İsrail, sizin gümüş renkli fantomunuzu da Suriye vuruverir. Bundan sonra neler mi olacak? İşte onu da değerli konuklarımızın yorum ve açıklamalarından öğrenmeye çalışacağız. Sizlere hemen bu akşamki stüdyo konuklarımızı tanıtmak istiyorum. Sol tarafımda Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu ve aynı zamanda Anayasa Komisyonu üyesi Sayın Sinan OĞAN. Efendim hoş geldiniz.

 

Sinan OĞAN*: Hoş bulduk.

 

Mithat SİRMEN: Çok teşekkürler.

 

Sinan OĞAN: Ben teşekkür ederim.

… 

Mithat SİRMEN: Şimdi şöyle bir sorumluluk uluslararası hukuk bakımından doğar mı? Birkaç gün önce bir uluslararası ilişkiler hocası bir profesör diyor ki; bu silahlar Rus malı olduğuna göre uçak savar veya füze Rus malı olduğuna göre Suriye kullanmış olsa bile Rusya’nın sorumluluğu vardır diyor.

 

Sinan OĞAN: Bölgedeki eğer Tartus’ta biliyorsunuz deniz ikmal üssü var. Deniz üssü değil, deniz ikmal üssü var Ruslara ait. Eğer tespit edilebilir bu. O üstten atılmışsa veya orada demirleyen Rus gemisinden atılmışsa onun doğuracağı hukuki ve siyasi sonuçları farklıdır. Ama adam silah satıyor. Zaten Rusya herkese silah satıyor. Amerika, Fransa bunların işi gücü silah satmak zaten. Bu krizler ne işe yarıyor? Onların silah satmasına yol açıyor, onlar da silah satıyor zaten. Onun için kimseyi sorumlu tutmak mümkün değil ama bugün gazetelerde bir haber vardı; Putin S3 satışını durdurduk. Çok özür dileriz falan böyle basına yansıyan ne kadar doğrudur bilemiyoruz ama böyle bir beyanatı da akudum.

 

Mithat SİRMEN: Ama S3 yarısını bir zamanlar Kıbrıs’a satıyordu.

Sinan OĞAN: Eskiden Türkiye’nin bir caydırıcılığı vardı, şimdi öyle mi? Yani Suriye üzerinde caydırıcılığı vardı. Yani biz sınıra dayanıp; ya bu PKK elebaşını çıkar ya da gelir biz alırız, dediğimizde Baba Esad bile hani buna göre çok tecrübelidir, o bile hemen gereğini yaptı. Şimdi bakıyorsunuz yani Türkiye’nin bölgede bir caydırıcılığı kalmadı. Yani biz bu meseleyi milli mesele olarak bakıyoruz. Biz bu meseleyi Türkiye meselesi olarak bakıyoruz. Mümkün olarak siyaset jargonu içerisinde kullanmak istemiyoruz. Ama şunu da demek durumundayız; Türkiye’yi şamar oğlanına çevirdi bu Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı. Yani Allah aşkına başımıza çuval geçirdiler. Ötesine geldik İsrail dokuz tane vatandaşımızı katletti. Kıbrıs Rum Kesimi burnumuzun dibinde petrol arıyor. Bizim hayati çıkarlarımızı tehdit ederek yapıyor. O kadar estiler gürledirler, şunu yaparız bunu yaparız ne oldu? Rum kesimi bile geldi istediğini uluslararası anlaşmaları yaptı.

 

Mithat SİRMEN: Sayın Başbakan’ın grup konuşmasını dinlerken Sayın Bahçeli'ye teşekkür ettiğini duydum; ama o sırada Sayın Bahçeli’nin tam net ne dedi bilmiyordum o saatte. Niye teşekkür etti?

 

Sinan OĞAN: Şimdi biz şunu ifade ediyoruz, Sayın Genel Başkanımız Saygıdeğer Dr. Devlet BAHÇELİ de diyor ki; bu bir milli meseledir. Milli meselede biz diyor, siyasi partiler en azından biz Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olarak bu meseleyi bir siyasi parti meseli olarak değil, milli mesele olarak görürüz ve topyekun ülkemizin menfaatlerini savunuruz. Bu sebeple Başbakan Erdoğan, Başbakan sıfatıyla siyasi partilerimizin hepsine teşekkür etti. Özellikle Genel Başkanımıza teşekkür etti; ama bizim zaten Genel Başkanımız her zaman söyler, biz de her zaman tekrar ederiz. Bizim şöyle bir siyasi düsturumuz var; önce ülkem ve milletim sonra partim ve ben diyoruz. Ülke, millet meselesi olduğunda biz bu işten siyasete karlı mı çıkacağız, zararlı mı çıkacağız biz ona bakmayız. Rantı mesela AKP sağlıyor, acayip sağlıyor. Her işe rant gözüyle bakıyor. Bakınız 9 vatandaşımızı sırf rant sağlamak için, iddia ediyorum, oraya gönderdiler. İsrail askerlerinin kurşunlarına hedef ettirdiler ve bunun üzerinden siyaset yaparak, o insanlarımızın üzerinden siyaset yaparak buradan siyasi rant elde etmeye çalıştılar. Bugün Suriye meselesini de ranta çevirmeye çalışıyorlar. Biz diyoruz ki, bu bir milli meseledir. Bunu siyasete alet etmeyelim. Bunu söylerken daha önce söylediklerimizi de tekrar ediyoruz, biz bunu diyorduk zaten. Bütün televizyonlarda, bütün grup konuşmalarında, bütün yaptığımız faaliyetlerde bu AKP Türkiye'yi savaşa sokmaya çalışıyor, diyorduk. Mecliste bunu defalarca dile getirdik ve nihayetinde dediğimiz de çıkıyor. AKP memleketi savaşa sokmaya çalışıyor. Kimin savaşına? Bu savaş bizim savaşımız mı? Oradaki, Suriye’deki, iç karışık demokrasinin ötesinde iç karışıklığın bizi ilgilendirir ne yanı var Allah aşkına? Yani demokrasi olarak tamam, müdahale edelim…

 

Mithat SİRMEN: Milliyetçi Hareket Partisi şunu tasvip etmiyor; yani bir ülkenin iç işlerine karışmanın da ötesinde ülkenin yönetimini beğenirsiniz beğenmezsiniz, bende günahım kadar sevmem Beşar Esad yönetimini, ama herhalde bir vatandaş olarak Esad'a hakaret etme hakkımız yok.

 

Sinan OĞAN: Yani hiçbir ülkenin liderine o ülke onu sevsin sevmesin, beğensin beğenmesin yani hakaret bizim literatürümüzde yok.

 

Mithat SİRMEN: Eleştirebilirsiniz ya da tavsiyelerde bulunursunuz artık gideceksiniz dediğiniz zaman o ülkenin iç işlerine karışılır.

 

Sinan OĞAN: Yarın birisi kalksa mesela Türkiye'nin iç işleriyle ilgili bir konuda ahkâm kesse atıp tutsa muhalefet partisi olarak bizim zorumuza gider. Biz buna müsaade etmeyiz. Bu konuda ülke olarak hep beraber tek yumruk oluruz. Şimdi bunu yaparken öte taraftan kalkıp Suriye'nin iç işlerine karışırsak olmaz. Şunu da ifade edelim; Suriye'de insanların ölmesi bizim umurumuzda değil falan demiyoruz. Biz orada Suriyeli insanların ölmesine karşıyız. Diktatörlüğün her türlüsüne karşıyız. Türkiye'deki diktatörlüğe de karşıyız, Suriye'deki diktatörlüğe de karşıyız; ama bu karşılık bizim orada CIA üzerinden Suriye’ye silah sağlamamızı gerektirmez. Bizim Suriye'deki rejime karşıtlığımız veya tarafsızlığımız oradaki insanları silahlandırmak veya Libya’dan insanları getirip orada savaşa sokmamıza sebebiyet vermez. Bugün AKP'nin yanlışı o. ABD'de seçimler var. 4 Kasımdan önce muhtemeldir ki, Amerika bu konuda çok fazla bir şey yapmayacak. Fransa'da yeni bir seçim oldu ve Fransa'nın yeni Cumhurbaşkanı da bu savaş işlerine sosyalist yani önceki gibi çok hevesli değil, Sarkozy çok hevesliydi bu işlere. İtalya’da kriz var, zaten teknokrat bir başbakan var. İspanya gitti gidecek, Avrupa aynı şekilde. Peki, yani bizim Iğdır'da yerel bir tabir var; “sen ağa ben ağa inekleri kim sağa”. Şimdi her birinin bir sıkıntısı var. Bu Suriye krizini kim çözecek? İşte Türkiye, hemen akla Türkiye geliyor. Yani bu işi çözse çözse Türkiye çözer. Ahmet DAVUTOĞLU Stratejik Derinlik ki ben ona “Stratejik Çukur” diyorum, kitabıyla Ortadoğu'yu zaten fethetmiş, Başbakan Erdoğan zaten Orta Doğu'nun lideri. Bunlara sorarsanız Ortadoğu'da bunlardan habersiz kuş uçmuyor, bunlar olmadan Orta Doğu'da hiçbir şey olmaz. Bu gazı bunlara verdikçe, bunlar da kendilerini hakikaten Orta Doğu'nun lideri falan zannettiler. Bunlar da kalktı dedi ki, yani biz adamı böle yaparız diyor. Bu bizim milli gururumuzla oynamaktır. Normalde bu bir savaş sebebidir, normal şartlarda. Ama öte taraftan da bunun şöyle bir sıkıntısı var; bizim uçağımızın düşürülmesi karşılıksız kaldığında bizim ülkemizin haysiyeti, onuru, şerefi çiğnenmiş oluyor. Ama buna karşılık verdiğimizde bu sefer küresel güçlerin yanında ve onların istediği şekilde savaşa girmiş olacaksınız. Dolayısı ile Türkiye bu AKP iktidarının bu tutumuyla tarihinde hiç olmadığı kadar Türkiye’yi DAVUTOĞLU'nun o stratejik çukuruna sokmuş durumdalar.

Mithat SİRMEN: Evet Sayın seyirciler kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz. Biz Milliyetçi Hareket Partisi’nden Iğdır Milletvekili Sayın Sinan OĞAN ve strateji uzmanı Emekli Tümgeneral Sayın Armağan KULOĞLU ile birlikte Suriye krizini, jet krizini, Suriye ile olan ilişkileri ve bundan sonra neler olabileceğini düşünmeye, aramaya, bulmaya, konuşmaya çalışıyoruz. Sinan Bey size konuklarımızdan bir iki soru var, hemen onları sorayım. Azerbaycanlı Erkan ve Aşkın demiş sayın izleyicimiz; “Sinan Bey Allah yardımcınız olsun yolunuz açık olsun” diyor, bir temenni de bulunmuşlar.

 

Sinan OĞAN: Teşekkür Ederim.

 

Mithat SİRMEN: Bir başka izleyicimiz de şöyle bir soru soruyor size: “Sinan bey meclis konuşmanızı izledim. Takdir ediyorum ancak; şöyle bir sorum var: Bir haftada şehit sayımız 15 oldu. Ne olacak bu durum?”

 

Sinan OĞAN: Maalesef yani; bugün 4 şehit daha verdik. Yani, çok açık bir çağrı yapıyorum iktidara. Ya bu işin tedbirini görsünler, ya bırakıp gitsinler. Bunun başka çaresi yok. İnanın yani mecliste oturmaktan utanır hale geldi. Böyle bir memleketteyiz. Bu kadar ocağa ateş düşüyor, bu kadar insanımız, bu kadar gencecik çocuklarımız şehit oluyor. Bunların uğraştığı işe bakın ya. Bunlar Suriye’de devrimcilik oynamakla meşguller. Olacak iş değil bu yani. Hiçbir dönemimizde memleket olarak bu kadar sıkıntıya düşmemiştik. PKK’nın önünde memleket bu kadar diz çöktürülmemişti. İsrail’in, Suriye’nin önünde bu kadar diz çöktürülmemişti. AKP bu işi eline yüzüne bulaştırdı. Ya gereğini yapsınlar, ya çekip gitsinler. Bu şehitlerin daha fazla yükselmesine millet olarak artık tahammülümüz kalmadı. Siyasi parti olarak, Milliyetçi Hareket Partisi olarak artık tahammülümüz kalmadı. Tabi, maalesef ki maalesef bu memleketin yönetimi AKP’nin elinde, bizim elimizde değil. Bizim elimizde olduğu dönemlerde yediye düşmüştü bir sene boyunca, bir sene boyunca yediydi.

 

Mithat SİRMEN: 2000’li yıllarda…

 

Sinan OĞAN: 2002 yılında. Şimdi artık bir günde yedi sayısı sıradan bir hale geldi. Dolayısıyla memleketin gidişatını, maalesef insanlarımızın, bizi izleyen insanlarımızın, moralini de bozmak istemiyorum, moralimizi her zaman yüksek tutmak durumundayız; ama bu teröre bir dur demek lazım. Terörü bu kadar azdırmamak lazım. Yahu Allah aşkına, şu sorunun cevabını siz de bir basın mensubusunuz, değerli bir basın mensubusunuz, Paşam siz deneyimli bir komutansınız; ya bir gazetecinin gidip kandilde bulduğu Murat Karayılan’ı bu memleketin askeri, polisi bulamıyor mu ya hu? Bu nasıl bir iştir? Bu nasıl bir iştir? Yani başka ülkeleri gördük, çok hayran oldukları Amerika’yı da gördük. Gitti, Pakistan’da düşmanım dediği Bin Ladin’i gitti, yakaladı, öldürdü. Cesedi bile kimseye vermedi. Ailesiyle birlikte katletti. Tabii ki, biz demiyoruz “herkesi öldürelim”, insan yaşamı bizim için önemlidir; ama insanın yaşamı önemlidir. Böylesine kalleş, böylesine küresel güçlerin uşağı olmuşların değil. Dolayısıyla da memleketin o manada ciddi bir yönetim zaafı var ve ciddi bir yönetime ihtiyacı var. Özellikle terör yönetimi ülkenin son derece zayıftır. Ve şimdi bunun üzerine bir de dış politikadaki sıkıntı eklenince büyük bir sıkıntı içerisindeyiz, bakınız. Yani, Başbakan esip gürlüyor, Başbakan’ın pilot elbisesi giymesi, uçağa binip pilot görüntüleri vermesiyle pilot olunmuyor. Yarın, öbür gün belki de uzaya çıkabilecek, astronot olabilecek insanlarımız belki de Allah korusun denizin 1300 metre dibinde yatıyor. Şimdi kalkıp Başbakan öyle pilot görüntüleri veriyor. Olacak şeyler değil bunlar. Ama maalesef Türkiye, bu AKP gibi bir yönetime layık görülmüş durumdadır.

Sinan OĞAN: Hatırlamamız lazım, Irak’ta 36. paralel çektiler orada bir Kürt devleti kurdular. Benzer bir paralel de şimdi Suriye’nin yukarı kısımlarına otomatik olarak çektik yani. Şimdi belli bir mesafe oldu ama yarın bunu genişletmeyeceğimizin garantisi yok.

Sinan OĞAN: Otomatik olarak zaten orada bir paralel çiziyor. Yani Suriye sınırında belli bir alan daraltmasına zaten gidilmiş oluyor. Bunun tabi Amerikan seçimlerine kadar daha da derinleştirilecekler benim tahminim. Şimdi normal şartlarda aklı başında bir rejim, en büyük komşusuna ve sürekli de böyle Suriye rejimi değişmelidir artık NATO hareket etmelidir falan diyen, NATO üyesi, NATO’nun ikinci büyük gücü komşusuna kalkıp böyle kafadan bodoslama girmesinin bir mantığı yok. Yani normal şartlarda düşündüğünüz zaman, Suriye’nin bunu yapmasına bir gerekçe bulamıyorsunuz. Bu çünkü Suriye’nin aleyhine bir durumdur. İşte birtakım provokasyonlar devreye girmiş olabilir, yani bizim jetlerin o esnada telsizinin radarının bozulması ne biliyim yani Suriye’nin bu füzelerin bulunduğu noktada Kesap diye bir Ermeni kasabasının bulunması, Rus üssünün orada olması ki Le Figaro’da bunlar çıktı. Bunların hepsi tabi ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken konular. Yalnız ben biraz önceki konuya dönmek istiyorum; uluslararası güçleri burada iyi analiz etmemiz lazım. Ben biraz paşamdan farklı düşünüyorum. Rusya’nın burada Suriye için bir savaşı göze alacağını zannetmiyorum. Yani Rusya da geçmişinde küresel güçlük olan bir ülkedir. Rusya biraz daha fazla çıkarlarına bakar. Yani Tartus üssümü koruyayım Suriye’de birtakım haklar elde edeyim noktasındadır, bunları elde ettiği anda Suriye’yi satar. Orada asıl güç ve kendisi için bir ölüm kalım mücadelesi veren ve fiilen askerini sokmuş, Suriye’nin bütün güvenliğini ele almış başka bir güç var: İran. İran tabiri caizse Tahran’da açması gereken cepheyi Şam’da açmıştır. Hatırlarsanız geçen sene Tunus ocak ayında 2011 Ocağında Tunus’u ocağından itibaren Tunus’u konuşmaya başladığımızda ben bir şey ifade ettim. Dedim ki; bu Tunus, Tunus ile sınırlı kalmayacak. Bu bir rüzgârdır Tunus’ta, Kuzey Afrika’da rüzgardır. Bu rüzgar Suriye’de ve hatta Şam ve Tahran’da fırtınaya dönüşecek demiştim. Birçok televizyon programında da birçok uzmanla da baya bir tartışmıştık. Hatta Habertürk’te de bir tarihçi var, Tarihin Arka Odası’nı yapan, onla da baya böyle bir…

 

Murat SİRMEN: Murat Bardakçı…

 

Sinan OĞAN: Murat Bardakçı. Ya dedi, Suriye İran buraları tanımıyorsunuz dedi. Yani ne alakası var, bu işler hiç buraya gelir mi? Münferit bir olaydır dedi ve bir iki ülkede oldu söner gider. Tabi ben bunu söylerken ezbere konuşmuyordum. Yani Turuncu Devrimler diye bir kitap üzerine ben yıllarımı verdim. 1968’den bugüne kadar dünyadaki bütün halk hareketlerini inceledik. Bunların niye olduğunu, sebeplerinin neye dayandığını, arkasındaki önündeki işleri detaylı inceledik. Arap Baharı’nda da benzer bir senaryo var. Bu bir Orta Doğu projesidir. Bugün Suriye’de rejimin değişmesi kimin işine gelir? Öncelikle İsrail’in işine gelir, öncelikle Amerika’nın işine gelir. Suriye’de bugün…

Bakınız, Mısır’daki bu değişim bile İsrail’in işine gelir bundan emin olunuz. Şimdi İsrail gibi ülkeler, Amerika gibi ülkeler bizim gibi 3-5 seneye bakmazlar. Bazen erken doğum yaptırma hadiseleri yaşanır. Yani bir ülkede diktatörlük var ise, o ülkede radikal bir taban var ise, bunlar birbirlerine zıt paralelde şey yapmaya başlarlar, birbirini çekmeye başlarlar. Hüsnü Mübarek rejimi 3 sene daha devam etseydi, orada bu devrim yine olacaktı ama bu defa İran’daki gibi bir devrim olacaktı.Yani o devrimi şimdi Amerika yaptı, ama 3 sene sonra o devrimi Müslüman Kardeşler yapacaktı ve onların yapacağı o devrim yani Amerika’nın..

 

Mithat SİRMEN: Daha radikal olacaktı.

 

Sinan OĞAN: Çok daha radikal olacaktı. İsrail için kâbus olacaktı. Ama bugün Türkiye’deki gibi benzer bir modeli benzeri bir şekilde oturtacaklar. Karma, karma bir modeli. Hatırlarsanız, 2002’de AKP iktidara geldiğinde, bazı ülkelerde bir telaş olmuştu. İslamcılar iktidara mı geliyor? Ondan sonra görüldü ki Amerika gayet bunları laikleştirdi ve Ilımlı İslam’ı vs. gayet bunların içerisine soktu. Şimdi Suriye’de bugün İran ciddi bir şekilde savaşıyor, bakınız. İran’ı da bu anlamda hafife almamak lazım. Oradaki asıl güç Beşar Esad değil, yani iş Beşar Esad’a kalsaydı hanımıyla beraber çoktan İngiltere’ye filan…

 

Mithat SİRMEN: Giderdi

 

Sinan OĞAN: Giderdi. Ama İran diyor ki yani bu savaş bana nasılsa gelecek. Ben bu savaşı ne kadar geciktirirsem, bu savaşı ne kadar uzatırsam hatta bir Türkiye Suriye çatışmasını çıkarabilirsem, bırak onlar savaşsın, bana ne.

 

Mithat SİRMEN: Ben bir on sene daha kurtarırım.

 

Sinan OĞAN: Yani bölgede bir Türkiye Suriye savaşı bakınız İsrail’in işine gelir, Kıbrıs Rum Kesimi’nin işine gelir, Yunanistan’ın işine gelir. Bölgedeki Ermeniler yüzünden Ermenistan’ın çok işine gelir. Rusya’nın da işine gelebilir. İran’ın da işine gelir, bakınız. Amerika’nın da işine gelebilir. Böyle bir şey var. Kutsal İttifak var bölgede. Dolayısıyla bu meseleyi çok hafife almamak gerektiği kanaatindeyim. Yani bu mesele bizim başımıza ciddi iş açabilir. O açıdan milli gururumuz bir tarafta, öte taraftan küresel güçlerin oyununa düşmek gibi bir endişe de bir tarafta diyorum. Yani İran biliyor ki Suriye’de Esad rejiminin sonu geliyor. Ama bunu nasıl uzatırsınız? O rejimin hayatını nasıl ve ne kadar uzatırsanız bu İran rejiminin hayatının bir o kadar uzaması demektir. Bölgedeki büyük bir savaş, bölgedeki büyük bir savaş belki de ikinci bir savaşı göze aldıramayacaktır. Yani birçok ülke, birçok güç devreye girecektir, yani o Suriye’deki o şey…

 

Mithat SİRMEN: Karambol

 

Sinan OĞAN: Büyük bir karmaşa, belki de İran’daki sistemin bir on sene daha yaşamasına sebep olacaktır. O açıdan bütün o şeyi düşünmek lazım. Bir de tabi şu hesap da yapılıyor; Amerika’da seçim var, Amerika seçimine kadar Türkiye bağırır çağırır ama bir savaş çıkmaz. Amerika müsaade etmez, Avrupa’nın durumu ortada, şu ortada. Bu arada bir Türkiye’yi de biz içimizde de bir hınç var bu arada bir Türkiye’ye de bir çakalım nasıl olsa kasıma kadar da bunlar unuturlar, İsrail’i unutmadılar mı? Şimdi burada kötü bir alışkanlığı da beraberinde getiriyor yani yapanın yanında kar kaldığı zaman, yapanın yanında kar kaldığı zaman yarın öbür gün aynı yolu başka ülkelerde denemeye çalışır. Bırakınız ülkeleri, yapanın terör örgütünün yanında kar kalıyor. Terör örgütü her gün memlekette askerimizi şehit ediyor, siz el altından onunla görüşüyorsunuz. Ya öyle iddialar var ki, öyle korkunç iddialar var ki, yok Kandil’e doktor gönderelim ihtiyacınız varsa yok bilmem neler konuşuluyor. Şimdi bunu Suriye rejimi bilmiyor mu? PKK’nın içerisinde çok güçlüdür, El muhaberat PKK’nın özellikle askeri kanat içerisinde çok güçlüdür. Yani sınırımıza PKK bayrağı çektiler, paçavrası çektiler. Suriye sınırında sıfır kilometre görülsün diye.

 

Yani, açık tahrik. Şimdi dolayısıyla çok daha karmaşık, çok daha sıkıntılı, çok daha ciddidir. Ben Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’ın durumunun hiç iyi olduğu kanaatinde değilim. Yani dışarıya farklı mesajlar verse de, daha doğrusu Türkiye’nin bu AKP tarafından düşürüldüğü durumu ben çok vahim olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple biz bütün her şeyi bir tarafa bıraktık memleket diyoruz, önce ülke diyoruz, milli menfaatler diyoruz ve bu krizi hep beraber aşalım diyoruz. Aksi takdirde ya Türkiye’yi savaşa sokacaklar küresel güçlerin adeta at başı haline getirecekler veyahut da Türkiye’nin gururunu yerle bir edecekler. O açıdan daha aklı selim cevaplar vermeliyiz ki, hem küresel güçlerin adeta savaşan bir oyuncağı haline gelmeyelim hem de AKP tarafından yerle bir edilen o milli gururumuzu bir şekilde savunalım.

 

Mithat SİRMEN: Peki şimdi Sayın OĞAN, Türkiye şunu düşünüyor olabilir mi uzun vadede? Uzun vadede İran’ın nükleer bir güç olması, silah bakımından, enerji bakımından değil, silah bakımından nükleer bir güç haline gelmesi aslında açıkça söylenmesi de bilinçaltında Türkiye’nin uykusunu kaçıracak bir olay. Hele de bugünkü rejim tarafından yönetilen bir İran’ın. Bunu önlemek için de Türkiye biraz bazı angajmanlara giriyor olamaz mı? Yani ilerde İran’ın ciddi bir nükleer güç olması halinde topun ağzında Türkiye var, günün birinde.

 

Sinan OĞAN: Ben Suriye meselesini İran’dan hiç bağımsız düşünmedim. Bugün Suriye’nin bu kadar dayılanmasının, Suriye’nin bu kadar direnebilmesinin temel sebebi İran’dır. Çünkü Rusya Amerika tarafından ikna edilir emin olun, yani bu küresel güçler çok dalaşır gibi gözükür; ama birbirlerinin çıkarlarının nerede başlayıp nerede bittiğini bilir ve birbirine saygı gösterirler. Bu aralar Rusya tarihindeki en büyük mitinglerin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı Moskova’da olması tesadüf değildir, bu bir mesajdır. Yani ayağımıza çok basma bizde seni orada sıkıntıya sokarız mesajını Putin’e bu aralar Amerika çok sık veriyor, ciddi paralar harcanıyor. Rusya’da ben doktora yaptım, biliyorum. Bu bir sektör haline gelmiştir bakın sektördür. Ne iş yaparsın? “Valla profesyonel mitingciyim.” Ya ben yarın miting yapacağım bana beş yüz kişi lazım, nasıl diyor yani çok böyle bağıran çağıran mı yoksa gelip orada pankart tutan mı? Bunların hepsinin fiyatları farklıdır. Mesela Putin yanlısı gösterirler onu bunlar resimlerle kanıtlanmıştır. Bakın, Rus basını bunu böyle yayınlamıştır. Aynı adam parasını alır bir gün önce gider muhaliflerin yanında mitinglere katılır, yani aynı adam değil aynı ekip yani üç yüz, beş yüz, beş bin yani neyse. İki gün sonra bakıyorsunuz iktidar yanlısı miting yapılır aynı ekip hop orda, ellerinde bu defa farklı şeyler var. Bu açıdan yani herkes kesenin ağzını gerektiğinde açıyor, gerektiğinde birbirlerinin nerede ayağına basacaklarını nerede duracaklarını küresel güçler bilir.

 

Mithat SİRMEN: Yalnız, dün biz TANAP diye bir anlaşma imzaladık ya Fransa Anadolu doğalgaz şeyi. Rusya’nın biraz ayağına bastık mı?

 

Sinan OĞAN: Şimdi Rusya’nın biraz ayağına bastık; ama aması var biz kalktık Rusya’nın bizim çıkarlarımızla yüzde yüz ters olan Güney Akım projesine “evet” dedik. Bakınız daha geçen hafta Enerji Bakanı Taner YILDIZ, Dışişleri Komisyonumuza geldi, bilgi verdi. Ben de bunu sordum; bizim ne çıkarımız vardı, bizim ne mecburiyetimiz vardı. Bu soruyu Putin’in kendisine de sormuştum bir görüşmemizde. Dedim ki, yani biz şimdi hükümet diyor ki, Nabucco ile Güney Akım rakip değil. Hayır, dedi. Türkiye’de de açıkladı, rakip dedi. Enerji Bakanına da sordum; hayır rakip değiliz, dedi. Dedim yani karşılığında Samsun-Ceyhan’ı kabul edecek misiniz? Edeceğiz dedi. Şimdi Samsun-Ceyhan da yaparsın… Yani biz Güney Akım’a neden evet dedik? Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü hesabı. Biz Güney Akım’ın karşılığında ne aldık Rusya’dan, hiçbir şey almadık. Türkiye bu manada Rusya’ya büyük bir taviz verdi. Ha, onun karşılığında belki bizim bilmediğimiz başka bir hesaplar var, belki işte bu TANAP vardı. Ama bu TANAP’ın da bir sürü Rusya’yı ilgilendiren bir kısmı yok yani Türkiye ile Azerbaycan arasında ikili bir sistem. Avrupa’ya Türkiye üzerinden…

 

Mithat SİRMEN: Ama Avrupa’ya elli milyar metreküp akıtacak

 

Sinan OĞAN: Yani o kadar büyük kapasitesi olacağını…

 

Mithat SİRMEN: Güney Akım daha yüksek kapasiteli

 

Sinan OĞAN: Bugünün şartlarında Azerbaycan’ın elli milyar metreküpü yok, bugünkü hesaplamalarda yok.

 

Mithat SİRMEN: Bir ihtimal de Türkmen gazını da buna bağlamak projesi.

 

Sinan OĞAN: Hazar’ın statüsü belli olacak. Türkmenistan-Azerbaycan zaman zaman sıkıntı yaşıyor, o sorunlar çözülecek. O da baya sıkıntılı ve uzun bir süreç..

Mithat SİRMEN: Sayın OĞAN ve Sayın KULOĞLU hemen izninizle virgül koymanızı rica ediyorum çok mesaj var, birkaç tanesini okuyayım lütfen. Sayın Fatih DENİZ diyor ki; ben AKP’ye oy vermiş birisi olarak uçağımızı düşürenin uçak filosunu yok etmeliyiz diyorum. Ben bıktım artık şamar oğlu olmaktan. Fatih Bey çok kızmış bir mesaj çekmiş. Muzaffer ÜNLÜ Bey, değerli paşamıza sorum; botları bulunan bir askerin birilerinin istihbaratının eline geçmiş şeklinde değerlendirilebilir mi? Değerli vekilimize de lütfen bu sorumu iletiniz, bu hususla ilgili soru önergesi verecek mi acaba? Diye size soruyor Muzaffer ÜNLÜ Bey. Nuran KIZILYAR Sözcü Gazetesinde DAVUTOĞLU ve CLINTON kahkahalarla elleriyle şak şak yapıyorlar. DAVUTOĞLU’nu kınıyorum, böyle bir poz vermek için önce iki pilotumuzu bulsunlar, diyor Sayın Nuran KIZILYAR. Sayın Tekin TUNCELİ; Otuz yıldır PKK başı ile uğraşıyoruz buna rağmen neden Irak’ı dize getiremiyoruz, diye sormuş. Bir başka izleyicimiz adını vermemiş; hep Kürt meselesi deyip diyoruz neden Zazalar konuşulmuyor? Doğu ve Anadolu sonradan Kürtlere mi ait oldu, diyor. Size bir parti içi soru var, onu okumuyorum konumuzla ilgisi yok. İstanbul Sarıyer’den Selin YEĞEN; her cümlenizi takip ediyorum, mutlu oluyoruz; ama bütün bu ışıklar neticesinde milletin desteğiyle güçlü milletin ve güçlü devletin oluşmasını istiyoruz, demiş. Bir izleyicimiz size “Sinan Abi” diye hitap etmiş. Geçen bir TV programında Oslo Anlaşması’ndan bahsetmiştiniz, o anlaşmayı biraz açıklar mısınız? Ayrıca ASELSAN’ın yüzde elli biri İsrail’e gerçekten satıldı mı? Diye bir soru soruyor, bilmiyorum. İsmini vermemiş bu soruyu soran izleyicimizin. Mehmet neyse orası okunmuyor. Savunmasız gemimizi durdurup, insanımızın üzerinde silah denemesi yapıyorlar. Bazı ülkeler silah alıyorsa veya yapıyorsa deneme tahtası Türkiye mi, diye sormuş. Evet, daha birkaç tane daha var ama onda kendi görüşlerini açıklıyor Buyurun zaten on dakika süremiz kaldı.

 

Mithat SİRMEN: Evet, Sayın Oğan

 

Sinan OĞAN: İsrail’le 2010’dan bu yana ticaretimizin yüzde kırk arttığını, Mavi Marmara’dan bugüne İsrail’le bütün ilişkilerimiz sıfırlanırken ticaretimizin yüzde kırk arttığını ben soru önergesi de verdim mecliste.

 

Mithat SİRMEN: Reeksport yoluyla mı oluyor, nasıl oluyor?

 

Sinan OĞAN: Hayır, doğrudan. İhracatımız ve ithalatımız yüzde kırk artmış, inanamadım. İsrail sitelerine baktım orada da öyle, Türk sitelerine yani Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) vs. onlara da baktım onlarda da aynı. 2010-2011’den bahsetmiyorum. Yani en keskin düşüşün yaşanması gereken dönemde yüzde kırk artmış. Dolayısıyla belki hani böyle blok satış İsrail’e hani dikkat çeker diye mümkün değil ama el altından, borsa üzerinden her şey mümkün, onu söyleyeyim yani. İsrail ile AKP iktidarının ilişkilerinin bozulduğuna ben hiçbir zaman inanmadım, şimdi de inanmıyorum. Bütün bunların hepsi BOP’un gerçekleştirilmesi için bir rol paylaşımı idi. AKP’nin rol model olması lazımdı, onun içinde en uygun İsrail’e “one minute” deyip çakmak lazımdı. Ama o çakma sözde bir çakmaydı, gemi krizinde hiçbir şey yapamadılar. Selin Hanım’ın, Yeğen Hanım’ın, güçlü bir devlet isteği bizim en büyük arzumuz. Yani bizim bütün çabamız hakikaten Türkiye bölgede, kedilerine de saygılarımı selamlarımı gönderiyorum, Türkiye’nin bölgedeki gücünün üstüne güç katılmasını biz her zaman gönülden destek oluruz. Bakınız, AKP bizim rakibimiz siyaseten; ama eğer AKP Türkiye’nin gücüne güç katıyorsa biz bunu destekleriz. Yani sen rakip partisin Türkiye’yi güçlendirdin ama olsun rakipsin, biz böyle bir şey demeyiz. Sayın Genel Başkanımızın düsturu bizim için çok önemli bir peşinden gittiğimiz biz izdir; “Önce ülkem ve milletim.” Ülkemi ve milletimi güçlendirtecek her hareketin biz yanındayız. Ama maalesef, ama maalesef ülkemin bugünkü durumu hoş bir durum değil. Dış itibarımız yerlerde sürünüyor. Maalesef ve maalesef bakınız bugün meclis bahçesinde bir vatandaşımız intihar ediyordu neredeyse. Zar zor ikna edildi, ağaca çıkmış intihar edecekti. Yani konumuzun belki dışında ama ülkenin durumu aslında o kadar da iç açıcı değil. Şimdi savaşın eşiğine geldik, İsrail Türkiye’ye vurdu, Suriye vurdu. Türkiye’nin bir itibarını kurtarma meselesi de var; o sebeple bazı vatandaşlarımız çok şiddetli mesajlar yazıyor. Diyor ki, girmeliyiz, vurmalıyız. Yani gönül ister ki, öncelikle bunların hiçbirisi olmasın yani bu noktaya gelmesin. Yine tabii ki bu noktaya geldikten sonra prestijimizi kurtaralım. İnsanlar ne için yaşar? Onurları, gururları, şerefeleri için yaşamaz mı? İnsanlar gibi devlette, devleti de insanlar oluşturuyor. Bizim için onurumuz, gururumuz, şerefimiz her şeyin üzerindedir. Ama bu şark toplumlarına mahsus bazı hususiyetlerde var gaza dolduruşa gelip İsrail adına bölgede savaşan bir ülke konumuna düşmememin de gerekli tedbirini almak lazım Büyük Orta Doğu Projesi’ni (BOP) gerçekleştirecek bir piyon konumuna, bir adeta Amerika adına bölgede taşeron konumuna düşmemek için uyanık olmak lazım yani. Sadece yürü koçum diye gaz vermekle, o gazı alıp o bölgeye gitmekle siyaset yapılmaz. Biz bugün neye üzülüyoruz, Mehmetçiklerimizin şehit olmasına üzülüyoruz, savaşlar peki oturduğunuz yerde, bilgisayar başındaki savaş oyununa benzemez. Savaşlarda insanlar şehit olacaktır, insan faktörü devreye girecektir. Ülke belki tahribata uğrayacaktır. Belki sonu hiç bilmediğimiz yerlere gidecektir. Suriye bölünecektir, peşinden belki Suriye’de PKK etkisinde bire parça ortaya çıkacaktır. Bütün bunların hepsini hesaplamak zorundayız. Aklı başında siyasetçi, devlet adamı bunların hesabını görmek durumundadır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı Saygıdeğer Dr. Devlet BAHÇELİ o manada tam bir devlet adamı kimliği ile bunu yapıyor. Bazı insanlar bizi niye aktif olmuyorsunuz, niye vurmuyorsunuz, niye saldırmıyorsunuz diye eleştirilebilir; onları da anlıyoruz. Vatandaşlarımızın da hoşuna gitmiyor AKP’nin bu pısırık tavrı bizim de hoşumuza gitmiyor ama bir devlet sorumluluğumuzun da olması lazım. Yani hadi hurra savaşa gidelim demekle olmuyor, onun sonrasını da düşünmek mecburiyetindeyiz. Ondan sonra bugün Suriye’yi üçe bölecekler, bakınız Irak’ı üçe böldüler. Amerika’nın Saddam’ı kışkırtıp Kuveyt’i işgal ettirmesi Irak’ı üçe böldü. Irak’ta bugün fiili bir Kürt devleti kurdular ve KCK dediğimiz şey bugün Irak’ta gerçekleşmiş KCK’nın ikinci ayağı Suriye’de belki bu operasyondan sonra gerçekleşecek. Bundan sonra sıra İran’a geçecek, üçüncü ayağı orda. Bütün bunlardan sonra eğer o zamana kadar iktidarda kalırsa AKP ki, kalmayacağının garantisini ben size vereyim, diyecekler ki; ya ne güzel orada üç tane Kürt bölgesi var

 

Mithat SİRMEN: Masanın da dört ayağı olması gerekir…

 

Sinan OĞAN: Alın onu, hayır siz Osmanlısınız, büyüksüz. Buralar zaten sizindi, alın bunları kontrolünüz altında, etiğinizin altına alın diyecekler. AKP zaten dünden hazır, aa diyecek büyüyoruz. Bakınız bazı AKP’liler diyor ki; biz büyüme sorunu yaşıyoruz diyor, küçülme sorunu yaşamıyoruz, bölünme falan gibi değil biz büyüyoruz…

 

Mithat SİRMEN: Büyüme mi, şişme mi?

 

Sinan OĞAN: Şimdi nasıl büyüyoruz? Yani diyor ki; “bak Irak’ın kuzeyini bize veriyorlar, yarın orada bir Kürt bölgesi çıksa, Suriye’de, onu bizim kontrolümüze verseler kötü mü” Veyahut Irak’tan sonra İran’dan bir Kürt bölgesini Türkiye’nin kontrolüne verse ne kötü yanı var? Yani entegre olsa Güneydoğu Anadolu’yla bölgemizde…

 

Mithat SİRMEN: Başımıza dert alındı farkında değil mi kimse?

 

Sinan OĞAN: Evet. Yani entegrasyon sağlansa zaten o entegrasyonu sağlıyor bakınız. TRT üzerinden Zazaca ile ilgili soru soran vardı, çok haklı bir soru.

 

Armağan KULOĞLU: Kürdistan’ı kurduruyorlar yani.

 

Sinan OĞAN: Yani AKP bugün Kürt vatandaşlarımız arasındaki o farklı kültürleri birleştiriyor. Zazacayı, şunu, bunu hepsi farklı bunlar yani. Soranicesi farklı, Kurmançisi farklı, Zazacası … bunların hepsi farklı. Bunu şimdi AKP birleştiriyor, tek bir dil haline getiriyor. Ondan sonra da tek bir ulus haline getirecek. Anayasa yazım sürecinde…

 

Mithat SİRMEN: Nasıl? Kürt enstitüsü falan mı kuruluyor?

 

Sinan OĞAN: TRT’den yayın yapıyor

Armağan KULOĞLU: TRT’den yayın yapıyor, Kürtçe Dil ve Edebiyatını üniversitelerde kürsüsünü açıyor.

 

Sinan OĞAN: Seçmeli ders haline getiriyor.

 

Armağan KULOĞLU: Kürsüsünü açıyor

 

Mithat SİRMEN: Ama dersi verecek hoca yok

 

Sinan OĞAN: Yetiştiriyor işte. Zaman içerisinde olur. Gider Erbil’den getirir, şuradan buradan getirir. Bir şekilde millet yaratıyor. Bakınız önemli olan odur. AKP kendi eliyle bir millet yaratmaya çalışıyor. Vatandaşımızın ben serzenişini anlıyorum. Ve unutulmamak lazım ki; Türk Milletinin yanına ikinci bir millet koyduğunuz zaman o millet ikinci bir dil, ikinci bir bayrak, ikinci bir toprak isteyecektir. Bizim endişelerimiz bunlar. Bu bizim endişemiz; ama AKP için bu büyüme sorunu; küçülme, bölünme sorunu değil.

 

Mithat SİRMEN: Sayın OĞAN, çok teşekkürler süremiz maalesef doldu.

 

Sinan OĞAN: Ben teşekkür ederim.

 

*Sinan OĞAN: TÜRKSAM – Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi Başkanı ve Milliyıetçi Hareket Partisi (MHP) Iğdır Milletvekilidir.