Habercinin Saati: Habercinin Saati ile karşınızdayız. Konuğumuz Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır Milletvekili Sayın Sinan OĞAN. Efendim, hoş geldiniz.

 

Sinan OĞAN*: Hoş bulduk.

 

Habercinin Saati: Tabi terör saldırısı, Dağlıca ismi bu arada bu saldırının zamanlaması çok tartışılıyor. Neden böyle dönemde bu saldırı gerçekleşti?Maalesef sekiz şehit var. Ne diyeceksiniz efendim; size göre zamanlama çok mu önemli? Hangi noktadan bakabiliriz saldırıya?

 

Sinan OĞAN: Şimdi öncelikle tabi şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum ve Türk milletine baş sağlığı diliyorum. Türk milletinin son dönemlerde sıkça yaşadığı bir sorun haline geldi bu. Türk milleti nerdeyse her gün şehit haberleriyle bir kez daha yıkılıyor. O açıdan Türk milletinin başı sağ olsun. Şimdi şöyle bir algı var ortada; sanki her şey güllük gülistanlıktı, sanki terör diye bir konu ortada yoktu. Birileri gitti Kandil’de röportaj yaptı, bazı siyasetçiler ortada bir araya gelelim, konuşalım mesajı vermeye başladılar. İşte Leyla Zana “Bu işi çözse çözse Erdoğan” dedi sanki bir barış ortamı vardı da son terör saldırısıyla bu barış ortamı ortadan kaldırıldı gibi bir algı var; ama ortada bir barış ortamı yoktu. Eğer bakarsanız terör örgütün nisandan itibaren, neredeyse her gün bir faaliyeti var. Ya bir yerde araç yakıyorlar, ya bir yerde adam kaçırıyorlar, ya yol kesip kimlik kontrolü yapıyorlar veyahut da polise, askere, devlet görevlilerine saldırısı var. Dolayısıyla ortada birincisi bir barış ortamı yoktu. İkincisi bu saldırıların zamanlamasının başka bir yönü var; o da Suriye konusu. Suriye ile ilgili görüşmeler Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Barack Obama ile Suriye konusunu görüşmesi arifesi ve Suriye’de rejim değişikliği için can atan Türkiye’nin canının yakılması gibi bir durum söz konusudur. Biliyorsunuz, Suriye istihbaratı Abdullah Öcalan’ı zamanında korumuştur, ona kaldığı daireyi, kaldığı evi dahi Suriye istihbaratı temin etmiştir ve Suriye’nin bugünkü süreç içerisinde özellikle Suriye’ye müdahaleyi konuştuğumuz bugünlerde Türkiye’nin Suriye’de bir rejim değişikliğini böyle fazlasıyla istemeye başladığı bir dönemde bu saldırıların olması tesadüf değil diye düşünüyorum.

 

Habercinin Saati: Yani Suriye’mi olabilir diyorsunuz, bu saldırıların arkasında?

 

Sinan OĞAN: Bu saldırıların arkasında birçok sebep var; ama en önemli sebeplerinden birisi Suriye’dir. Tabi bu tür saldırılar akşam karar verdik, hadi yarın sabah bir saldırı yapalım değil. Böyle bir şey yok.

 

Habercinin Saati: Evet

 

Sinan OĞAN: Çok önceden belirlenir, bununla ilgili muhtemelen başka ülkelerin istihbarat desteği temin edilir. Malzemeler ki, ağır silahlarla saldırılmış, havan vs. kullanılmış. Bunlar böyle sırtına aldın, götürdün şeyler değil yani. Katırlarla muhtemelen oraya getirilmiştir ve muhtemeldir ki kaçakçıların kullandığı yollar kullanılmıştır. Çok önceden planlanmıştır, çok önceden mühimmat yığınağı yapılmıştır ve belirlenen günde de saldırı gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bu saldırılar belli bir şeye endekslenmiş saldırılardır. Belli bir şey de büyük bir ihtimalle Suriye’dir. Erdoğan’la Obama’nın görüşmesi öncesinde bir mesaj verme özelliği taşımaktadır.

 

Habercinin Saati: Şu pencerenden de bakabilir miyiz efendim; siz bu saldırının arkasında Suriye olabileceği ihtimalini gündeme getiriyorsunuz; ama bir taraftan Başbakan Erdoğan ve ABD Başkanı Barack Obama’nın bir görüşmesi oldu. Bu görüşme öncesinde gerçekleşmiş bir saldırı o açıdan oldukça önemli ama bir taraftan da Türkiye’nin Suriye’ye yönelik özellikle ABD’nin bir telkinleri ya da diğer Batılı ülkelerin telkinleri bu yönde olduğunu biliyoruz.

 

Sinan OĞAN: Bizim hükümetin telkine falan ihtiyacı yok onu söyleyeyim

 

Habercinin Saati: Böyle bir izlenim oluşturmuş olması yani tam tersine düşünecek olursak bunu Suriye değil de Batılı devletler Türkiye’yi harekete geçirmesi noktasında, özellikle Suriye’de iktidar değişikliği konusunda böyle bir şey olamaz mı efendim?

 

Sinan OĞAN: Şimdi o ihtimal her zaman vardır. Yalnız AKP hükümetinin telkine falan ihtiyacı yok; çünkü kendisi zaten çok hevesli. Yani daha önceki Erdoğan-Obama görüşmesinde Dışişleri Bakanı da orada vardı, hatırlarsanız böyle sanki garson çağırır gibi Dışişleri Bakanımızı çağırmıştı. Orada da Başbakan Erdoğan’ın, Başkan Obama’ya “bir an önce Suriye’ye girmemiz lazım” dediğini, Obama’nın da “sakin olmak lazım” falan dediğini gördük. Sanki bu Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Amerikan projesi değil de Türk projesiymiş, biz de biran önce Suriye’ye girelim, iktidar değişikliği yapalım gibi bir hava zaten var. Türkiye’yi oraya sokmaya çalışmaya gerek yok, Türkiye zaten oraya girmek istiyor. Yani böyle bir sıkıntı içerisindeyiz. Yani Amerika’dan da, İngiltere’den de, Fransa’dan da, İtalya’dan da, Almanya’dan da çok daha hevesli oraya girmek isteyen, oradaki rejimi değiştirmek isteyen bir Türkiye var. Onun için bu tür provokasyonlara falan çok ihtiyaç yok, Türkiye zaten oraya girmek istiyor. Yani Türkiye bahane arıyor. Eğer bir bahane yapılacaksa o da bu şekilde kapalı bir bahaneye gerek yok. Yani çok daha açık provokasyonlar yapabilir Batılılar. Suriye’de bu imkânları, bu güçleri var. Türkiye’deki AKP hükümeti de bunu yapabilir. Bakınız Suriye’de böyle bir provokasyonu AKP hükümeti pekâlâ yapabilir. Daha önce elçiliğimize yapılan saldırı, Türk hacı kafilesine yapılan saldırı, Türk bayrağına yapılan saldırı. Bunların hepsi provokatif amaçla yapılmış saldırılardır. Bugün de benzer şeyler olabilir ama Türkiye öylesine bir yanlış politika izliyor ki, Suriye’de devrime o kadar hevesli bir görüntü sergiliyor ki yani artı ilave bir orada provokasyona çok da gerek yok. Tabi bu meselenin bir boyutunda Suriye varsa bir boyutunda da terör örgütünün yapısını anlama meselesi var.

 

Habercinin Saati: Evet aslında biraz da o da çok merak edilen bir konu. Sizden, yeri gelmişken siz o konuyu açtınız, terör örgütünün yapısını biraz anlatmanızı rica etsem nasıl bir yapıyla karşı karşıyayız efendim?

 

Sinan OĞAN: Şimdi Türkiye’de hem AKP hükümetinin terör örgütünü muhatap kabul etmesi, muhatap alması; hem de Türkiye’deki bazı kalem sahiplerinin, bazı gazetelerin, bazı medya kuruluşlarının aktarımıyla dersek; öylesine bir hava oluşturulmuş ki sanki Türkiye’de terör örgütü ile karşı karşıya değiliz de bir barış kuruluşuyla, Kürt halkının savunucusu bir kuruluşla karşı karşıyaymışız gibi bir hava var. Öyle değil.

 

Habercinin Saati: Diğer bir deyişle ayrılıkçı bir örgüt gibi…

 

Sinan OĞAN: Türkiye’de bizim karşı karşıya olduğumuz konu terör örgütüdür. Bu terör örgütünün bir eli yağda bir eli baldadır, tabiri caizse. Büyük bir ranta hükmetmektedir. Terör örgütünün üst kesiminin böyle ne bileyim Kürtçe seçmeli ders mi olmuş, Güneydoğu’da bilmem şu mu olmuş, Kürtler şuna mı sahip olmuş, şundan geri mi kalmış çok umurunda değil. Kürtlerin üzerindeki en büyük baskıyı, Kürt vatandaşlarımız üzerindeki en büyük baskıyı PKK kurmaktadır. En büyük tehlikeyi, en büyük zararı Kürt vatandaşlarımız görmektedir PKK’dan. Dolayısıyla PKK terör örgütü düşünüldüğü gibi öyle Kürtleri falan düşünen bir kuruluş değil. Hal böyle olunca da terör örgütünün üst yönetiminin özellikle insan kaçakçılığı…

 

Habercinin Saati: Uyuşturucu kaçakçılığı…

 

Sinan OĞAN : Mazot kaçakçılığı, sigara kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı yani gayrikanunî ne kadar iş varsa bunların içerisinde terör örgütünü görüyoruz ve bunların mali getirisi de az bir rakam değil. Terör örgütü orada büyük bir holding kurmuş adeta, mali kaynakları terör örgütünün son derece yüksek. Şimdi bazıları terör örgütünün silah bırakmasını ifade ediyor yani böylesi bir rantı terör örgütü bırakır mı, Allah aşkına? Yani sen Güroymak’a Norşin dedin diye adam böylesine bir ranttan vazgeçer mi, geçmez. Bakınız terör örgütünde değişik kademeler vardır. Üst kademenin istihbarat örgütleriyle yakın ilişkisi vardır. Üst kademenin uluslararası kartellerle yakın ilişkisi vardır, birçok ülkeyle yakın ilişkisi vardır. Ha alt kademede eline silah alıp dağa çıkan insanların niyeti farklı olabilir, onlar kandırılabilir rahatlıkla. Onlara siz bağımsız olacaksınız, denebilir.

 

Habercinin Saati: Ama kuruluş amacı farklı, diyorsunuz.

 

Sinan OĞAN: Dağdaki çobana seni buranın valisi yapacağız, dediğiniz zaman örnek veriyorum yani bu onu küçümsediğim için falan değil. Onu çok rahatlıkla kandırabilirsiniz ve bu şekilde kandırılan da bir sürü insan var. Daha sonra yakalandığına güvenlik güçlerine; ya ben dağda çobanlık yapıyordum seni bu bölgenin valisi yapacağız dediler ben de kandım, diyenler var zaten. Şimdi onlar farklıdır, ama o üst yönetim kademesi farklıdır. Yönetim kademesinin elinde çok daha değişik ülkelerle iç içe girmiş girift ilişkiler ağı var. Bunun getirdiği maddi kazanç var. Üst düzey yönetim kademesinin kendi kurmuş oldukları adeta haremler var. Dağa çıkan genç Kürt kızlarının basına yansıyan demeçleri var. Yani nasıl onların orada kullanıldıkları, nasıl o yönetim kademesindeki terör örgütü elebaşlarına adeta hizmetçilik, kölelik yaptığı, bunların hepsi bilinen şeyler. Hal böyle olunca da bugün eğer Suriye istihbaratı terör örgütüne bir yönlendirmede, telkinde bulunuyorsa ona uygun bir şey yapıyordur terör örgütü, ona uygun saldırı yapıyordur. Dün Irak yapıyordu bunu, belki evvelsi gün İran yapıyordu, ABD yapıyordu, Yunanistan yapıyordu, Kıbrıs Rum Kesimi yapıyordu. Dolayısıyla da terör örgütü çerçevesinde olaya baktığımız zaman birkaç farklı kademeden bahsedebiliriz. Bu kademeler içerisinde birkaç farklı amaçtan bahsedebiliriz. Ve en önemlisi de terör örgütü elebaşlarının ne Türkiye’nin barışın, ne sosyal refahın, ne Kürt vatandaşlarımıza verilecek herhangi bir ayrıcalığın falan çok umurunda olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Habercinin Saati: Yani burada terör örgütünün bütün bunlar umurunda değil; ama bir taraftan büyük bir rant var. O rantın peşinde dolayısıyla burada ihaleyi veren mi örgütü yönlendirmiş oluyor? Buradan bunu mu anlamalıyız?

 

Sinan OĞAN: Elbette, elbette. Yani çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki, terör örgütü uluslararası adeta ihaleye çıkan taşeron bir örgüt. Taşeron bir örgüt ve bu taşeron örgütte zaman zaman Suriye’nin, Irak’ın, İran’ın, Amerika’nın vs. çok rahatlıkla kullandığı örgüt. İsrail’in, en sık en sık İsrail’in bu örgütü kullandığını biliyoruz. Ve maalesef ki, İsrail kendi amaçları doğrultusunda terör örgütünü kullanıyor, o da Türkiye’de Türk basının vasıtasıyla sanki terör örgütü böyle mukaddes bir yolda kahramanlık yapıyor gibi yansıtılıyor. Yani Türkiye’nin en büyük açmazı, en büyük sıkıntısı o. Hem meclis çatısı altındaki bir siyasi parti, hem basının köşelerini tutmuş bazı kalemşorlar bu meselenin arkasında İsrail’in, Amerika’nın, Suriye’nin, şunun, bunun olduklarını unutup, bildikleri halde unutup, oradaki teröristleri Türk basınına öyle bir yansıtıyorlar, öyle bir aksettiriyorlar ki; sanki bunlar sütten çıkmış ak kaşık, sanki bunlar terörist değil, sanki bunlar uluslararası ihaleler kovalayan uyuşturucu kaçakçısı, kadın ticareti yapan, fuhuşa yardakçılık yapan, insan kaçıran kişiler değil, sanki bunlar Kürt vatandaşlarımızın hakkını koruyan kutsal bir görevdeki insanlar gibi lanse ediliyor. Sorunun temelinde yatan yanlış budur.  Bazı siyasi partilerimizin örnek verecek olursak AKP’nin, son zamanlarda CHP’nin anlamadığı şudur; PKK ile pazarlık yapacaksınız da PKK’nın çok umurunda mı Güneydoğu’da ne olduğu, vatandaşımızın nasıl yaşadığı? Şimdiye kadar 50 milyon dolardan fazla PKK’yla mücadeleye para harcanmıştır. Bu para Güneydoğu’ya harcansaydı bugün Güneydoğu’daki vatandaşlarımızın refah seviyesi çok daha yüksek olurdu. Bütün bunların hiç birisinin PKK’nın çok umurunda olmadığını çok rahatlıkla söylemek mümkün.

 

Habercinin Saati: Efendim siz terör örgütünün yapısını anlatıyorsunuz; ama madem öyle bu yapıyla Türkiye nasıl mücadele edecek? Şimdi karakolların inşaatı gündemde, TOKİ’nin yaptığı, teslim ettiği 60 yüksek dayanıklı karakollardan söz ediliyor. Devamı gelecek, deniliyor. Bir taraftan silahlı mücadeleden bahsediliyor, bir taraftan da silahlar koşulsuz olarak bırakılmalı, deniyor terör örgütüne yönelik. Bütün bunlar çözüm için yeterli değilse böyle bir yapıyla Türkiye nasıl bir çözüm yolu aramalıdır ya da bu sorunu nasıl çözmeliyiz efendim?

 

Sinan OĞAN: Bakınız, son on senedir hükümette olan Adalet ve Kalkınma Partisi’dir. Eğer aklı başında bir proje uygulansaydı Türkiye’deki bütün karakollara on sene içinde en az on defa yapılırdı. En az on defa yapılırdı, bir defa da değil. Ama biz bugün hala, aynı karakola beşinci, altıncı defa saldırıyla karşı karşıyayız. Bugün biz hala bu karakolların yeniden yapılmasını falan konuşuyoruz. Allah aşkına bu nasıl bir, affedersiniz, geri zekâlılıktır. Anlamak mümkün değil. Sorumlusunun kim olduğu önemli değil, ister asker olsun ister sivil siyaset olsun. Böylesine bir geri zekâlılığı bu toplum artık kaldıracak durumda değil. Kimse kusura bakmasın. Oradaki karakolları nasıl yapamayız biz, on senedir nasıl yapamayız, on beş senedir nasıl yapamayız? Yani gelmiş geçmiş bütün iktidarları, gelmiş geçmiş bütün o manada askerini, generalini, bilmem nesini sorguluyorum ben. Hata kimdeyse bu hatasının karşılığını görmek durumundadır. Gencecik insanlar, oradaki insanların siyasetçilerin veya askeri yönetimin hatası yüzünden terör örgütüne kurban edilemez, edilmemelidir. Biz hala, işte ne bileyim belli bir terör örgütüne karşı profesyonelce savunacak birlik kuramamışız. 35 sene olmuş, 35 senede nasıl kuramazsınız bunu? Özel birlikler bir süre sonra, Polis Özel Harekâtı bir süre sonra terörle mücadeleden çekildi, karakollara bekçi yapıldı bu memlekette. Bunun hesabını vermesi lazım birilerinin. Bu karakollara saldırıyı niye önleyemiyoruz Allah aşkına? Bu heronlar meronlar ne işe yarıyor? Tabi Uludere’de öylesine bir hava yaratıldı ki, Uludere’de Türkiye’ye hata yaptırıldı. Bilerek hata yaptırıldı ve PKK’nın yönlendirmesiyle hata yaptırıldı. Uludere istihbaratında Amerika’nın da rolü büyüktür. Türkiye’ye bir hata yaptırıldı. Bu hata basında öylesine abartıldı ki; sanki o Uludere’deki insanlar mazot kaçakçılığı yapan ve PKK’ya da belli bir yüzde veren insanlar değil, sanki Hac’a gidiyorlardı, oradan öyle bir hava yaratıldı. Şimdi düşünsenize, böylesi bir ortamda 200 kişilik terör grubu Türkiye’ye giriyor ve heronlar meronlar bunların hiç birisi bunları göremiyor. Görse de zaten öyle bir hava var ki, operasyon yapamayacak. Şimdi askeri operasyondaki askeri sorguluyorsunuz. Emin olun ki, kaç gündür bazı köşe yazarları yazıyor, deniyor ki; PKK ile yapılan bir anlaşma var bu anlaşmanın da üçüncü bir ülkenin kasasında kilitli olduğu söyleniyor. Bu anlaşmaya göre terörle mücadele eden bütün subaylar sorgulanacak, isimsiz mektuplarla sorgulanıyor.

 

Habercinin Saati: Burada bir nokta koyalım, bu çok önemli bir konu çünkü. MİT ile PKK arasında yapılan bir mutabakat metni ve bu metinde yer alan bu iddialar, sizinde az önce ifade ettiniz onlar da çok önemli. Tabi terör örgütünün yapısıyla, güvenlikçi bir anlayışla mücadele edilip edilmemesi, az önce bahsettiniz karakolların yapımı ve diğer heronların kullanımı konusunda başka nasıl tam anlamıyla bu sorun çözülebilir? Çünkü meclis çatısı altında bir görüşme başlatılmış durumda o görüşmeye Milliyetçi Hareket Partisi katılmayacağını ifade ediyor. Bunları da konuşacağız; ama bir ara vermemiz gerekiyor. O aradan sonra sohbetimize devam edeceğiz. Sayın seyircilerimiz, Habercinin Saati kısa bir aradan sonra yeniden karşınızda olacak.

 

 

Habercinin Saati: Programımız devam ediyor. Konuğumuzu tekrar hatırlatalım. Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır Milletvekili Sayın Sinan OĞAN. Efendim tabi MİT ve PKK görüşmesi, Oslo görüşmeleri bu çok tartışıldı kamuoyunda, çok konuşuldu ama bir ayrıntı daha ortaya çıktı. O görüşmelerde özellikle Doğu’da ve Güneydoğu’da görev yapan polislerin ve askerlerin bir savaş suçlusu olarak yargılanabileceği bu anlaşma hazırlanan bir anlaşma metninden bahsediliyor bu metinde de bu ifadelerin yer aldığı iddia ediliyor. Bunu nasıl değerlendirmek lazım? Böyle bir anlaşma olmuş olabilir mi? Varsa eğer bu nasıl olacak, efendim?

 

Sinan OĞAN: Şimdi yani böyle bir iddia bile insanın tüylerinin diken diken olmasına yetiyor. Düşünebiliyor musunuz, yani bir devlet düşünün; bu devletin subayı, askeri canı pahasına gidip orada terörle mücadele ediyor.

 

Habercinin Saati: Evet

 

Sinan OĞAN: Onu da kendi başına yapmıyor. Yani üstü emir veriyor diyor ki; şuraya gideceksin şurada şu vatan savunmasını yapacaksın. Ondan sonra birileri kalkıyor PKK’yla yani senin mücadele ettiğin teröristle masaya oturuyor. Ve o masaya oturulan pazarlık konularından birisi senin savaş suçlusu olarak yargılanman. Böylesi bir iddia bile bakınız Güneydoğu’da, Doğu’da artık askerleri, polisleri terörle mücadele etme azminden vazgeçirir. En büyük sorun psikolojik olarak mücadele edenin yıkılması sorunudur. Eğer psikolojik olarak siz onu orada belli bir noktada tutamazsanız mücadele azmi falan kalmaz.

 

Habercinin Saati:  Hı hı.

 

Sinan OĞAN: İsimsiz ihbarlarla siz terörle mücadele eden insanları alır, yargılarsanız; onlara kafadan terörist muamelesi yaparsanız, kaç sene Genelkurmay Başkanlığı yapmış insanları terör örgütü elebaşı diye yargılar; öte taraftan 50 bin kişin kanı elinde olan birisini ev hapsine çıkarmayı düşünürseniz ve bunu konuşursanız bunu kamuoyu önünde hükümetin başbakan yardımcısı ağzından konuşursanız, ana muhalefet partisinin de olabilir sözünü alırsanız terörle mücadeleyi nasıl yapacaksınız? Dolayısıyla terörle mücadele ederken polisin, askerin, hâkimin, savcının, devletin azami özeni göstermesi lazım. Bu konuda hemfikiriz. Yani ben polisle, askerle vs. ile terörle mücadele ediyorum ama köy de yakarım, sivili de öldürürüm böyle bir anlayış olmaz. Buna tabi ki karşı çıkacağız.

 

Habercinin Saati: Hı hı.

 

Sinan OĞAN : Ama bunu yaparken teröristle mücadele edeni de koruyacağız. Türkiye’de bugün en büyük sorunlardan birisi istihbarat zafiyetidir. Peki, böyle bir istihbarat zafiyeti nasıl oluştu biliyor musunuz? Askere, polise öylesine bir baskı uygulandı ki; asker, polis artık gidip istihbarat sadece teknik olanaklarla alınmıyor. Gideceksiniz, değişik grupların içerisine gireceksiniz, zaman zaman illegal grupların içine gireceksiniz, köylü vatandaşlarla iç içe gireceksiniz, bazen onlarla beraber eylemlere gideceksiniz ve istihbarat toplayacaksınız. Durduk yerde istihbarat toplanmaz. Şimdi hangi polis, hangi asker Allah aşkına hangi subay gidip böyle bir oluşumun içerisine girebilir? Diyelim girdi; yarın adamın başına ne iş getireceğiniz belli değil. Adama çünkü yarın isimsiz bir ihbar mektubuyla adamı bilmem ne Ergenekon mu olur adı, Balyoz mu olur onunla ilgili bir dava ile yarılamayacağınızın garantisi yok. Peki, bu adamlar niye gitsin o zaman? Niye istihbarat toplasın? İstihbarata giden adam ölüme gidiyor. Sırtını yaslayabileceği sağlam bir devlet yoksa, sağlam bir hükümet yoksa; arkasını yasladığı hükümet onu eğer arkadan bıçaklamaya daha dünden hazırsa istihbarat toplayabilir misiniz siz? Öylesi bir çarpık zihniyetle, terörle mücadele edebilir misiniz? Teröristi muhatap alan, teröriste sayın diyen, şehide kelle diyen bir mantıkla terörle mücadele yapabilir misiniz? Yapamazsınız. Bakınız terörle mücadelede biz burada konuşuyoruz ama orada polis, asker canını veriyor. Çocukları yetim kalıyor, annesi babası evlatsız kalıyor. Ocağa ateş düşüyor. Sen istediğin kadar konuş, sen istediğin kadar bilmem ne yap, adam canını veriyor. Sen ondan daha ilerde bir noktada değilsin. Dolayısıyla biraz empati yapmamız lazım, biraz kendimizi orada savaşan polisin, askerin yerine kendimizi koymamız lazım. Ve biz eğer kendimizi onların yerine koyduğumuz zaman, orada canını vererek vatanı savunan insanların yerine kendimizi koyduğumuz zaman hükümet olarak dönüp şu soruyu kendimize sormamız lazım; peki bu adamları böyle suçladığınızda, bu adamların arkasında durmadığınızda, bu adamların çocukları yarın yetim büyüdüğünde ve ona devlet olarak sahip çıkmadığınızda siz hangi motivasyonla bu adamları götürüp orada polisimizi, askerimizi teröristle mücadeleye sokacaksınız? Sokamazsınız. O zaman hükümetin yaptığı gibi; vatan evladı şehit olunca bilmem ona ne kadar para ama yok mazot kaçakçısı yanlışlıkla öldürülünce bilmem onun kaç katı para ödediğiniz zaman sosyal adaleti bozuyorsunuz. Hiçbir vatan evladı asker ben şehit olursam şu kadar para alırım diye vatan savunması yapmıyor; ama o da şunu bilmelidir öylesi evlatlar var ki ailenin tek evladı; o olmadığı zaman anasına, babasına, bacısına, kardeşine kimse bakmayacaktır, bakamayacaktır. Devlet o zaman devreye girmelidir, bakmalıdır. Bu günlerde bakıyoruz maalesef “sivil şehit” kavramı ortaya atıyorlar. Bugünlerde bakıyoruz maalesef, şehitlerin kardeşlerinin bekâr olanlarına iş temini hakkı elinden alınıyor. Yani geri alınıyor. Hiç böyle bir şey alınıyor mu? Geri kazanım diye bir şey olabilir mi? Yani devlet adına mevcut hakkın ötesine geçmek bir tarafa, mevcut haktan geri adım atılıyor. Şimdi böyle bir anlayışla şehidine sahip çıkmayan, gazisine sahip çıkmayan, onun ailesine sahip çıkmayan ve teröristle pazarlık yapan, teröristi daha yüksekte tutan bir anlayışın hâkim olduğu bir ülkede terörle mücadele falan olmaz. Terörle mücadelenin birçok boyutu vardır, birisi de budur. Birisi de psikolojik boyutudur. Bugün psikolojik üstünlük teröristtedir. Mali boyutta Türkiye’de kaç tane şirket basıldı Allah aşkına? Türkiye’de onu bunu dinlemekten teröristi kimse dinlemiyor. Türkiye’de yapılan operasyonlara bakıyoruz; üniversite rektörüne, profesöre ne bilim yani hayatın içerisindeki insanlara operasyon yapılıyor. Peki, Türkiye’de bu terör örgütü var. Bu terör örgütünün Türkiye’de olduğunu biliyorsak, onun mali kaynakları da Türkiye’de vardır. Peki bunun mali kaynaklarına niye hiç baskı yapılmıyor, baskın yapılmıyor? Terör örgütü bu kaçakçılığı kimin üzerinden yapıyor? Barzani ile terör örgütü arasındaki özellikle Mersin ve kıyı şeridindeki ve İstanbul’daki o bağlantılardan haberi var mı bu hükümetin? Bunların hepsinin oturulup masaya yatırılması lazım. Bunun birini bir tarafta bırakıp, ötekini sağlamakla terörle mücadele yapılmaz.

 

Habercinin Saati: Evet, bunları masaya yatırmak lazım diyorsunuz; ama bir taraftan da siyaset zemininde bir çözüm yolu aranıyor. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan’la görüştü. Ama tabi bu görüşmeye diğer siyasi partilerin de katılması gerektiği, bu diyalogun içinde yer alması gerektiği ifade ediliyor. Siz bu düşüncelerden dolayı mı Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu görüşmelerin içerisinde yer almayacağınızı ifade ediyorsunuz, yoksa başka bir neden mi var?

 

Sinan OĞAN: Neyi görüşeceğiz Allah aşkına, yani neyi görüşeceğiz? Şunu mu görüşeceğiz; terör örgütü elebaşına ev hapsi, konuşulan konulan bunlar. Yoksa teröristlerle yarım kalan pazarlığa devam mı? Yoksa Habur’dan geçişleri devam. Neyi görüşeceğiz? Yoksa geçmişinde teröristlerle yakın bağı olan insanları “akil adam” diye ortaya atıp, onların sunacağı bir çözüme evet mi diyeceğiz? Biz diyoruz ki elbette ki mecliste, elbette ki siyasi partiler arasında görüşmeler olur; ama bunlar teröriste puan kazandırmak için değil, teröristle masaya oturmanın alt yapısını hazırlamak için değil teröristle mücadele etmek için yapılır. Ama bugün teröristle, terörle mücadele etmek için ortada bir azim yok. Terörle mücadele etmek için ortada bir plan yok. Terörle mücadele değil, terörle müzakereyi kendilerine esas alan bir anlayışla da Milliyetçi Hareket Partisi hiçbir ortamda bir araya gelmez.

 

Habercinin Saati: Efendim, terörle tabii ki müzakere edileceğini iddia ediyorsunuz bu görüşmelerde…

 

Sinan OĞAN: Söyleniyor.

 

Habercinin Saati:  Bir taraftan da…

 

Sinan OĞAN: Bakınız Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç kendi ağzıyla ifade etmedi mi, Abdullah Öcalan’a ev hapsini konuşabiliriz. Sayın Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanı, demedi mi partiler anlaşırsa olabilir. Yani neyini görüşeceğiz bunun? Biz hiçbir siyasi parti ile terör örgütünün elebaşının ev hapsine çıkarılmasını görüşmeyiz.

 

Habercinin Saati: Anladım. Tabi aslında bu konuyla ilgili konuşacağımız daha başka konular da var. Şimdi bir taraftan da terör örgütünün yapısından bahsettik. Terörle nasıl mücadele edileceğinden bahsettik ama dış güçlerin yani zaman zaman İsrail’in, zaman zaman Suriye’nin, zaman zaman da başka diğer ülkelerin bu örgütü kullanma amaçlı bir takım girişimlerde bulunduklarını ifade ediyorsunuz. Bu noktada yapılması gerekenler yapılıyor mu ya da nasıl bir adım atılması gerekiyor?

 

Sinan OĞAN: Bakınız basit bir örnek vereyim. Birleşmiş Milletler’de Sayın Başbakan konuşma yaptı. İsrail’le ilgili yaklaşık 10-11 dakika konuştu. Birçok mesele ile ilgili; Balkanlarla ilgili, BOP’la ilgili epey konuştu. Terör örgütü ile mücadele noktasında tek bir kelime etmedi. Şimdi nasıl yapacaksın? Birleşmiş Milletler’den daha önemli bir platform var mı? Yok. Türkiye’nin en önemli meselesi bugün, Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun, soruları siz soruyorsunuz ama; şimdi ben size sorayım. Türkiye’nin bugün en önemli meselesi Gazze meselesi midir, Suriye’ye müdahale meselesi midir, Libya mıdır, Irak mıdır, Mısır mıdır yoksa terör müdür? Bunu vicdan sahibi herkesin diyeceği şey; Türkiye’nin en önemli meselesi terör sorunudur. Terör bizim bağrımızı yakarken bizim kalkıp BOP’u önceliğe alma gibi bir lüksümüz yok. Terör burada ocakları söndürürken bizim kalkıp Suriye’de devrimcilik oynama gibi bir lüksümüz yok. Uluslararası bağlantılarını nasıl keseceksiniz?

 

Habercinin Saati: Belki de asıl önemli olan nokta da bu yani. Belki silahla mücadele 30 yıldır devam ediyor; ama bir yandan da uluslararası bağlantıları kesmek gerekmiyor mu?

 

Sinan OĞAN: Aynen öyle, aynen öyle. Terörle mücadele etmek istiyorsanız; birinci maddeniz elinize silah alıp dağda mücadele etmeden önce birinci maddeniz teröriste destek veren ülkelerin desteğini kesmek. Bu konuda bir şey yapmıyor Türkiye. Başbakan Erdoğan’ın Obama ile görüştüğü konuların başında bu gelmiyor. Suriye’de nasıl devrimcilik oynarız bunu konuşuyorlar. Yani Türkiye dese ki…

 

Habercinin Saati: Ama istihbarat paylaşımı konusunda yapılmış görüşmeler var, onları hatırlıyoruz.

 

Sinan OĞAN: Uludere’de paylaştılar. Uludere’de paylaştılar istihbaratı, gördük. Yani bir ülkenin istihbaratı eğer başka bir ülkeye bağlıysa işte sonu Uludere olur, başka ne olacak yani. Şimdiye kadar o kadar istihbarat paylaşıyoruz değil mi? Bölgede Amerika’nın izni olmadan kuş uçmaz. Peki, bana bir operasyon adı söyleyin, tarihi söyleyin ki, Amerika’nın verdiği istihbarat ile gittik bir saldırıyı önledik. İstihbarat paylaşımı var; 200 kişi Türkiye’ye geldi Dağlıca’da sekiz askerimizi şehit etti. Nerde istihbarat, niye yok bunun istihbaratı?

 

Habercinin Saati: Evet.

 

Sinan OĞAN: O bölgede 200 kişinin hareketini Amerika’nın bilmemesi mümkün mü, mümkün değil. Barzani’nin bilmemesi mümkün mü, mümkün değil. Talabani’nin bilmemesi mümkün mü, mümkün değil. O bölgedeki bütün bu hareketlenmeleri Barzani’de, Talabani’de, onların kendi istihbaratları da biliyor. Peki, niye bizle paylaşmıyorlar bunlar? Hani madem istihbarat paylaşımımız vardı; Barzani’den bunun istihbaratını niye alamadık? Talabi’den niye alamadık? Irak’tan, Suriye’den, Amerika’dan niye alamadık? Alamadık, çünkü vermiyorlar. Neden, çünkü bizim onlarla gidip “Bana bakın bu benim bir numaralı meselemdir, bu konuda ya bana destek olacaksınız ya da sizin bu bölgede bütün çıkar alanlarınızı tehdit ederim” demeniz lazım. Masaya yumruğunuzu bu konuda vuracaksınız. Gidip öyle sahte kahramanlık yapamayacaksınız. Benim bir numaralı meselem terörse, terör örgütünün bu anlamda uluslararası desteğini kesmek zorundayım, mali desteğini kesmek zorundayım, ona yapılan silah desteğini kesmek zorundayım. Onu iyice bunaltacaksınız, onu iyice kıstıracaksınız ondan sonra da imha edeceksiniz. Ne kadar siyasi müzakere yaparsanız yapın, terör örgütünü bitiremezsiniz.

 

Habercinin Saati: Yani siz iradeyi göremiyor musunuz?

 

Sinan OĞAN: Yok. Siz görebiliyor musunuz yani? Buradan, sizin ekranınızdan vatandaşlara soralım. Vatandaşlarımız böyle bir iradeyi görüyorlar mı, Allah aşkına? Görüyorlarsa, sizin telefonunuz, faksınız, Twitter vs. adresiniz vardır, söylesinler.  Bize de göstersinler, ben özür dilemeye hazırım. “Yanlış söyledim hükümetin böyle bir iradesi varmış kusura bakmayın” demeye hazırım; ama yok böyle bir irade. Keşke olsa. İktidar-muhalefet ilişkilerini ben bir tarafa bırakıyorum. Bu hükümet bu iradeyi göstersin, terör bu memleketin bir numaralı sorunudur, ben muhalefetin bir milletvekili olarak; hükümet bu iradeyi gösterirse, terörle mücadele iradesini gösterirse ben ve partim bu hükümetin arkasında terörle mücadele noktasında destek vermeye biz hazırız; ama yok ki. Onlar diyor ki bize, terörle müzakerede destek verin diyor. Biz de diyoruz ki, Türk milletinin bir ferdi, bir temsilcisi, bir siyasi iradesi olarak; size terörle müzakere desteği vermeyeceğiz.

 

Habercinin Saati: Çok teşekkür ederiz yayınımıza katıldığınız için. Sorularımızı yanıtladınız. Sağ olun efendim.

 

Sinan OĞAN: Ben teşekkür ederim.

 

Habercinin Saati: Evet sayın seyircilerimiz konuğumuz Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır Milletvekili Sinan OĞAN’dı. Tabii ki Hakkari’deki terör saldırı ve ayrıntılarını konuştuk. Yarın yine aynı saatte karşınızda olacağız, şimdilik esen kalın.

 

Dr. Sinan OĞAN: Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Iğdır Milletvekili ve TÜRKSAM – Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi Başkanıdır.