20 Ocak 2017’de ABD’nin 45. Başkanı olarak resmen göreve başlayan Donald Trump, geçen iki yılda tartışmalı kararlara imza attı. Birçok açıklamasıyla gündeme gelen Trump’ın Suriye’den çekilme kararı 2018’de uluslararası gün deme bomba gibi düştü. Trump yine, Kudüs, İran’a tek taraflı yaptırım, Suudi Arabistan ile ilişkiler ve Çin olmak üzere pek çok tartışmalı karara da imza attı. Göç konusu, kişisel skandalları ve iç siyasetteki çekişmeleri ile Trump, sıra dışı bir Amerikan başkanı profili çizdi.

 

TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, Trump’ın başkanlık görevindeki iki yılını TRT Radyo Haber’de yayınlanan Radyo Ajandası programında değerlendirdi.

 

Gencehan Babiş’İn değerlendirmeleri şöyle…

 

Trump Doktrini Ticaret, Çin, Körfez Ülkeleri ve İsrail Üzerinde Şekilleniyor

 

Trump’ın iki yıllık karnesine baktığımız zaman; yönetim kademelerinde çok sık değişikliklere gittiğini görüyoruz. Bu durum, ABD’deki müesses nizam ve Başkan Donald Trump arasındaki çekişmenin var olduğunu bizlere ve bütün dünyaya kanıtlayan bir durum. Bunun yanında Trump’ın medya ile kavgaları, birçok medya organını sahte habercilik yapmakla suçlaması ve kendine has üslubu, aklına geleni söyleyen ve bunları Twitter’da yazan ve bugüne kadar bazen de fevri tavır alabilen bir lider profili çizdi. Trump’la ilgili öne çıkan bir diğer husus; göçmenlerle ilgili sert politikalar ve söylemler benimsemesi oldu. Özellikle, başkanlık seçimlerindeki propaganda döneminde bu konu başat unsurlardan biri olmuştu. Çevre konusunda son yıllarda özellikle Kyoto Protokolü ile dünyada gelişen duyarlılığa ters bir şekilde Trump bu tür konularla alakalı politikalar geliştiremedi ve bunları önemsemeyen bir anlayışı temsil etti. Bunların yanında kişisel skandallarının çok fazla tartışıldığını gördük. Rusya ile yakınlığı öte yandan ülke içerisinde kendisiyle ilgili açılan soruşturmalar ve medyanın bu noktalar üzerinden Trump’ın üzerine gitmesi, sansasyonel kişiliğini hep ön planda tuttu. Öte yandan “Trump Doktrini” bağlamında ne gelişti diye baktığımız zaman ticari ilişkilere dayana dış politikası, Çin’i frenlemesi isteği ve Orta Doğu’da İsrail odaklı ve Körfez eksenli bir bakış açısı ortaya çıkıyor diyebiliriz.

 

“ABD’deki Duvar Anlaşmazlığının Ardında Büyük Bir Mali Tartışma Var”

 

ABD içerisinde Demokratlar – Cumhuriyetçiler arasında her zaman bir tartışma ve çekişme vardır ve sistem zaten bunun üzerine kurulmuştur fakat halihazırdaki duruma baktığınızda bir aydır federal hükümetin kapalı olduğunu görüyorsunuz ve bu son yıllarda rastlanan bir durum değil. Şu anda Trump ile Demokratlar arasındaki asıl çekişme “Dreamers” (Hayalperestler) ve Meksika Duvarı konusunda… Demokratlar “Dreamers” olarak anılan genç; ama resmi evraklarını tamamlayamayan, yasadışı göçmen olarak görünen bir grubun savunulması olarak görülüyor. Diğer tarafta ise Trump, duvar konusunda ısrarcı görünüyor. Bu tartışmaların arka planında büyük bir mali tartışmanın olduğunu görüyoruz. Trump, duvarın yapımı için 5,7 milyar dolarlık bir paketin onaylanmasını istiyor; ama Demokratların razı olduğu meblağ sadece 1.6 milyar dolar. Dolayısıyla arada çok büyük bir uçurum var. Trump, Demokratlar üzerinden baskı kurarak istediğini almaya çalışırken Demokratlar da bu duruşlarını devam ettirip Trump’dan taviz almaya çalışıyor. Bu noktada Trump ilk tavizini de verdi diyebiliriz. Kayıtsız göçmenlere yönelik 3 yıllık geçici korumanın devam ettirilmesine ve göç politikalarında bazı gevşemelerin karşılığında duvarın yapılmasını isteyen Trump’ın bu isteği Demokratlar tarafından reddedildi. Önümüzdeki süreçte bu konular en fazla tartışılan konular olacak.

 

“Trump Yeni Tavizler Verebilir”

 

Trump, tartışmaların başında gelen göç konusuyla alakalı olarak kendi tabanının istediği politikaları sürdürmek istiyor ama bunların devam etmesi de karşısında her geçen gün daha heyecanlı bir muhalefetin oluşmasına zemin hazırlıyor. İlerleyen günlerde, bu durum Trump’ın yeni tavizlere de sürükleyebilecektir.

 

Trump’ın 2 Yıllık Performansının Notu: “Orta”

 

Trump’ın 2 yıllık performansına bir not vermek gerekirse; “orta” verebiliriz. Bir diğer deyişle; ne çok başarılı ne çok başarısız… Trump verdiği sözler üzerinde ısrar eden bir başkan imajı çiziyor. İsrail’deki Amerikan Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması dünyada büyük bir çalkantıya sebep olsa da Trump, yıllardır bekleyen bir onayı vererek seçim vaadi olan bir başlığı gerçekleştirdi.

 

Bir diğer konu ise NATO… Trump, seçim döneminde buradan çıkacağına ilişkin bir söylem geliştirmişti. Bunun gerek ABD’nin uluslararası düzende kendine biçtiği rol, gerek askeri yapısı göz önüne alındığında gerçekleşmeyeceğini zaten biliyorduk. Bunun bir seçim vaadi olarak ortaya atılıp, aslında NATO müttefiklerine harcamalar için ellerini daha fazla taşın altına koymaları konusunda bir mesaj olduğunu ifade edebiliriz. NAFTA ve ABD ilişkileri ile ilgili konular yine hala tartışılan bir sorun olarak sürüyor. NATO yerinde dururken Orta Doğu’da bir “stratejik ittifak” kurma çabaları ön plana çıkıyor. ABD yönetiminin son yıllarda Orta Doğu’daki önceliklerine baktığımızda özellikle İsrail ile ilişkilerinin geliştirilmesi ve Orta Doğu Stratejik İttifakı ile Körfez’in ekonomik kaynaklarını kullanarak bölgede yeni bir askeri yapılanma oluşturmak karşımıza çıkıyor.

 

“Gidenler Değil Kalanlar Sorun”

 

İşlerin düğümlendiği noktalardan birisi Suriye’den Amerikan askerlerinin çekilmesidir. Ülke içerisinde Donald Trump “askerleri aileleriyle buluşturan başkan” olmak için askerlerin bir kısmını ABD’ye getirecektir. Yalnız burada asıl konu gidenler değil, kalanlar… Örneğin; El Tanf Üssü’nde Amerikan askerlerinin kalacağı açıklandı. Bunlar üzerine kafa yormak gereklidir.

 

“Meksika ile Arasına Duvar Örmeye Hevesli Olan Trump Yönetimi, Terör Örgütleriyle Arasına Set Çekmekte Kararsız”

 

Meksika ile arasına duvar örmeye hevesli olan Trump yönetimi, Suriye’ye baktığımızda terör örgütleri arasına set çekmeye o kadar meyilli gözükmüyor. ABD’nin açıklamaları arasında bir tutarlılık olmaması Türkiye’yi bu noktada son derece detaylı düşünmeye ve kendi göbeğini kendisini kesmeye sevk etmişti. Türkiye, Menbiç ve Fırat’ın doğusundaki kararlığını net şekilde belirtmektedir. Çekilmeye yönelik açıklamalardan sonra Suriye içerisinde Amerikan askerleri hedef alan saldırılarda bir anda artış oldu. Bunlar, bölgede ABD’yi tutmak için yapılan provokasyonlar olarak değerlendirilmelidir. Buradan ABD’nin çıkmasını terör örgütü YPG istemiyor. ABD içerisinde de çekilme taraftarı olmayan bir kesim bulunuyor. Türkiye’nin beklentisi ise ABD ile asıl müttefiklik bağlarına dönüştür. Senatör Linsey Graham’ın PKK’nın bir kolu olan YPG’nin terör örgütü olarak değerlendirilmesine ilişkin bazı olumlu açıklamaları var ama bunun sahaya yansımalarını da görmek gerekir. Unutulmamalıdır ki, Türkiye, bölgeyi tek başına istikrara kavuşturacak güce sahiptir. Ayrıca, bir noktayı hatırmalatmak gerekir; 30 kilometrelik güvenli bölgenin oluşturulmasına ilişkin açıklamalar yeni değil. ABD’nin önceki Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın da 30 kilometrelik bir güvenli bölgenin oluşturulmasına ilişkin bir açıklaması olmuş; Türkiye büyük bir kararlılık ve başarıyla Afrin’e operasyon düzenlemişti ve daha sonra bir dönem “güvenli bölge” söylemi gündeme gelmemişti. Şimdi “güvenli bölge”den ziyade güvenli bölgenin mahiyeti ne olacak sorusu sorulmalıdır. Gerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gerek Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu gerekse de Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar tarafından Türkiye’nin istekleri belirtilmektedir. Son olarak şunun altını çizmek gerekmektedir; Türkiye’nin razı olmayacağı bir çözüm ABD’nin bölgede başarı sağlayabileceği bir çözüm olmaz.