Dünyanın en çok konuşulan iki lideri Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald J. Trump ile Kuzey Kore olarak bilinen Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin (KDHC) Devlet Başkanı Kim Jong-un’un Singapur’un Sentosa Adası bulunan Capella Otel’de bir araya gelmesi tarihe unutulmayacak notlar düşerken, toplantının her karesi ayrı ayrı değerlendirildi. ABD ve Kuzey Kore arasında 12 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleştirilen ve 20 milyon dolara mal olan Singapur Zirvesi’nde, Kim Jong-Un tarafından “dünyanın büyük bir değişim göreceğini” ifade edildi, Trump ise buluşma sırasında “görüşmelerde büyük ilerleme kaydedildiğini” dile getirdi. Dünya medyasında bugüne kadar birçok vesileyle olumsuz sıfatlarla bahsedilen iki liderin basına olumlu yansıyan zirvesi böylece iki taraf arasında yeni bir dönemin işaretlerini vermiş oldu. Liderlerin vücut diline ilişkin yapılan analizlerden makam arabalarına, iki liderin gazetecilerle iletişiminden buluşmanın gerçekleştiği yerdeki halıya kadar her bir kareye anlam yüklenen toplantı elbette uluslararası ilişkiler açısından da büyük önem taşıyor. Toplantının Singapur’da yapılmasının, taahhüt edildiği bildiren dört maddenin, tarafların ve bölgedeki aktörlerin birbirine yaklaşımlarının kritik anlamları var.

 

Zirvenin Singapur’da Olmasının Nedenleri

 

İlk olarak zirvenin yapılması için neden Singapur’un tercih edildiği incelendiğinde ülkenin İsveç, İsviçre, Moğolistan ve Kuzey Kore ile Güney Kore arasında kalan 4 kilometrelik tarafsız bölgeye tercih edildiği görülüyor. Singapur, bölgede diplomatik ilişkilerini Kuzey Kore ile sürdürmüş aynı zamanda ABD ile de yakın irtibatlara sahip bir ülke olarak karşımıza çıkıyor. 2016 öncesine kadar Kuzey Koreliler Singapur’u vizesiz ziyaret edebiliyordu, bu da Kuzey Kore’nin bazı resmi yetkililerinin ülkedeki sağlık hizmetlerinden yararlanmasına, alışveriş imkanının doğmasına ve yakınlık kurmasına olanak sağlıyordu.[1] Diğer yandan, kuşkusuz her fırsatta birbirine nükleer silahlarıyla meydan okumuş iki liderin görüşmesi için güvenlik, hassasiyet gösterilen konuların en başında geliyor. Bu noktada Singapur, SafeAround verilerine göre dünyanın en güvenli altıncı ülkesi konumunda bulunuyor.[2] Ayrıca, ülkenin maddi imkanlarının gelişmiş olması böyle bir zirveyi gerçekleştirmek için gerekli altyapısının bulunduğunu bizlere gösteriyor. Diğer taraftan İsveç ve İsviçre gibi birçok krizin arabuluculuğunda rol oynayan Avrupa devletlerine göre Kuzey Kore’ye daha yakın olan Singapur, Uzak Doğu’da arabuluculuk konusunda tecrübeli bir ülke olarak beliriyor. Bunun en önemli örneği ise 1949 yılından sonra 7 Kasım 2015 tarihinde Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Tayvan Cumhurbaşkanı Ma Ying-jeou’nun Singapur’da buluşması olarak görülüyor.

 

Singapur Zirvesi’nde Kabul Edilen Dört Maddenin Gösterdikleri

 

Singapur Zirvesi’nin en önemli çıktısı taraflar arasındaki dört maddelik iyi niyet beyanı oldu ve önümüzdeki sürecin ana hatları bu belgeyle çizilmiş oldu. Bu dört maddeden ilki ABD ve Kuzey Kore arasında diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini amaçlıyor. Burada asıl önemli etken Kuzey Kore’nin ekonomik olarak zorda kalması ve ilerleyen dönemlerde ABD ambargosunun kaldırılması ile sisteme entegre olarak üzerindeki ağır yükü hafifletme isteği. Kuzey Kore kendi içerisindeki ekonomik sorunları uzun vadede aşmak isterken, ABD de hem nükleer olarak Kim’i dizginleyebilir hem de buradaki rolünü artabilir. ABD – Kuzey Kore ilişkilerinin canlanması ilk olarak ABD’nin müttefiklerinin aleyhine gibi görünse de Kuzey Kore’nin daha kontrol edilebilir bir ülke konumuna getirilmesi Güney Kore ve Japonya’nın da avantajına bir gelişme olarak tezahür edebilir. Öte yandan Çin’in etkisinin bir nebze olsun azaltılması ABD’nin istekleri ve niyetleri doğrultusunda bir sonuç ortaya çıkarabilir.

 

Maddelerden ikincisi iki ülkenin Kore Yarımadası’nda barışın tesis edilmesi için birlikte çalışmasını öngörüyor. Bu durum, uzun süredir iki taraf arasında söylem bazında üst seviyeye çıkmış olan gerginliğin sonlandırılmasına dair ipuçlarını veriyor. Yine, bu açıdan bakıldığından ABD’nin Kore’ye müdahil olduğu durumlarda bir artış gözlenebilir. Birlikte çalışma konusunda Trump ve Kim Jong-un “uzlaşılmaz lider figürünü” yıkarak bu bakımdan ortak bir kazanç elde etmekle birlikte Kim, kendi halkına bir süper gücün liderini Singapur’a getiren lider olarak gözükme şansı yakaladı ve kendi ülkesi nezdinde saygınlığını artırdı. Trump’ın “Roket Adam” olarak bahsettiği Kim’in kendisinin elini sıkmasına giden süreçteki etmenlerin başında kuşkusuz Kuzey Kore’nin nükleer silahları geliyor.

 

Tam da bu noktada, üçüncü madde Panmunjom Beyanı’na uygun şekilde Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırmasıyla ilgili… Burada Kuzey Kore rejiminin elindeki nükleer silahların denetimine ilişkin ifadeler yer alsa da içerik olarak herhangi bir eylem planı içermiyor ve nükleer silahların arındırılması için bir yol haritası çizmiyor. Nükleer denemelerin sınırlandırılmasıyla ilgili bazı noktalar basına yansısa da durum net değil. Benzer görüşmelerin daha önceki yıllarda da ABD ve Kuzey Kore arasında yapıldığı hatırlandığında bu temasların önümüzdeki süreçte somut kazanımlar sağlamayan bir dönem olarak anılması ihtimaller dahilinde sayılabilir. Öte yandan Kuzey Kore’ye yaklaşık 3500 km uzaklıkta olan ABD’nin 6 bin askerine ve Andersen Üssü’ne ev sahipliği yapan Guam’ın Kuzey Kore’nin 4500 kilometre menzilli Hwasong 12 füzesinin erişim alanı içerisinde kalması ve Kim’in sıklaşan füze tatbikatları ABD’ye yönelen direk tehdit algısının biçimlenmesine yol açmıştı. İşte bu maddede bahsi geçen konu, ABD’nin önceki başkanlarından George W. Bush’un “şer ekseni” içerisine dahil ettiği Kuzey Kore ile yeni bir “dehşet dengesi”ne varan açıklamalarının tonunun yumuşaması noktasında bir mihenk taşı olarak algılanabilir. Ayrıca maddedeki “Panmunjom Beyanı”na atıf  aslında Kuzey ve Güney Kore arasındaki tarafsız bölgedeki Panmunjom Barış Evi’nde 27 Nisan 2018 tarihinde gerçekleştirilen Güney Kore Cumhurbaşkanı Moon Jae-in ile Kim Jong-un görüşmesinin Singapur Zirvesi’ne giden yolun taşlarını döşediğinin de bir göstergesi olarak okunabilir.

 

Dördüncü ve son madde ise 1950 – 1953 yılları arasında devam eden savaştaki kayıpların bulunması, naaşların bulunması, kimlik tespitleri ve iadesi ile ilgili yapılacak çalışmalar konusunda genel çerçeveyi oluşturuyor. Söz konusu madde, tarihi düşmanlıkların bitirilmesi noktasında yardımcı bir rol oynayabilir ama politik boyutundan ziyade toplumsal faktörlerin ön planda olduğu söylenebilir.

 

Çin Faktörü

 

Kuzey ve Güney Kore liderlerinin bir araya gelmesinden sonra ABD ve Kuzey Kore’nin devlet başkanlarının yeni bir sürece ilişkin irade beyanları bölgede aslında II. Dünya Savaşı sonrası oluşan yapının değişmeye başladığını ve temel özelliklerinin korunduğunu gösteriyor. Bütün bu süreç değerlendirilirken Çin’in rolü yadsınamayacak bir pozisyonda olduğunu da unutmamak gerekiyor. Çin’in Kuzey Kore’nin en önemli müttefiki ve bölgesini domine eden bir küresel güç olması, Çin’e rağmen böyle bir sürecin gerçekleşmeyeceğini gösteren birkaç başlık olarak beliriyor. Buradan hareketle buluşma noktası olarak Singapur seçilirken arka plandaki gizli arabulucunun da Çin olduğu ifade edilebilir. Aslında Kim Jong-un’un uçağının yetersizliğinden ötürü Çin’in Kim’e Singapur’a gitmesi için bir uçak vermesi tek başına konuyu açıklayan ufak bir detay…

 

“Şer Ekseni” – “Eksen Kayması”

 

Geçtiğimi yıl yayınlanan ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ışığında değerlendirildiğinde Amerikan dış politikası açısından Kuzey Kore düşman bir rejim olmakla birlikte Trump bölgedeki diğer müttefikleriyle ilişkilerini koruyarak Kim Jong-un ile bir görüşme gerçekleştirdi. Dolayısıyla “şer ekseni” olarak tanımlanan Kuzey Kore ile başlayan bu yeni süreç ABD açısından bir eksen kayması olarak değerlendirilmemelidir. ABD, Güney Kore’deki birliklerini hala ülkede tutuyor ve çekeceğine ilişkin hiçbir emare yok. Diğer yandan, ABD ve Çin arasındaki ekonomi savaşları son hızıyla devam ediyor ama iki taraf da genel itibarıyla gerginliklerden kaçıyor. Ne var ki, Trump ve Kim Jong’un öngörülemeyen politikaları sürecin nereye evirileceği konusundaki en büyük şüphe kaynağı olarak duruyor.

 

Küba… İran… Kuzey Kore…

 

Vaşington’un Pyongyang ile yakınlaşması Kuzey Kore’ye yönelik ekonomik ambargonun kaldırılacağına ilişkin umutları yeşertmesi sebebiyle Obama dönemindeki “Küba Açılımı”nı anımsatırken normalleşme sürecindeki kilit noktalardan biri olan nükleer konusu yine Obama dönemindeki “P 5+1 Anlaşması”nı akıllara getiriyor. Şu anda bunların ikisi de uygulanabilir bir durumda değil. Tıpkı Kuzey Kore ile ABD arasında yapılan önceki sonuçsuz görüşmeler gibi…

 

Trump – Kim görüşmesi son zamanlarda artan gerginliğin düşürülmesi noktasında olumlu bir adım olarak değerlendirilirken artık yavaş yavaş sorulmaya başlayan yeni bir soru gündeme geliyor; “Ya sonra… ‘Kim’ ne yapacak?”

 

(Bu makale, Diplomatik Gözlem dergisinin Temmuz 2018 sayısında “Donald Trump, Kim Jong-un, Singapur ve Dört Madde” başlığı ile yayınlanmıştır. Makalenin İngilizcesi ise Diplomatic Observer dergisinin Temmuz 2018 sayısında “Donald Trump, Kim Jong-Un, Singapore and Four Articles” başlığıyla ana makale olarak yer almıştır.)

 


[1] Why Singapore is the Right Place for the Trump-Kim Summit, Council on Foreign Relationshttps://www.cfr.org/blog/why-singapore-right-place-trump-kim-summit, Erişim Tarihi: 20 Haziran 2018.

[2] Why Singapore? 6 Reasons the Asian City-State Is Perfect for the Trump-Kim Summit, Time,http://time.com/5305717/singapore-perfect-kim-jong-un-donald-trump-summit/, Erişim Tarihi: 20 Haziran 2018.