Bütün Dünya’nın ve BM, NATO ve Arap Birliği dahil bütün uluslar arası organizasyonların gözü Avrupa’yı bir enerji deposu olarak beslemekte olan Libya’nın yeniden şekillendirilmesindedir. Bu ülke hakkında BM’de bir takım kararlar alınmakta ve bunlar manipüle edilerek, gerek münferit olarak ve gerekse muhtelif koalisyonlar kurmak suretiyle illa kendi isteklerini kabul ettirmek üzere Libya halkına bomba yağdırmaktan geri kalmadıkları müşahede edilmektedir. Görünen gerekçe, Libya lideri Kaddafi’nin kendi halkına karşı silahlı güç kullanmak suretiyle amiyane tabiriyle öldürmesinin önlenmesi. Asıl amaç ise; yeni kurulacak sistem vasıtasıyla zengin petrol kaynaklarının yönetimini ve kontrolünü batının ele geçirmesini gerçekleştirmektir.

 

Arap Dünyası İçin Domino Rüzgarı Etkisini Sürmektedir

 

Domino etkisi devam ediyor. Şu sıralarda Suriye’de bir takım provokasyonlar işleme konulmuş vaziyette. Suriye güneyinde Dara kentinde ortaya çıkan halk gösterileri sırasında yapılan müdahalelerde ölümlerle sonuçlanan durum Devlet Başkanı Başer Sedat’ın başını ağrıtmaya yönelik hareketlerin kıvılcımı olarak görülebilir. Medyadan aldığımız haberlere göre bu halk gösterilerini başlatan SMS’lerin İsrail üzerinden gönderildiği şeklindedir. Demek ki İsrail domino etkisinin Arap ülkeleri üzerinde etkin olması için gerekli görevi durumdan çıkartmakta ve uygulamaktan geri kalmamaktadır. Bu durum İsrail için son derece avantajlı bir konum yaratmaktadır. Bu sayede Filistin sorunu gözlerden ırak kalmakta, askıya alınmakta ve İsrail istediği gibi at oynatma imkanını devam ettirmektedir.

 

Bütün bu olaylara baktığımız zaman anlaşılamayan domino etkisinin neden yalnız Arap ülkeleri üzerinde etkin olması gereğidir. Tunus’la başlayan ve Mısır dahil bütün Arap ülkelerinde halkın ayaklanarak iradesini ortaya koyması ve yeni ve demokratik bir düzen istemesi Batı tarafından alkışlanırken. Hatta Libya örneğinde gördüğümüz gibi, alelacele oluşturulan koalisyonlarla ABD ve Avrupa ülkeleri tarafından zorla işleme konulmaya çalışılırken, diğer tarafta İsrail gibi bir ülkeye üç maymun tutumu içinde bulunmaları anlaşılamaz bir durum ve tamamen ikiyüzlü bir politika olarak son derece açık bir şekilde görülmektedir.

 

Basından alınan bilgilere göre Türkiye’nin arabuluculuğuyla Libya’da belirli bir aşamaya gelinmiş ve bu konuda ABD ile belirli bir işbirliği içinde girişimler sürdürülmekteymiş. Bu girişimler, hem Kaddafi ve hem de ayaklanan muhaliflerle iyi ilişkiler içinde olan Türkiye’nin Kaddafi’yi ikna etme aşamasına getirmekte olduğu şekilde açıklanmaktadır. Kaddafi veya oğlu kanalıyla demokratik ortam yaratmaya imkan tanıyacak, gerektiğinde parti kurmak şeklinde gelecekte ülke yönetiminde rol alması gibi uzlaşmaya yönelik seçenekler gündeme gelmiş ve son aşamaları sürdürülmekteymiş. Fransa’nın Paris’te toplantı yaparak, Türkiye’yi çağırmaması ve Türkiye’nin girişimlerini dikkate almadan oldubittiye getirerek, bombardıman başlatması bütün süreci engellemiş. Bu hareket tam Fransa’ya göre bir davranış tarzı olarak görülebilir. Avrupa’da lider olma çabası ve ABD’ne karşı dik bir duruş sergilediğini zanneden Fransa’nın bir yabancı tabiriyle “show-off” veya çaresiz bir gösterişi olarak algılanmaktan öteye Fransa’ya bir kazanç sağlamamakta, fakat Libya’ya gerçekten çok zarar vermiş bir girişim olarak muhtemelen tarihte yerini alacaktır. Libyalılar değişim heyecanı ile şimdi bunu idrak edememektedirler ancak, ileride bu açığa çıkacaktır. Nitekim bilinçli Libyalıların topraklarımıza yabancı müdahalesi istemiyoruz ifadesi bunu gayet güzel açıklamaktadır.

 

Domino Etkisi Rüzgarı İsrail’e Filistin Halkına Uygulamakta Olduğu Tutumdan Dolayı Ulaşabilecek mi?

 

İsrail yıllardan beri hür Filistin halkının iradesine son derece kanlı bir şekilde baskı uygulayan yönetime sahiptir. İsrail’in uyguladığı bütün faaliyetlerin Arap ülkelerinde ayaklanan halklara karşı yönetimlerinin karşı koyuşundan ne farkı olduğunu anlamakta zorluk çekilmektedir.

 

İsrail kendi ülkesi içindeki Filistinlilere uygulamakta olduğu zulmün dışında, bir de elini Gazze gibi kendisine ait olmayan topraklara da uzatarak oradaki insanlara uygulamış olduğu sıkıyönetim ve ambargolarla sefil bir hayat yaşatmayı politika haline getirmiştir. BM’nin kendisi hakkında almış olduğu kararları hiçbir surette uygulamayan, Filistin halkına karşı neredeyse devlet terörü uygulamakta olan İsrail nedense yıllardan beri olduğu gibi ABD ve Batı tarafından domino etkisi dışında tutulmaya çalışılmaktadır. Kaldı ki Arap ülkeleri dahi bu konuda birleşerek şu anda bir tepki ortaya koyamamaktadırlar. Muhtemelen bunun nedeni halen kendi iç sorunları ile ilgilenmek ve hal yoluna koymak zorunda olmalarıdır.

 

Domino etkisi sonunda halk iradesi esas alınmakta ise, artık sağduyuyla hareket edilirse ABD ve yandaşlarının Filistin sorununa karşı duyarsız kalma imkanları ortadan kalkacak anlamına gelmektedir. Kurulan yeni Arap yönetimlerinin İsrail’e eskiden olduğu gibi sağır ve dilsiz kalmayacakları temenni edilebilir. Nitekim Mısır’daki gelişmeler sonrası Gazze, Mısır sınırı Gazzeliler lehine açılmıştır. Bu çok ciddi bir gelişme olarak görülmelidir. İsrail artık eskisi gibi Gazze’ye müdahale edemeyecek demektir.

 

Gazze konusunda 2010 yılında BM İnsan Hakları Komisyonu’nun vermiş olduğu raporda açık bir şekilde Gazze halkına kasti olarak uygulanan ambargo sonucunda sefalet yaratılmakta ve insani yaşam şartları ellerinden alınmaktadır. Yaşam hakları konusunda ise hiçbir güvenceleri yoktur. İsrail istediği anda sudan bir sebeple halkı bombardıman altına alabilmekte ve kimseye hesap verme zorunluluğu hissetmemektedir. Bu hareketin Kaddafi’nin uygulamış olduğu baskılardan daha makul ve haklı gerekçeleri olduğuna dair hiçbir iddia ikna edeci görülememektedir.

 

BM’nin İsrail Hakkında Almış Olduğu Kararları Uygulamak İçin BM, NATO ve Koalisyon Nerededir?

 

Filistin halkının yaptığı her hareket İsrail için terörist hareket olarak görülmektedir. Halbuki bunlar BM tarafından kendilerine vaat edilen bağımsız Filistin devletini kurmak ve yine BM kararları ile güvence altına alınan kutsal yer olan Kudüs’ün statüsünde kendilerine verilmiş olan hakkı paylaşmak istemektedirler. Libya konusunda alınan BM kararlarını derhal uygulamakta tereddüt etmeyen ABD, Fransa ve İngiltere Filistin konusunda neredeler? Bu konuda neden Gazze üzerinde “uçuşa yasak bölge” ve benzeri gibi bir takım tedbirler alınmak suretiyle Filistin sorunun çözümünü hızlandırıcı zecri tedbirler hiçbir zaman gündeme gelmemiş ve hatta düşünülmemiştir bile. Arzu edilen, bu örnekten hareketle Filistin sorunun kökten çözülmesi için NATO dahil ilgili kurumların benzer tedbirlerle İsrail’e uygulama yapmalarıdır.

 

Bütün bu kafa karıştırıcı durumlar BM ve NATO dahil bütün uluslar arası teşkilatlarda ABD’nin başı çektiği güçlülerin kendi senaryolarını diğer ülkelere kabul ettirme ve meşruiyet kazandırma çabası olmaktan öteye geçmemektedir. Rusya, Çin ve Almanya gibi ülkeler bu işin farkındadır. Ne yazık ki Arap Birliği dahi işin vahametini ben bombalama istemedim diyerek, sonradan anlamaya başlamıştır.

 

Türkiye’nin Tutumu

 

Bu konudaki ikiyüzlü uygulamayı en iyi idrak eden ülkelerden biri Türkiye’dir. Yıllarca kendisine uygulanan ikiyüzlü yaklaşımlardan dolayı yeteri kadar tecrübeli olan yönetim artık, atılacak adımlardaki art niyeti önceden sezebilmekte ve haklı olarak gerekli tepkiyi vermekte gibi görülmektedir.

 

Ülkemizin NATO’nun bu işe alet edilme istemine akılcı yaklaşımı öncelikle Fransa’nın aşırı hırslarını sınırlayacak bir girişim olmaktadır. NATO dengeli bir politika ile gereğinden fazla güç kullanılması konusunda gerekli değerlendirmeleri yaparak akılcı bir tutum izlemek zorunda olduğunu kabul etmelidir. Eğer Türkiye’nin yukarıda açıklanan basın haberindeki gibi bir girişimi varsa ve ABD ile koordine edilmekte ve bilgi sahibiyse neden ABD’nin Fransa’yı bombalama veya münferit harekat icra etme konusunda engellemediği soru işareti olarak durmaktadır. NATO bu konuda gerekli gözlemci koalisyonunu oluşturabilir ve barış ve istikrarın tesisine katkıda bulunabilirdi.

 

Bundan Sonra NATO Filistin Konusunda da Rol Alabilir.

 

Buradan elde edilen uygulama ve elde edilen tecrübelerle NATO Filistin İsrail sorununda da aktif rol oynayarak, bundan sonra Filistin halkının İsrail tarafından orantısız güç kullanılarak katledilmesinin önlenmesine yönelik tedbir alacak görevler üslenebilir. Bu şekilde bir uygulama ile Gazze’deki halkın insani yaşama kavuşturulması BM Şartı VII. bölümde belirtildiği gibi sağlanabilir ve Hamas sorunu gibi bir sorun ortadan kendiliğinde kalkar. Ayrıca, Kudüs konusunda İsrail’in uzlaşmaz tutumu Kaddafi’nin uzlaşmaz tutumundan daha katı olup, bunun da bir şekilde NATO ve koalisyon güçleriyle aynı yöntemle çözülmesi örneği gündemde yerini almıştır. NATO, bu örnek BM kararları çerçevesinde yeni stratejik konsepti doğrultusunda bu konuda da rahatlıkla inisiyatif kullanabilir demektir. Bu inisiyatifi kullanması da kanaatimize göre gereklidir. Bu suretle ABD direkt İsrail’in karşısında durmamış, fakat uluslar arası bir irade ortay konulmuş olur diye değerlendirilmektedir.

 

Umudumuz, Libya yoluna konulduktan sonra BM, NATO, Arap Birliği ve diğer uluslar arası kurumların Ortadoğu’ya dönerek, diğer Arap ülkelerinin yanı sıra İsrail’e de artık domino etkisi rüzgarlarının kendisine yaklaşmakta olduğu hissiyatını vermek olmasıdır. Bu rüzgarın etkisiyle İsrail bundan sonra hesap verme endişesi duymadan bildiğini yapmasının mümkün olamayacağını idrak ederek, orta yolu içeren ve uzlaşmaya yönelik bir politika ortaya koyması gerektiğini idraki içine girebilir.