Domino etkisi Libya ile Sona Ermekte midir?

16 Mart 2011  Ortadoğu ve Afrika    [10] [12] [14] [16]

Doç. Dr. Serdar Erdurmaz

Doç. Dr. Serdar Erdurmaz

Genel Koordinatör

Silahsızlanma Çalışmaları

Hakkında – Arşivi

 

Bu günlerde Libya’da olanları bütün dünya ile birlikte izlemekteyiz. Başlangıçta, Tunus ve Mısır’daki rüzgarın etkisiyle ayaklanan halka Avrupa ve ABD alkış tutarak, destek verirken, bu gün Kaddafi’nin karadan ve havadan ayaklanan halkına karşı silahlı kuvvetlerini koordineli olarak kullanmasına yine bütün dünya neredeyse seyirci kalmaktadır. Kaddafi yavaş ve sabırlı bir şekilde Doğu’daki isyanları en batıdan başlayarak bir, bir bastırarak, isyancıların kalesi olan Bingazi’ye doğru ilerlemektedir. Bu arada özelikle Fransa kanalıyla batıya mesaj vermeyi ihmal etmemektedir. Amacı; Fransa’yı kışkırtmak maksadıyla müdahale etmesini sağlamak, bu suretle halka dönerek “ülkemiz yabancı saldırısına maruzdur”. Birleşme zamanıdır diyerek, halkı birleştirmeye yönelik tehlikeli ve oldukça riskli bir seçeneği devreye sokma stratejisini uygulamaya koymak olabilir. Kaddafi ABD’e sataşmaktan uzak durmaktadır.

 

Burada dikkati çeken önemli bir husus Libya liderinin ABD’ni hedef almaktan kaçınması ve bu konuda dikkat sarf etmesidir. Bunun nedeni ABD’ni üzerine sıçratmaktan çekinmesi olabilir. Bu konuda oldukça acı tecrübe sahibi olması ve 1986 yılında evinin nokta hedefi olarak ABD tarafından vurulması, onu bu konuda çekimser kalmaya itmiş olabilir. Diğer bir konu ise, ABD’nin Soğuk Savaş dönemi sonrasında tek kutuplu Dünya lideri olarak bir takım kararları almak suretiyle uygulamaya koyma inisiyatifini göstermiş olmasıdır. Afganistan’a ve Irak’a yapılan ABD inisiyatifi dahilindeki müdahaleler Kaddafi’ye ölçülü davranma zorunluluğunu hissettirmektedir.

 

Bu gün ki konjonktürde ABD artık tek başına hareket etmek yerine, BM ve NATO gibi, uluslar arası kurumlarla birlikte karar vererek harekete geçme stratejisini uygulamaya çalışmaktadır. Bu arada BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin rızası, özellikle Rusya ve Çin’in ikna edilmesi ABD için önem kazanmaktadır. Bu kapsamda ABD BM’ler ve NATO’yu Libya ve diğer Arap ülkelerinin meselelerinde öncülük yapmasını sağlamaya çalışmıştır. Bu şekilde bir yaklaşım oldukça zor bir süreci içermektedir. Libya’da Kaddafi’ye karşı yaptırımların dışında daha güçlü bir hareket için BM’de Güvenlik Konseyi Daimi üyeleri ile birlikte geçici 4 üyenin daha olumlu oy vermek için ikna edilmesi gerekmektedir. Böyle bir durumda bütün ülkelerin öncelikle kendi kamuoylarını ikna etmesi konusu gündemin birinci maddesini teşkil etmektedir. Bütün ülkelerin milli menfaatleri ve uluslararası güvenlik açısından gelişmelerden aynı oranda etkilenip, etkilenmediği konuya etken olan faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Doğal olarak, ülkelerin bu konuya yaklaşımları nispi olarak farklılıklar içermektedir. Mesele NATO içinde aynı hususları içermektedir. Yeni stratejik konseptte, kolektif güvenlik kapsamı içinde, alan dışında NATO üyesi ülkelerin güvenliklerini tehdit eden gelişmelere NATO’nun uluslar arası kurumlarla işbirliği içinde müdahale edilebileceği kabul edilmekle birlikte, bunun sınırları çizilemediğinden sorun daha başlangıçta sıkıntılı bir hal almaktadır. Ayrıca NATO’da kararlar oy birliği ile alınmak zorunda olduğundan, bütün üye ülkelerin herhangi bir müdahaleye sıcak bakarak, evet demesi gerekmektedir. Bu konuda Almanya, İtalya, Portekiz gibi ülkelerle birlikte Türkiye’de çekincesini kesin bir şekilde ifade etmiştir.

 

Bu durumda İngiltere ve Fransa’nın ortaya attığı “uçuşa yasak bölge” ilanı konusunda hukuki dayanağın oluşmamış olması BM’de cılız yaptırım kararı alınması dışında gerekli desteğin sağlanmasına engel teşkil etmektedir. Bu konuda biraz daha gecikilmesi durumunda zaten bir anlamının kalmayacağı Libya’daki Kaddafi taraftarlarının elde ettiği gelişmelerden anlaşılmaktadır. Diğer taraftan NATO’da durumu çaresiz bir şekilde izlemektedir.

 

Ortaya karar vericilerin çokluğunun yarattığı boşluğun oluşturduğu bir karmaşa çıkmaktadır. ABD etkin olduğu BM ve NATO’yu acil bir şekilde devreye sokarak duruma el koyma imkanı konusunda başarılı olamadığı görülmektedir. Tek başına müdahale için kendi iç kamuoyu da hazır olmadığı için böyle bir eyleme kalkamamaktadır. İngiltere ABD dümen suyunda olduğu için tek başına bir harekete kalkması olası görülmemektedir.

 

Fransa’nın yalnızlığı

 

Avrupa’da Fransa tek başına kalan bir lider havasıyla bir takım girişimlerde bulunmaya çalışmaktadır. Sarkozy’nin Libya’yı bombalama konusundaki kendi kamuoyu yoklamaları, yalnızlığını teyit eder bir şekilde uluslar arası kamuoyunda da bir yankı bulmamıştır. Bu durum aslında Avrupa’da liderlik sevdasına soyunmaya çalışan Fransa’ya verilen bir ders olarak da algılanabilir. ABD’e kafa tutma sevdası ile bir takım girişimlerde bulunmakta olan Fransa bu defa ABD tarafından desteklenmeyerek yalnız bırakılmıştır. Bu durumu fark eden Libya Lideri Kaddafi Sarkozy ile alay edecek kadar ileri gitmiştir. Çünkü Fransa’nın Libya’ya herhangi bir müdahalesi uluslar arası kamuoyundan ciddi tepkiler alabilecektir.

 

Kaddafi ne yapabilir?

 

Bu arada zaman kazanan Kaddafi kendi bildiğini uygulamakta ve karşıtlarının elde ettiği şehir ve kasabaları bir, bir ele geçirmektedir. Şimdi esas sorun şudur. Kaddafi bütün hakimiyeti ele geçirir ise yaptığı bunca vahşete ve BM Ceza Mahkemesi suçlusu sayılmasına rağmen Dünya kamuoyu onu hiçbir şey olmamış gibi kabul edecek midir? İşin aslına bakarsak, eğer Kaddafi bütün ayaklanmaları bastırarak, tekrar yönetime hakim olursa uygulayacağı iki şeçenek bulunacaktır önünde. Bunlardan birincisi, daha despot ve baskıcı bir yönetimle bütün karşıtlarını yok ederek iktidarını oğullarına devrederek, sürdürmek. İkincisi ise, halkın isteklerine uygun bir yönetim için karşıtları ile masaya oturarak, halkın isteklerine dayalı orta yolu bulan bir yönetimi yapılandırmak. Gelişmelere baktığımızda bu ikincisinin sonun başlangıcında pek gerçekleşme imkanının olmadığını ve Kaddafi’nin karakter olarak böyle bir yapılanmaya girmeye yatkın olmadığı kanaati hasıl olmaktadır. Ancak, bu aşamaya gelindiğinde, ABD’nin artık müdahalesinin zamanının geldiğini idrak ederek, Kaddafiyi bu şekilde bir yaklaşıma zorlaması olasılık dışı değildir. Gerçekte de Kaddafi yönetiminde kalması şartıyla, ABD’i karşısına alarak tekrar ciddi ambargolara maruz kalmadan, böyle bir talebe boyun eğebileceği düşünülebilir. Aksi takdirde bekası tehlikeye girecek demektir.

 

Domino etkisinin sonu Libya’da gelebilir mi?

 

Libya’da gelişmekte olan bu durum karşısında Kaddafi yönetime tekrar hakim olur da dünya seyirci kalırsa, domino etkisinin terminal noktası Libya olacak anlamına gelecektir. Bu durumda Tunus ve Mısır devrik başkanları, Bin Ali ve Mubarek muhtemelen, biz niye silahlı güçleri kullanmadık, hata etmişiz diye düşünmekten kendilerini alamayacaklardır. Kaddafi bundan sonra bu şekilde isyan çıkartan halkların şiddet kullanılarak bastırılmasında oldukça iyi bir örnek olacaktır. Suudi Arabistan, Bahreyn’in yanı sıra, Orta Asya ülkelerinde de oluşacak hadiselerde bu örnek etkin olabilecektir.

 

Arzu edilen kendi halkının iradesine karşı silahlı güç ile çıkan liderliklerin sürdürülmesi mücadelesine BM gibi uluslar arası kurum ve kuruluşların müdahalesine yönelik bir takım enstrümanların oluşturulmasıdır. Bu durumda BM ve Uluslar arası diğer kurumların ne yapabilecekleri konusunda bir takım kurallar koyarak, uygulamaya yönelik kararlar alması gerekmektedir. Aksi takdirde her türlü ülkede Libya lideri Kaddafi gibi güç kullanarak konumunu muhafazaya etmeye meyilli diktartörler çıkacaktır.

 

 

http://www.turksam.org/tr/a2359.html

  Arkadaşına Gönder  893 kez okundu         

/span><`� ��`ͻMsoNormal style='text-align:justify'> 

 

Dİpnotlar

 

[1] VII. BÖLÜM: Barışın Tehdidi, Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Eylemi Durumunda Alınacak Önlemler. Md. 39. Güvenlik Konseyi, barışın tehdit edildiğini, bozulduğunu ya da bir saldırı eylemi olduğunu saptar ve uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için tavsiyelerde bulunur veya 41 ve 42. Maddeler uyarınca hangi önlemler alınacağını kararlaştırır.

[2] UN Resolution 1973, Security Council Approves ‘No-Fly Zone’ Over Libya, Authorizing ‘All Necessary Measures’ To Protect Civilians, By Vote Of 10 In Favour With 5 Abstentions, Security Council, 6498th Meeting, 17 March 2011

 

 

http://www.turksam.org/tr/a2362.html

  Arkadaşına Gönder  740 kez okundu         Domino etkisi Libya ile Sona Ermekte midir?

16 Mart 2011  Ortadoğu ve Afrika    [10] [12] [14] [16]

Doç. Dr. Serdar Erdurmaz

Doç. Dr. Serdar Erdurmaz

Genel Koordinatör

Silahsızlanma Çalışmaları

Hakkında – Arşivi

 

Bu günlerde Libya’da olanları bütün dünya ile birlikte izlemekteyiz. Başlangıçta, Tunus ve Mısır’daki rüzgarın etkisiyle ayaklanan halka Avrupa ve ABD alkış tutarak, destek verirken, bu gün Kaddafi’nin karadan ve havadan ayaklanan halkına karşı silahlı kuvvetlerini koordineli olarak kullanmasına yine bütün dünya neredeyse seyirci kalmaktadır. Kaddafi yavaş ve sabırlı bir şekilde Doğu’daki isyanları en batıdan başlayarak bir, bir bastırarak, isyancıların kalesi olan Bingazi’ye doğru ilerlemektedir. Bu arada özelikle Fransa kanalıyla batıya mesaj vermeyi ihmal etmemektedir. Amacı; Fransa’yı kışkırtmak maksadıyla müdahale etmesini sağlamak, bu suretle halka dönerek “ülkemiz yabancı saldırısına maruzdur”. Birleşme zamanıdır diyerek, halkı birleştirmeye yönelik tehlikeli ve oldukça riskli bir seçeneği devreye sokma stratejisini uygulamaya koymak olabilir. Kaddafi ABD’e sataşmaktan uzak durmaktadır.

 

Burada dikkati çeken önemli bir husus Libya liderinin ABD’ni hedef almaktan kaçınması ve bu konuda dikkat sarf etmesidir. Bunun nedeni ABD’ni üzerine sıçratmaktan çekinmesi olabilir. Bu konuda oldukça acı tecrübe sahibi olması ve 1986 yılında evinin nokta hedefi olarak ABD tarafından vurulması, onu bu konuda çekimser kalmaya itmiş olabilir. Diğer bir konu ise, ABD’nin Soğuk Savaş dönemi sonrasında tek kutuplu Dünya lideri olarak bir takım kararları almak suretiyle uygulamaya koyma inisiyatifini göstermiş olmasıdır. Afganistan’a ve Irak’a yapılan ABD inisiyatifi dahilindeki müdahaleler Kaddafi’ye ölçülü davranma zorunluluğunu hissettirmektedir.

 

Bu gün ki konjonktürde ABD artık tek başına hareket etmek yerine, BM ve NATO gibi, uluslar arası kurumlarla birlikte karar vererek harekete geçme stratejisini uygulamaya çalışmaktadır. Bu arada BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin rızası, özellikle Rusya ve Çin’in ikna edilmesi ABD için önem kazanmaktadır. Bu kapsamda ABD BM’ler ve NATO’yu Libya ve diğer Arap ülkelerinin meselelerinde öncülük yapmasını sağlamaya çalışmıştır. Bu şekilde bir yaklaşım oldukça zor bir süreci içermektedir. Libya’da Kaddafi’ye karşı yaptırımların dışında daha güçlü bir hareket için BM’de Güvenlik Konseyi Daimi üyeleri ile birlikte geçici 4 üyenin daha olumlu oy vermek için ikna edilmesi gerekmektedir. Böyle bir durumda bütün ülkelerin öncelikle kendi kamuoylarını ikna etmesi konusu gündemin birinci maddesini teşkil etmektedir. Bütün ülkelerin milli menfaatleri ve uluslararası güvenlik açısından gelişmelerden aynı oranda etkilenip, etkilenmediği konuya etken olan faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Doğal olarak, ülkelerin bu konuya yaklaşımları nispi olarak farklılıklar içermektedir. Mesele NATO içinde aynı hususları içermektedir. Yeni stratejik konseptte, kolektif güvenlik kapsamı içinde, alan dışında NATO üyesi ülkelerin güvenliklerini tehdit eden gelişmelere NATO’nun uluslar arası kurumlarla işbirliği içinde müdahale edilebileceği kabul edilmekle birlikte, bunun sınırları çizilemediğinden sorun daha başlangıçta sıkıntılı bir hal almaktadır. Ayrıca NATO’da kararlar oy birliği ile alınmak zorunda olduğundan, bütün üye ülkelerin herhangi bir müdahaleye sıcak bakarak, evet demesi gerekmektedir. Bu konuda Almanya, İtalya, Portekiz gibi ülkelerle birlikte Türkiye’de çekincesini kesin bir şekilde ifade etmiştir.

 

Bu durumda İngiltere ve Fransa’nın ortaya attığı “uçuşa yasak bölge” ilanı konusunda hukuki dayanağın oluşmamış olması BM’de cılız yaptırım kararı alınması dışında gerekli desteğin sağlanmasına engel teşkil etmektedir. Bu konuda biraz daha gecikilmesi durumunda zaten bir anlamının kalmayacağı Libya’daki Kaddafi taraftarlarının elde ettiği gelişmelerden anlaşılmaktadır. Diğer taraftan NATO’da durumu çaresiz bir şekilde izlemektedir.

 

Ortaya karar vericilerin çokluğunun yarattığı boşluğun oluşturduğu bir karmaşa çıkmaktadır. ABD etkin olduğu BM ve NATO’yu acil bir şekilde devreye sokarak duruma el koyma imkanı konusunda başarılı olamadığı görülmektedir. Tek başına müdahale için kendi iç kamuoyu da hazır olmadığı için böyle bir eyleme kalkamamaktadır. İngiltere ABD dümen suyunda olduğu için tek başına bir harekete kalkması olası görülmemektedir.

 

Fransa’nın yalnızlığı

 

Avrupa’da Fransa tek başına kalan bir lider havasıyla bir takım girişimlerde bulunmaya çalışmaktadır. Sarkozy’nin Libya’yı bombalama konusundaki kendi kamuoyu yoklamaları, yalnızlığını teyit eder bir şekilde uluslar arası kamuoyunda da bir yankı bulmamıştır. Bu durum aslında Avrupa’da liderlik sevdasına soyunmaya çalışan Fransa’ya verilen bir ders olarak da algılanabilir. ABD’e kafa tutma sevdası ile bir takım girişimlerde bulunmakta olan Fransa bu defa ABD tarafından desteklenmeyerek yalnız bırakılmıştır. Bu durumu fark eden Libya Lideri Kaddafi Sarkozy ile alay edecek kadar ileri gitmiştir. Çünkü Fransa’nın Libya’ya herhangi bir müdahalesi uluslar arası kamuoyundan ciddi tepkiler alabilecektir.

 

Kaddafi ne yapabilir?

 

Bu arada zaman kazanan Kaddafi kendi bildiğini uygulamakta ve karşıtlarının elde ettiği şehir ve kasabaları bir, bir ele geçirmektedir. Şimdi esas sorun şudur. Kaddafi bütün hakimiyeti ele geçirir ise yaptığı bunca vahşete ve BM Ceza Mahkemesi suçlusu sayılmasına rağmen Dünya kamuoyu onu hiçbir şey olmamış gibi kabul edecek midir? İşin aslına bakarsak, eğer Kaddafi bütün ayaklanmaları bastırarak, tekrar yönetime hakim olursa uygulayacağı iki şeçenek bulunacaktır önünde. Bunlardan birincisi, daha despot ve baskıcı bir yönetimle bütün karşıtlarını yok ederek iktidarını oğullarına devrederek, sürdürmek. İkincisi ise, halkın isteklerine uygun bir yönetim için karşıtları ile masaya oturarak, halkın isteklerine dayalı orta yolu bulan bir yönetimi yapılandırmak. Gelişmelere baktığımızda bu ikincisinin sonun başlangıcında pek gerçekleşme imkanının olmadığını ve Kaddafi’nin karakter olarak böyle bir yapılanmaya girmeye yatkın olmadığı kanaati hasıl olmaktadır. Ancak, bu aşamaya gelindiğinde, ABD’nin artık müdahalesinin zamanının geldiğini idrak ederek, Kaddafiyi bu şekilde bir yaklaşıma zorlaması olasılık dışı değildir. Gerçekte de Kaddafi yönetiminde kalması şartıyla, ABD’i karşısına alarak tekrar ciddi ambargolara maruz kalmadan, böyle bir talebe boyun eğebileceği düşünülebilir. Aksi takdirde bekası tehlikeye girecek demektir.

 

Domino etkisinin sonu Libya’da gelebilir mi?

 

Libya’da gelişmekte olan bu durum karşısında Kaddafi yönetime tekrar hakim olur da dünya seyirci kalırsa, domino etkisinin terminal noktası Libya olacak anlamına gelecektir. Bu durumda Tunus ve Mısır devrik başkanları, Bin Ali ve Mubarek muhtemelen, biz niye silahlı güçleri kullanmadık, hata etmişiz diye düşünmekten kendilerini alamayacaklardır. Kaddafi bundan sonra bu şekilde isyan çıkartan halkların şiddet kullanılarak bastırılmasında oldukça iyi bir örnek olacaktır. Suudi Arabistan, Bahreyn’in yanı sıra, Orta Asya ülkelerinde de oluşacak hadiselerde bu örnek etkin olabilecektir.

 

Arzu edilen kendi halkının iradesine karşı silahlı güç ile çıkan liderliklerin sürdürülmesi mücadelesine BM gibi uluslar arası kurum ve kuruluşların müdahalesine yönelik bir takım enstrümanların oluşturulmasıdır. Bu durumda BM ve Uluslar arası diğer kurumların ne yapabilecekleri konusunda bir takım kurallar koyarak, uygulamaya yönelik kararlar alması gerekmektedir. Aksi takdirde her türlü ülkede Libya lideri Kaddafi gibi güç kullanarak konumunu muhafazaya etmeye meyilli diktartörler çıkacaktır.

 

 

http://www.turksam.org/tr/a2359.html

  Arkadaşına Gönder  893 kez okundu         

/span><`� ��`ͻMsoNormal style='text-align:justify'> 

 

Dİpnotlar

 

[1] VII. BÖLÜM: Barışın Tehdidi, Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Eylemi Durumunda Alınacak Önlemler. Md. 39. Güvenlik Konseyi, barışın tehdit edildiğini, bozulduğunu ya da bir saldırı eylemi olduğunu saptar ve uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için tavsiyelerde bulunur veya 41 ve 42. Maddeler uyarınca hangi önlemler alınacağını kararlaştırır.

[2] UN Resolution 1973, Security Council Approves ‘No-Fly Zone’ Over Libya, Authorizing ‘All Necessary Measures’ To Protect Civilians, By Vote Of 10 In Favour With 5 Abstentions, Security Council, 6498th Meeting, 17 March 2011

 

 

http://www.turksam.org/tr/a2362.html

  Arkadaşına Gönder  740 kez okundu          

Domino etkisi Libya ile Sona Ermekte midir?

Bu günlerde Libya’da olanları bütün dünya ile birlikte izlemekteyiz. Başlangıçta, Tunus ve Mısır’daki rüzgarın etkisiyle ayaklanan halka Avrupa ve ABD alkış tutarak, destek verirken, bu gün Kaddafi’nin karadan ve havadan ayaklanan halkına karşı silahlı kuvvetlerini koordineli olarak kullanmasına yine bütün dünya neredeyse seyirci kalmaktadır. Kaddafi yavaş ve sabırlı bir şekilde Doğu’daki isyanları en batıdan başlayarak bir, bir bastırarak, isyancıların kalesi olan Bingazi’ye doğru ilerlemektedir. Bu arada özelikle Fransa kanalıyla batıya mesaj vermeyi ihmal etmemektedir. Amacı; Fransa’yı kışkırtmak maksadıyla müdahale etmesini sağlamak, bu suretle halka dönerek “ülkemiz yabancı saldırısına maruzdur”. Birleşme zamanıdır diyerek, halkı birleştirmeye yönelik tehlikeli ve oldukça riskli bir seçeneği devreye sokma stratejisini uygulamaya koymak olabilir. Kaddafi ABD’e sataşmaktan uzak durmaktadır.

 

Burada dikkati çeken önemli bir husus Libya liderinin ABD’ni hedef almaktan kaçınması ve bu konuda dikkat sarf etmesidir. Bunun nedeni ABD’ni üzerine sıçratmaktan çekinmesi olabilir. Bu konuda oldukça acı tecrübe sahibi olması ve 1986 yılında evinin nokta hedefi olarak ABD tarafından vurulması, onu bu konuda çekimser kalmaya itmiş olabilir. Diğer bir konu ise, ABD’nin Soğuk Savaş dönemi sonrasında tek kutuplu Dünya lideri olarak bir takım kararları almak suretiyle uygulamaya koyma inisiyatifini göstermiş olmasıdır. Afganistan’a ve Irak’a yapılan ABD inisiyatifi dahilindeki müdahaleler Kaddafi’ye ölçülü davranma zorunluluğunu hissettirmektedir.

 

Bu gün ki konjonktürde ABD artık tek başına hareket etmek yerine, BM ve NATO gibi, uluslar arası kurumlarla birlikte karar vererek harekete geçme stratejisini uygulamaya çalışmaktadır. Bu arada BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin rızası, özellikle Rusya ve Çin’in ikna edilmesi ABD için önem kazanmaktadır. Bu kapsamda ABD BM’ler ve NATO’yu Libya ve diğer Arap ülkelerinin meselelerinde öncülük yapmasını sağlamaya çalışmıştır. Bu şekilde bir yaklaşım oldukça zor bir süreci içermektedir. Libya’da Kaddafi’ye karşı yaptırımların dışında daha güçlü bir hareket için BM’de Güvenlik Konseyi Daimi üyeleri ile birlikte geçici 4 üyenin daha olumlu oy vermek için ikna edilmesi gerekmektedir. Böyle bir durumda bütün ülkelerin öncelikle kendi kamuoylarını ikna etmesi konusu gündemin birinci maddesini teşkil etmektedir. Bütün ülkelerin milli menfaatleri ve uluslararası güvenlik açısından gelişmelerden aynı oranda etkilenip, etkilenmediği konuya etken olan faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Doğal olarak, ülkelerin bu konuya yaklaşımları nispi olarak farklılıklar içermektedir. Mesele NATO içinde aynı hususları içermektedir. Yeni stratejik konseptte, kolektif güvenlik kapsamı içinde, alan dışında NATO üyesi ülkelerin güvenliklerini tehdit eden gelişmelere NATO’nun uluslar arası kurumlarla işbirliği içinde müdahale edilebileceği kabul edilmekle birlikte, bunun sınırları çizilemediğinden sorun daha başlangıçta sıkıntılı bir hal almaktadır. Ayrıca NATO’da kararlar oy birliği ile alınmak zorunda olduğundan, bütün üye ülkelerin herhangi bir müdahaleye sıcak bakarak, evet demesi gerekmektedir. Bu konuda Almanya, İtalya, Portekiz gibi ülkelerle birlikte Türkiye’de çekincesini kesin bir şekilde ifade etmiştir.

 

Bu durumda İngiltere ve Fransa’nın ortaya attığı “uçuşa yasak bölge” ilanı konusunda hukuki dayanağın oluşmamış olması BM’de cılız yaptırım kararı alınması dışında gerekli desteğin sağlanmasına engel teşkil etmektedir. Bu konuda biraz daha gecikilmesi durumunda zaten bir anlamının kalmayacağı Libya’daki Kaddafi taraftarlarının elde ettiği gelişmelerden anlaşılmaktadır. Diğer taraftan NATO’da durumu çaresiz bir şekilde izlemektedir.

 

Ortaya karar vericilerin çokluğunun yarattığı boşluğun oluşturduğu bir karmaşa çıkmaktadır. ABD etkin olduğu BM ve NATO’yu acil bir şekilde devreye sokarak duruma el koyma imkanı konusunda başarılı olamadığı görülmektedir. Tek başına müdahale için kendi iç kamuoyu da hazır olmadığı için böyle bir eyleme kalkamamaktadır. İngiltere ABD dümen suyunda olduğu için tek başına bir harekete kalkması olası görülmemektedir.

 

Fransa’nın yalnızlığı

 

Avrupa’da Fransa tek başına kalan bir lider havasıyla bir takım girişimlerde bulunmaya çalışmaktadır. Sarkozy’nin Libya’yı bombalama konusundaki kendi kamuoyu yoklamaları, yalnızlığını teyit eder bir şekilde uluslar arası kamuoyunda da bir yankı bulmamıştır. Bu durum aslında Avrupa’da liderlik sevdasına soyunmaya çalışan Fransa’ya verilen bir ders olarak da algılanabilir. ABD’e kafa tutma sevdası ile bir takım girişimlerde bulunmakta olan Fransa bu defa ABD tarafından desteklenmeyerek yalnız bırakılmıştır. Bu durumu fark eden Libya Lideri Kaddafi Sarkozy ile alay edecek kadar ileri gitmiştir. Çünkü Fransa’nın Libya’ya herhangi bir müdahalesi uluslar arası kamuoyundan ciddi tepkiler alabilecektir.

 

Kaddafi Ne Yapabilir?

 

Bu arada zaman kazanan Kaddafi kendi bildiğini uygulamakta ve karşıtlarının elde ettiği şehir ve kasabaları bir, bir ele geçirmektedir. Şimdi esas sorun şudur. Kaddafi bütün hakimiyeti ele geçirir ise yaptığı bunca vahşete ve BM Ceza Mahkemesi suçlusu sayılmasına rağmen Dünya kamuoyu onu hiçbir şey olmamış gibi kabul edecek midir? İşin aslına bakarsak, eğer Kaddafi bütün ayaklanmaları bastırarak, tekrar yönetime hakim olursa uygulayacağı iki şeçenek bulunacaktır önünde. Bunlardan birincisi, daha despot ve baskıcı bir yönetimle bütün karşıtlarını yok ederek iktidarını oğullarına devrederek, sürdürmek. İkincisi ise, halkın isteklerine uygun bir yönetim için karşıtları ile masaya oturarak, halkın isteklerine dayalı orta yolu bulan bir yönetimi yapılandırmak. Gelişmelere baktığımızda bu ikincisinin sonun başlangıcında pek gerçekleşme imkanının olmadığını ve Kaddafi’nin karakter olarak böyle bir yapılanmaya girmeye yatkın olmadığı kanaati hasıl olmaktadır. Ancak, bu aşamaya gelindiğinde, ABD’nin artık müdahalesinin zamanının geldiğini idrak ederek, Kaddafiyi bu şekilde bir yaklaşıma zorlaması olasılık dışı değildir. Gerçekte de Kaddafi yönetiminde kalması şartıyla, ABD’i karşısına alarak tekrar ciddi ambargolara maruz kalmadan, böyle bir talebe boyun eğebileceği düşünülebilir. Aksi takdirde bekası tehlikeye girecek demektir.

 

Domino Etkisinin Sonu Libya’da Gelebilir mi?

 

Libya’da gelişmekte olan bu durum karşısında Kaddafi yönetime tekrar hakim olur da dünya seyirci kalırsa, domino etkisinin terminal noktası Libya olacak anlamına gelecektir. Bu durumda Tunus ve Mısır devrik başkanları, Bin Ali ve Mubarek muhtemelen, biz niye silahlı güçleri kullanmadık, hata etmişiz diye düşünmekten kendilerini alamayacaklardır. Kaddafi bundan sonra bu şekilde isyan çıkartan halkların şiddet kullanılarak bastırılmasında oldukça iyi bir örnek olacaktır. Suudi Arabistan, Bahreyn’in yanı sıra, Orta Asya ülkelerinde de oluşacak hadiselerde bu örnek etkin olabilecektir.

 

Arzu edilen kendi halkının iradesine karşı silahlı güç ile çıkan liderliklerin sürdürülmesi mücadelesine BM gibi uluslar arası kurum ve kuruluşların müdahalesine yönelik bir takım enstrümanların oluşturulmasıdır. Bu durumda BM ve Uluslar arası diğer kurumların ne yapabilecekleri konusunda bir takım kurallar koyarak, uygulamaya yönelik kararlar alması gerekmektedir. Aksi takdirde her türlü ülkede Libya lideri Kaddafi gibi güç kullanarak konumunu muhafazaya etmeye meyilli diktartörler çıkacaktır.

 

Dİpnotlar

 

[1] VII. BÖLÜM: Barışın Tehdidi, Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Eylemi Durumunda Alınacak Önlemler. Md. 39. Güvenlik Konseyi, barışın tehdit edildiğini, bozulduğunu ya da bir saldırı eylemi olduğunu saptar ve uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için tavsiyelerde bulunur veya 41 ve 42. Maddeler uyarınca hangi önlemler alınacağını kararlaştırır.

[2] UN Resolution 1973, Security Council Approves ‘No-Fly Zone’ Over Libya, Authorizing ‘All Necessary Measures’ To Protect Civilians, By Vote Of 10 In Favour With 5 Abstentions, Security Council, 6498th Meeting, 17 March 2011