Barack Hüseyin Obama ABD başkanı seçildiğinde Rusya tarafından yeni dönemde sağlıklı bir ilişki kurulması için iki şart ileri sürülmüştü. Bunlardan birisi NATO’nun doğuya doğru ilerlemesinin durdurulması ve Gürcistan ile Ukrayna’nın NATO üyeliğine alınmamasıydı. Diğer bir istek ise Çek Cumhuriyeti’ne yerleştirilmesi planlanan radar sistemi ve Polonya’ya yerleştirilmesi istenen füze kalkanı projelerinden vazgeçilmesiydi. Rusya her iki girişimi de kendi milli güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak algıladığını açıklayarak NATO üyeliği ve füze kalkanı projelerinin gerçekleşmesi durumunda Rusya’nın buna karşı misillemede bulunacağı da belirtildi.

 

Obama iktidara geldikten sonra Almanya, Fransa ve Türkiye gibi ülkelerin de önermesiyle Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO üyeliği konusunda acele edilmemesi kararı alındı. Bu karar ABD adına Rusya’ya karşı verilmiş önemli bir tavizdi. Ancak Obama yönetimi Doğu Avrupa’ya yerleştirilecek füze kalkanı projelerinden vazgeçmeyeceğini açıklamıştı. Rusya ile ABD ekseninde bu gelişmeler yaşanırken Rusya, Venezüella lideri Hügo Chavez başta olmak üzere ABD’nin eski arka bahçesi Güney Amerika liderleri üzerinde etkinliğini artırma çabalarına girmişti. Bu çerçevede hatta ABD kıyılarında askeri tatbikatlar dahi yapmaya başlamış ve Güney Amerika ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır. Rusya diğer yandan İran ile ilişkilerini geliştirmeye devam etmiştir.

 

İran Rusya’dan aldığı nükleer teknoloji ve füze teknolojisi ile ABD’den daha çok bölgesindeki ABD hedeflerini ve İsrail’i doğrudan tehdit edecek duruma gelmiştir. İran geliştirdiği Şahab 3, Şahab 4 ve üzerinde çalıştığı Şahab 5 füzeleri ile İsrail’i vurabilecek safhaya gelmiştir. Diğer taraftan bölgede ABD askeri varlığı da giderek artmaktadır. Türkiye’de İncirlik üssü, Irak’ta ABD askeri varlığı ve Afganistan’daki ABD varlığı da İran için vurulabilecek hedefler arasındadır. Oysa şimdiye kadar ABD tarafından Amerika kıtası bir hedef olarak algılanmış ve ABD Füze Kalkanı Projesi bu anlayışa göre yapılandırılmıştı. Böyle olunca da ABD’ye İran kaynaklı oluşacak füze tehdidinin Doğu Avrupa üzerinde tespit ve imhası planlanmıştır. Oysa İran’ın ABD’yi tehdit edebilecek menzile sahip füze teknolojisini hayata geçirebilmek için en az 7 yıla ihtiyacı olduğu düşünülmektedir. Ancak İran’ın bölgedeki ABD varlığına ve İsrail’e yönelik tehdidi bertaraf edebilmesi için bir an önce bölgede bazı tedbirlerin alınması gerekmektedir.

 

Bölgede İran eksenli düşünülen politikalarda iki ülke ön plana çıkmaktadır. Bunlardan ilki tehdit algılayan ülke olarak İsrail ve diğeri de İran’ın füze teknolojileri ve nükleer teknolojileri geliştirmede doğrudan destek aldığı Rusya’dır. İsrail coğrafi derinliği olmaması sebebiyle bir nükleer tehdidi kaldıramayacak konumdadır. Zira İsrail’e yönelik bir nükleer tehdit bu ülkenin doğrudan beka sorunu olabilmektedir. Zira Türkiye gibi coğrafi olarak büyük bir ülke nükleer tehdit ile karşılaştığında coğrafyasının sadece bir bölümünde zayiat olabileceğini hesaplar. Oysa küçük bir coğrafyaya sahip olan İsrail için nükleer tehdit “olmak ya da olmamak” gibi bir sorunu ortaya çıkarmaktadır. Hal böyle olunca da İsrail bölgede kendisine yönelik hiçbir nükleer tehdide izin vermeyecektir. Hele ki, bu tehdit İran gibi İsrail’in yeryüzünden silinmesi gerektiği yönünde bir Cumhurbaşkanına sahip ise tehdit daha da ciddiye alınmaktadır.

 

İsrail hızla ilerleyen İran nükleer kapasitesine karşı kendisini bir an önce harekete geçmek zorunda hissetmektedir. Bunu için İsrail’in İran’a yönelik bir saldırıda bulunması gündemdedir. Öncelikle böyle bir saldırının Irak’tan çıkma çabası ve Afganistan’da zorlu bir mücadeleye girişen ABD açısından istenmeyen bir durum olduğunu belirtmek gerekmektedir. ABD çeşitli vesilelerle bu saldırıyı önlemeye çalışmaktadır. Ancak böyle bir saldırı durumunda da ABD’nin bölgedeki varlığını ve müttefiki İsrail varlığını koruması gerekmektedir. İsrail aslında kendi füze sistemlerine sahiptir. Ancak coğrafi derinliği olmadığı için İsrail’in daha ön bir safhada bir savunma sistemine sahip olması gerekir. Bunun için en ideal ülke Irak ve Türkiye’dir. Ancak Irak’ta güvenlik sorunu bulunmaktadır. Dolayısıyla Türkiye bölgedeki ABD hedefleri ve İsrail için en ideal alan olarak ortaya çıkmaktadır.

 

ABD’nin George Bush döneminde düşmanca tavır takındığı İran politikası yeni başkan Obama ile beraber ılıman bir havaya bürünmüştür. Bunun sebebi Haziran ayında İran’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde seçmeni radikal unsurlara itmemekti. Ancak artık seçimler yapılmış ve Mahmut Ahmedinejad yeniden seçilmiştir. Ancak Mahmut Ahmedinejad’ın ikinci defa seçilmesi sonrasında ABD’nin artık daha sert tedbirler alacağı beklenmektedir. ABD bir taraftan Rusya’dan İran’a yönelik teknik desteğini çekmesini istemekte, diğer yandan da İran’a yönelik uluslar arası sert önlemleri alabilmesi için Rusya’nın desteğine ihtiyaç duymaktadır. Bu sebeple de Rusya’nın desteğini alabilmesi için Rusya’ya istediğini vermek gibi bir tercihle karşı karşıya kalmıştır. Ayrıca Afganistan için de ABD’nin Rusya’nın desteğine ihtiyaç duyacağı düşünülmektedir.

 

ABD şimdilik Rusya’nın istediği her şeyi yapmış gözükmektedir. Zaten başka da bir çaresi olmadığı açıktır. ABD bunların karşılığında ise Rusya’dan İran'a yönelik S-300 füze sevkiyatını sona erdirmeyi ve Tahran'a karşı yaptırımları öngören BM Güvenlik Konseyi'nin hazırladığı sert karara destek vermesini istemektedir. Şimdi top Rusya’dadır. Ama Rusya’nın ABD’nin tavizlerine taviz ile karşılık verme garantisi bulunmamaktadır ve bu ihtimalde aslında düşüktür. ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in bu ihtimale karşı kapıyı açık bırakması da bu yüzdendir. Zira Gates "İran'ın henüz uzun menzilli füze tehdidi oluşturmadığı yolundaki istihbarat yanlış çıkarsa, planlarımızı değiştirebiliriz" şeklide açıklama yapmıştır. ABD Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne yerleştirmeyi planladığı Füze Savunma Sistemini aslında tamamen devreden çıkarmamıştır. Orta vadede ABD bu sistemi kara üslerinin yanı sıra denizlerde hareketli ve yüzer nakil araçlarına yerleştirecektir ve bunun için de en uygun aday Karadeniz ve Akdeniz olarak karşımıza çıkacaktır. İhtimaldir ki, Rusya’da bunun farkındadır ve ABD’nin bu geri adımına karşılık şimdilik Rusya’da Kaliningrad bölgesine yerleştirmeyi düşündüğü İskender füzelerinden vazgeçtiğini açıklayacaktır. Ancak bu ABD’nin isteklerini karşılamaya yetmeyecektir.

 

ABD’nin Doğu Avrupa’ya yerleştirmeği planladığı Füze Kalkanı Projesi’nden vazgeçmesinin ana sebebinin yukarıda ifade edildiği gibi İran olduğu açıktır. İran’dan en büyük tehdidi İsrail hissetmektedir. İsrail’e göre İran tehdidinin anahtarı Rusya’nın elindedir. Bu sebepledir ki, ABD Rusya’nın istediği NATO ve füze sistemleri tavizlerini vermiştir. Yine bu sebepledir ki, Ağustos ayı sonunda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez ve Eylül ayı başlarında Başbakan Benyamin Netenyahu Rusya’yı İran ve S 300 gündemi ile ziyaret etmiştir.

 

Aslında ABD’nin Doğu Avrupa’ya yerleştirmeği planladığı Füze Kalkanı Projesi’nden vazgeçtiği hakkında ilk iddia Ağustos ayında Polonya’da yayımlanan Wyborcza Gazetesi’nde ortaya atılmıştı. Gazete yayınında Amerikan yönetiminin Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde füze kalkanı sistemi kurmaktan vazgeçtiğini, bunun yerine Türkiye veya İsrail’i düşündüğünü iddia etmiş, ABD ise haberi yalanlamıştı. Ardından Türkiye’nin 7,8 Milyar Dolarlık Patriot füzelerini almak için girişimlerde bulunduğu haberleri basında yer aldı. Ve şimdi de ABD’nin Doğu Avrupa’ya yerleştirmeği planladığı Füze Kalkanı Projesi’nden vazgeçtiğini açıklaması. Bütün bu gelişmeler bölgede bir takım şeylerin öncelik sırasının değiştiğini göstermektedir. Obama yönetiminin dış politikasını oluşturma sürecinde öncelik sıralamasını değiştirmesi Türkiye’yi çok yakından ilgilendirmektedir. Şimdi Doğu Avrupa’ya yerleştirilmesi planlanan Füze Kalkanı Projesi’nden vazgeçmesi bu projeden tamamıyla vazgeçtiği anlamına gelmemektedir. Şimdilik değişen sadece öncelik ve coğrafyadır. Şimdi Türkiye’ye verilen yeni görev kendisini ABD’nin bu değişen yeni stratejisine göre yeniden konumlandırmaktır. Yalnız ortada bir sorun kalmıştır. O da Türkiye’nin son yıllarda giderek artan bir oranda vurgu yaptığı “komşularla sıfır sorun” politikası ile ABD’nin Türkiye’ye biçtiği yeni rolü nasıl bir biri ile uyumlu hale getireceğidir.