Rusya ile Ukrayna arasındaki doğalgaz krizini son üç yıldır bu tarihlerde yaşıyoruz. Geçtiğimiz yıllarda bu krizlerle karşılaştığımızda gelecekte de benzer krizler yaşamaya devam edeceğimizi belirtmiştik. 5 Ocak 2006 tarihinde Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan doğalgaz krizinin çözülmesi vesilesiyle “Rusya ile Ukrayna Anlaştı: Çıkarmamız Gereken Dersler…” başlıklı bir yazı kaleme almış ve bu krizleri tekrar yaşamamamız için hangi tedbirleri almamız gerektiğini analiz etmiştik Bkz. http://www.turksam.org/tr/a713.html

 

Benzer yazıları 2007 ve 2008 yıllarında da kaleme almıştık. Maalesef bu yıl da aynı yazıları yazmak durumundayız. Zira Rusya ile Ukrayna arasında doğalgaz krizi devam etmektedir. İki ülke arasında siyasi sorunlar çözülmeden doğalgaz krizine kalıcı bir çözümün bulunamayacağı açıktır.

 

Aslında bu yıl sonbahar mevsimi geldiğinde Vladimir Putin Avrupa ülkelerini uyarmış ve Ukrayna’nın taleplerine karşılık vermediğini, süresi yakında bitecek olan anlaşma konusunda hiçbir adım atmadığını ve kış ayında bu sebeple Avrupa ülkelerini doğalgazdan mahrum kalabilecekleri konusunda uyarıda bulunmuştu. Hatta Batılı ülkelere biraz da “dokundurarak” “sizin müttefikiniz olan Ukrayna’yı anlaşma masasına oturması için ikna edin” tarzında bir de serzenişte bulunmuştu. Aslında Ağustos ayında Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırması ve ardından Rusya’nın bu savaşa dahil olması ve Ukrayna’nın da açık bir şekilde Gürcistan yanlısı tutum sergilemesi sebebiyle Rusya ve Ukrayna arasında krizin kaçınılmaz olduğu belliydi. Nitekim beklenildiği gibi Aralık ayı geldiğinde kriz de beraberinde geldi.

 

Krizin ilk ciddi belirtisi Gazprom’un CEO’su Aleksandr Miller’ın Naftogaz Ukrayna Şirket başkanı Oleg Dubina ile 24 Aralık günü yaptığı görüşme sonrası Ukrayna’nın Rusya’ya olan gaz borcunu 2008 yılı sonuna kadar ödeyemeyeceğini açıklaması ile ortaya çıktı. Ardından her iki ülke tarafından karşılıklı suçlamalar geldi. Rusya Ukrayna’yı yaklaşık 2 milyar dolar tutarında olan doğalgaz borcunu ödememekle ve Avrupa’ya giden Rus gazını çalmakla suçladı. Ukrayna ise farklı bir fatura çıkardı ve Rusya’yı doğalgazı kendisine karşı baskı unsuru olarak kullanmakla suçladı.

 

2008 yılı biterken 31 Aralık 2008 günü Naftogaz Başkanı Oleg Dubina Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yuşenko tarafından Gazprom ile yürütülen görüşmelerden geri çağrıldı. Görüşmeler kesilirken Gazprom Ukrayna’ya gaz verilmesi için hiçbir yasal gerekçe kalmadığını açıkladı. Rusya ayrıca Ukrayna’ya uyguladığı indirimli tarifenin de geçerliliğini yitirdiğini açıkladı ve yeni fiyat olarak 418 dolar istedi. Rusya Ukrayna’ya verdiği gazı azaltırken aynı zamanda Gazprom Naftogaz’ı Stockholm’daki Uluslararası Tahkim Mahkemesine verdi. Kiev Yüksek Mahkemesi ise (resmi tatil olmasına rağmen) Rusya ile 2010 yılına kadar geçerliliği olan Ukrayna üzerinden Avrupa’ya gaz sevkiyatı ile ilgili antlaşmayı fes ettiğini açıkladı. Kriz Avrupa’da büyük yankı uyandırırken Rusya Beyaz Rusya ve Mavi Akım gibi alternatif hatlardan gaz sevkiyatını artırdı. Bu gelişmeler üzerine Ukrayna kendi topraklarından Avrupa ülkelerine gaz taşıyan dört boru hattını tamamıyla kapattı. Rusya’da Ukrayna’nın Rus gazını çaldığı iddiasını yenileyerek bu ülkeye giden bütün vanaları kapattığını açıkladı. Karşılıklı olarak her iki tarafın birbirini suçlaması krizi daha da derinleştirirken Avrupa ülkelerinin araya girmesiyle sorunun çözüleceğine yönelik umutlar artmaya başladı.

 

10 Ocak 2009’da Rusya ve Avrupa Birliği arasında Ukrayna üzerinden gerçekleştirilen doğalgaz sevkiyatını denetleyecek uluslararası bir kontrol mekanizmasının kurulması için olan protokol antlaşması imzalandı. Ukrayna bu anlaşmayı gecikmeli de olsa imzaladı. Ancak iki ülke arasındaki sorunlar çözülmedi. Eski faturalar yeniden gündeme alını. Ukrayna bütün borçlarını ödediğini açıklarken Rusya Ukrayna’nın 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren çaldığı gaz karşılığı 614 milyon dolarlık borcu hala ödemediğini açıkladı. Ayrıca Rusya Ukrayna sınırından doğalgazın verilmeye başlamasına rağmen Ukrayna’nın bunu Avrupa’ya göndermediğini söyledi. Bu konuda detaylara inildikçe sorun daha da içinden çıkılamaz hal almaya başladı. Ukrayna bu defa yeni bir protokol ve AB’nin de bu protokola dahil olmasını istedi…

 

Yukarıda da görüldüğü gibi sorun uzadıkça çetrefilleşmektedir. Ancak Türkiye’den farklı olarak bazı Doğu Avrupa ülkeleri ve Batı Avrupa ülkeleri doğalgaz krizinin uzamasından ciddi bir şekilde etkilenmişlerdir. Krizin uzaması bu ülkeler için adeta bir kabus halini almıştır. Rusya v Ukrayna bu konuda birbirini suçlamakta ve kendilerini haklı göstermeye çalışmaktadır. Ancak Avrupa ülkeleri için kimin haklı olmasından ziyade sorunun ne zaman çözüleceği daha öncelikli bir konu haline gelmiştir.

 

Gazprom günlük gelirinin 200 milyon dolar olduğunu ve bu kriz sebebiyle günlük yaklaşık 120 milyon dolar zarara uğradığını açıklamıştır. Ukrayna ise transit gelirlerinden önemli kayıpları olduğunu ve transit ücretlerinin de artması gerektiğini açıklamıştır. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dmitri Medvedev ise, “Ukrayna’nın adımları Washington tarafından yönlendiriliyor.” İddiasını gündeme getirdi. Sorunun sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir içerik taşıdığı en üst seviyede dile getirilmiş oldu.

 

Tüm bu krizler yaşanırken Avrupa ülkelerinde Rus gazına olan bağımlılığın azalmasına yönelik bazı çalışmaların gündeme geldiğini görmekteyiz. Polonya, petrol ve doğal gazda Rusya’ya olan bağımlılığın en aza indirilmesi için bir eylem planı üzerinde çalıştığını açıkladı. Uzun süreden beri ortak bir enerji politikası olmayan ve bu sebeple de Nabucco hattı için Türkiye’ye yeterli desteği veremeyen Avrupa ülkeleri bu hattın önemini kavramaya başladılar. 2006 yılında yaşanan krizde bu hattın önemini vurgulamıştık. Hatta bu hattı Rusya ile rekabet ederek değil işbirliği yaparak gerçekleştirmek gerektiğini, bu sebeple de Rusya’nın da bu hatta davet edilmesi gereğinin altını çizmiştik. Yine en son Ağustos 2008’de Rusya ile Gürcistan arasında yaşanan savaş sonrasında biz bu alanda çalışan uzmanların genel kanaatinin aksine bu savaşın Nabucco’nun şansını artırdığını belirtmiştik. Şimdi de bu krizin Nabucco’nun şansını artırdığını ifade ediyoruz.

 

Bu krizde her ülkenin farklı hesapları vardır. Ukrayna bu krizde Avrupa ile Rusya’yı karşı karşıya getirmeye çalışmaktadır. Ukrayna ayrıca Avrupa’ya Rusya’nın güvenilir kaynak olmadığını da göstermek istemektedir. Ancak kendisinin de bu arada güvensiz bir geçiş ülkesi olduğunu teşhir etmektedir. Rusya ise doğalgaz kriziyle Ukrayna liderlerini halkını soğukta bırakan lider pozisyonuna düşürerek aslında bir yerde iç politikaya oynamaktadır. Rusya şunun açık ve net bir şekilde farkındadır ki, Ukrayna’daki Turuncu Devrim kadrosu iktidardan uzaklaşmadığı sürece iki ülke arasında sadece doğalgaz alanında değil her alanda sonunlar çıkmaya devam edecektir. Bu sebeple sorun kökünden çözülmek istenmektedir. Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in doğalgaz krizi ile ilgili açıklamalarında sık sık Turuncu Devrim’e ve onun kadrolarına göndermelerde bulunması buna kanıttır.

 

Rusya krizden uzun vadeli çıkış için Avrupa ülkelerine yer altı doğalgaz depolama tesisleri inşa edilmesini önermektedir. Gazprom CEO’su Aleksey Miller enerji güvenliği bakımından yer altı doğalgaz depolarının büyük önem taşıdığına işaret ederek, Avusturya, Fransa, Almanya, İngiltere'de ve Belçika'da yer altı depolarının kurulması için çalışıldığını açıkladı. Aslında bu krizde Ukrayna’nın rahat davranmasının altında yatan asıl sebep de budur. Ukrayna Avrupa’nın en büyük yer altı depolarına sahiptir ve kriz öncesinde bu depolar ağzına kadar doldurulmuştur. Bu hususu bizzat Başbakan Yuliya Timoşenko’nun “bir yıllık gaz ihtiyacımızı depoladık” açıklamasında net bir şekilde görmekteyiz.

 

Yeraltı depoları aslında bu tür krizlerin can simididir. Bunan yaklaşık üç yıl önce 5 Ocak 2006 tarihinde Rusya “Rusya ile Ukrayna Anlaştı: Çıkarmamız Gereken Dersler…” başlığı ile kaleme aldığımız yazıda öneri olarak şunları söylemiştik:

 

Yer altı depolama tesisleri bir an önce faaliyete geçirilmelidir. Zira, Rusya ile Ukrayna’nın yaşadığı türden bir kriz yeniden yaşanabilir ve beklide Türkiye ile yaşanabileceği gibi herhangi bir doğal afet dahi Türkiye’yi bir enerji krizine sokabilir.

 

Bir ülkeye bağımlılık oranı NATO ve AB standartları olan yüzde 35-40 seviyelerine çekilmelidir.

 

Bu çerçevede Türkmenistan’dan gelecek doğalgazı almak için Trans-Hazar hattının yapımı gerçekleştirilmelidir. (Nabucco)

 

Azerbaycan ve İran seçenekleri daha verimli kullanılmalıdır.

 

Türkiye kaynak çeşitliliğini mutlaka sağlamalıdır. Bu çerçevede güneş enerjisi rüzgar enerjisi ve nükleer enerji seçenekleri değerlendirilmelidir. Aynı şekilde ülkemizin sahip olduğu su kaynakları ve kömür kaynakları da verimli kullanılmalıdır. Doğalgazdan elektrik üretimi asgari seviyelere indirilmelidir.

 

Türkiye doğalgaz boru hatlarını Ceyhan limanına kadar indirmeli ve burada ihraca yönelik bir doğalgaz sıvılaştırma tesisi (LNG) kurmalıdır.

 

Görüldüğü gibi yukarıda sıraladığımız öneriler bugün de hala geçerliliğini sürdürmektedir. Bugün de aynı önerilerin önemini bir kez daha vurguluyoruz. Ayrıca şunu da ilave etmek istiyoruz ki, bu tür sorunların çözüm yeri uluslararası ticari mahkemeler ve bu ülkelerin küresel ekonomik sisteme entegrasyonundan geçmektedir. Bu anlamda Rusya’nın yıllardır Dünya Ticaret Örgütü’ne üyeliği hususunun sürekli veto edilerek Rusya’yı sistemin dışına itenler bu durumu yeniden düşünmelidirler. Bu tür ülkeler dünyaya entegre oldukça dünya daha az sorun yaşayacaktır. Bu tür ülkeler sistem dışına itildikçe sorunların çözümü artacak ve içeriği karmaşıklaşacaktır. Bugünkü kriz de öncekiler gibi şu veya bu şekilde çözülecektir. Doğalgaz’da tamamıyla Rusya’ya bağımlı olan bazı Doğu Avrupa ülkelerinde durum kritik hadde ulaşmıştır. Bu ülkelerin krizin daha fazla uzamasına tahammülleri kalmamıştır. Dolayısıyla sorunun teknik detaylar dışında yakın bir zamanda çözülmesi beklenebilir. Ancak soruna kalıcı çözümün bulunması kolay değildir ve öncelikle iki ülke arasındaki siyasi sorunların çözülmesi gerekmektedir.

 

Bu kriz vesilesiyle Enerji Bakanımızın Rusya ziyareti esnasında Rusya ile yeni bakış açısıyla enerji alanındaki işbirliği yeniden ele alınmalıdır. Rusya’nın Nabucco’ya alternatif geliştirdiği Güney Akım Projesi’nin şansının azalacağını daha önce de açıklamıştık. Daha öncede açıkladığımız hususu bir kez daha tekrar etmekte fayda vardır. Nabucco hattının şansı Kafkasya Kafkasya Savaşı sonrası artmıştı. Bugün de doğalgaz krizi sonrası da artmıştır.  Rusya bir an önce Nabucco’ya ortak edilerek alternatif hatların önü kesilmeli ve bu alanda rekabet yerine işbirliği ön plana çıkarılmalıdır. Bu girişimin bölgede artan tansiyonu düşüreceği ve bölge barışına sayılamayacak ölçüde katkı yapacağı açıktır. 15 Ocak 2009 tarihinde TÜRKSAM’da Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisinin ve diğer konukların iştirakiyle bu alanda yapılacak panel son derece önemlidir. Kamuoyuna açık bu panellere önümüzdeki hafta Rusya Büyükelçiliği ve Gazprom temsilcilerinin de katılımıyla devam etmeyi ümit ediyoruz.