Zaman zaman rastlıyorum. Sanırım konuşacak bir konu kalmadığında hemen “yapay zekâ işlerimizi elimizden alacak mı” sorusuna sarılıyorlar. Aynı soruyla 2-3 saat süren TV programları çıkarabiliyorlar. Katılan aklı başında birçok konuk da aslında konuyu “yahu daha orada değil bu teknoloji 100 – 200 yıl sonra belki”ye getiriyor ama gelin görün ki, yapay zekâ öyle bir canavara dönüştürüldü ki, konuşulması gereken geleceğin işlerinin nasıl şekilleneceğini konuşamıyoruz.

 

Çok az kişi dijital ekonominin iş tanımını tam olarak nasıl değiştirdiğinin farkında. Dijital ekonomide hepimizin mühendis olması mı gerekiyor? Hepimizin yazılımcı mı olması gerekecek veya dizaynır mı olması gerekiyor? Bence hiçbiri.

 

Dijital ekonomide insanların büyük bir çoğunluğu birçok konuda servis sağlayabilir hale gelecek. Bazıları bunu “proximity” servisleri olarak da isimlendiriyor. Bu sadece hayatınız boyunca sürekli kendinizi yenilemenizden ibaret bir dönüşüm değil. Daha farklı beceri gerektiriyor. Derinden farklı bir eğitim yaklaşımı ve hukuki çerçeve gerektiriyor. Biliyorsunuz Carlota Perez’in teorilerini bu köşeye sürekli taşıyorum. Carlota’nın gündeme getirdiği “tekno-ekonomi paradigma” işin doğası konusunda da bize iyi fikirler veriyor.

 

Örneğin 20. yüzyılın tekno-ekonomi paradigmasına göre değer yaratmanın en iyi yolu piramit şeklinde yapılandırılmış bir organizasyonda, bilimsel veriler ışığında, çok geniş bir müşteri kitlesine hitap eden, standardize olmuş ürünler üzerinde çalışmaktı.

 

Eğer babanızın veya sizin işiniz bu şekilde yapılandırılmış ise muhtemelen iyi kazanç sağladınız. Bu şekilde yapılandırılmış bir iş ayrıca ekonomik olarak kendinizi her zaman güvende hissetmenizi sağladı. Dünün en kazançlı işleri otomatize edilmemiş işlerdi. Tam da işte bu yüzden bu işler robotlar ve yazılımla hızlıca ortadan kaybolmaya başladı. Aynı anda sağlık sektöründen inşaat sektörüne veya turizm sektörüne birçok alanda yeni iş kolu çıkarken, 20. yüzyılın en iyi işlerinin olduğu sektörlerde pek iş imkânı kalmamaya başladı. Çünkü 20. yüzyılın işleri standardize olmuş rutin işlerdi.

 

Ford üretim hatlarıyla hayatımıza giren 20. yüzyıla ait tekno-ekonomi paradigması yeniden yapılandırılmak zorunda. Güncellenmek durumunda. Bugün çalışanların kendilerini ekonomik olarak güvende hissedebilecekleri işler büyük oranda değişti. Bu işler:

 

– Daha düz, daha çok platform yapısında büyük bir organizasyona benziyor.

– Süregiden inovasyon prensipleri çerçevesinde dinamik iş modelleri kullanıyor.

– Kendi topluluğu içinde aktif ve bağlantılı tüketicilere servis veriyor.

– Ürünler tamamıyla ve çok sayıda kişiselleştirilebiliyor.

 

20. yüzyıldan oldukça farklılaşan bu yeni paradigma çok yeni beceriler gerektiriyor. Yeni paradigma hepimize daha çok değer katacak. Daha çok zenginlik getirme potansiyeline sahip. Bunun gerçekleşebilmesi için 2 önemli konu üzerinde devletin kafa yorması gerekiyor:

 

– Kanun ve diğer düzenlemelerin yeni paradigma ışığında yapılandırılması gerekiyor.

– Çalışanları bu yeni paradigma için hazırlamalıyız. Çalışanların daha efektif olabildikleri ve işveren veya müşterileri ile daha kaliteli ilişkiler kurarak, daha yüksek değer yaratabildikleri işlere sahip olmalarının önünü açmak gerekiyor.

 

(Bu yazı 25 Eylül 2018 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)