“Değerli Kızım Şahver …” ile başlayan mesaj bu köşede Türkiye’nin geleceğine dair değerli ve önemli fikirleri paylaştığımızı ifade etti bana geçtiğimiz aylarda …

 

Tam bir yıl önce bu köşede dijital ekonomiyi konuşmaya başladık. Sizlerden bana ilham veren birçok mesaj aldım. Daha çok öğrenmeye çalışan ve kendim gibi ilerleme meraklısı insanlarla buluştuğum için çok memnun oldum. Önümüzdeki dönemde de dijital ekonominin dünyada ve ülkemizde nasıl şekillendiğini burada paylaşmaya devam etme niyetindeyim. Zira önümüzdeki 10 yılın ana teması dijital ekonomi olacak.

 

Bu yazıda bir yıl içindeki yazılarım arasından seçtiğim birkaç konuyu sıralamak isterim.

 

Bir yıl içindeki iletişimimizden anlıyorum ki genç ve kendini genç hisseden her vatandaşımız ülkemizin potansiyelinin farkında.

 

Biz…

 

Yeni teknolojilerin tüketicisi bir toplum olmak istemiyoruz.

 

Biz yeni teknolojiler yaratan ve üreten bir ülke olmak istiyoruz.

 

Öğretim üyesinden, bakanlık müsteşarına, öğretmene, KOBİ yöneticisine ve öğrenciye kadar herkes daha çok ARGE ve üretim istiyor.

 

20 Haziran 2017’deki ilk yazımda sürdürülebilir hikâyeden bahsetmiştik.  “Endüstri 4.0 yatırımlarının ülkemiz GDP’sinde yaklaşık %1’lik bir artış yapması öngörülüyor” demiştim. Bu yazıda Çin’in satın aldığı Alman Midea markasından bahsetmiştik ve eklemiştik:

 

“2014 yılında, Çin her 10.000 çalışan başına 34 robota sahipti.

 

2020 hedefi ise, her 10.000 çalışan başına 150 robot ile, dünyadaki en geniş çaplı otomasyona sahip ülke olmak.”

 

Ayrıca…

 

“Zamanının teknolojik trendlerini okuyamayan ve kısa zamanda yok olan bir global marka olarak aklıma hep 1888’de kurulmuş Kodak’ın hazin hikayesi gelir.

 

Fotoğraf makinesi için film satışlarından öylesine kazançlıdırlar ki (pazarın yüzde 90’ına sahiptirler), kafalarını kaldırıp pazardaki inovatif trendlere bakmazlar.

 

Dijital kamerayı Kodak mühendislerinden Steve Sasson 1975’de icat etmiştir. Ancak, Kodak’ın sahiplenemediği bu teknoloji ve anlayamadığı inovatif pazar yaklaşımları, 2012’de Kodak’ı yerle bir eder.”

 

4 Temmuz 2017’de Tarım 4.0 konusuna yer verdik bu köşede.

 

Türkiye’de her 5 kişiden biri tarım sektöründe çalışıyor. Tarım çok önemli. Yeni teknolojilerin tarımda yer bulması ülkenin geleceği için önemli.

 

“AB tarım bütçesini 7, Amerika 5 yıl için planlıyor. Türkiye ise çok daha kısa dönemli tarım bütçesi planlaması yapıyor.

 

Avrupa’da tarım teknolojilerinin kullanımı sadece çiftçinin değil, üniversitelerin, araştırma kurumlarının ve kamunun da işidir.

 

Örneğin İngiltere’de Tahıl Geliştirme Stratejik Program konsorsiyumunda 5 üniversite bir arada çalışır. Bu program İngiliz Ticaret, Enerji ve Endüstri Bakanlığı’na bağlı 7 araştırma programından biri tarafından finanse edilir.  2015-2016 döneminde 675 milyon dolarlık bir yatırımla dünya standartlarında araştırmacıları görevlendirip, laboratuvarlar kurmuşlardır.”

 

15 Ağustos 2017 tarihinde kaleme aldığım Aşamalı Devrimler Teorisi ekşi sözlükte yer buldu kendine.  Bu yazıyı teknolojinin toplumları nasıl öne geçirdiğini anlamak isteyenlerin mutlaka okuması gerekiyor. Carlota Perez benim tanıdığım en akıllı ve ilham verici araştırmacı.

 

Bir alana bağlı kalmayarak birden fazla alanda yaptığı derin araştırmaları çok güzel yorumluyor. Bu yazıyı mutlaka okumalısınız.

 

3 Ekim 2017’de Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden mezun olan mühendislerin ülkemizin parlayan yıldızı savunma sanayinde görev almak istediklerini paylaşmıştım. Aselsan başta olmak üzere tüm savunma sanayi şirketlerimiz son derece başarılı projelere imza atmaya devam ediyor.

 

20 Şubat 2018’de Bain & Company danışmanlık şirketinin 2030 Makro trendler raporunu paylaşmıştık bu köşede. 2030’da 3 büyük kuvvetin birbirine girmesi bekleniyor: otomasyon, toplumsal eşitsizlik ve yaşlanan nüfus.

 

“Önümüzdeki yıllarda faiz oranlarının hızlı bir şekilde düşmesi ve yükselmesi de ekonomide dalgalanmanın etkilerini artıracaktır. Ancak önümüzdeki 10 -15 yıllık dönemde otomasyondan kaynaklanan büyük bir ekonomik genişlemenin yaşanacağı aşikardır. Ardından yine otomasyona yapılan yatırımların bir bölümünün gereksizliğinden kaynaklanan bir ekonomik daralma ile 2030’lu yıllara ulaşacağız.”

 

24 Nisan 2018’de 2025 yapay zekâ vizyonunu yazmıştım. Yol haritasını tarif etmiştim. “2015 yılında Nobel ödülünü alan Prof. Aziz Sancar’ın adını taşıyacak ve geliştirdiği yapay zekâ araştırmaları ve teknolojileri ile Türkiye’yi 2025 ve ötesine hazırlayacak Prof. Dr. Aziz Sancar Yapay Zekâ Araştırma Enstitüsü” kurulmasını önermiştim.

 

Sonraki haftalarda Aziz Hoca’dan aldığım “Değerli Kızım Şahver …” ile başlayan mesaj beni daha çok heyecanlandırdı bu köşede sizlerle paylaştığımız ve paylaşacağımız konular açısından …

 

Türkiye’yi çok güzel günler bekliyor. Birlik ve beraberliğimize sahip çıkıp, ARGE ve üretime odaklanırsak kendi başarı hikayemizi biz de yaratabiliriz. Kore bunu yaptı.

 

Türkiye bunu yapabilir.  Yapmalıdır.

 

Güzel bir hafta diliyorum.

 

(Bu yazı 19 Haziran 2018 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)