Bizzat kendi düşüncelerimizle mi yoksa Batı’nın ağzıyla mı konuşuyoruz?

 

Avrupa Konseyi’nin (AK) ve ABD’li karar vericilerin akıl hocalığını yapan kuruluşlarının raporlarından yola çıkarak cevabı bulmaya çalışalım…

 

Söz Türkiye’nin “demokratikleşmesinden” ve Kürtlerin hak ve özgürlüklerinden açılınca AK ve Amerikalı kuruluşların kaleme alıp önümüze koydukları raporların sayısı oldukça çok. Ama biz aralarından en çarpıcıları olan, “demokratikleşme” ve “Kürtleri özgürleştirme” istek ve talimatlarına yer verilenleri seçelim.

 

– AK’nin 7 Temmuz 2006 tarihli “The Cultural Situation Of The Kurds”,

 

– AK’nin 8 kasım 2006 tarihli “Turkey 2006 Progress Report”,

 

– AK’nin 17 Eylül 2007 tarihli “Local Democracy in Turkey Situation in Sur/Diyarbakir (South-East Anatolia, Turkey),

 

– Amerikan Dış Politikası Ulusal Komitesi’nin (NCAFP) 15 Ekim 2007 tarihli “Disarming, Demobilizing, and Reintegrating the Kurdistan Worker’s Party”,

 

– AK’nin 1 Ekim 2009 tarihli “Report by Thomas Hammerberg Commissioner for Human Rights of the Council of Europe”,

 

– ABD’li International Crisis Group’un (ICG) 20 Eylül 2011 tarihli “Turkey: Ending the PKK Insurgency” ve

 

– AK’nin 16 Ekim 2013 tarihli “2013 Progress Report”

 

başlıklı raporlarından çıkardığımız ortak noktalar:

 

Dil ve Kültür

 

Raporların önde gelen iddiası, Kürtçeye basın ve eğitim-öğretimde yer verilmediğidir. Folkloruna izin verildiğinin söylenebileceği öne sürülüyor. Aynı konudaki iddialara göre, Kürtlerin kültürel haklarından söz edenler hain olarak nitelenmekte ve buna uygun olarak davranılmaktadır. 2004 yılında özellikle yeni hükümetin uygulamasıyla ve de Avrupalı kurumların baskısıyla Kürtçe televizyon yayınına ve dil kurslarına izin verildi. Bizim anayasayı “sivilleştirme” mantığıyla eleştirdiğimiz hususlar bundan altı yıl önceki rapora konu olmuştur. Sorun anayasanın 3. maddesinde aranarak; “Türk devleti ülkesiyle, milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir” şeklindeki ifade sebep olarak gösterilmektedir. Ülkedeki anayasa tartışmalarına kendi doğruları yönünde bir içerik kazandırdıkları açıktır.

 

Yerel Yönetimler

 

Sur Belediyesi örneğinde olduğu gibi, 1985 tarihli Yerel Yönetimler Avrupa Sözleşmesi’ne uygun olarak yerel yönetim yetkilerine müdahalede bulunulduğu iddia edilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin savcılarının hazırladıkları iddianamelerle, mahkemelerin verdikleri kararların tanımayan ifadelerle terör örgütü-yerel yönetim bağlantısı yok sayılmaktadır. Bu doğrultuda yerel yönetime müdahaleler kurumlaştırılmış olmakla nitelenmektedir.

 

Yerel yönetimlerin anıldığı her yerde sözde sivil toplum örgütü olarak kabule zorlanan PKK ve diğer terör örgütlerinin yasala çıkardığı dernek vs.lerin faaliyetlerine, para kaynaklarına engel olunmaması isteniyor.

 

PKK’nın Silahsızlandırılması (Barış Süreci)

 

Devlet kademelerinin dillerinden düşürmedikleri PKK’nın silahsızlandırılmasının aşamaları 2007 yılında Amerikan NCAFP isimli dış politika kurumu tarafından ortaya atıldı. Bunun adı, bilinen Amerikan kolaycılığıyla kısaltılarak ifade edilen DDR formülüdür. Açılımı Disarming (silahsızlandırmak), demobilizing (dağdan indirmek), reintegrating (toplumla bütünleştirmek) şeklindedir.

 

Amerikalılara göre Terörle Mücadele Yasası ve Ceza Kanununun 301. Maddesi demokratikleşmenin önündeki başlıca engellerdir. Kısaca terör ve teröristin önünü kesmemizden hoşnut değiller. Türkiye’de her yıl yeni bir yaptırımla kırpılan yasalarımızla yürütmeye çalıştığımız terörle mücadelemiz bile Amerikalılara yaranamıyor. Oysa Guantanamo’nun, Avrupa’nın göbeğindeki tecritli sorgu merkezlerinin, açık denizlerde aylarca sorgulamaların sahibi olduklarını gayet iyi bildiğimizi unutuyorlar.

 

Ülke bizim, terör bizim sorunumuz, nasıl mücadele edileceğine karar vermesi gereken yine biziz ancak PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmenin dışında hepsini sahiplenen ABD. NCAFP’nin raporuna bakınca, Türkiye’nin bu konuda görevlendirildiğini görüyoruz. ABD, siz kenara çekilin, Türkiye’nin ekonomisini, demokrasisini, yargısını ben kendime göre yeniden tasarlayacağım diyor.

 

ICG’un raporuysa bütünüyle PKK’nın siyasallaştırılmasına adanmış durumda. Bağımsız bir ülke yokmuş gibi ele aldıkları Kürtçü teröründe çözümü “Kürt özerk yönetimine “ kadar götürüyor.

 

 

 

 

Lozan’a rağmen Kürtleri azınlık olarak kabul ettirme ısrarı

 

AK ve Amerikan kuruluşlarının raporlarının bir yerinde mutlaka, “Kurds are the largest stateless minority in the World” – Kürtler dünyadaki devletsiz en büyük azınlıktır” sözü geçer. AK’nin komiseri T. HAMMERBERG’in raporunda Kürtler açıkça azınlık olarak kabul edilir. Bizim henüz imzalamadığımız, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 12. maddesi hatırlatılarak hak ve özgürlerin garanti altına alınması istenir. Yerel ve Azınlık Dilleri için Avrupa Sözleşmesi ile Ulusal Azınlıkların Korunmaları için Çerçeve Anlaşması gibi uluslararası yaptırımların uygulanması çağrısında bulunur. Yerel yönetimlerin ve demokratik toplum yapısını güçlendireceği iddiasıyla dernekleşmenin teşvik edilmesini ister.

 

Raporunun 24 ve 25. Maddelerinde Kürtçe anadille eğitim ile “Özerk Kürdistan” taleplerini dayandırdığı görüş ve düşüncelerini anlatıyor. Bir sonraki maddede ise Lozan Antlaşması’nın gayri Müslim azınlıkları tanımını boşa çıkararak, Kürt etnik azınlığı yaratma gayretine giriyor.

 

Reformların Uygulanması

 

Türklüğe hakaret şeklinde basite indirgedikleri 301. Maddenin kaldırılması. Sadece Kürtleri hedef aldığını ve düşünce-ifade özgürlüğüne önlediğini öne sürdükleri 215, 216, 217 ve 220. Maddelerin Ceza Yasasından çıkarılması.

 

Demokratikleşme Paketi

 

AK’nin 2013 Türkiye İlerleme Raporu, hükümetin 30 Eylül tarihinde açıkladığı demokratikleşme paketinin geçerliliğini bizzat hükümet ve parlamentonun uygulamalarına bağlamaktadır. Seçim barajının yüzde 10’un altına indirilmesi istenmektedir. X, Q ve W harflerinin ve köy isimlerinin değiştirilmesinden ve nefret suçlarının cezalandırılmasından söz edilmektedir. Avrupa ölçülerine ulaşılması için gerçekleştirildiğini öne sürdükleri 4. Yargı Paketi’nden söz edilmesi unutulmuyor. AK’nin isteği doğrultusunda ombudsman atamasının, “derin devlet” operasyonlarının yerinde olduğu belirtiliyor.

 

 Raporlara konu edilen “demokratikleşmenin” ve “barış sürecinin” diğer olmazsa olmaz maddelerini başlıklar halinde alalım:

 

-Ordunun demokratikleştirilmesi

 

– Genel af için gerekli uyarlamalar

 

– DTP’nin (bugünkü BDP) muhatap olarak kabul edilmesi

 

– Hakikatleri araştırma ve uzlaşma süreci

 

– PKK’nın şiddetten (!) vazgeçirilmesi için batı tarafından gerçekleştirilecek girişimler

 

Uygulayan biz miyiz yoksa Batı mı?