Dünyada yaşanan ekonomik kriz ve ABD’de Başkanlık koltuğuna Barack Hüseyin Obama’nın oturması küresel çapta önemli değişiklikleri ve eksen kaymalarını ortaya çıkarmıştır. Obama’nın iktidara gelmesi sonrasında Bush döneminin aksine Irak’tan başlayarak Ortadoğu karasal bölgesinden çekilme sürecinin başlatılması bu bölgeyi küresel mücadele alanının merkezi olmaktan çıkarmıştır. ABD’nin yeni yönetiminin Irak’tan çekilerek terörle mücadelenin merkez üssünü Afganistan ve Pakistan’a taşıması önümüzdeki dönemde yükselen değerin Güney Asya olacağının da ilk işaretlerini vermiştir.[1]

 

ABD’nin Güney Asya’ya yerleşme planlarına paralel bir şekilde Çin’in de küresel ekonomik krizden büyüyerek çıkması, bölgede ve dünyada güç dengelerini değiştirmiş ve ABD’nin küresel hesaplarını da gözden geçirmesine sebep olmuştur. Bush yönetiminden farklı olarak çok önceden hazırlanmış bir programı hayata geçirmekten ziyade halen oluşturmaya çalıştığı bir dış politika çizgisi izleyen Obama yönetimi için uluslararası terörle mücadele birincil önceliğini giderek yitirmeye başlamaktadır. Zira Bush yönetiminin terörle mücadele edeceği bahanesiyle girdiği Irak’ta bataklığa saplanması ve şimdi de Afganistan’da benzer bir akıbetle yüzleşmek durumunda kalan Obama yönetiminin kaçırdıkları önemli bir hatanın farkına varılmaya başlanmıştır. ABD’nin terörle mücadeledeki “meşguliyeti” ve aşırı kaynak harcaması Rusya’nın ve özellikle de Çin’in önünü açmıştır. ABD’nin geç fark ettiği bu gerçek önümüzdeki süreçte ABD’nin küresel hakimiyetini tehdit eden asıl unsurun terör örgütlerinden daha çok Çin olması Obama’yı yeni tedbirler ve politika değişikliklerine yöneltmiştir.

 

Çin bölgede ciddi bir alan kazanmış ve bölgedeki bütün diğer ülkelerin çıkar alanlarını tehdit etmeye başlamıştır. Şimdiye kadar Rusya ile Çin birbirlerini stratejik müttefik olarak tanımlamaktaydılar. Hatta hala bu şekilde tanımlamaya da devam etmektedir. Ancak bugün Rusya için en büyük tehdit Çin sayılmaktadır. Rusya için son yılların en büyük dış politika hatasının da bu çerçevede Çin ile imzalanan Şanghay İşbirliği Örgütü olduğunu da söyleyebiliriz. Çin bu örgütü kullanarak Orta Asya’da etkinliğini artırmış ve Hazar bölgesi enerji kaynakları için en büyük müşteri konumuna gelmiştir. Kanaatimize göre Çin’e karşı denge sağlamak için Rusya’nın Türkiye, Japonya ve ABD ile işbirliğine dahi gideceğini öngörmekteyiz. Bu çerçevede Türkiye ile Rusya arasında yaşanan yakınlaşmanın bir boyutunda da Çin’in bölgede giderek artan etkisi yer almaktadır.

 

Son birkaç yılda yaşanan gelişmeler ve küresel ekonomik kriz sonrasında yepyeni bir dünya dengesi oluştuğu kanaatindeyiz. Çin’in ekonomik krizden büyümeye devam ederek çıkması bölge dengelerini altüst etmiştir. Bu çerçevede Türk-Rus ilişkileri de yeni bir düzleme oturmuştur. Şimdiye kadar Türk-Rus ilişkilerinin hep Batı karşıtlığında geliştiği konuşulmuştu. Hatta bu yakınlaşma ABD tarafından fazlasıyla eleştirilmişti. Türk-Rus yakınlaşması acaba bir Avrasya Birliği mi kuruluyor tartışmalarına bile sebep olmuştu. Türkiye’nin Avrasya bölgesine yönelmesi ve Rusya ile yakınlaşması AB’ye alternatif olabilir mi ve bir B seçeneği mi var tartışmalarına bile sebep olmuştur. Ancak kanaatimizce bu tartışmalar bitmiştir ve bundan sonra ABD bile Türk-Rus yakınlaşmasını desteklemek durumunda kalacaktır. Hatta bugünkü Türk-Rus yakınlaşmasının en önemli sebeplerinden birisi de giderek artan Çin tehdididir. Rusya’nın boşalan Uzakdoğu/Sibirya bölgesi Çin’in etkisine girmektedir. Diğer yandan Türkiye’nin doğrudan misyon coğrafyası olan Türk Cumhuriyetleri de Çin etkisine maruz kalmaktadır. Dolayısıyla da Çin’e karşı bölgede yeni bir ittifak ortaya çıkmaktadır. Küresel dengeler ise Avrasya bölgesinde şekillenmeye adaydır.

 

Küresel düzlemde eksen kaymasının yaşandığı bir dönemde geç de olsa bir toplantı vesilesiyle Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından Türkiye’nin Avrasya politikası açıklanmıştır.[2] İstanbul’da 4 Şubat 2010 tarihinde gerçekleştirilen Türk-Avrasya İş Konseyleri 7. Diplomatik Misyon Temsilcileri Toplantısı Davutoğlu için Avrasya politikasının açıklanması için iyi bir zemin oldu.

 

Zirvede konuşan Davutoğlu, Avrupa Birliği ülkelerindeki barışın ortak bir ekonomik havzadan kaynaklandığını kaydeden Davutoğlu, "Bugün Avrasya'nın da böyle bir yaklaşıma ihtiyacı var. Avrasya'da özgüvene dayalı ekonomik etkileşimle pekiştirilmiş diyalog gerekmektedir." dedi. Uluslararası düzenin kurulabilmesi için en kritik coğrafyanın Avrasya coğrafyası olduğuna dikkat çeken Davutoğlu, bunun için daha çok siyasi diyalog, ekonomik etkileşim ve kültürel etkileşim gerektiğinin altını çizdi.

 

Davutoğlu’nun önerisinin basına farklı yansıdığı görülmektedir. Bazı haberlerde Davutoğlu’nun Avrasya Birliği önerdiğini “Davutoğlu’ndan tarihi öneri” başlığıyla verildiği görülmektedir. Kanaatimizce ve Sayın Davutoğlu’nun konuşmalarına da bakıldığında bir Avrasya Birliği önerisi olmadığı, sadece Avrasya’nın önemine vurgu yaptığı şeklindedir.

 

Türkiye 2008-2009 yıllarında Ortadoğu odaklı bir dış politika izlemiştir. Bu politikaları 2010 yılında da devam ettirecek gibi görülmektedir. Geçtiğimiz yıllarda Avrasya bölgesi, özellikle de Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk cumhuriyetleri ihmal edilmiştir. Şimdi Ankara’nın 2010 yılında Avrasya bölgesine önem vereceği ve bu coğrafyada da etkin olmak istediği anlaşılmaktadır. Davutoğlu aslında bu politikanın ipuçlarını vermiştir. Ancak Avrasya coğrafyasında etkin olmak istiyorsanız öncelikle Türk Cumhuriyetlerinde etkin olmak durumundasınız. Türkiye ise Rusya, Çin ve Afganistan eksenli bir Avrasya politikası izlemekten yana gözükmektedir. Türk Cumhuriyetlerinde etkin olmadan Avrasya’da etkin olunmayacağı bilinmelidir. Örneğin Azerbaycansız bir Avrasya düşünülebilir mi? Veya Rusya ile daha yakın ilişkiler içerisinde olan Kazakistan’ı yanınıza almadan Avrasya’da etkin olabilir misiniz? Elbette olamazsınız. Türkiye’nin Ortadoğu coğrafyasında Arap ağırlıklı bir dış politika izlediği ancak buna karşın Avrasya coğrafyasında Türk dünyası bir politika izlemekten yana olmadığı görülmektedir.

 

Avrasya Bölgesi klasik algılama biçimiyle sadece eski Sovyetler Birliği coğrafyasından ibaret değildir. Bugün Türkiye, İran, Afganistan gibi ülkeler de Avrasya’nın bir parçası. Avrasya bölgesi AB, Çin, Hindistan gibi küresel ve bölgesel güçlerin arasında yer almaktadır. Dünyanın en önemli enerji rezervlerinin olduğu bölge de yine Avrasya’dır.

 

Davutoğlu’nun bu mesajının başka bir anlamı daha vardır. Bu mesajı Kazakistan’ın dönem başkanı olduğu ve dönem başkanlığı Haziran ayında Türkiye’ye geçecek olan CICA (Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı) öncesi bir hazırlık mesajı olarak da değerlendirmek gerekir. Zira Davutoğlu’nun bu örgütü önemsediği görülmektedir.

 

Davutoğlu’nun önerdiği Avrasya coğrafyasındaki ekonomik entegrasyon nerede başlayıp, nerede bitecektir. Nasıl bir birlik ve kimleri ihtiva edecektir? Örneğin Çin bu birliğin içerisinde olacak mıdır? Bu soruların cevabının bulunması gerekmektedir. Özellikle Çin konusunda daha derin analizlere ihtiyaç vardır. Rusya’nın Çin’i Şhangay İşbirliği Örgütüne davet ederek düştüğü tarihsel hatadan da ders almak gerekir.

 

Dipnotlar

 

[1] Güney Asya Projesi olarak formüle ettiğimiz ve ilk defa tarafımızdan formüle edilerek açıklanan bu yeni projenin anlatıldığı programı ATV Avrupa’da yayınlanan Kral ve Ben Programından izleyebilirsiniz. Ertan Özyiğit’in hazırlayıp sunduğu ve 23 Eylül 2009 tarihinde yayınlanan programa http://www.youtube.com/watch?v=hv7-P2-GQrc linkteki adresten bakılabilir.

 

[2] Bizim son iki yıldır sürekli gündeme getirdiğimiz Çin tehdidi ve Türk Cumhuriyetleri ile daha sıkı işbirliği önerisinin dolayısıyla da Avrasya coğrafyasına önem verilmesi gerektiğine dair önerilerimizin şimdilerde “biraz geç de olsa” dikkate alınmasını önemli sayıyoruz.